 |
|
SORUNLARIN AYNI OLDUĞU YALANI

Kürt sorunun egemen sınıfların istediği biçimde “çözüme ulaştırılması” için günlerdir üst-alt kimliği, tartışmaları yapılırken başbakan Erdoğan birgün önce söylediğini bir gün sonra reddederek yeni şeyler söylemekten ve emekçileri aldatmaktan.Kürtleri beklenti içine sokmaktan geri kalmıyor.Erdoğan aslında soruna ilişki islamcı çözümcü yaklaşımını ve inkarcı tutumunu eveleyip geveleyerek yutdışı gezisinde ortaya koydu.Yani Erdoğana göre Kürt sorunu dine sığınılarak çözülür ve aynı zamanda zaten Türkiyenin doğusnunda batısınıda sorunları aynı.
Yeni Zelanda ziyaretinde,Canterbury Üniversitesi ile Yeni Zelanda Ulusal Avrupa Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği toplantıda konuşan başbakan Erdoğan,Kürtler üzerine gelen bir soru üzerine,özetle şunları söylüyor; “Türkiye Yugoslavya’ya benzemez, 30’a yakın etnik unsuru bağlayan en önemli şey dindir, Türkiye’nin yüzde 99’u müslümandır, Türkiye’deki etnik unsurları birbirine bağlayan veya ayıran bağ Yugoslavya’daki gibi değildir, Boşnak, Sırp, Hırvat birliklerinden çok farklıdır, bunlar birbirlerine kız alıp verdi, ancak savaş başladığında bunların birbirlerinden boşandı, Kürt kökenlinin sorunu, Türk vatandaşın ki ne kadarsa o kadardır.” Özetle Başbakan Erdoğan’ın söyledikleri bunlar. Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorunu hakkında söyledikleri üzerine Kuşkusuz pek çok şey yazıldı ve yazılmaya da devam edecek. Çünkü bu sorun orta yerde duruyor ve bir çözüme kavuşturulmayı bekliyor. Başbakan ise bu konuda herşey söylüyor ama hiç bir yerde durmuyor. Bir gün Kürt sorunu vardır derken, bir başka gün Kürt kökenlilerin sorunu Türkler kadardır diyebiliyor. Başbakan daha önce “üst kimlik” olarak “anayasal vatandaşlık” terimini kullanmış, bunun birleştirici olduğuna vurgu yapmıştı.Gelen tepkiler üzerine şimdi, ‘birleştiriciliğe” dine bağladı. Sorunu böylece daha bir açıklık kazanmış oldu Erdoğan yıllardır savunmuş olduğu dilinin altındaki baklayı “ümmet” içinde bir “çözüm” önerererk çıkarmış oldu. Elbette bütün bunlar yeni değil yıllardan bu yana ümmetçilik öne çıkarıldı ve Hizbullah devletçe örgütlendi,. “Kürt kökenlinin sorunu Türk vatandaşın ki ne kadarsa o kadardır” sözleride sıklıkla kullanıldı,ama bunların hiç biriside Kürt sorununa çözüm olmadı ve olamazda zaten.Çünkü Kürt sorunun bir ulusun ulusal ve demokratik haklarının yani kendi kaderini zoraki gaspetmenin ve üniter devlet çatısı altında tutulması sorunudur . Gerçektende Başbakan’ın ileri sürdüğü gibi “Kürt kökenlinin sorunu Türk vatandaşınki ne kadarsa o kadardır” mi? Bu iddiayı ileri sürenler genellikle gelişmişlik, ulusal gelirden alınan pay, yoksulluk vb. gerekçeleri ileri sürüyorlar. Bunlar, bu kriterlerle Hakkari’yi, Siirt’i, Gümüşhane, Yozgat’ vb. ile karşılaştırıyorlar ve ‘bakın görüyorsunuz ne kadar biribirlerine benziyorlar” iddiasını ortaya atıyorlar. Soruna basit ve üstten bakılınca sanki bir benzerlik olduğu izlenimi uyanabiliyor. Oysa bu benzerlik sadece yüzeyde. Hepimiz biliyoruz ki, Yozgat’daki, Gümüşhane’deki bir Türk vatandaşı okulda kendi ana diliyle öğrenim yapıyor, resmi dairelerde bu dili kullanıyor, basın yayın ve televizyonlardan kendi diliyle 24 saat yayın yapılıyor vb. Bu vatandaş sınıfsal konumundan bağımsız olarak, kendini ulusal olarak kendi yerinde görüyor, bu konuda ek bir sıkıntı yaşamıyor. Hakkari’de, Diyarbakır’da vb. doğan bir Kürt vatandaş ise, okula başladığında evde konuştuğu ana dilinden farklı bir dille, Türkçe ile öğrenim görüyor. Türkçe’yi öğreniyor, Kürtçeyi okulda, resmi dairelerde kullanamıyor, basın, yayın ve televizyonlarda kendi diliyle doğru düzgün karşılaşmıyor. Kısacası kendi dili kamusal yaşamda hiç bir biçimde yer almıyor. Bu durum bir Türk vatandaşı ile, bir Kürt vatandaşının sorunları arasında dev bir uçurum olduğunu göstermiyorsa başka neyi gösteriyor? Türk vatandaş kendisini ulusal olarak kendi yerinde görürken, Kürt vatandaş sürekli ulusal olarak inkar edilmenin, en doğal haklarından mahrum bırakılmanın acısını , ezilmişliğini ve inkarını yaşıyor. Verilen örnek yaşamın sadece bir alanını, ama çok önemli bir alanını yansıtıyor. Ve sadece bu örnek bile Kürt sorunu söz konusu olduğunda ezbere ve üstünkörü konuşulamayacağını, bir takım beylik kuru laflarla bu sorunun üstünün örtülemeyeceğini açıkça gösteriyor. Üst kimlik, alt kimlik, anayasal vatandaşlık vb.gibi pek çok kavram ortaya atılırken, sorunun özü olan Kürt ulusu gerçeğini tanıma ve buna bağlı olarak ulusal hakların inkar edilip yok sayılması ediliyor. Başbakan Boşnak, Sırp, Hırvat evliliklerinin bittiğinden söz ediyor. Evlilik gönüllü bir bağ ve ayrılma hakkını içinde taşıyor ve bu, her evliliğin ayrılmakla sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. Ulusların evliliği söz konusu olduğunda ise, demokrasi içinde eşit ,özgür ve ortak bir yaşam için, ayrılma hakkının tanınması daha da büyük önem taşıyor. Öyle anlaşılıyor ki, artık zoraki evlilikle daha fazla gidilemeyeceği ve bunun parçalanarak gönüllü temellede yeniden kurulması gerekiyor.Bunun yoluda Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı dahil bütün haklarının tanınması,eşitlik,özgürlük ve kardeşlik şiarının pratikleştirilmesinden geçiyor.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|