DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Her kadın neden ‘özgür’ olmalı?
Özgür Kadın
Kendini ve aynı zamanda toplumu da değiştirmek için kadınların kimi örnek almalıdırlar ve? Bu konuda komünist hareketin tarihine adını yazdırmış özgür kadınlardan, A. Kollontai'dan bakarak kadınların eskiyi yıkıp yeni kurmada özgür kadın olmaları bağlamında neden özgür kadın olmayı başarmalarını şöyle okuyoruz; “Abartılmış duygulanma yerine disiplin; boyun eğme ve kişiliksizlik yerine özgürlük ve bağımsızlığa değer verme; sevdiği erkeğin görüntüsüne girmek ve onu yansıtmak için saf çabalar yerine kendi bireyini kanıtlama; ikiyüzlü temizlik maskesi yerine yeryüzü sevinçlerindeki haklarını isteme; sonunda aşk hikâyelerini yaşam içinde sinirli bir yere koyma; yeni kadının uğraşları bunlardır.
Önümüzde duran, erkeğin gölgesindeki dişi değil, kendiside bir kişilik olan “YENI KADIN'dır.” (Marksizm ve Cinsel Devrim)

A. Kollontai'ın yeni kadın tiplemesi aslında kadınların neden özgürleşmesinin gerektiğini ortaya koyuyor. İşte bizimde önümüzde duran yaratmak istediğimiz örnek almamız gereken özgür kadın tipi budur. Kuşkusuz, hedeflediğimiz bu kadın tipi, beraberinde yeni erkek tipini, kısacası kadını ve erkeğiyle yeni insan tipiyle birlikte yeni ve özgür bir toplumu da oluşturacaktır. Çünkü toplum özgür olmadan kadın da özgür olamaz. Elbette bu görevin yarına ertelenemeyeceği gerçeği unutulmamalıdır. Tam da bu noktada, Marx'ın şu sözlerini hatırlamak gerekiyor: “Filozoflar dünyayı çeşitli biçimlerde yorumlamakla yetindiler; oysa asıl önemli olan, dünyayı değiştirmektir.” Sınıfsız toplumu Kurmak için yola çıkanların da, geleceğin özlenen insan tipini oluşturmak için bugünden değişim ve dönüşümü başlatmaları gerekir. Yeni Kadın'ın çabaları da bu doğrultuda olmak zorunda. Geleneksel, eski kadın tipini değiştirmek için, var olan nesnel durumun her yönüyle irdelenmesi önemli bir görev ve ihtiyaç.
Bugün kadınların ister politik olsun, isterse sıradan, en önemli sorunlarının başında bağımsız kişilikten yoksun olmaları geliyor. Kuşkusuz, bu durumun kaynağında ekonomik ve toplumsal nedenler yatar. Toplumdaki tüm kadınları çevreleyen bu sorunu burada tartışmak, dergi sayfalarının ötesinde bir çalışmayı gerektiriyor. Bu yazıda devrimci ve komünist hareketin genel bir sorunu olan; devrimci ve komünist kadınlar cephesinden bir yönüyle tartışılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Yirmi küsur yıllık tarihinde devrimci ve komünist hareket saflarında kadınların mücadeledeki yeri; genellikle ailelerinden bir erkeğin, ortak yaşam söz konusu olduğunda da, erkeğin konumuyla şekillenmiştir. Birkaç istisnayı dışta tutacak olursak; tarihe bu kural damgasını vurmuştur. Nesnel durum bu olmasına rağmen, insanlar çoğu kez bunu görmezden gelmiş; kadınlar da, erkekler de “Önce mücadele gelir” nakaratını tekrar ederek, bir şeylerin değiştiğine kendilerini inandırmaya çalışmışlardır. Oysa herkesin bildiği gibi, bir şeylerin değişebilmesi için, önce değişmesi gerekeni olduğu gibi görmek ve kabul etmek gerekir. Böyle yapılmadığı gibi, soğuk bir duş etkisi yapan herhangi bir gerçeğe kafalarını çarptıklarında da, “Ne olacak, eşinin arkasından sürüklenip gitti”, “Demek ki, ideolojik olarak geriymiş ondan dolayı erkeğin etkisinde kaldı” vb. türünden yakınmalarla olay geçiştirilir.
Çoğu zaman da bu durum birçoğumuz için sürpriz olmaz. Çünkü tarihimizle birlikte yaratılmış bir gelenek var; erkek mücadele ediyorsa, kadın da ona destek sunmalı ora da mücadele etmelidir. Doğa olarak, mücadelede erkeğe endekslenmiş olarak görülen kadının mücadelesi de, erkek yorulduğunda ya da politik seçeneği değiştiğinde, otomatikman erkeğin peşinden sürüklenir. Tıpkı, otomatiğe bağlanmış bir makina gibi. Esasında bu noktada sorgulanması gereken bir dizi davranış biçimi, anlayışlar var. Biz, işe sorgulamayı biraz derinleştirerek başlayalım. Politik mücadeleye ilk kez katılan kadın, ailesi ya da arkadaşlarının etkisinde olsa da, biraz daha bağımsız bir kişiliğe sahip olma olanaklarını yakalayabilir. Eğer bu süreç bilinçli ve verimli bir tarzda kullanılabilirse, kadının politik geleceği bakımından bir artı puandır. Ancak, kadın açısından asıl sorunun evlilik ya da duygusal ilişkilerle başladığını görmek gerekiyor. Örneğin, gençlik yıllarında ailesine, çevresine tavır alarak mücadeledeki yerini alan kadınlar, işin içine duygusallığın girmesiyle farklı bir davranış biçimini çok rahatlıkla gösterebiliyorlar. Kadını, eşinin peşinden gitmesi yalnızca bir sonuçtur. Bu sonuca gelinceye kadar, kadının kişiliği hangi biçimlerde etkilenir; bu bakımdan kadında görülen kişilik bozukluklarını ve bu sorunu etkileyen dar anlamda çevre faktörlerini yargılamak gerekiyor.
Toplum, kız çocuklarını baskı altında tutarak, edil gen, pasif, sığınma, korunma güdüsü vererek yetiştirir. Yaşamının her döneminde birilerinin himayesinde bulunma içgüdüsü, politik mücadele yürüttüğü dönemlerde de, kadını yönlendirir. Bu durum bilinip görülmesine rağmen, politik erkekler tarafından da, genel olarak teorik olarak karşı çıkılsa da, pratikte memnuniyetle karşılanır. Çünkü bu durum, erkeğe genel olarak rahatlık, kolaylık sağlar. Çevre de aynı biçimde, bu durumu eğer o günkü ilişkilerde sorun yaratmıyorsa kabul eder. Örneğin; kadın erkeğin mücadelesinin önüne bazı zorluklar çıkarıyorsa bu önemli bir eleştiri konusu olur. Ama bir gölge gibi erkeği takip ediyorsa ya da ilişkilerde soranlar yaratmıyorsa kimse bunun yanlışlığını tartışma, üzerine gitme, sorgulama ihtiyacı duymaz. Ta ki, bir kopuş, yorgunluk söz konusu oluncaya kadar. Kadınlar, mücadeledeki yerleriyle, katkılarıyla değil, eşlerinin ya da yakın bir erkek akrabasının politik mücadeledeki ağırlıklarıyla dikkate alınırlar. İşin en kötüsü de, kadınların da bu durumdan rahatsız olmamalarıdır. Gerek ülkemiz, gerekse de dünya komünist hareketinin tarihinde, eşlerinin isimleriyle anılmayan kadınların çok az sayıda olması bile, bu gerçekliğin ispatlıdır.
Devrimci ya da komünist örgütlerin saflarında herhangi çürüme ya da ayrılık söz konusu olduğunda genellikle erkeğin tavrının kadının tavrını belirlediğini biliyoruz. Ya da, bir erkek mücadeleden koptuğunda; “Eşi ne var olacak?” diye sorulması tersi durumlarda erkeğin mücadeleyi devam ettirip ettirmeyeceğinin tartışma konusu bile olmaması bir tesadüf değil. Oysa kadın tükendiği durumlarda, erkeği de yavaş yavaş kendisiyle birlikte sürdürür.
Bu davranış biçimleri ister bilinçli olsun, isterse bilinçsiz, politik mücadelede yer alan kadınların kişiliklerinin çarpık-bozuk gelişmesinin dış etmenlerini oluşturduğu gibi çifte standartçı bir yaklaşımdır. Öncelikle, teorik olarak savunulan; bağımsız kişiliklerin geliştirilmesinin pratikle birleşmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu anlayışın yozlaşmasından başka bir anlam ifade etmez. Aktif politik uğraşlar içerisindeyken, eşini, sevgilisini çevresini politik mücadeleye kazanmaya çalışan kişilerin, mücadeleyi bıraktıklarında hiç yüzleri kızarmadan, utanmadan, mücadeleyi seçen kadına “Tavrın buysa birlikteliğimizi tartışmamız gerekir”, “Benimle birlikte gelmelisin” diyerek kadının sevgisini bir tehdit unsuru olarak kullanmaları, daha önceki süreçte kadın sorunu ve mücadeledeki yeri konusunda ikiyüzlü olduklarının bir göstergesidir. Yoksa politik mücadele içinde sevgilisi, yoldaşı olan kadın nasıl oluyor da bir anda malı haline gelebiliyor. Ancak kadını kendi özel mülkiyeti, malı olarak gören bir anlayış, kadının kişiliğini elinin tersiyle iterek kendini takip etmesini isteyebilir. Böyle bir tutum sergileyenlerin devrimci kişilikleri de sorgulama konusu olmalıdır.
Kuşkusuz, yukarıda kısaca sıraladığımız ve bunlara eklenebilecek bir dizi neden işin bir yanını oluşturuyor. Diğer yanını ise, kadının kendisi oluşturur. Hep kendi adına sevdiği kişilerin karar vermesi onu rahatsız etmiyor, bağımsız bir tutum takınamıyorsa; kopuş dönemlerinde hatayı, eksikliği başkalarında, başka yerlerde aramaya yönelerek kendi tutumunu kamufle etmek yerine, önce kendisini, kişiliğini sorgulamalıdır. Bazı durumlarda ise, kadın istemediği halde, Sırf erkeğe hoş görünmek, kendisini sevdirmek uğruna politik mücadeleye ilgi gösterir. Bu gibi durumlar birer klinik vaka olarak görülmelidir.
Mücadele içerisinde kadınlar (ayrılıklar, kopmalar bir yana) duygusal olarak bağlandığı erkekten çok fazla etkilenirler. Esasında bu sürecin kendisi, bir bütün olarak kopma, tükenme noktalarında belirleyici olan nicel birikimlerdir. Aralarında duygusal ilişki olmayan herhangi iki kişi de teorik sorunlarda birbirinden etkilenebilirler. Bu doğal bir durumdur. Ancak, yanlış olan, işin içine duygusallık girdiği oranda, daha çok kadının erkekten etkilenmesi; bunun da ötesinde, giderek erkeğin kopyası olmaya çalışmasıdır. İster bilinçli, isterse bilinçsiz olsun, bu davranış biçiminin yanlışlığını ortadan kaldırmaz. Kuşkusuz, devrimci ve komünist hareket açısından, bağımsız kişiliklerin 'geliştirilmesi doğrultusunda ıradı bir çaba, genel olarak bir ihtiyaçtır. Duygusal ilişkiler söz konusu olduğunda, bu ihtiyacın çok daha yakıcı bir gereksinim olduğu da bir gerçek olduğu da ayrı bir gerçek. Devrimci, komünist kadınlar ve erkekler bu noktada iradi çaba göstererek yerine genellikle teslimiyeti seçiyorlar.
Sonuç olarak; öncelikle yeni kadın ve erkek tipinin yaratılması bugünün sorunu olarak görülmeli, bilince çıkarılmalıdır. Bu doğrultuda yürütülen çabaların başköşesine politik mücadeleye kazanılmaya çalışılan her insan, bir birey olarak kabul edilmeli, pratiğin her miliminde çabalar bağımsız kişiliğin geliştirilmesine yönelmelidir. Bu çalışmada kadınlar söz konusu olduğunda, çok daha titiz ve duyarlı olunmalı, kadının özel durumu, psikolojisi dikkate alınmalıdır. Kadında, her süreçte ve her konuda yeniden başlayabilecek devrimci bir irade geliştirilmelidir. Duygusal ilişkilerin devrimci tarzda oluşturulması bir kural haline getirilmelidir. Gerek özel ilişkilerde, gerekse de savaşım içinde, kadınların bağımsız inisiyatifinin gelişebilmesi bakımından yanlış/hata yapmalarından çekinmeksizin ilişkiler düzenlenmelidir. Özel ilişkisi olan kişilerin, ilişkilerini politik tarzda düzenlememeleri gerçeğinin, kadının geri kalmasında bir etken olduğu dikkate alınırsa, özel ilişkisi olan kişilerin aynı organlarda yer alması ya da kadının eşinin denetiminde çalışması tercih edilmemelidir. Zorunlu olduğu koşullarda da, bu özel durum dikkate alınmalı ve sıkı bir denetim uygulanmalıdır. Kadınlar mücadeleye kazanılırken, ta başından onların bilincine, bir kadın olarak mücadelede yer almasının gerekliliği kazınmalı, özel ilişkisi kullanılmamalı, tüm davranış biçimlerine bu anlayış yön vermelidir. Kadınların bağımsız kişiliklerinin gelişebilmesi için, politik olarak eğitilmeleri, inisiyatiflerinin gelişmesi doğrultusunda sistemli çaba harcanmalıdır. Kısacası, politik bir erkeğin eşi, sevgilisi, kendisini duygusal ilişkisinden dolayı mücadele etmek zorunda görmemelidir. Bunun her kadın özgür kadın olmalıdır belgisini kendisine düstur almalıdır.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye