 |
|
Toplumsal muhalefete Jandarma dipçiği

Generallerin devletin esas sahibi oldukları ve her şeyin kendilerinde başlayıp bittiği olgusu toplumsal muhalefete karşı jandarma dipçiğini daha fazla öne çıkarma çabasını gündeme getirdi. Yıllardan bu yana ordu ile emniyet güçleri arasındaki çekişme ordunun daha fazla öne çıkması ve polisin alanında el atmasıyla iki güvenlik güç arasındaki çekişmenin daha açıkça ortaya çıkmasını koşulladı. Jandarmanın, kentlerde okul baskınları yapması, okul ve kuran kurslarını fişleyerek istihbarat çalışması yürütmesi; yani ordunun polisin –yasalar tarafından da belirlenmiş olan– “Görev alanı”na girmesi, faşist rejimin bu iki karşıdevrim gücü arasında, yeni bir tartışmayı / çekişmeyi gündeme getirdi.
Polis şefleri, jandarmanın kendi “Görev alanı”nda çalışma yürütmesinden duyduğu rahatsızlığı açıktan dile getirirken, İçişleri Bakanlığı yetkilileri, jandarmanın bu faaliyetlerinin yasal olduğunu söylüyor. Bakan Abdülkadir Aksu ise, “Sabırlı olun, yakında bir şeyler yapacağız” diyerek bu konuda yeni bir düzenlemeye gidileceğinin işaretini veriyor. Gerçekte hükümet, polisin yetki alanı kısıldıkça, jandarmanın yetki alanı genişledikçe bunun anlamının Genelkurmay’ın hareket sahasının genişlemesi olacağını çok iyi biliyor. Her ne kadar jandarma da polis gibi İçişleri Bakanlığına bağlı olsa da, Genelkurmay’ın jandarma üzerindeki nüfuzu polise oranla tartışılmaz ölçüde daha fazladır ve esas olarak. Genelkurmayda talimatları almakta ve iç işleri bakanlığının göstermelikten öteye fazla bir etkisi de yoktur. Arkalarına gerillayla savaşın gerekleri gibi rejim açısından temel önemde bir dayanağı almış olmalarına karşın, generallerin jandarmanın yetkisi konusunda istediklerini bir türlü alamamalarının nedeni de bu. Hükümet, jandarmanın yetkilerini kent merkezlerine doğru genişletmesine, etkisinin zayıflaması nedeniyle olduğu karşı koyacaktır. Büyükanıt’ın başını çektiği faşist militarist klik ise, hâkimiyet sahalarını genişletmek için bastıracaktır. Faşist rejimin iki gücü, hükümet ve generaller, “Yetki alanı” çatışması yaparken asıl bomba, Ankara’daki “Sauna Çetesi Operasyonu”nda ele geçen 68 CD’nin içinden çıkanlarla patlıyor. Başında halen Genelkurmay'da görevli bir yüzbaşı ile Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yapmış eski bir polis şefinin bulunduğu çetenin zulasından, bir MİT kimliği ve MİT'çi Kaşif Kozinoğlu imzalı "İhtiyaç olduğunda şahsa yardımcı olun" ibareli bir yazı ile 68 adet CD çıkıyor. Peki, bu CD’lerde yer alan şemalar, bilgiler, planlar, krokiler, hangi amaçla kullanılacaktı? Yoksa ordu, polise güvenmediği için, tüm bu kişilerin, yerlerin korumasını gizlice kendisi mi üstlenmişti? Yoksa Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi kontrgerilla örgütlenmelerini bu amaçla mı oluşturuyor? Elbette ki değil. Generallerin denetimindeki, katliam şebekesi JİTEM’in kirli faaliyetleri, artık herkesin malumu. Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın “İyi çocukları”, kentlerin dört bir yanına dağılmış, kirli planlar için istihbarat topluyor, Şemdinli’de olduğu gibi daha da ileri giderek bombalıyor, öldürüyor... ’93 Konsepti’nin manzaraları yeniden canlanıyor ve başta Kürt halkı olmak üzere halklarımız, kirli savaşın yaygınlaştırılmasıyla tehdit ediliyor. Ordunun alan genişleterek, polisin alanına girmesi üzerine kopan ordu-polis tartışmasının, çete operasyonlarıyla aslında gerçek bir çatışmaya dönüştüğü ortada. Zira Şemdinli olaylarını araştıran Meclis Araştırma Komisyonu’na ifade veren Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un “Hırsız evin içindeyse, kilit işe yaramaz” sözü de, bu çatışmanın derinliğinin ipuçlarını vermişti. Ve ardından AKP yakınlığıyla bilinen ve Van rektör Aşkın hakkında tutuklama ve soruşturma emri veren Van savcısının Şemdinli olayları vesilesiyle Paşa Büyükanıt’ın Genelkurmay başkanlığına gelişinin önünü kesmek için hakkında soruşturma açması istemi vb. Rejimin bu iki odağı arasındaki çatışmanın nedeninin, sadece bir yetki sorunu olmadığı ortada. Bu, klikler arasındaki iktidar çatışmanın açık yansıması. Generaller, Avrupa Birliği (AB) uyum süreci ile siyasi iktidar üzerindeki gerileyen inisiyatifini inşa etmek için 2005 Newroz’uyla uygulamaya soktukları umut kırma konseptinde bir hayli mesafe kat etmiş bulunuyor. 28 Şubat sürecinden sonra, yeniden organize ettiği kontrgerillanın faaliyetlerini Batı’nın kentlerine doğru yayarak, güçlendirmeye çalışıyor. Bu amaçla, istihbarat gücünü kendi tekelinde toplayarak kentlerde de kontrolünü artırıyor. AMASYA protokolü gibi araçlarla “Sivil asayiş ve güvenlik alanında” 1998 ve 2000 yılında elde ettiği tartışmalı yetkilerini etkin şekilde kullanıyor. Tüm bunlar, yeni TMY yasası hazırlıklarıyla, yıllar sonra tekrar toplanan Terörle Mücadele Yüksek Kurulu kararlarının MGK’ya taşınmasıyla birlikte düşünüldüğünde, faşist generaller kliğinin, toplumsal muhalefet güçlerini kontrgerilla saldırılarıyla beslenen bir devlet terörü mengenesine alma girişim ve yönelimlerinin güçlü işaretlerini veriyor ve ordunun politik yönetimdeki yerini perçinlemeyi ve faşist diktatörlüğün gediklerini kapatmayı amaçlıyor.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|