DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Liberal dalga darbelenirken!
İşçi Memur
İşçi sınıfı ve emekçi yığınların yüzyıllar süren mücadelesi sonucu kazanmış olduğu ekonomik ve sosyal haklar, 1970’li yıllarından ortalarından itibaren emperyalist kapitalist sermaye ve onun ayakta kalması sağlayan burjuva kapitalist devletler yeni liberal politikalarla emekçilerin kazanımlarını adım adım gasp ettiler. Açıktan ifade etmek gerekirse aradan geçen 30 yılı aşkın sürede neo–liberal saldırgan ve sömürüde sınır tanımayan, emekçileri örgütsüz bırakarak köleleştiren politikalar önemli ölçüde başarı sağladı. Bir yandan yoksulluk derinleşirken öte yondan varsıllık birikti. Kuşku yok ki, emperyalist kapitalist sistemin bu başarısında en önemli etken, burjuvazinin yaşananlardan ders çıkartarak sınıfsal bir bilinçle hareket etmesidir. Bir diğer önemli bir etken ise sınıfsal bilinçle hareket eden emperyalist kapitalist sermaye karşısında, işçilerin ve emekçilerin sınıfsal perspektiften uzaklaşarak, kendi içinde bölünüp, parçalanmasıdır.


İşçilerin ve emekçilerin sınıfsal bilinçten böylesine uzaklaşmalarında kuşkusuz üretim biçimlerinin ve buna bağlı olarak da emek sürecinin esnekleştirilmesinin büyük etkisi olmuştur. Bu bağlamda üretim, emeğin ucuz olduğu alanlara doğru kaymış, işsizlik artmış, istihdam biçimleri ve istihdamın yapısı değişmiştir. Tüm bunların bir sonucu olarak da emekçiler arasında ortak çıkar noktalarının giderek azaldığı yönünde bir yanılsama yaratılmış, işçiler ve emekçiler birbirleri ile rekabete sokulmuştur. Bu da emekçiler arasında sınıf dayanışması ve dolayısıyla da örgütlenmesini darbeleyici olumsuz bir etki bırakmıştır.
Emekçilerin sınıfsal perspektiflerini kaybederek, birbirleriyle rekabete düşürülmelerinde sendikaların üzerine çöreklenmiş olan sınıf işbirliğini merkezde tutan ağaların ve bürokratların yönetimleri de özel bir rol oynamıştır. Zira kapitalist sermayenin neo-liberal politikalarına karşı gerekli mücadeleyi örgütleyemeyen sendikalar, emekçilerin bu politikalar ile uyumlaşmasına yönelik bir çaba içerisine girmişlerdir. Sendikacıların bu çabası öyle bir hal almıştır ki artık, kapitalist sistemin temel karakteri olan “Emek-sermaye arasındaki çıkar çatışmasının ortadan kalktığı ve emeğin çıkarlarının sermayenin çıkarlarıyla özdeş olduğu” yönünde bir yaklaşım ortaya konulmaya başlanmış ve “Sınıflar arası diyalog” geçer akçe kılınmıştır. Tersini savunanlar dinozor olarak mahkûm edilmeye çalışılmıştır.
Neo-liberal uygulamaların topluma yansıması, çalışma ve yaşam standartları en düşük kesimlerden daha yüksek standartlara sahip olan kesimlere doğru yayılan bir dalga şeklinde olmuştur. İşçi ve emekçiler arasında en yüksek sosyal hak ve çalışma standartlarına sahip olan örgütlü kesimler, bu süreçte sürekli olarak küçülmüş ve zayıflamıştır. Ancak, neo-liberalizm öncesi dönemden edinilmiş haklar sayesinde hala örgütlü kalabilenler, neo- liberal uygulamalardan görece daha az etkilenmiştir. Sendika yöneticileri, işte bu kesim tarafından seçildiği ve kendilerini bu kesimin temsilcisi olarak gördüklerinden, kendilerini sermaye ile özdeş gören düşünceleri savunmaktan çekinmemişlerdir.
Ancak, neo-liberal dalga, emekçiler arasındaki en müstesna kesim olan formel [yani biçimsel / şekli]çalışma düzeninde örgütlü olarak çalışanlara da etkisini göstermeye başlamıştır. Hal böyle olunca da diğer emekçi kesimler gibi örgütlü emekçiler de kendi sendikalarını, sendikacılarını sorgulamaya ve onları, bugüne kadar kaçtıkları mücadele alanına çekme yönünde baskı altına almaya başlamıştır. Nitekim son süreçte Adana’da Malatya’da TEKEL işçilerinin fabrikalarının kapatılmasına karşı yürüttükleri mücadele ve Avrupa’nın tümünde Bolkestein Direktifi’ne karşı yürütülen mücadele, Almanya’da kamu çalışanlarının direnişi, Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da vb. işçi ve emekçilerin grev ve direnişleri bunun örnekleri arasındadır. Bu örneklerin daha da özgürün olan tarafı, lokalde [mahalli / yerel] olsa bu eylemlerin sermayeyi korkutup geri adım atmasını sağlamış olmasıdır.
Umudumuz, bu örneklerden de hareket ederek, örgütlü kesimlerden başlayacak olan mücadelenin diğer emekçi kesimlere doğru yaygınlaşması yani, neo-liberal dalganın Latin-Amerika’da başlatıp diğer kıtalara yayılarak genişlemesi ve neo-liberal politikaların darbelenerek, emekçilerin 30 yıllık kazanımlarını geri almak için rüzgârı tersine çevirmeye başladıklarını ve bu sürecini zorlu bir yürüyüşle süreceğini gösteriyor.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

İşçi Memur

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye