DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Kapitalizm gençliğe bir şey veremez!
Gençlik Yıldızı
Egemen güçler, çürümeye yüz tutmuş saltanatının çökmesini geciktirmek için geleceğin temsilcileri olarak gençliği biçimlendirmeye çalışır. Çünkü ne derecede, kendi kokuşmuş düzenine uygun gençlik yaratırlarsa o derecede geleceğini garantiye almış olacaklardır. Sınıflı toplumların bağrında taşımış olduğu çelişkiler sistemin yıkımını dayattığından, egemen sınıf düzen, uygun insan tipolojisi yaratarak, bu yıkımı geciktirme ister. Sömürücü sınıf böylece hem egemenliğini devam ettirecek hem de artı-değer yaratan emekçi yığınlar ordusuna yeni kuşaklar katmış olacaktır.
Türk burjuvazisi de ayakta kalabilmek için sınırdaşlarının uyguladığı bu temel yöntemi kendi gençliği üzerin de uygulamaya çalışır.

Genelde dünyada, özelde ülkemizde çelişkileri görmeye yatkın, duyarlı, sorunların üzerine sorgulayıcı bir tarzda giden toplumun dinamik kesimlerinden biri öğrenci gençliktir. ‘60–80 yılları arasında ülkemizde gelişen anti-emperyalist, anti-faşist mücadelenin sürükleyicilerinden biri olan öğrenci gençlik, egemen güçlerin korkulu rüyası olmuş ve ülke çapında “Potansiyel suçlu” ilan edilmiştir. Bu mücadelede liseli gençlik de en keskin biçimde rol oynamıştır. Ancak o dönemde devrimci mücadelenin olumsuzluklar liseli gençlik hareketine de yansımıştır. Kendiliğindenci, dağınık, öndersiz kısaca örgütlülüğün söz konusu olmadığı liseli gençliğin mücadelesi ‘80 darbesiyle, tüm devrimci mücadele ile birlikte yenilgiye uğramıştır. İşbirlikçi tekelci burjuvazinin bir daha gençliğin, tahtını sarsabilecek bir konuma gelmemesi için estirdiği baskı ve terörden liseliler de payına düşeni almıştır. Elinde var olan kırıntı halindeki bütün demokratik hakları gasp edilerek, liseler kışlalara dönüştürüldü. Faşist postalların liseli gençlik üzerinde yarattığı tahribat oldukça boyutludur. Hedef, düşünmeyen, sorgulamayan, yozlaşmış, bireyci, kişiliksiz, topluma yabancılaşmış tek tip gençlik yaratmak olmuştur.
MEB ile TÜSİAD arasında kopmaz bir bağ vardır. TÜSİAD, isteklerine ve ihtiyaçlarına uygun eğitim müfredatı oluşturarak, MEB’in hayata geçirmesi için direktifte bulunur. Bu ilişki kaçınılmazdır. Çünkü eğitim sınıfsaldır ve daima egemen sınıfın çıkarına hizmet eder. Varlığı emekçi yığınların sömürüsüne dayanan egemen güçlerin eğitim politikası ile sömürü politikası arasındaki ilişki asla koparılamaz. Amaç düzenin iğrençliklerini görmeyen ve iliklerine kadar sömürü bilebilecek robot insanlar yaratmaktır.
Faşist cunta, istedikleri türden gelecek kuşak yaratmak için eğitim sistemini en ince ayrıntısına kadar değiştirdi. Var olan gerici niteliğini daha da sistemli hale getirerek, bilimden uzak, Türk-İslam sentezine dayalı kapkaranlık bir eğitim sistemini liseli gençliğin tepesine balyoz gibi indirdi. Liseler de dini eğitim zorunlu kılınarak, 1982 Anayasasında yasallaştırıldı. Öğrencilere Damla, Yeni Asya, Dergâh gibi gerici yayınevlerinin kitapları okutulmaya başlandı. Bu, okul idaresi ile gerici yayınevleri arasındaki işbirliğinin açık yansımasıdır. Kitapların isimlerinin başına “Milli” kelimesi getirilerek milliyetçi içerikle bütünleştirildi.
