DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ANAYASA ZEMİNİNDE EGEMENLİK SAVAŞI VE AKP’İN SAHTE DEMOKRASİ ATRAKSONU
Baş Yazı
AKP hükümeti hem emperyalist küresel sermayenin ihtiyaçlarını gidermek ve hem de AKP’nin konumunu sağlamlaştırmak için Anayasa taslağı hazırlayarak meclise sundu. AKP her tarafı dökülen ve artık egemen sınıflarında ihtiyaçlarını yanıtlamada sorun yaratan 12 eylül faşist Anayasasında bazı maddelerin değişimiyle yola devam etmek ve egemenlik savaşımında işçi ve emekçi yığınlar aldatılarak yedeklenmek hedefleniyor. Aslında 12 eylül faşist anayasasının özüne dokunmayan göstermelik bazı maddelerin düzenlemesini hedefleyen bir anayasa değişiminde demokratikleşme ve özgürlüklerin gelişimini beklemek saflık olacaktır. Çünkü demagoji ve göstermelik süslemeler bir yana bırakıldığında, işçi, emekçi ve Kürt halkının istemlerine yanıt verne her hani yeni bir gelişme olmadığı gibi pratikte aşılmış olarak faşist ırkçı  asalar korunarak aslında demokratikleşme adına faşizmin inceltilmiş haliyle pekiştirmesi hedefleniyor.
 Örneğin AKP’nin  “en ileri demokratikleşme” diye emekçilere yutturmaya çalıştığı anayasa değişikliği taslağı da Anayasanın ilk 3 maddesi olduğu gibi korunuyor, Anayasanın vatandaşlığı tarif eden 66. Maddesinde, " Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür" tanımında değişiklik yapılmıyor. Yine Türkçe dışındaki dillerin eğitim dili yapılmasını yasaklayan 42. Maddeye dokunulmuyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini zorunlu ders olmaktan çıkarılmıyor,  işçi ve emekçilere örgütlenme ve eylem özgürlüğü tanınmıyor, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması sağlamıyor,. seçim barajı düşürülüyor, TMK'nın kaldırılmıyor, MGK'nin lağvedilmiyor b vb. Yalnızca bunlar ile AKP’nin12 eylül faşist anayasasının özüne dokunmadığını, göstermelik ve aşılmış bazı düzenlemelerle, yığınların gözüne kül serpmeye  çalışıyor.  
Devlet yönetiminde kimin daha fazla söz sahibi olmasını ve devletin küresel sermayenin ihtiyaçlarını doğrultusunda yeniden düzenleyen Anayasa değişim paketi, işçi,emekçilerin ve Kürtlerin çözüm bekleyen demokrasi ve özgürlü istemlerine yanıt verme yerine,  uluslararası emperyalist sermaye ve işbirlikçileri arasındaki süren bir mücadele ve bunun gereksinimi olarak görülmesi gerekiyor. AKP ve hükümetini “demokrasi mücadelesi”nin gücü, dahası bu mücadelenin başındaki güç olarak gösterenler, onun “Askeri darbe planları ve bunun için kendisine dokunana örgütlenmelere karşı yürüttüğü kavga”yı dayanak alıyorlar. “Seçimle gelenin meşru olduğu ve millet iradesini temsil ettiği” propagandası buna eşlik ediyor. “Sivil siyaset üzerindeki askeri vesayet”e karşı durma da, bunlara göre “demokrat ve ilerici olma”nın başlıca kıstasını oluşturuyor. Unutmayalım ki Hitlere seçimle işbaşına gelmiş ve ardından neler yapmıştı.
AKP ve yandaşları ergenekon ölümünü öne sürerek AKP sıtmasını kabul etmeyi dayatıyor  Bu cenahta “birleşen”ler(!), birbiri ardına servise konan darbe planları ve bu amaçlı olduğu belirtilen militarist-gizli örgütlenmeleri “demokratikleşme”nin başlıca engeli gösteriyor. Sistemin yenilenmesi politikalarına pürüz oluşturan “fazlalıkların kırpılması” operasyonlarını sansasyonel kampanyalarla öne çıkararak halka karşı saldırı, baskı, faşist terör, işkence ve caniyane politikaları “sivil” ve öyle olduğu için de “meşru” gördükleri güçlerden bağışık gösteriyor, “dalga-dalga” yürüyen gerici güç hesaplaşmasının “sivil tarafı”nda bir tür darbe tetikçiliği de yapıyorlar.
Peki Erdoğan hükümeti ne tür bir “demokratikleşme” politikasına sahip. Hangi ilişkilerin ve düzenlemelerin ürünü; bu ilişki ve düzenlemelere karşı tutumu nedir? Hükümet politikalarını demokratik ve halktan yana; ona karşı muhalefet ve mücadeleyi ise “darbecilikten yana”-”antidemokratik” göstererek halk kitlelerinin siyasal-sosyal demokratik taleplerinin bu gerici güç çatışmasında, hükümetten yana yedeklenmesi için burjuva entrikacılığının tüm maharetini sergilemekte birbirleriyle yarışan liberal yazar ve politikacıların fersah fersah kaçtıkları, bu soruların yanıtlarıdır.
Bu bakımdan, AKP ve hükümetinin “nerede durduğu”nu ‘özetin özeti’ olarak ve bir kez daha belirtmek gerekiyor: AKP ve hükümeti 12 Eylül ürünü siyasal-askeri-sosyal düzeni sürdürüyor mu; evet. Cuntanın silah gücüyle gerçekleştirdiği düzenlemeleri basamak edinerek halk kitlelerine karşı işbirlikçi tekelci sermayenin savunulmasını esas alıyor. Kenan Evren’in “son nefesinden önce” sokaklara düşerek minnettarlığını dile getirdiği Doğramacı’nın militarist YÖK düzenine cansiperane sahip çıkıyor. RTÜK gibi merkezi sansür kurumlarını ayakta tutuyor mu, evet; Cunta koşullarında uygulanma olanağı bulan 24 Ocak kararları bu hükümet ve ardındaki uluslararası ve bağlı büyük sermaye tarafından genişletilerek uyguluyor. Özelleştirme, taşeronlaştırma uygulamaları AKP tarafından genişletilerek sürdürülüyor !
AKP hükümeti ve ardındaki güçler, halk kitlelerine, özellikle de Kürt özgürlük direnişine ve emekçilerin öncü ve devrimc kesimlerine karşı caniyane politikalar izleyen ve binlerce “faili meçhul” cinayete imza atan kontrgerilla, JİTEM, özel kuvvetler, korucular gibi militarist sistem kurumlarının saldırı, sabotaj ve katliamlarının soruşturularak açığa çıkarılması ve suç çetelerinin tüm sorumlularının halka hesap vermesi talebini geçiştirip, bu yöndeki mücadelenin üzerine polis ve askeri kuvvetleri sürmeye devam ediyor!
Başbakan, AKP  hükümeti ve liberal destekçilerinin “darbe karşıtlıkları”nın en önemli güvencesi ve dayanağını ABD oluşturuyor mu; evet! Başbakan ve hükümetinin sözcüleri, hemen tüm sermaye yazarlarının “ABD bugünkü koşullarda darbe istemiyor ve Başbuğ Paşa’nın kurmayı da aynı görüşte” şeklinde tarif ettikleri konjonktürel durumdan güç alarak konuşuyorlar. ABD’nin uluslararası ve bölgesel politikalarıyla uyumlu olmanın sağladığı güç ve avantajı kullanıyor. “Asker vesayetine karşı cengaver atakları”nın; ABD’nin dolaysız dahliyle; onun ordu üzerindeki ve içindeki varlığıyla ve enformasyon silahı olarak kullandığı “sivil” araçlarıyla (basın vs.) beslendiğini görmeyenler ve bu durumun da geçici ve şarta bağlı olduğunu; sivil ya da askeri darbeleri gerekli ya da gereksiz kılanın devrimci kitle hareketnin duurmu ve güç ilişkileri olduğunu unutanlar, aptallık ölçüsünde gerçeklere göz kapamış olacaklardır.



“Askeri darbelere ve asker vesayetine karşı” sözümüz ona demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyen hükümet, 12 Eylül askeri cuntasının Anayasal düzenini, oluşturduğu siyasal-hukuksal sistemini reddediyor mu; 12 eylül faşist rejimin yasa ve tüzüklerini, siyasal partiler ve seçim yasalarını gayrimeşru sayıyor mu; Yine 12 eylül faşist darbe sinin, askeri vesayet ve dikta sisteminin düzenlemelerinden alınan güç ile işlenen cinayet, işkence ve katliamların soruşturulması talebine olumlu bir yanıt veriyor mu; hayır! Öyleyse, bu ne biçim demokratikleşmedir, nasıl bir demokrasi anlayışıdır?
