 |
|
Alman Emperyalizminin Anti-Faşist “SOL” Düşmanlığı!

Demokrasinin beşiği olarak gösterilen ülkeler arasında yer alan Almanya’da bir avuç tekelci sermaye ve onun çıkarlarını savunan güçler için demokrasi ama faşist gerici ayrımcılığa ve sömürüye karşı olan, eşitlik ve özgürlükleri savunana işçileri, emekçileri, sosyalistler devrimciler ve anti-faşist ilericiler için ise çıplak diktatörlük ve yasaklara olduğu açık bir gerçekliktir Hitler faşizmini yaşamış olan Almanya’da ırkçılığa karşı mücadelenin özel bir anlam ve önemi bulunduğu bir gerçektir. Dünyanın en zalim diktatörlerinde olan Faşist Hitler’in Almanya, diğer Avrupa ülkeleri ve Sovyet haklarına karşı nasıl barbarlıklar yaptığı, Yahudi soykırımına giriştiği ve katliamlara başvurmuş olduğu biliniyor. Bu tarihsel tecrübeden yola çıkılarak, insanlığın yine aynı “Faşist bela”ya karşı karşıya gelmemesi için, özellikle 1960’lı yıllardan sonra anti-faşist mücadele özel bir önem kazandı. Ne var ki; 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD emperyalizminin şemsiyesi altında kurulan Federal Almanya’da Hitler faşizmine karşı kararlıca mücadele eden, toplama kamplarında tutulan antifaşist, devrimci güçlere yeni döneminde görev verilmedi. Bu daha işin başında Almanya’nın Hitler dönemiyle köklü bir hesaplaşmaya gitmeyeceğini ve içten içe Hitler hayranlığına devam edildiğini gösteriyordu.
Hatta Hitler faşizmine karşı en etkili mücadele odaklarından biri olan Almanya Komünist Partisi (KPD) Batı Alman devleti döneminde yasaklandı. Pek çok sosyaliste 1970’li yıllarda “Meslek yasağı” getirildi. Yani; faşist Hitler döneminde mağdur olan komünistler, Konrad Adenauer ile başlayan yeni dönemde de mağdur olmaya devam etti. Almanya’nın bu sosyalizm ve anti-faşist düşmanlık tutumu ve Neo-Nazi hayranlığını kesiti, 13 Mart 2006 tarihinde Federal Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karar dolayısıyla yeniden gündeme geldi. Neo-Nazi faşistlerin örgütlenmesinin bizzat önünü açan ve gizli servis elemanlarının bizzat aktif olarak faşist hareketin örgütlenmesinde rol aldığı ve oynadıklarının ortaya çıktığı koşullarda Almanya’da sosyalist, devrimci ve ilerici güçlere yönelik cadı kazanını kaynatılması hiçte anormal bir gelişme değil. Alman tekelci devleti devrim ve anti-faşist sol düşmanlığına devam ediyor. Çünkü devrim ve Sol’un gelişmesinin kendisinin sonunu getireceğini biliyor, onun içinde büyümeden önünü kesmeye ve toplumda korku duvarı örmeye çalışıyor. Nitekim bu faşist gerici düşmanlık gereği 35 yaşındaki öğretmen Michael Csaszkoczy “Heidelberg Anti-faşist İnisiyatifi”nin üyesi olarak çeşitli etkinlikler düzenlediği, eylemlere katıldığı için 2004 yılında Baden-Württemberg Eyaleti tarafından meslekten men edildi. Gerekçe olarak, istihbarat örgütünün “Heidelberg Antifaşist İnisiyatifi”ni “Aşırı solcu” ve “Anayasa düşmanı” olarak nitelendirmesi gösterildi. Aynı istihbarat örgütünün şiddetten uzak, tamamen demokratik yollarla haksızlığa ve ırkçılığa karşı mücadele veren pek çok sivil toplum örgütünü “Anayasa düşmanı” ilan ettiği biliniyor. İstihbarat örgütünün Neo-Nazilerin örgütlenmesine katıldığı ya da göz yumduğu bilinen bir gerçeklik olunca devrimci ev anti-faşist güçlere karşı nasıl bir tutum içinde olacakları sır olmasa gerek. Yerel mahkemelerin Michael Csaszkoczy hakkında verdiği “Meslek yasağı” kararının en üst mahkeme tarafından da onaylaması, hiç şüphesiz örgütlenme ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir saldırı ve aynı zamanda emperyalist batı demokrasinin ne menem bir demokrasi olduğunu da ortaya koymaktadır. Her ne kadar Csaszkoczy’ye, Neo-Nazi örgütlere karşı mücadele ettiği için “Meslek yasağı” getirilmesi, sendikalar ve demokratik kurumlar tarafından protesto edildi ve davanın peşinin bırakılmayacağı belirtilmiş olsa da, burada esas olan şey faşizme ve sermayeye karşı mücadele eden devrimci ve anti-faşist güçlerin işsizlik ev açlıkla terbiye edilmeye çalışılmaları ve demokrasi adına faşizm ve gericiliğin uygulanmasıdır. Hatırlanacağı üzerine Almanya’da 1970’li yıllarda aynı gerekçelerle 10 binden fazla, komüniste ve devrimciye “Meslek yasağı” getirilmişti. Dahası bu yasaklar 1995’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkûm edilmişti. Anti-faşist, devrimci ve solcu kesimlere takınılan tutum ne yazık ki, sadece bu örnekle sınırlı değil. Yine aynı dönemde ülkenin tanınmış solcu sanatçılarından Konstantin Wecker’in Doğu Almanya’nın Halberstadt kentinde “Naziler bu şehirden defolsun” sloganıyla vermeyi planladığı konser, belediye meclisi tarafından “güvenliğin sağlanamayacağı” gerekçesiyle iptal edildi. İptale gerekçe olarak, faşist bir partinin konsere müdahale edeceğini çeşitli internet sitelerinde yayınlaması gösteriliyordu. Sadece bununla kalınmıyor, konser için basılan afişlerde yer alan “Anti-fa” (anti-faşist) kelimesine itiraz edilerek bunun çıkarılması isteniyordu. Üç-beş çapulcu Neonazi’nin tehdidi karşısında Weckert’in konserinin güvenliğini sağlama yerine yasaklama yoluna giden belediye meclisinin tutumunun, anti-faşist sola karşı alınmış bir tutum olduğu açıktır. Burada asıl olarak anti-faşist solcu bir sanatçının konser vermesinden rahatsızlık duyuluyor. Neonazilerin tehdidi ise yasağa dolgu malzemesi yapılıyor. Nazilere ve ırkçılığa pirim vermeyen bir devletin görevi, Wecker’in konserini yasaklamak değil, konseri dağıtma tehdidinde bulunan Neonazileri karşı daha aktif önlemler almak ve bunların propaganda yapmalarını yasaklamaktır Ama bunun yerine antifaşistler hedefe konuyor ve engellenmeye çalışılıyor. Hâlbuki bu ülkede neredeyse her hafta sonu, Neo-Nazi örgütleri tam anlamıyla provokasyonlara zemin hazırlamak için göçmenlerin yoğun yaşadığı semtlerde, antifaşist sembollerin olduğu mekânlarda gösteriler düzenliyorlar. Daha yakın dönemde Köln’de göçmenlerin yaşadığı bir semtte yeni cami yapımını gerekçe gösteren Neo-Naziler, “Çok kültürlülüğe hayır” sloganıyla, hem de yoğun polis koruması altında yürüyüş yaptılar. Köln Emniyet Müdürlüğü, ırkçı gösteriyi “Halkın huzurunu bozacağı” gerekçesiyle yasakladığı halde, Eyalet Yüksek Mahkemesi yasak kararını durdurdu. Buna dayanak olarak “Gösteri ve yürüyüş özgürlüğü” gösterildi. Alman ve göçmenlerin tepkisini çeken bu ve buna benzer ırkçı gösterilere “Düşünce özgürlüğü” adına izin vermek, faşist hareketlerle etkili mücadeleyi bir tarafa bırakmak ve bunların örgütlenme ve yayılmaları için ön açmak anlamına geliyor. Bilindiği gibi, baskıyı, terörü merkezde tutarak insanlar arasında ırkçılığı, ayrımcılığı körükleyen faşizm, bir düşünce insanlık için bir suçtur. Demokrasi beşiği olarak gösterilerin, Nazilerin propagandasının suç sayıldığı ve yasak olduğu iddia edilen Almanya’da Neo-Nazilerin polis koruması altında gösteri yapmasına olanak sağlamakla da kalınmıyor, protesto etmek için bir araya gelen antifaşistler, tıpkı Halbe’de olduğu gibi “Suçlu” konumuna sokuluyor. Son dönemde Almanya’da yaşananlar Alman tekelci devletinin faşist hareketin önünü açarak, devrimci ve antifaşist harekete karşı koçbaşı olarak hazırlandığını ve faşizme ve gericiliğe karşı mücadele eden güçleri hedef tahtasına aldığını gösteriyor. Aynı zamanda Alman demokrasisinin yalnızca tekelci sermaye için demokrasi ve emekçiler için diktatörlük olduğunu açığa seriyor.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|