DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
TARİHİ GERÇEKLER VE EŞKIYA İLE PAZARLIK OLMAZ YALANI
Kürdistan
Egemen sınıfların Kürt ulusal harekete karşı takındıkları tutumun odağında oturan “eşkıya ile pazarlık yapılmaz” adeta dillerine pelesenk olmuş, ulusal hareketin kanla ezilmesinin ve Kürt ulusunun soykırımla yok edilmesinin savunusunun zemini olmuştur. Hemen tüm düzen partilerince “eşkıya ile pazarlık” gibi bir düşün bile kabusa dönüştüğünü görmek için çok keskin gözlere gerek yok. Oysa tarihi gerçekler her zaman bu kabusun gerçeğe dönüştüğünü yüzlerce kez kanıtlanmıştır.
Sömürü ve soygunu meşru hakları sayan egemen sınıflar zulüm ve barbarlık üzerine kurduklar› düzenin Kürt ulusuna reva gördüğü ulusal zulüm ve soykırıma karşı gelişen ulusal hareket sonrasında tarafından elde edilen her başarı, ileri doğru atılan her ad›m egemen sınıfların nasırına basılmış gibi “devlet eşkıya ile pazarlık yapamaz” çığlıklarıyla ayağa kalkmalarına tan›k oluyoruz.
1923’de kurulan TC hem gerçek bir eşkıya ve hem de aynı zamanda bir işgalcidir. Çünkü Misak-› Milli ile Kürdistan’›n bir k›s›m topraklar› zorla TC’ye katılmıştır. İşte tam da bu nedenle en do€al ve meşru haklar› olan Kürt ulusunun ulusal direnme hakkı eşkıyalık olarak nitelenemez. Bu gerçek bir yana eşkıya devlet, bugün yeniden soykırımla yok etmeye çalıştığı Kürt ulusunun temsilcileriyle zaman zaman masaya oturarak “pazarlık” yapmıştır.
Sadece bizim ülkemize has bir durum değildir bu. Tüm dünyada boyunduruk altına alınan bağımlı  uluslar ve sömürgeler, ulusal isyan ateşini tutuşturdukça, emperyalistler ve yerli işbirlikçileri tarafından “ eşkıyalıkla ” suçlanmış, ne zaman ki ulusal hareket, devrimci başkaldırı egemenleri köşeye sıkıştırmışsa o zaman “diyalog” yolları aranmış “masaya otur”ulmuş, “pazarlık”lar yapılmıştır. Ve saltanatlarına son verilinceye kadar da bu durum siyasal koşullara bağlı olarak değişik biçim altında, çeşitli evrelerden geçerek devam etmiştir. Bugün de egemen sınıflar ulusal harekete karşı düşmanlıklarını ilan edip kin kusarlarken “eşkıya ile pazarlık yapılmaz” diye çığlıklar atıyorlar.
Oysa çok uzağa gitmeden de gerek  Özal  ve gerekse de 96 yılında RP’si hükümeti döneminde el altında egemen sınıfların bir kesiminin kamuoyunun nabzını yoklama amacıyla el altında değişik girişimlere yönelmişlerdir. Fakat devlet “eşkıyayla pazarlık yapılmaz” çığlıklarıyla ortaya çıkan kirli savaş tacirlerinin bütün çabalarına rağmen devlet zaman zaman “pazarlık” yapmış, yapmak zorunda kalmıştır. Ulusal hareketin gelişip güçlendiği, devleti köşeye sıkıştırdığı koşullarda egemen sınıfların soluklanmak amacıyla gizli görüşmeler yaptıkları “görüşme” ve “diyalog” yolları aradıkları biliniyor. Ve bu çabalar her zaman iş kotarılıp iyice olgunlaşıncaya kadar hep el altından ve gizlice yürütülmüştür.


Nitekim araştırmaların a gün ışığına çıkardığı gerçekler devletin ulusal hareketin temsilcileriyle gizli görüşmeler ve pazarlıklar yaptığı ve bu pazarlık ve görüşmelerin Kürt ulusunun ulusal başkaldırısının gündeme geldiği çeşitli süreçlerde defalarca gündeme geldiği görülüyor. Keza açığa çıkan gerçekler ışığında 1993’de Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde PKK ile gizli ateşkes görüşmeleri yapıldığı, bu görüşmelerde arabulucu olarak Türkiye’den gazeteci Cengiz Çandar, İsmet İmset ve Kürt gazeteci Kamuran Karadağ’ın katıldığı belirtiliyor. Londra’da yapılan bu görüşmelere daha sonra Celal Talabani’nin de katıldığı ve Genelkurmayın onayı ile ateşkesin sağlandığı belirtiliyor. Ve bu “eşkıya” ile pazarlık ve görüşmelerin daha öncede defalarca gerçekleştiği vurgulanarak şu bilgilere yer veriliyor;
1808-1812 arasındaki Bahama da Abdurrahman Paşa ve Ahmet Paşa isyanları sırasında, askeri harekatın yanında siyasal görüşmeler yoluyla soruna çözüm arandığı,
1831-1845 yılları arasındaki Bedirhan Paşa (Cizre Beyi) isyanında, yenilgiyle sonuçlanmasına rağmen siyasi görüşmelere konu olduğu,
1919-1921 Koçgiri isyanı sırasında TBMM’den bir nasihat heyetinin devreye girdiği ve bir süre siyasal görüşmeler yapıldığı.,
1926-1927 Ağrı isyanı sırasında, TBMM temsilcileriyle Ağrı bölgesindeki üst düzey subaylardan oluşan bir heyetle Kürt başkaldırılarının temsilcileriyle siyasi çözüm amacıyla iki kez görüşmeler yaptıkları belirtiyor.
Bütün bunlarda gösteriyor ki, egemen sınıflar kanla ezmeye çalıştıkları devrimci ve ulusal hareketler karışısın da her zaman iktidarda olman›n yarattığı avantajlar› kullanarak, düzenlerini sürdürmek için “eşkıya”, “şaki”, “terörist” vb diye lanse ederek muhatap dahi almadıklarını, alamayacaklarını haykırdıkları halde, sıkıştıkları her durumda tükürdüklerini yaladıklarını biliyoruz. Bugünde “bölücü ve teröristler muhatap alınmaz” palavrasıyla faşist diktatörlük aynı teranelerini tekrarlayarak, Kürt sorunun çözümünün asıl temsilcilerini muhatap almaktan geçtiği gerçekliğini görmezden geliyorlar.


 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.10 Saniye