AKP ve hükümetinin sözünü ettiği ve yardakçılarının destek verdikleri “Anayasa değişikliği”, örneğin söz-basın ve örgütlenme özgürlüğünü, Kürtlerin ulusal hak eşitliği taleplerinin karşılanmasını, devletin dini inançlardan elini çekmesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi “devlet dini örgütleri”nin ortadan kaldırılmasını, özel kuvvetler, korucular, JİTEM gibi militarist ve halka karşı şiddet örgütlerinin dağıtılması ve suç işleyenlerden hesap sorulmasını içermiyor. Emekçilerin tüm hak ve özgürlüklerinin temel alınacağı politik özgürlüklerin önünü açan demokratik bir anayasa ihtiyacı ve talebine AKP hükümetini kulakları ve gözleri kapalıdır. Bu yöndeki mücadeleye karşı zor güçlerini tetikte tutmayı bir an olsun ihmal etmiyor.
Öyleyse, bu sözüm ona demokratikleşme çatışması demokrasiye ilişkin değildir. Bu çatışmadan demokrasi doğmaz. Devlet güçleri arasında yaşanan gerginlik ve çatışmaları, “Demokrasi ile diktatörlük; milli irade ile askeri vesayet arasındaki çatışma” olarak gösterenler, halk kitlelerini bu çatışmanın bir tarafına yedekleme çabalarının yanı sıra, devletin sermaye ve halk düşmnı karakterini örtbas ediyor, hakim sınıflar ve temsilcilerini çatışmasız bütün olarak da sunuyor; bir sistemin demokratik olmasının halk kitlelerinin siyasal-sosyal ve iktisadi taleplerinin karışlanmasıyla bağdaşır olmasına bağlı olduğu gerçeği ve kıstasını gizlemeye çalışıyorlar. AKP’nin ülkenin demokratikleşmesi için çaba gösterdiğini söyleyenlerin itina ile üstünü örttükleri ve görmezden gelinmesini istedikleri, onun izlediği politikaların işçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin talep ve haklarıyla zıtlığıdır.
“Yaşananların demokratik bir gelişmeye işaret ettiği” söylemi bir çarpıtmadır. AKP, “demokratikleşme” adına TRT, RTÜK, YÖK, YSK gibi kurumsal güç ve otorite kullanıcı aygıtları hizaya getirdi.. Bu yolda ilerlemek, Anayasa Mahkemesi, HSYK üzerinde de otorite olacağı bir sistem oluşturmak istiyor. Gündeme getirdiği “Yargı reformu ve Anayasa değişikliği ihtiyacı” bu hedefle bağlıdır. Başbakan ve “adamları”, “Yargı bağımsızlığı”nı AKP ve hükümetine ve Fethullahçılığa güç veren yargı kararlarıyla bir tutuyor. Hükümet politikalarıyla Fethulahçı cemaatlerin ve ABD başta olmak üzere emperyalistlerin çıkarlarına aykırı düşen kararlar söz konusu olduğunda ise, “yargı tahakkümü”, “ yargı diktası ” üzerine söylevler yoğunluk kazanıyor.
Taraflarını çeşitli sermaye kesimlerinin ve onların besleme liberal savunucularının oluşturduğu “Değişim”,“statüko” ve “demokratikleşme” üzerine güncel/aktüel tartışma hakim sınıflar ve kurumları arasındaki otorite savaşına bağlanmıştır. Bu tartışma, sistem ve kurumlarının ilişkileri sınırlarında yürütülmekte, işçi ve emekçilerin talep ve çıkarları dışlanarak sürdürülmektedir. Tümü de kapitalizmin kurumları/güçleri içinde yer alan sivil - askeri kesimlerin bir bölümünü “statükocu”; diğerlerini “demokrasi taraftarı” göstererek, halkı sistem yararına aldanmaya sürükleme özelliği taşımaktadır.
Aslında bu bir emekçiler için tuzaktır. Panzehiri ise, politik özgürlüklere en fazla ihtiyacı olan işçi sınıfının, kent ve kır emekçilerinin, Kürtleri, dahası tüm ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulan kesimlerin, burjuvazinin tüm bu kuvvetlerine karşı, ve onlar arasındaki çatışmalardan da yararlanmasını başaracak şekilde, bir işçi, emekçi ve Kürtlerin demokrasi ve özgürlük hattın da birleşmek ve faşist 12 eylül Anayasa’nın törpülenmesi değil, tümden çöpe atılması ve AKP’nin anayasa değişikliklerinin sahte demokratik özünün açığa serilmesi gerekiyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye