DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
İŞÇİ KADIN VE KAPİTALİST SİSTEM
Özgür Kadın
Dünya nüfusunun yarısını ve işgücünün üçte birini oluşturan kadınların toplumsal konumları hala çözümlenmemiş olup, emperyalist kapitalist sistemde kadınlara uygulanan ayrımcılık politikası, baskı ve sömürü sürüp gitmektedir. Kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak ezilmesi, baskı altına alınması ve sömürülmesi, yüzyıllardan beri devam edip gelen bir uygulamadır. İlkel komünal toplumu saymazsak, tüm ücretli kölelik sistemleri -köleci, feodal, kapitalist- aynı zamanda kadınların köleleştirildiği, horlanıp baskı altına alındığı sistemler olmuştur. Bugüne kadar hiç bir toplumsal gelişme, kadınlar katılmadan gerçekleşmemiştir.
Kadınlar, insanlığın ileriye atılmış her adımında, her büyük eyleminde önemli role sahip olmuştur. Ama insanlığın ilerlemesindeki bu önemli rolüne rağmen, kadınların ezilmişliği tüm açıklığıyla devam etmektedir. Bugün bir çok ülke hukukunda kadınlarla erkeklere biçimsel eşitlik tanınmak zorunda kalınmıştır. Ancak bu, tamamen biçimsel olmuş, gerçekte ise kadınların ekonomik, toplumsal ve politik ezilmişliği ve eşitsizliği derinleşerek sürüp gitmektedir. Hatta birçok ülke de biçimsel eşitlik bile kadınlara hala çok görülmeye devam etmektedir. Kadınların ücretli kölelik sisteminden tamamen kurtuluşunu gerçekleştirmek ve onu erkekle eşit hale getirmek için, emekçilerin sosyalist iktidarı altında ulusal ekonominin toplumsallaştırılması ve kadınların ortak üretici çalışmaya katılmaları gerekmektedir. İşte ancak o zaman kadınlar erkeklerle eşit bir konuma kavuşacaklardır.
Dünyada ve Türkiye'de, kadınların üretici çalışma yaşamına katılması tüm yasal kısıtlamalara, dini gericiliğin etkilerine, ayrımcılığa ve toplumsal önyargılara rağmen yaygınlaşıyor. Toplumsal çalışmaya katılmakla kadınlar, evin ve aile ilişkilerinin aptallaştırıcı dar sınırlarından kurtulurlar. İşçi ve emekçi kadınlar ortak toplumsal çalışma yaşamına katılmakla, sınıf bilinçlerini yükseltirler ve işçi sınıfının özgürlük savaşına katılma olanağını bulurlar.
 Tüm emperyalist kapitalist dünyada ve onun bir parçası olan Türkiye'de kadın ve çocuk emeğinin erkeklere göre ucuz olması kapitalistlerin iştahlarını kabartmış, sanayi ve ticarette kadın işgücüne olan talebi arttırmıştır. Makinenin üretim sürecini basitleştirmesi, kadınların ve çocukların daha fazla üretim sürecine katılmalarının olanaklarını sağlamıştır. Kapitalistlerin servetlerinde, erkek işçilerin yanında ucuz işgücünden ötürü kadın ve çocukların emekleri, acıları ve ızdırapları yatmaktadır. Ekonomik yaşama katılan kadınların çalışma yaşamı, bütün yaşamının bir parçasını oluşturur.
 İşçi ve emekçi kadınlar çalışma yaşamına katılmakla, ev yaşamının getirdiği yüklerden kurtulmuş olmuyor, tersine altına girdiği yük iki kat artıyor. Bir tarafta evin ve ailenin ağır yükü, diğer tarafta sömürü ve çalışma yaşamının yükü; işte bunun için kadına ''emekçinin emekçisi'' deniyor. İşçi kadın aynı zamanda çifte baskı altındadır. İşte patronlar sınıfının, evde, ailede erkeğin baskısı. Çalışan kadın bütün gün yaptığı işin ağır, ezici yorgunluğunu üzerinden atmadan, daha yorgunluğunu gidermeden, evde birikmiş olan yemek, bulaşık, çamaşır ve çocuk bakımı görevlerini yerine getirmek zorunda kalmaktadır. Bu çok ağır ve son derece yıpratıcı bir süreçtir. Denilebilir ki, işçi kadının toplumsal yaşamı tamamen bundan ibarettir.
 Türkiye'de çalışan kadınların çoğunluğu ucuz işgücü ve aşırı sömürünün yanında, emperyalist ülkelerin çok gerisinde olarak asgari ''sosyal güvenlik''ten bile yoksun bırakılmışlardır. Sosyal güvenlik açısından, emperyalist kapitalist ülkelerin bir çoğundan geri olmak gösteriyor ki, Türkiye'de kadınların ekonomik alanda da demokratik talepleri için mücadele etmek acil ve güncel önemdedir.
 TC ve işbirlikçi tekelci burjuvazisi asgari talep olan çalışan kadınların sigorta kapsamına alınmasının gereklerini bile yerine getirmiyor. Buda Türkiye'de sosyal çelişkilerin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Burjuva kapitalistler kadınlara, erkek işçilere nazaran daha az ücret verirler. Uluslararası Çalışma Örgütü (İ LO)'nun erkek ve kadın işçilere eşit iş için eşit ücret hakkındaki 100’nolu kararına bir çok ülke ve işveren karşı çıkmaya devam etmektedir.
