 |
|
TC DEVLETİNİN TÜM YOLLARI KANDİLE ÇIKIYOR

Amerikan emperyalizminin Orta-doğuda truva atı olma rolüyle
yükümlendirilmiş olan TC devleti Amerikan emperyalizminden Kandil’de
üstlenmiş olan PKK’ nin buradan sürülmesi için her şeyi Kandile
operasyona bağlamış durumda. Generallerden burjuva düzen partilerine
hemen tüm faşist ve gerici güçler Amerika’da Kandile operasyon
yapılmasını ve böylece Kürt sorununu içte gündemde düşeceği
hayaliyle, Kürt düşmanlığına devam ediyorlar.
Amerikan emperyalizmi, kendi eksenindeki Türkiye halkasını tahkim edip,
yeni BOP sürecine TC devletini her bakımdan hazırlamaya çalıştığını
bilinen bir olgudur. Bu işlem faşist MGK diktatörlüğü ve uşaklıkta
sınır tanımayan AKP hükümetiyle devam ediyor.
Son aylarda Newrozla başlayıp bayrak şovenizm kışkırtmasıyla
doruğa çıkan saldırı dalgasını altındaki en özet gerçek TC
devletinin diri Kürt özgürlük hareketini ezip dağıtmak ve ABD’ye
bölgede sınır tanımaz uşaklık görevine amade olmaktır. Keza bunu
incirlik kararnamesi, ABD ve İsrail’e verilen askeri ihaleler, Milli
Siyaset Belgesi’ni Amerikancı “Küresel terör” konseptine göre
düzenlenmesi , Amerikan karşıtlığının gündemden düşürülme çabalarının
yoğunlaşması ve nihayetinde iman tazelemek için de olsa
Erdoğan’ın Bush’un huzuruna çıkıp stratejik ortaklıkta karar
kılmaları vb. TV devletinin ABD ile uşaklık ilişkisini bir kez
daha kanıtlamıştır. ABD’yle 200’den fazla gizli-açık anlaşmayla
kendisini bağlamış, IMF’ye teslim edilmiş ekonomisiyle, NATO’cu
ordusuyla Türkiye’nin işbirlikçi tekelci sermaye iktidarının Amerikan
sistemine daha sıkı bağımlılık hali bir kez daha sergilenmiştir. .
Elbette ABD emperyalizmiyle bu bağımlılık ilişkisi gösterildiği gibi
sadece AK hükümetiyle de sınırlı değil. Vurgulamış olduğumuz gibi
bu bir devlet ve sistem gerçeğidir. Haliyle Bush’un eteğini yüzünü
sürmeye giden sadece AKP ya da Başbakan değil. Onları son
zamanlardaki politik köşeye sıkışmışlıklarında Bush savaş
ağasında medet dilemeye koşturan da bu Amerikancı
işbirlikçi sistemdir. Yani başbakan Erdoğan’ın Amerika’daki bu
son iman tazeleme ayini, bir bütün olarak Türkiye’nin yönetim ve
egemenlik erkinin açık fotoğrafını yansıtmaktadır. Zaten TÜSİAD
yöneticilerinden devlet bürokrasisinin kilit isimlerine,
Başbakandan Genelkurmay İkinci Başkanı’na, AKP’ nin beyin takımından
lobici bezirganlara kadar, hepsi “Amerikan seferi”nde hazır
bulunmuşlardır. Bu, işbirlikçi tekelci sermaye sisteminin
Amerikan eksenine ilişkin irade beyanı demektir. Keza Amerika’ya karşı
olduğu palavrasıyla emekçileri kandırıla durusun generaller
Amerika ile PKK’ nin Kandilde sökülüp atılması dışında tüm
konularda görüş birliği içinde olduklarını ifade etmesi de ,
Amerika’nın “Geniş Ortadoğu”da yürüttüğü ve “özgürlükleri ve
demokrasiyi genişletmek” yalanıyla ambalajladığı emperyalist işgalci
sistemine bir şekilde destek olma yönünde bir devlet siyasetinin açık
beyanıdır.
Amerikan-Türk Konseyi’nin Amerika’daki son konferansında Başbakan
ve Genelkurmay İkinci Başkanı’nın yaptıkları ve birbirini bütünleyen
konuşmalar bu ‘devlet Siyaseti’ni açıkça bütünlemektedir.
Başbakan, “Türkiye’nin, ABD’nin bu vizyonunu ve stratejisini
paylaşmasından ve desteklemesinden daha doğal bir şey olamaz. ” diyor.
Orgeneral Başbuğ ise ayrıntılandırıyor: “(Irak’ta) ABD’nin başarısız
olması ya da zamansız gitmesi sıkıntı yaratır. Türkiye, elinde
nükleer silah bulunduran bir İran’ı hiç bir zaman hoş karşılamaz. . .
Suriye, ABD’nin endişelerini giderecek bir tutum içine
girmelidir. Terörizmle mücadelede ABD’yle ortak noktaları
paylaştığımıza kuşku yok. . . ”
Evet, ABD çizgisine oturmuş ve oradan beslenen bir
devlet politikası olduğu bir kez daha ortaya konmuştur . Buradaki
alanda egemen sınıflar , burjuva düzen partileri ve generalleri
arasında tartışılan bir şey yok. Tartışılan ya da netleştirilmeye
çalışılan ise bu Truva atı ABD eksene nasıl ve hangi yöntemlerle dahil
olunacağı, alınacak rolün düzeyi konusundadır. Egemen sınıflar ve
temsilcileri arasında , ABD’nin Kürt sorunundaki pozisyonudur.
Türkiye’nin geleneksel Kürt fobisini daha ileriden destekleyici bir
tutuma girilirse, BOP’a desteğin boyutları da niteliği de
değişecektir. Amerika’da gezisinde devlet ve hükümet yetkilileri
de hep Kandile operasyon yapılması vurgulandı. Dahası
TC devletinin yetkilileri “PKK’ ye operasyon” talebinde boşuna ısrar
etmiyorlar. Nereden hareket etseler her ol Roma’ya çıktığı gibi her yol
Kürt özgürlük hareketinin ezilip dağıtılması için PKK’ ye ve Kandil’e
çıkıyor.
Bir kez daha teyit edilen Amerikanın BOP ekseninde, yerine
getirilmesi istenen bu talep, aynı zamanda Amerikan politikalarıyla
tereddütsüz bir bütünleşme istemini de ifade eder. Bu “pürüz”
giderilirse yani TC Devleti’nin tarihi Kürt paranoyası
dindirilirse, Amerikan emperyalist sömürgeci işgal sisteminin ölçüsüz
ve gözü kara bir eklentisi olunmaktan kaçınılmayacaktır. yalnız bunun
için şimdilik talep edilen şey “Kandil operasyonu” böyle bir anlam
içeriyor işte. Biliniyor ki, böylesi bir operasyon sonuçları
itibariyle sadece PKK’yla sınırlı kalmayacak, ABD’nin –bugün
kullanmak içi gereksinim duyduğu- Güney Kürdistan’daki Kürtlerle
ilişkisini de bozabilecektir. Irakta Amerikan emperyalizminin kukla
yönetimle istediğini elde edememesi ABD’nin daha fazla TC devletine
olan gereksinimi artırarak Kürt sorunundaki ayrılıkların açısı
kapanabilir ve ABD emperyalizmi TC devletinin “kırmızı çizgilerine”
yakınlaşabilir. Nitekim Kürt sorununda ABD’ninde istediği PKK’ yi ezip
dağıtma ve ehlileştirilmiş bir Kürt hareketi yaratmada orta
vadede Amerika ile TC devletinin “Kandil operasyonu”nda
birleşmesi mümkün olabilir yada TC devletine operasyon için göz
yumabilir. Kandile operasyonda buluşma sağlandığında, bütün yolların
BOP’uyla Amerikan emperyalizminin enerji havzalarını ele geçirme
ve egemenliğini pekiştirme saldırgan projelerinin jandarmalığı
başladığı çıktığı günler gelecektir. İşte o zaman, bugün
Amerika’ya karşı telaffuz edilebilen, “Ortadoğu’yu dışardan
baskıyla değil de içerden teşvikle demokratikleştirin” demagojisi de
hemen terkedilecektir. Bugün, “Amerika neden PKK’ ye
saldırmıyor?” türünden ezberlerle sözde ABD karşıtlığı ya da anti
emperyalistlik yaptığını sanan, aklı evvel şovenist Kürt düşmanı
ve MGK borazancısı güçler aslında Amerikancılığın payandası
olmaktan öteye gitmemektedirler. Bölgede anti-amerikancı olmakla
başta Amerikan emperyalizminin işbirlikçisi faşist MGK diktatörlüğü ve
onun Kürt düşmanı politikalarına karşı koyarak, halkların
eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliğini savunmaktan geçtiği
unutulmamalıdır.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
|