Bilimsel bir eğitim verildiğinde öğrencilerin diyalektik düşüneceği kaygısı, burjuvaziyi gerici eğitimde en küçük bir açık kapı bırakmamaya zorluyor. Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik gibi bilimsel dersler, ezbere dayalı, pratikten uzak bir biçimde, bu dersleri kendileri bile kavrayamamış olan, niteliksiz öğretmenler tarafından öğretiliyor. Felsefe, Mantık dersleri programdan çıkarılıyor, Tarih ve İnkılâp Tarihi dersleri şovenist, militarist içeriği ile öğrencilere empoze edilmeye çalışılıyor. Politeknikten uzak eğitim vererek emperyalistlere göbekten bağlı işbirlikçi tekelci burjuvazi en iyi şekilde görevini yerine getiriyor. Çünkü emperyalist ülkeler, kendisine bağımlı kıldığı ülkelerin hiçbir zaman politeknik olarak gelişmesini istemez.
Tabii ki çağdışı, çarpık bu eğitim sistemini hayata geçirecek olan, liselere yerleştirilen gerici-faşist öğretmen kadrolardır. Düzen köleleri olan bu kadrolar, öğrencilerin üzerinde baskı ve terör estirmekle birlikte gerici eğitim vererek, efendilerinin istediği doğrultuda insan üretip uşaklığını en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Öğretmenlerin önemli bir kesimi branş derslerinin yerine dini eğitim veriyor ve birçoklarının Türk-İslam Sentezci kurumlarla sıkı ilişkileri vardır. Bazıları dini propaganda yapan bildiriler dağıtıyor ve kız öğrencileri kapanmaya zorluyor. Okul yöneticilerinin birçoğu İmam Hatip Lisesi'nden mezundur.
Eğitimdeki çarpıklık burjuvaziyi daima eğitimde değişiklikler yapmaya zorluyor. Tabii ki oluşturmuş oldukları yeni eğitim politikaları da çıkarlarına ters düşmeyecek niteliktedir. Ancak ne kadar değişiklikler yapsa da özündeki sakatlığı itibariyle sorunu kökten çözememektedir. Yenilik olarak getirdikleri çıkmazı derinleştirmektir.
Öğrencilerin mevcudu binleri aşan dershanelerde eğitim görmesi ve araç gereçlerin yokluğu eğitimdeki bozukluğu iyice tırmandırmaktadır.
Yasalarda öğretmenlerin para toplamasına izin verilmemesine rağmen, okullar açıldığı zaman zorla “Bağış” için alınan paraların dışında, “Diploma, karne parası”, “Okulun araç ve gereç ihtiyaçları”, vs. demagojilerle öğrencilerden milyonlarca lira toplanıp para babalarının ceplerine akıtılmaktadır. Toplanan paraların yanında, okul kıyafetlerine, kitaplarına, araç ve gereçlere yapılan zamlarla emekçi halk gençlerinin eğitim-öğretim hakları her geçen gün daha da kısıtlanmaktadır.
Gerici faşist eğitim kadroları, sadece yoz eğitim sistemiyle enerjik, dinamik, kavrayışı vb. özelliklerinden dolayı devrimci potansiyel taşıyan öğrenci gençliği hizaya getiremeyeceğini biliyor, yarım kalan işini dayak ve çağdışı disiplin cezalarıyla tamamlıyor. Gazetelerde -sayısı her geçen gün artan- dayak yiyen öğrencilerin haberlerini okuyoruz. Dayakla fiziki tahribatın yanında psikolojik tahribata uğrayan ve onuru çiğnenen öğrencilerden bazıları intihar girişiminde bulunabiliyor. Okul müdürü tarafından dövüldükten sonra intihar edenlerin sayısı artıyor. Kişiliğini bulma döneminde öğrenciler, dayak ve çağdışı disiplin cezalarıyla pısırık, evet efendimci, robotlaşmış, hak aramayan kısaca kişiliksiz bir konuma büründürülüyor. Ayrıca öğrencilere kıyafet, saç, vb. konusunda yapılan baskılarla kışla disiplini uygulanıyor.
Liselerde sivil faşist örgütlenme sağlanmasının yanında, polisler istediği zaman derslere girerek öğrencilere psikolojik baskı uyguluyorlar, öğrenciler muhbirliğe zorlanıyor. Polis ile idare arasında sıkı bir işbirliği olduğundan, haksızlıklara karşı gelen, demokrat, devrimci öğrenciler polise ihbar edilerek bu öğrenciler üzerinde terör estiriliyor. Bu uygulamalar açık bir şekilde sergilenerek, öğrenciler sindirilmek isteniyor.
Liseyi bitirdikten sonraki gelecek kaygısı öğrenciler için kanayan bir yara. Binlerce liseli genç, iş sahibi olabilmek umuduyla üniversite sınavlarına girerken bunlardan ancak onda biri üniversiteye girebiliyor. Ki, üniversite mezunlarının büyük bir kesimi de işsizler ordusuna katılıyor.
Bazı nedenlerle (genelde ekonomik nedenlerle) lise öğrenimini gerçekleştiremeyenlere, asgari lise diploması vermek için kurulan “Açık Öğretim Lisesi” eğitime gösterilen ciddiyetsizliği açık bir şekilde sergilemektedir. Bu sistem bir yandan iş bulabilmek için insanları umutlandırırken, diğer yandan lise diplomasına sahip işsizler kervanına binlerce insan katacaktır. Sadece geleceği belirsizlikler içerisinde olan insanların gözlerini boyamak amacıyla getirilen bir sistemdir.
Meslek liselerinde staj bahanesi ile öğrencilerin sırtından artı-değer kazanılarak sömürü ağı okullara kadar uzatılıyor. Düşük miktarda ücretler ödenerek sömürü çarkına alınmış bu öğrenciler, aynı zamanda gelecekte iliklerine kadar sömürülecek hazır potansiyeldir.
Kürt gençliğinin ise dili ile eğitim görmesi engellenirken, Türk eğitim sistemi ile asimilasyona uğratılarak, kendi kimliğini kaybetmesine neden olunuyor. Türk gençliğine verilen eğitimle de şovenizm duyguları perçinlenerek, Kürt gençliğine düşman kesilmesi sağlanırken, aynı zamanda Kürt ulusuna karşı açılan kirli savaşa alet ediliyor.
Sosyal ve kültürel olarak çok geri bir konumda olan liseli gençlik, sosyal bir insan olarak kendisini üretememektedir. Zaten düzen, üretkenliğini önleyebilmek için, en küçük bir sosyal faaliyette bulunmasını engellemiştir. Genelde gençliği, özelde liseli gençliği kendiliğindenciliğe, kaderciliğe itmek için arabesk kültür bombardımanına tutarak, kişiliğini tam bulma döneminde iken kişiliksizleştiriliyor. Ayrıca gençliği kişiliksizleştirmede basın ve TV burjuvazinin nefes borusudur.
Kendi çocuklarını özel okullarda okutarak tahtını devredecek kadrolar yetiştirmektedir. Bu kadrolar gelecekte sömürü sistemini devam ettirecek ve emekçi yığınları yönetecektir. Burjuvazinin gençliği ile emekçi halk gençliği arasında uygulanan eğitim eşitsizliğinin yanında bölgeler arasındaki eğitim eşitsizliği, “Eğitimde eşit haklar tanınıyor” naralarını atan kapitalistlerin açık olarak demagojilerinin fiyaskoluğunu sergiliyor. Eğitimdeki fırsat eşitsizliği bununla da kalmıyor, ekonomik durumları iyi olan öğrenciler, liselerde verilen eğitimin yetersizliği nedeniyle dershanelere gidiyor.
Görülüyor ki, liseli gençliğin sorunları saymakla bitmiyor ve her geçen gün daha da katmerleşiyor. Bu çarpık sistemin içinde daha fazla boğulmamak için, geleceğimizi belirsizliğe iten ve okullarda bile sömürüsünü devam ettiren burjuvazinin etkisini kırabilmek için, karşımızda örgütlü olan güce karşı bizler de güçlerimizi birleştirip merkezileştirerek örgütlenelim. Demokratik lise istemimize yönelik şiarlarımızı yükselterek, tek yumruk olarak gücümüzü, gerici faşist eğitim sistemin tepesine indirelim.


 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Gençlik Yıldızı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.10 Saniye