 |
|
Generallerin arkasında saf tutanlar?

Şemdinli iddianamesi üzerinde AKP ile generaller arasında bilek güreşi yaşandı. Van başsavcılığının hazırlamış olduğu iddianamede “Daha fazla kan ve zulüm dökülmeli” diyerek ortalık da dolaşan ve hemen her şeye limon olan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt’a yönelik suçlamaların yer alması üzerinden adeta fırtına koparıldı ve demokrasi cengâveri geçinen faşist gerici partilerden sosyal-demokrat partiler, Kemalist aydınlardan liberal aydınlara kadar hemen herkes ayağa kalkarak generallerin arkasında saf tutarak “Devletin bekasına karşı her kalkışmanın karşısındayız” vb. sözleri ile demokrasi yerine faşizmin savunusu oldukları ve AKP hükümeti ile generaller arasındaki çekişmede generalleri arkasında saf tuttukları bir kez daha su götürmezce açığa çıktı. Aslında her iki gerici klik arasındaki süren bu çekişme ve çatışma devlette daha etkin olma ve kendi durumlarını sağlamlaştırma, yığınları yedekleme olduğu açık bir gerçek.
“Şeriat” ile “Laik” güçler arasında bir mücadele olarak lanse edilen Şemdinli iddianamesi ardından yaşananlar aslında bilinen el ense çekme yaklaşımından başka bir şey olmadığı görülmeli ve emekçiler bu iki gerici klikten birisini desteklemek gibi yanlış ve kendi mücadele ve istemlerine zarar verici durumlardan uzak durarak, kendi çıkarları için her iki halk düşmanı gerici kliğe karşı mücadele etmekle yükümlü olduğunu bilerek hareket etmelidirler. Hatırlanacağı üzere konu ile ilgili medyada yürütülen tartışmalar esas olarak, ordu ile AKP veya başkaca güçler arasındaki çatışma ve Büyükanıt’ın Genelkurmay başkanlığının önünün kesilmesi vb. gibi noktalarda odaklanıyor. Meselenin bu yönü elbette göz ardı edilmemelidir. Ama sorunun sadece bu noktalarda odaklanması, Kürdistan’da yürütülen “Özel savaş” politikalarının ve bunun bir sonucu olarak ülkenin dört bir yanında mantar gibi biten asker bağlantılı çetelerin iç yüzünün açığa çıkartılmasını engellemeye ve demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bu eksende ilerletilmesinin önünü almaya yönelik bir tutum ve saptırma, yâda danışıklı dövüş olarak algılamak hiç de yanlış olmayacaktır. AKP’li yetkililerin generaller ve orduya methiyeler düzmeleri ve Büyükanıt hakkında soruşturma açılması amaçlı iddianame hazırlanmasına tepki duyuyor görünmeleri, aslında AKP hükümeti ile ordu ve generaller arasında pek önemli sorunların olmadığını gösteriyor. Medyada Şemdinli iddianamesi ile ilgili yazılanlara, söylenenlere bakın. Kimse halka bomba atan askerleri, bunların o bombaları niçin ve kimlerden emir alarak attıklarını, JİTEM’in olaylardaki rolünü konuşmuyor. Varsa yoksa Büyükanıt! “Düşük yoğunluklu savaş” döneminin “Üniformalı gazetecileri”, 90’lı yılların başında tümgeneral ve 1997’den sonra 7. Kolordu Komutanı olan Büyükanıt ile anılarını, O’nun ne kadar “Büyük”, “İyi” bir komutan olduğunu tefrika etmeye başladılar bile. Büyükanıt yargılanmadan aklanmaya, dahası yargılanmasının önü alınmaya çalışılıyor. CHP lideri Baykal’ın, “TSK’ya karşı sivil darbe girişimini durdurduk. Oyunlarını bozduk” sözleri mevcut durumu bütün açıklığı ile özetlemektedir. Baykal, darbeler tarihine bu farklı türdeki darbenin; orduya karşı sivil darbenin(!) önüne geçen “Sivil general” olarak geçecektir. Bu kahramanlığı ile ne kadar övünse azdır. Ama bu açıklama, aynı zamanda ordunun “Egemen bir siyasi güç” olduğunun itirafıdır ve Baykal’ın, bu güce yaslanarak siyasi geleceğini oluşturmaya çalıştığını göstermektedir. Bir de AKP ve hükümetin olaylara karşı tutumuna bakalım. Savcı Sarıkaya’nın Şemdinli iddianamesinde Büyükanıt ile ilgili suçlamaların önemli bir bölümü, Diyarbakırlı İşadamı Mehmet Ali Altındağ’ın, Büyükanıt’ın bölgede görev yaptığı dönemde yaşanan olaylarla ilgili olarak Meclis Şemdinli Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadelerden oluşuyor. Altındağ’ın komisyona ifade vermesini AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun’un sağladığı belirtiliyor. Ve bu belgelerin Van Savcısı Sarıkaya’ya ulaşmasını komisyonun AKP’li başkanı Sıvacıoğlu sağlıyor. AKP’nin Büyükanıt’ın tutumundan rahatsız olduğu ve 2007’de Genelkurmay Başkanı olmasını istemediği de biliniyor. Ama iddianame ile ilgili ilk tepkilerden sonra Adalet Bakanı Çiçek, Van savcısı hakkında soruşturma açtırıyor. Genelkurmay Başkanı Özkök’le görüşen Başbakan Erdoğan, olayı “Devletin kurumlarını karşı karşıya getirmeye” ve “Ülkedeki istikrar, güven ve huzur ortamını bozmaya yönelik bir tertip” olarak değerlendiriyor, “Ne partim ne de hükümetim, bu olayın hiçbir yerinde yokuz diyor. AKP hükümetinin yapmak istediği bilinen politikalar adım atmak gelecek tepkiye göre hareket etmek. Bugüne kadar yapılan iki ileri bir geri politikası Büyükanıt olayında da yaşanmıştır. Bu gelişmelerden AKP’nin asker ile açıktan bir kapışmaya girmeyi göze alamadığı sonucu çıkarılabilir. Ama bundan daha önemlisi, Erdoğan ve hükümeti, bu konu üzerinden bir hesaplaşmaya girmenin, egemen güçlerin şu-bu cephesine olmaktan çok bir bütün olarak Generallerle mücadeleye girmenin kendilerine verebileceği zarar kaygısıyla hareket etmiş ve bu tartışmaların önünü almaya yönelik tutum ve açıklamalarda bulunmuştur. Değerli komutanlarımız üzerinde politika yapmayalım vb. sözleri AKP hükümetinin, egemenler arasındaki bu çatışma ve tartışmalar halk için ne anlam taşıyor? Mesela bölgede Newroz öncesinde malum güçler tarafından gerginlik tırmandırılırken, Newroz’da “Türk bayrağı dışında herhangi bir flama ve bayrağın bulundurulmaması” ve “Provokatörler hakkında işlem yapılması” gibi halkı hedef gösterici açıklamalar yapan İçişleri Bakanı Aksu’nun, Büyükanıt’ın yanında ya da karşısında olması neyi değiştirmektedir? Egemenlik mücadelesi içinde olan egemen sınıflar ve burjuva düzen partileri, sorun faşizmden ve çeteleşmiş kirli ortamda beslenen halk düşmanı güç odaklarına, çetelere karşı demokrasi, özgürlük ve Kürt sorununda halkçı devrimci çözüme gelince her şey bir yana bırakılarak aynı noktada birleşmekte geri kalmaktadırlar. Elbette emekçileri aldatan ve yedeklemeye çalışan bu danışıklı dövüşün seyrinin değişmesi, demokrasi ve özgürlük isteyen işçi, emekçi ve Kürt halk güçlerinin müdahalesinden ortak birleşik mücadeleyi geliştirip yaymaktan geçtiği ortada duran bir olgudur. Büyükanıt’ı da yargılayacak ve AKP hükümetinin halk düşmanı politikalarında da hesap soracak olan tek güç devrimci halk hareketidir. Aksi halde egemen sınıflar ve burjuva düzen partileri arasındaki tepişmede ezilen emekçiler ezilmekten kurtulmayacaktır.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|