 Kadınlara, erkeklere göre daha az ücret ödenmesi, yani ücretteki ayrımcılığı kapitalistler kendilerine göre ''haklı'' gerekçelere dayandırmaya çalışıyorlar. Kapitalistler kadınların meslek eğitimi görmemiş olmalarını, eğitim durumlarını, beceri durumların vb. gerekçe göstermeye devam ediyorlar. Devlet memurluğu, sözleşmeli işyerleri hariç, tüm işyerlerinde kadınlar erkeklere göre daha az ücret alıyorlar. Bazı zamanlarda bu oran yüzde otuzlara kadar çıkıyor.
 Özellikle son 30 yılda yaygınlaşan konfeksiyonculuk,hizmet sektörü vb.  alanlarıında daha çok çocuk ve kadınlar çalıştırılırlar. Bu işyerlerinde tıpkı tarım alanındaki gibi, çalışma saatleri saptanan 8 saatin çok üzerindedir. Ve fazla çalışma, ya ek ücrete tabi değildir, ya da az ücret ödenir. Buralarda sömürü aşırı bir biçimde sürer. Öte yandan yapılan iş son derece yoğun ve yıpratıcıdır. Türkiye'nin derin bir ekonomik ve sosyal yıkım içerisinde olması, işten atılmaları sürekli hale getirmiştir.
 Kuşku yok ki bundan da en büyük payı kadın işçiler almaktadır. Kadınlar çoğu zaman kadınlıktan ileri gelen özelliklerinden ötürü çalışma hakkından yoksun bırakılırlar. Bir çok işyerinde kadın evlendiğinde, ya da hamile kaldığında işinden olur. Çoğu yerde kadınlar çok çocukluysa işe alınmazlar. İşverenler ise, işçi almak ve atmakta tamamen serbest bırakılmıştır. Sendikalı işyerleri de dahil olmak üzere, hiç bir işyerinde iş güvencesi yoktur. Tarım alanında ve küçük işletmelerde işçi kadınlar ve çocuklar hiç bir iş güvencesine sahip olmadan, tamamen işverenin, hatta büyük işyerlerinde ustabaşlarının, şeflerin insafına kalmışlardır. Kadınlar işsiz kaldıklarında bunun acısını iki kez hisseder, yaşarlar. Birincisi, işten atıldıkları için ekonomik olarak; ikincisi, bunun yarattığı sosyal sorunlar (Fuhuş, ev içi kavgalar, çocukları doyurmanın acısı ve daha birçok sorun) olarak.


 Çalışan kadının iş başında korunması en önemli sorunlardan biri olmasına rağmen, genel olarak tüm işçiler, çok kötü koşullarda çalışıyorlar. Meslek hastalıklarına yakalanan işçilerin sayısı ve bunun içinde kadın işçilerin oranı, sorunun önemini çok daha açık ortaya koyuyor. Buna rağmen hiç bir önlem alınmamaktadır. Ağır ve aşırı çalışma koşulları sonucu işçi kadınların sağlık durumları büyük ölçüde bozuluyor. Çalışan kadınların çoğunluğu Sosyal Sigorta kapsamı dışında olduğu için, Sosyal Sigorta'nın sağlık hizmetlerinden de yararlanamamaktadırlar. Çalışan kadınların en önemli sorunlarından biride hamilelik ve analık sorunudur. Beslenme, genellikle çok kötü olduğundan, bu durum hamilelik döneminde kadını fazlasıyla etkilemektedir. Kadının hamilelik döneminde özel beslenmeye tabi tutulması gerekirken, normal zamanlarda çıkan yemekle beslenmekte, hatta sendikasız işyerlerinde bir simitle idare etmektedir.
 Yapılan araştırmalar, çalışan kadınların yarıdan fazlasının doğum iznini kullanmadan doğum yaptıklarını gösteriyor. Sigorta doktorlarının çoğunun doğum öncesi izin vermediği yine yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. Bu, kadınların çok kötü koşullarda doğum yaptığını gösteriyor. Yasalar, 100 işçinin çalıştığı işyerlerinde kreş ve emzirme odası açma zorunluluğu getirmekle birlikte, işverenler bu yükümlülüklerini yerine getirmemek için, çalışan kadın sayısını belirlenen sayı altında tutmaktadırlar. Devlet, patronlar ve erkekler, çocuğa bakmayı kadınlara bırakmışlardır.
 Çalışan kadınların en önemli sorunlarından biriside, çocuklarının kötü koşullarda yaşamak zorunda kalmalarıdır. Kreşi olan işyerlerinde de, kreşler gerekli sağlık ve beslenme özelliklerine sahip değildir. Çocuk yuvaları ve kreşler yaygınlaşmakla birlikte, buralar pahalı olduğu için çalışan kadınlar bunlardan yararlanamamakta, buralar toplumun küçük bir azınlığı tarafından kullanılmaktadır. Kapitalizmin kendisini devam ettirebilmesi, tüm işçi ve emekçi sınıfları iliklerine kadar sömürmesi ile mümkündür. İçinden geçmekte olduğumuz süreç, işçi ve emekçi sınıflara bunu çok derinden hissettirmektedir.
  Açlık, yoksulluk, sefalet içinde yaşamlarını devam ettirmeye çalışan işçi ve emekçiler, artık bu durumun kendileri için bir kader olmadığını anlamaya çalışıyorlar. Bu uyanış mücadelesinde işçi ve emekçi sınıfın kadınları da sınıf mücadelesindeki yerlerini almalı ve kurtuluşlarının yolunu kendi elleriyle açmalıdırlar.  
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye