 |
|
Eski Dostlar

Yine geldi kış. Ankara'yı bir sis bulutu yavaş yavaş kaplayacak. İsmail'i gördüm dün akşam, yakacak alamamış yine. Bu kış da perişan çocuklar, donacak. Bayram'a üç gün kaldı; küçük oğlan ağlamış, en küçük oğlu İsmail'in, okuldaki arkadaşları anneleriyle ayakkabı almaya gitmişler. İsmail'in küçük oğlan yıllardır ağabeyinin eski ayakkabılarını giyip duruyor. Sıkmaya da başlamış biraz ama yok yapacak bir şey. İsmail, memlekette kriz üstüne kriz yaşanalı beri işsiz. Sabahın köründe yola çıkıyor iş aramaya, yok Allah yok, iş falan hak getire. Kahveye bile uğramıyor borcu epey olmuş. Bakkal'a borç, manava borç, kasabın dükkânını görmeyeli zaten kaç zaman oldu. İsmail dört senedir aynı pantolonu giyiyor söylemesi ayıp. Salih'i gördüm bir de. Satmış eski kasa Mercedes'i, en yenisinden almış. Çocukları da oturmuş arka koltuğa da sığmamışlar hediye paketlerinden. Karısında bir çalım bir çalım. Gitti yılların sümüklü Zeliha'sı geldi Zeliş. Hay dilini eşek arısı soksun mübarek. Ulan hiç insan karısına köpeğe seslenir gibi seslenir mi? Çocukları da zaten bir tuhaf. Anne, baba yok. Anniş, babiş. Ne oluyor kuzum, ettiniz içine dilin. Bagajı açıktı arabanın, uyardım. “Yok, birader” dedi Salih “…Yeni aldığım dev ekran televizyon sığmadı da iple bağladım bagajı.”
Çocuklar bir tombalak bir tombalak aklın şaşar. Ha bire beslemişler. Sümüklü Zeliha, pardon Zeliş hanımefendi bilgisayar aldırtmış en son modelinden de, sokağa çıkmıyormuş çocuklar, oh ne güzelmiş. Ahlakları bozulmuyormuş. Ulan sizde ahlak mı kalmış? Kocası paranın ucunu görmeden imza atmaz, karısı konken partilerinden çıkmaz. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Çocuk sokağa çıkmazsa işte böyle şişer. Çocuk dediğin koşacak oynayacak birader. Salih İsmail'i gördü tam yanımdan giderken. İsmail selam verdi, selamını almak istedi Salih, Zeliş dürtüverdi. Sustu Salih. Suç işlemiş çocuk gibi başını önüne eğdi. Oysa hep beraber büyüdüğümüz bu mahallede ne güzel günlerimiz olmuştu üçümüzün. Yıllar önce İsmail'le Salih kan kardeşi olmuşlardı, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Duvarlara aynı sloganları yazmış, aynı pankartları taşımış ve aynı hücrelerde yatmıştık. Zeliş hanımefendi sınıf atlayacağım diye emekçi sınıfını unuttu. Aslını inkâr eden haramzadedir derler. Zeliş bin beter oldu canım. Küçüktük daha ama dün gibi hatırlarım. Mahallenin köşesinde dükkânı vardı Nevzat ağabeyin. Çoluk çocuk iddiasına maç yapar, oradan da Çamlıca gazozu içmeye gider, sıra olur otururduk dükkânın önünde. İsmail'in ailesi fakirdi yine, Salih'in babası memur, iyi maaş alırdı. İsmail'le aynı takımda oynardı Salih. Mahallenin en iyi futbol oynayan üç kişisiydik. Takımlar peşimizde koşardı, transfer ücretleri falan filan. Yemek içmek bedavaya gelirdi. Hiç unutmam aşağı mahallenin takımıyla maçımız var bir gün. Hava yağışlı. Ama ta bir hafta önceden almışız maç gününü, yapılacak bu maç, öylesi böylesi yok. Bir alt mahalleden Cahit ağabeylerin bizden de para toplayarak yaptırdıkları kale direkleri alındı; formalar yıkandı ütülendi, maç başladı. Tam üç gol attık öndeyiz, bir patırtıdır koptu. Salih tam kale önündeyken indiriverdi Piç Rıza, aşağı mahallenin bitirimi, herkes çullandı Salih'in üstüne. Bir baktım İsmail ana avrat küfrederek koşuyor. Daldı onca adamın arasına, çıkardı Salih'i. Salih perişan, İsmail yırttı canı gibi sevdiği formasını Salih'in yaralarından fışkıran kanları sildi. Pırlanta gibi çocuktur bizim İsmail. İsmail çevirdi kafasını, gözünün kenarında bir parça yaş belirdi. Para bu kadar mı değiştirirdi bir adamı.12 yenilgi bu kadar mı savururdu adamı. Ertesi gün pazarda gördüm İsmail'i: “Ulan İsmail…” dedim “…ne selam veriyorsun hala zibidiye?” “Doğru konuş Halil...” dedi “O benim kan kardeşim, çok şeyler yaşadık birlikte unutma. Vefalı olmalıyız.” “Oğlum, kan kardeşliği mi, vefalık mı kalmış bu işin? Adam selam bile vermiyor bak, parayı buldu bozuldu, her şeyi unuttu, bir de kılıbık oldu, böyle miydi oğlum bizim Salih valla sen?” “Utanır.” dedi “…bir gün utanır, utanmayı bilir o unutamaz, mayası sağlam adamlar bir gün damarlarındaki kanı hisseder utanır sonra da acı çeker ömrü boyunca. Ben kıyamam ona, kan kardeşim o benim. Ben affederim de Allah affetmez dostum” dedi. Bir ay sonra Salih'i apar topar hastaneye kaldırdılar. Böbrek yetmezliği. Koştuk gittik. Salih perişan, Zeliş hanım yine olmuş bizim eski Sümüklü Zeliha, hüngür hüngür ağlıyor. Doktorlar böbrek lazım demişler. Uygun böbrek bulunursa olacak bu iş. Gazeteye ilan vermiş Zeliha. Birçok başvuru olmuş, bir sürü fakir böbreğinin tekini satmak istemiş istemesine de, uymaz ya uymaz. Para var pul var, böbrek yok. Böbreği uyana ya da uygun böbrek bulana yüz milyar ödül. Ara tara bir tane bile uyan böbrek bulunamadı memlekette. Salı sabahı sekizde hastaneye uğradım. İsmail kapıda sigara içiyordu, paltosunun yakasını kaldırmış, biraz da titriyordu soğuktan. “Koridorda serbest, orada içseydin ya sigaranı, üşümüşsün.” “Yok, böyle iyi…” “Gördün mü Salih'i?” “Kapının ucundan baktım. Zeliha vardı, girmek istemedim.” “E, burada neyi bekliyorsun?” “Sonuçları” “Ne sonucu” “Tahlil yaptırdım, belki benim böbrek uyar Salih'e” “İyi bekleyelim bakalım.” İki saate yakın bekledik sonra kata çıktık. Doktor da bizim mahallenin çocuğuydu zaten, İbrahim. Latife ablaların haşarı oğlu İbrahim okudu kocaman doktor oldu. Helal olsun. İbrahim odasına çağırdı ikimizi. “İsmail Ağabey, tamam. Uydu senin böbrek, hayret verici bir durum hem de tam uydu. Sanki kardeşin.” “Kardeşim oğlum Salih benim, uyar tabii.” İsmail'in yüzü parladı. “Ne yapacağız şimdi?” “Ağabey şimdi seni ameliyata hazırlayacağız. Sen de istiyorsan tabii ki. Riskli bir ameliyat. Önce seni iyice bir muayene etmemiz lazım ki bir sorun çıkmasın. Eğer yengemlerle konuşursan bu akşamüzeri seni yatıracağız hastaneye. Bir süre burada kalman gerekecek.” “Tamam oğlum. Bir an önce alın, zaten iki taneye ihtiyacım yok benim. Biri bana yeter. Ben şimdi gidip yengenlere haber veririm. Saat dörtte burada olurum. Tamam mı?” “Tamam, ağabey, ben odanı hazırlatıyorum.” “İbrahim, bunu Zeliha'ya söyleme. Mümkünse bilmesin. Olur değil mi?” “Anladım ağabey, sen nasıl istersen.” “Sağ ol koçum…” O akşamüzeri yatırdık İsmail'i hastaneye. Tüm tetkikler yapıldı, hiçbir sorun yoktu. Ertesi gün ameliyata girebileceklerdi. Zeliha böbreğin bulunduğunu öğrenince çok sevindi. Söylemedik İsmail'in böbreği olduğunu. Ameliyat çok başarılı geçti. Salih kurtuldu. Kısa sürede İsmail'de, Salih'te taburcu oldular. İkisinin de durumu çok iyiydi. Tüm mahalle öğrenmişti İsmail'in böbreğini tekini Salih'e verdiğini. Bir tek Salih bilmiyordu. İsmail yemin ettirmişti herkese. Öğlen üzeri Salih benim yazıhaneye uğradı. “Halil, iki dakika baksana.” “Ne oldu Salih.” “Biraz hava alalım mı? Bir şeyler soracağım sana.” “Dur geldim.” Çıkrıkçılara doğru yürümeye başladık. Salih bir yandan yürüyor bir yandan dalgın dalgın kaldırım taşlarını seyrediyordu. “Halil bana böbreği kim verdi?” “Bilmiyorum Salih…” Yalan söylemek zorunda kalmıştım çünkü İsmail bana da yemin ettirmişti. “Sana ameliyat gecesi gördüğüm rüyayı anlatayım mı?” “Anlat bakalım.” “İsmail'i gördüm. Hani maçta kavga çıkmıştı da gelip beni kurtarmıştı hatırlıyor musun?” “Hatırlamaz mıyım?” “İşte yine kavga çıkıyor maçta. Bu sefer İsmail'e saldırıyorlar. Ben yardım etmek istiyorum, Zeliha kolumdan tutuyor. Gitmeye çalışıyorum, koşmaya çabalıyorum. Tutuyor Zeliha, bırakmıyor. Sonra bir torba dolusu para döküyorlar kafamdan aşağı, her şey dönmeye başlıyor. Bir Zeliha'nın suratını görüyorum, bir İsmail'in kanlı yüzünü, bir paralar akıyor dolanıyor etrafımda. Kan ter içinde kalıyorum. Ağlıyorum, ağlıyorum. Bağırmak istiyorum sesim soluğum çıkmıyor.” Salih başladı ağlamaya. Koskoca adam hüngür hüngür ağlıyordu hıçkırıklar içerisinde. Onu ilk defa ağlarken görüyordum. Kavgada dayak yediğinde bile bu kadar ağlamamıştı. Bir sigara uzattım, pahalı ceketinin koluna sildi ıslanan yanaklarını. Bir anda çocukluk günlerimize dönmüştük. “Hatırlıyor musun?” dedi “Çamur Spor maçında felaket dayak yemiştim, İsmail kurtarmıştı beni. İşte o gün kan kardeşi olmuştuk. Parmağımızı falan kesmemize gerek kalmamıştı, her yerimiz kan içindeydi. Sarılıp çıkarmıştı ben o kadar adamın arasından..Sonra da yemin etmiştik birbirimize hep destek olacağız diye. Ben yeminimi tutamadım. İsmail tuttu. Böbreği onun verdiğini biliyorum. Herkese yemin ettirmiş, bunu bile hastanede birine rüşvet verip öğrenebildim. Ben adam olamadım be Halil. İçim acıyor. Böbreğini verene Zeliha ödül vaat etmiş. Bu parayı versem de kabul etmez İsmail biliyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum Halil. Dünya'ya yeniden gelmiş gibiyim, hatalarımı görmeye başladım ama nafile. Şimdi ne olacak bilemiyorum.” “Üzülme...” diyebildim. Elimi omzuna koydum hala ağlıyordu. “Biz kardeş gibiyiz bir yolunu buluruz.” Ertesi gün çoluk çocuk toparlamış İsmail'lere gitmişler. Zeliha sarılmış İsmail'e ağlamış uzun süre. Özür dilemiş. İsmail affetmiş Zeliha'yı. Bir şart koymuş sadece. “Ben sana Zeliş falan demem. Bir de sakın bana Zeliş’lik edip para pul falan deme, o zaman ömür boyu konuşmam bir daha seninle.” İsmail'le Salih de sarılmışlar birbirlerine. Çocuklar da kaynaşmışlar iki dakikada. Mahallede her şey güzel bu aralar. Salih'le İsmail yeni iş kurdular. Ha bir de çocuklara forma yaptırdık. Salih'in çocukları da artık bilgisayar yerine futbol oynuyorlar, zayıfladı keratalar. Aşağı mahalleyle maç almışlar. Yarın Salih, İsmail ve ben maça gidiyoruz. Bizim çocukları seyredeceğiz. İnşallah kavga çıkmaz. Gerçi eskiden kavgalarda öğrenilirdi gerçek dostlar ya, olsun. Hayır, korkum bizimkilerin kavgaya karışması, Salih'le İsmail çocuk gibi oldular da bu sıralar. Koray SIPÇIKOĞLU
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|