DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Newroz’un öğrettikleri!
Kürdistan
Tüm faşist baskı,tehdit ve provakasyonlara karşın Kürt emekçileri sokaklara akarak Nevrozu direniş ve özgürlükgünü kutladılar,barış,eşitlik ve kardeşlik şıarlarını yükseltiler.Kürt halkının görkemli Newroz kutlamalarında en çok rahatsızlık duyanlar Kürt düşmanı kesimler oldu.Başta CHP genel başkanı Baykal olmak üzere faşist gerici güçler  ittifak içinde “devlet nerede” çağrısı yaparak, Newroz’un neden Kürt emekçilerinin kendi istemleriyle kutlamasına izin verildiğini,kan ve zulümle PKK gösterilerinin engellenmediğini söyleye duruyorlar.Ama onların unutmuş olduğu şey Kürt halkının artık makus talihini değiştirmeye yöneldiği ve bunda önemli mesafe kattetiğiydi.Ve Kürt halkı örgütlüydü ve ne istediğinide biliyordu. 

Nitekim Newroz’un kitleselliğini görmezden gelen general eskileri ve Kürt düşmanlığında sınır tanımayarak devletin resmi imha ve inkâr politikasında ısrar eden generallerin arkasında iz sürücülüğü yapan faşistinde şeriatçısına, sosyal-demokratından liberal solcusuna kadar hemen tüm güçler medyanın karşısına geçerek “yanlış oldu” diyorlardı. Yani devletin sarı, yeşil ve kırmızı renkleriyle alanları doldurmuş ve irademiz İmralı’dır diyen ve PKK’ nin çağrılarına yanıt veren Kürt emekçilerinin üzerine kurşun sıkılarak katlıma yapılarak devletin gücünü göstermediğinden yakındılar. Hatta bölgede devletin otoritesinden bahsedilemeyeceğinden dem vuranlar dahi oldu.
Keza, Kürt düşmanı faşist şovenist güçler İçişleri Bakanlığının bayrak, slogan vb. yasakları içeren Newroz genelgesinden bahsederek, “ya hiç yayınlanmamalı ya da gereği yapılmalıydı” diye serzenişte bulunuyorlar. Ama bunlar tüm faşist baskı, yasaklama ve tehdittin ayağa kalkmış ve binlerce şehit vermiş olan Kürt halkının sonuç vermeyeceğinin önceden belli olduğunu da teslim etmekten geri kalmıyorlardı. Yani hiç bir gücün halkının direnişinin karşısında fazla dayanamayarak tuz buz olacağını 2006 Newroz’u bir kez daha ortaya koyuyordu ve faşist MGK’nın akıl hocaları söyledikleriyle yerlerinden kalmaktan kurtulamıyorlardı.
Nitekim Kürt halkı faşist MGK diktatörlüğünün Newroz’u, psikolojik savaşta üstünlük sağlama planı sonuç vermedi işte. Ve İki milyona yakın Kürt, yasaklı renklerden bayraklarla,”PKK Halktır, Öcalan İrademizdir” vb. sloganlarla ülke tarihinin en kitlesel gösterilerine yenilerini eklediler. Kürtlere akıl hocalığına soyunan bazı kesimlerin Kürtlere yazdıkları reçetelerde önerdikleri soluk renklerle değil, kendi renkleriyle, her şeye karşın vazgeçmedikleri kendi barış, eşitlik ve özgürlük istemlerinin altını bir kez daha çizdiler. Hem de çok daha açıktan, hem de çok daha açık bir politik cüretle.
Kim ne derse desin, bugün, Lenin’in deyimi ile “gerçek siyasetin başladığı nokta” olan yüz binlerle buluşmuşluğu inkâr edilemeyecek olan bu Kürt gerçekliği hesaba katılmadan, Kürt sorunun kalıcı çözümü üzerine söylenecek bütün süslü sözlerin boş teneke çalmakla eşanlamlı olduğu açık değil mi? Koca şehirleri, ilçeleri sokaklardan alanlara akıtarak tek yumruk yapan bu gücü hala “bölücü teröristler” deyip geçmeye, ne demeli? İşlemez hale gelmiş olan inkâr ve imha politikasında ısrar ederek kendi kendini kandırmak mıdır? Yoksa gözü kara faşist terörde sınır tanımayan faşist MGK diktatörlüğünün nimetlerinden çöplenme aç gözlülüğü müdür?
Kürt düşmanlarının Newroz korkusu belli. Onları rahatsız eden, devletin gereğini yapamayacağı bir şeye angaje olmuş olması, bunun da “terörle mücadeleyi” zaafa uğratacağı olasılığıdır! Asker ve sivil kesimleri aynı noktada buluşturan şey Kürt emekçilerinin direnişi ve korku duvarlarını kırmasıdır. Onlarını asker ve sivil aynı kulvarda buluşturan esas şey Kürt sorununda kafalarında eksik etmedikleri dipçikte ya da tetik silahıdır.
Şemdinli olaylarının ardından Kürt emekçilerin korkutmak için Yüksekova uçurulan askeri uçakların Diyarbakır’da da, söz geçiremedikleri, iflah edemedikleri “sözde vatandaşları” bir de savaş uçaklarıyla tehdit ederek yola getirmeye çalışanların Kürt sorununda nasıl bir çıkmaz içinde olduklarını gösteriyor! Evet, “bak her istediğimi bunu da yaparım”cı bu kaba güç gösterisi aynı zamanda bir çaresizliği de yansıtmaktadır. Bu, aynı zamanda faşist MGK diktatörlüğünün Kürt halkını kazanma şansının tamamen ortadan kalktığına dair bir çaresizliğin nafile “gücünü” göstermektir. Ve hiç bir öğreticiliği de yoktur. Savaş uçaklarıyla sorun çözülebilseydi, binlerce köyleri yakılan yıkılan Kürtler çoktan ehlileştirilerek denetim altına alınır ve bölücülük önlenmiş olurdu.
Newroz, biryandan generallerin savaş uçaklarını havalandırırken çete yanında generallerin sözcülüğüne soyunmuş olan sosyal-demokrat geçinene CHP genel başkanı Baykal yerde durur muydu? O da halktan öğrenmeye kapalı antenlerini o gökteki F-16’lara sabitlemiş nasıl da kükrüyordu: “Çevremizde yangın var. Nevruz kutlamalarına bakın, Türk bayrağına saldırıların yapıldığı, meydanların işgal edildiği, PKK bayraklarının dalgalandığı görüntüler bu ülkenin büyüklüğüne, gücüne yakışan görüntüler mi?” Yani Baykal devletin kelle-kulak avcılarının Newroz etkinliklerine seyirci kalmakla ve alanları PKK’ ye bırakmakla suçluyor ve vatan, millet ve bayrak demagojisine sarılıyordu. Yani devletin birliğini ve dirliğini savunmada faşist gerici şovenist partileri geride bırakıyordu.
Elbette düzeltmek gerekiyor ki, “Nevruz” kutlamalarından değil de “Newroz” kutlamalarını kastediyor Baykal. Bahsettiği Newroz “yangın”ı, paçasını epeyce tutuşturmuş anlaşılan! Peki, bu “bayrağa saldırı” hikâyesi ne oluyor? Hangi gösteride Türk bayrağına saldırı yapıldı ki? Psikolojik harbe kilitlenmiş bir ruh halinin salladığı koca bir yalan değil midir bu? Meydanlar işgal edilmişmiş! Emlak zengini Baykal, tapulu arazilerinden söz ediyor sanki. İnsanın o savaş uçaklarının içinde Baykal’ın olmamasına şükredesi geliyor! Bir çaresiz de odur işte. Halkı kazanma şansını tamamen yitirmiş, bir çare Baykal! Tıpkı “o bölgede hiç değilse bir kaç ilde “olağanüstü hal”e neden geçilmez?” diye soran, ünlü Kemalist, emekli savcı Vural Savaş gibi.
Kürt sorunu ve kırılamayan direniş, kontrgerilla cumhuriyetini, Kürt halkını tamamen yitirme noktasına getirip bırakmıştır. Bu, anlaşılmıştır. Artık bilinen faşist imha ve inkâr politikalarda ısrar, bizzat o politikaların zeminini de tüketecek bir işlev taşıyacaktır. O savaş uçaklı, JİTEMCİ, özel harpçi yapılanmanın bunalımı hep var olacaktır. Güçsüzlük sadece halkı kaybetmişlikten ibaret değildir. Bir “iç çatlak” uç vermiştir artık. Ve Şemdinli depreminin dalga boyunda görevden alınan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzunun deyimiyle “evin içindeki hırsızlar”ın, o “evi” tamamen restore etmeleri mümkün değildir. Sabri Uzunu başka tasfiyeler izleyecektir hiç kuşkusuz. Genelkurmayın son ültimatomunun gerekleri yapılacak ama bunalım giderilemeyecek, her fırsatta dışa vuracaktır. Şemdinli iddianamesinden yansıyan görüntüleri silmeye yönelik bu çabalar aynı zamanda bir yıpranmışlığın, aşınmışlığın ve “içe dönme”nin de ifadesidir. Kendi içine dönmek, “içiyle cebelleşmek” ise, Kürt sorununa ilişkin olarak özel harpçi rejimin belki de ilk kez yaşadığı bir durumdur. Şimdi işleri daha da zordur. “Kelle koparmalar”, dikensiz gül bahçesi yaratmaya yetmeyecektir. Her tasfiye, hemen açığa vurmasa da, yeni itirazların birikimini yaratacaktır. Süreç, kıstırılarak önüne “kellesi alınacaklar” listesi konulmuş AKP hükümetini, 28 Şubatın Refahına dönüştürebilecektir belki, ama bu sonuç, özel harpçiliği de sorgulanmaktan, aşınmaktan kurtaramayacaktır.
Bugün Şemdinli iddianamesinin gereklerini yerine getirmeyenler, kendileriyle birlikte üzerlerine yapışmış kirlilikleri de taşıyacaklardır. Keza, Newroz ekinlikleri faşist diktatörlüğün Kürt halkını PKK’den koparma, Öcalansız çözüm dayatmalarını boşa çıkarmış ve Kürt sorunun çözümünün emperyalist ve işbirlikçileri adreslerden elaman dilemekle değil her alanda direnişi ve gerilla mücadelesini yükseltip yayarak başarıya taşınacağını bir kez daha ortaya koymuştur.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye