DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
KOMÜNİST HAREKETİ DOĞRU ANLAMAK
Dünden Bugüne
“Tarihi doğru okumak, geleceğe emin adımlar yürümenin zeminidir.”
Tarihsel süreçle bugüne iletilmeyen ilgiye değmeyendir. Tarihimize, varlığımızın kendiliğinden bilinciyle bakmamız yetmiyor. Tarihimizi kurmak gerekiyor. Bu, tarih bilincinin nedeni ve sonucudur.
 Türkiye'de politik Marksizm bir tarihe sahiptir. Dünü anlama ve bugüne taşıma geleceğe emin adımlarla yürümek bakımından bu tarihsel diyalektiğin kavranmasıdır. Elbette bu öncelikle doğru bir açısı kazanmakla bağlıdır. Aksi durumda yanlışlara düşmek ya mükemmeliyetçilik altında  inkarcılık yada hatalarda azade biçimindeki tutuculuk -dogmatizm sonuçta aynı noktada buluşan küçük burjuva yaklaşımlarda konaklamak kaçınılmaz olur.
Tüm sorunların ele alınışında olduğu gibi, parti ve ona bağlı bir dizi sorunun doğru kavranması, bu konudaki görevlerin doğru tarzda tespiti de öncelikle soruna doğru bir yaklaşıma, bakış açısına sahip olmakla gerçekleşebilir.
 Oportunizm ile Marksizm-Leninizm arasındaki her ayrılığın başlangıç noktası bakış açılarındaki ayrılık düğümlenir. Komünist hareketin doğuşu ve gelişimi konusundaki bakış açısındaki ayrılıklar ister ortaya çıksın çıkmasın bu böyledir. Çünkü ayrım bakış açısından itibaren başlar. Bakış açısı, olgulara dünya görüşü temelinde yaklaşımın ifadesidir. Mutlaka bir sınıfın damgasını taşır. Aynı olgulardan hareketle değişik sınıfların farklı sonuçlara varmalarında belirleyici olan, dünya görüşü ve üzerinde  yükselen bakış açılarındaki farklılıklardır. Sınıf çıkarlarıdır. Dolayısıyla, bu sorunda da proletaryanın çıkarlarına  uygun sonuçlara varabilmek için soruna nasıl yaklaşılması gerektiğini belirlemeliyiz.

O halde komünist hareketin doğuşu ve  gelişimi  sorununu nasıl ele almalıyız ? Bilindiği üzere Marksizm -Leninizm bir bilimdir. Bilginin dolayısıyla işçi sınıfının biliminin hem gelişip zenginleşmesi hem de kavrayışı diyalektik gelişim yasasına uygun bir seyir izler. Bilgi maddenin beyne yansımasıdır. Maddenin hareket biçimindeki sonsuz değişmeye bağlı olarak insan bilgisinin ve bilimin sınırsız gelişiminin, bilginin diyalektik gelişim seyrinin özünü oluşturduğu bilinen, yadsınmaz bir gerçektir.

Diyalektik gelişim yasası bize, sosyal-pratikten doğan bilginin, objektif bir bilim olan M-L"in teoriyle pratiğin birliği içinde basitten karmaşığa, alt düzeyden üst düzeye kesintisiz bir tarzda gelişeceğini tam bir netlikle açıklar. İşte bu yüzden M-L, bir doğma olamaz, bütün bilgilerin doruk noktası değildir, onları özet halinde veren ansiklopedik bir kaynak da değildir. Bilim sonsuza dek gelişeceğinden böyle olması düşünülemez.
M-L, toplumun ve tabiatın gelişme yasalarını ortaya koymuş, her alanda doğru bilgiye ulaşmanın yollarını açmıştır. Elbette bu kadarla kalmamış, pratik içinde hazinesini zenginleştirmiş, pratikte doğrulanan deneyleri teorileştirerek gelişmiştir. Bu da tamamen diyalektik gelişme seyrine uygundur. Zaten başka türlü olması mümkün değildir. İşte M-L'in somut şartların somut tahlili olması gerçeği buradan gelmektedir.
haliyle bakış açımız bu temeller üzerine oturmalıdır.
Olgular şartlarından soyutlanamazlar. Şartları içinde ele alındıklarında içinde barındırdıkları çelişkiler doğru tahlil edilebilirler. Şeyler, sürekli gelişme ve değişme, pratikten doğan bilgi sürekli derinleşme durumunda olduğundan belirli tarihi, sosyal ve iktisadi şartlar altında doğru olan başka şartlar altında yanlış olabilir. Bu cümleden olarak M-L’in bazı şartlarda doğru olan bir kesim teorik önermeleri farklı şartlarda geçerliliğini yitirmiştir.O halde bakış açımızın odağında, olguları incelerken yer ve zaman kavramından; içinde bulunduğu tarihi, sosyal koşullardan soyutlamamak yer almalıdır.
Söylediklerimizi konumuz açısından somutlaştıralım. Bilimin, buna bağlı olarak M-L 'in Kavranışı sürekli zenginleşip, derinleşeceğinden harekete belli bir durumda kavrayışın göreceli yetersizliğinin ürünü olan hataların, özellikle genç ve tecrübesiz hareketlerde daha fazla olacağı -genellikle bu böyledir- kolayca görülür. Bu hareketlerin kavrayışlarında yüzeysellikler, anti -Marksist ideolojilerin etkileri nispeten fazla olacaktır. Olguları şartlarından soyutlamamak, bu noktada gelişme düzeyin'i dikkate almakta somutlaşacaktır. Sadece bununla da yetinilmeyip uluslararası tarihi ve sosyal şartların yanında  özgül koşullar da titizlikle incelenmelidir  .
Hataların objektifliği; bu nedenle objektif olarak ele alınıp değerlendirilmesi ise, varılan noktada ulaşılan kavrayış düzeyinden hareketle hataları Marksizm’e yabancı ideolojilerin etkilerini objektif olarak ortaya koymayı belirler. Ancak, bunların bütün içinde değerlendirilmesi gerektiğinde koşullar kesinlikle göz önüne alınmalıdır. Bu yapılmadığında tek yanlılığa düşülür. Oportünist tespitler yapmaktan kaçınılmaz.
 Bakış açısı sorunu doğru kavranmadığında geçmişi ve bugünü değerlendirme de doğru tespit ulaşılamayacağını, görevlerin doğru tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştik. Diyalektik gelişim yasasının, bilimin dolayısıyla  M-L’in kavrayışı ile bağını kuramamak mükemmeliyetçiliğe ve onunla el ele giden inkarcılığa yol açar. İnkarcılık, varılan her ileri noktada, önemli atılımda geçmişin reddedilmesi olarak belirlenir. İdealizmden kaynaklanan bu ele alış yöntemi, diyalektik değil metafiziktir. Aslında diyalektiğin reddidir. Terk edilmediğinde kişi grupları, komünist örgüt ve partileri oportünizmin derinliklerine batırır. Türkiye de buna örnek MLKP, TKİP, TİKB vb. gibi akımlardır. İşin ilginç olanı ise bu akımların en azının geçmişi 20. yıl olmasına karşın hala sınıftan ayrı tellerden çalmaları ve hemen her yıl yapamadık, edemedik yönlü özeleştirilerin de bulunmaları  bu akımların nasıl bir çifte standartçı oportünizm içinde bulunduklarını gösteriyor.
Çünkü komünist hareketin gelişmesi, olumlu yanları üzerinde, bunları sürekli geliştirerek hatalarına karşı mücadeleyle olur. İnkarcılık olumlu yanların geliştirilip yanlışların atılmasını önler. Gelişmeyi, kendini aşmayı engeller.
Bakış açısındaki sakatlığın götüreceği başka bir hata da, tutuculuktur, dogmatizmdir. Bu eğilim, ciddi hataların varlığı ile M-L olmayı bağdaştıramaz. M-L'leri hatasız görmeye ve göstermeye çalışır. Dolayısıyla hatalara sıkı sıkıya sarılıp, onları barındırır. Türkiye de bu eğilimin kötü örnekleri MKP ve TKP-ML gibi akımlardır. Bu akımların geçmişi savunma adına nasıl bir dogmatizm çıkmazı içinde kıvrandıklarını ve  gelişememe krizi yaşadıklarında görmek mümkündür.
Aslında  her ne kadar bir birine karşı gibi görünen  bu eğilim de, mükemmeliyetçilikle aynı özden kaynaklanır ve onun teryüz edilmiş şeklidir. Aynı zararlı sonuçlara; kendini aşamamaya ve yozlaşmaya götürür. Bireycilik temelindeki keyfi yaklaşımlar da inkarcılık  ya da dogmatizm olarak biçimlenir.
 İşte İnşamız bu her iki eğilme karşı mücadele ederek  olguları kendi koşullarından ve gelişimi içinde ele alıp değerlendirerek  komünist hareketin oluşumu ve gelişimi  konularında M-L bakış açısının savunucusu  çizgisin de  yürümeye devam etmektedir.
Olguları şartları içinde değerlendirme konusundaki görüşlerimizi kısaca aktardıktan sonrası TKP/ML Hareketi’nin  doğuşu ve gelişim sürecine geçebiliriz.
Devrimci  1960'lı yıllar boyunca işleyen tarihine bakıldığında görülecektir: Atılan her yeni adım belki bir şeyleri alıp götürmüştür, ama kesin olan odur ki , bir öncekinin ilerisindedir. İlerleme doğrusal değil sıçramalıdır ve 'TKP-ML'' Hareketinin kuruluşu, Türkiye devrimci hareketinde temel bir çizginin, önceki çizgilerden kopmuş ve artık kendi özgüllüğünü kurmuş bu çizginin de ''ilk vuruşu'' anlamına geliyor.
 TKP-ML Hareketini, 1972 Nisan ayının son günlerinde, İbrahim Kaypakkaya önderliğinde bir grup genç devrimci tarafından kuruldu. Elbette ,devrimci örgütler ,genel bir kural olarak genç insanlar tarafından kurulur. Türkiye devrimci hareketini, TKP-ML Hareketine getiren yol neydi? 60'lı yıllarda devrimci hareket içinde, bugün de devamlarına tanık olduğumuz iki ayrı çizgi belirginleşmişti: Milli Demokratik Devrimciler ve Sosyalist Devrimciler .Türkiye'de devrimci geleneklerin döl yatağı MDD çizgisidir. Ulusal ve uluslararası devrimci dinamiklere açık olan MDD çizgisi çevresinde gelişen gençlik hareketinden, zamanla kurumlaşarak örgütsel biçimlere bürünen üç ayrı çizgi doğdu. TİİKP  bir yanı temsil ederken, belli bir gelişmenin sonuçlarını verebilecek THKP-C ve THKO kuruldu.
TİİKP ; baştan itibaren Sovyetler Birliği'ne karşı oldu ve dünya ölçeğindeki ayrışmada. ÇKP'nin başını çektiği tarafta yer aldı. TİİKP, MDD çizgisi içinde bir kopuş temsil etmektedir. MDD çizgisinden kopuş ( bu, devrimci bir kopuş olacaktı ) bu gruba nasip olmamıştır.
THKO ve THKP-C  bizzat Perinçek grubunun da sağcı çizgisine ve bir bütün olarak sol hareketin reformizmine bir tepki olarak kuruldular. THKO ve THKP-C, Türkiye'de sınıfsal zeminlerde mayalanan devrimci dinamiklerin dolaysız siyasal yansımalarıdır. Bu gerçekleşmiş devrimcilik, rahatlıkla bir sabit nokta olarak alınabilir. TİİKP , görece teorik ve sistemli bir bakış açısına sahip ve Marksizm-Leninizm’in temel terim ve tezleriyle konuşurken, THKO ve THKP-C'nin içinde olduğu devrimci pratik hattına gelemedi. Bu iki devrimci hareket ise çeşitli düzeylerde etkilenmelerine rağmen Marksizm-Leninizm’in sistematik düşünme evrimine girememişlerdir .
İşte, İbrahim Kaypakkaya ve onun 'TKP-ML Hareketi, özgül yollarında ilerleyen bu iki ayrı çizgiye bir üçüncü olarak, gelişmeyi aşamasına götüren kuvvet olarak, bir moment olarak müdahale ederek ortaya çıktı.
TİİKP Doğu Anadolu Bölge Sorumlusu İ.Kaypakkaya'nın önderlik ettiği bir grup komünist,  Nisan 1971'de öne sürdüğü bazı tezlerle muhalefetini belirtti. Nihayet, İ.Kaypakkaya tarafından kaleme alınan ve ''DABK Kararı'' adını taşıyan Şubat 1972 tarihli metin, muhalefetin ayrılması anlamına geldi. Pratikte somutlanan temel gerekçe, TİİKP çizgisinin devrimci olmadığıydı.
İ. Kaypakkaya, sonraki aylarda geliştirdiği tezlerle sadece TİİKP'ten kopmakla kalmıyor , bir bütün olarak Türkiye devrimci  hareketinden kopuyordu. Kaypakkaya, ''eleştiri silahı''nı büyük bir beceriyle kullanıyordu ve sonuçta bütün enerjisini yönelttiği bir hedef vardı: Kemalizm. ” Şafak revizyonistleri ( TİİKP ) kendi boş hayallerini gerçeklerin yerine koymaya çalışıyorlar, ülkemizde bir yığın revizyonist ve oportünist klik bilhassa Kemalizm konusunda aynı şeyi yapıyor .Özellikle Kemalizm konusunda, orta burjuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere yerleşmiş, beyinlere öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizm’in komünistçe değerlendirilmesi artık imkansız hale gelmiştir. ( İbrahim Kaypakkaya. Bütün Yazılar )  
   Kemalizm’in, komünistçe değerlendirilmesi gerekmektedir, çünkü Marksist olmanın ilk ve temel adımı burjuva ideolojisiyle bütün bağları koparmaktan geçer ve Türkiye'de burjuva ideolojisinin tek belli- başlı biçimi Kemalizm’dir. Kemalizm politik varoluşlarının çeşitli iç düzeylerinde, sol hareketin ( devrimci hareket dahil ) bütün Üyelerini etkisi altına almıştı. Burjuva ideolojisinin özgül biçimi olan Kemalizm, sol hareket üzerinde etkiler bırakıyordu. THKP- C ve THKO Kemalizm’in ideolojik reddini gerçekleştirememekle birlikte, politik pratiklerinde onun dışına çıktıkları için ve o oranda devrimciydiler. Yani ideoloji bire bir olarak politikaya yansımamıştır . ''Şimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm konusundaki yargılarımız, Çetin Altan, Doğan Avcıoğlu, Ilhan Selçuk'tan tutun da, TIP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva örgüt ve akımlarını ayapa fırlatacaktır.'' (s. l46.)
  İ. Kaypakkaya tespiti koyuyordu: Komünist olmanın ilk ve temel adımı Kemalizm’in reddedilmesiydi. Lenin'in yöntemiyle ''çubuğu tersine büküyor'' ve bunu başarıyordu Kaypakkaya. Bu bağlamda, Kemalizm’in tarihsel karakterinin ne olduğu değil, bugüne tarihsel etkisinin  ne olduğu önemliydi..O, solda etkili olan bir çok eğilimin nedeninin Kemalizm olduğunu belirtiyordu .
Kaypakkaya, Kürt sorununda ilk defa hakim ulus şovenizmini kırmış ve Marksist-Leninist konum almış bir enternasyonalist devrimcidir. O, TİİKP'in şahsında bütün Türkiye solunu, kendi kaderini tayin hakkını Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı olarak anlamadıkları için eleştiriyordu. Ayrılığın propagandasını öncelikle ezen ulus komünistleri yapmalıydı.
0, Türkiye'de kapitalizmin niteliği ve gelişme doğrultusunu doğru tespit etmiş ve kapitalizmin gerici tarzda da gelişebileceğini ve feodalizmin tasfiye ola bileceğini belirterek gelecekteki bilimsel çalışmalar ve politik öngörüler açısından zemin hazırlamıştır. 0, bu tespitte de ilk olma özelliğini taşımaktadır. Bu nokta ileride güçlü tarihsel sonuçlara yol açacaktır. Fakat Kaypakkaya'nın kapitalizmi kavrayışının Maocu değil Leninist olduğu kuşkusuzdur. Parti, devlet, mücadele ve devrim konularını da eklersek, TKP- ML Hareketinin '72'deki politik çizgisinin, diğer sol hareketlerin hayli ilerisinde ve kendi içinde bir iç tutarlılık bütün oluşturduğunu söylemek, gerçeğin kendisini çıplak olarak ifade etmekten başka bir şey olamaz.
Bu ayrımı koyduktan sonra, ''somut olarak görme''nin ilk elde mümkün olamayacağı bir problamatiğe gelebiliriz: Kaypakkaya'nın Marksizm’i ile Maoculuğun ilişkisinin anlamı. Marksizm, bir defada yapılıp bitmiş bir doğma değildir. Kendisini, teorik olarak tarihsel unsura bağlamış bir öğretidir. Ortaya çıkışından itibaren bütünlüğünün bir ucunu pratikle organik ilişkisi teşkil eder. Marksistler ancak çatışmalı ve eksikli bir Marksizm gerçekleştirebilirler.
Tertemiz bir teori ve bu teorinin ''safın'' bir uygulanışını arayanlar, sonuçta ''doğru teori''yi yanlış pratik ederler. Bu, aydınca bir arayıştır.  Başka bir dünya, başka bir ülke ve insanlar bulunamayacağına göre, Marksizm özgül tanımında somut özelliklere yer vermek durumundadır ve zaten tarihsel materyalizm bu konuyla uğraşır.
l960'lı yıllarda UIuslararası Komünist Harekette büyük bir çatışma yaşanmış ve ÇKP önderliğinde ve AEP'nin de başlıca tarafını oluşturduğu bir kesim, Modern Revizyonizmin karşı devrimci kampanyasına karşı durmuştur .
Bu bir devrimci mücadele hattıydı ve gerçek Marksist-Leninistler, küçük burjuva devrimcileri ya da devrimci ya da devrimci rüzgara kapılmış çeşitli burjuva demokrat akımlarla yan yanaydılar. UKH içinde Mao Zedung Düşüncesi'nin ideolojik hegemonyası söz konusuydu. İdeolojik düzeyde anti-Marksist olan MZD, politik düzeyde önemli bir devrimci rol yüklenmişti ve politik mücadelenin çok öne çıktığı o dönemin uluslararası konjonktüründe, ÇKP ile yan yana olmak ağır pratik sorunları yol açmıyordu. Yani ideolojik hegemonya politik hegemonya anlamına gelmiyordu. Dönemin belli başlı komünist partileri ve hareketleri, UKH şemsiyesi altında mücadele ediyorlardı. Bu durumun en pratik ifadesi, komünistlerdeki Maocu söylemdi. Uluslararası politik şartlar komünistleri U'K'H şemsiyesi dışına çıkmamak durumunda bırakıyordu. İşte buda Kaypakkaya yoldaşın  Maoculuktan etkilenmesini koşulluyordu.


Kaypakkaya'nın bu tarz bir ''soyutlama gücü'' yapmak için nesnel ve öznel şartları var mıydı? Hayır! 0. Marksizm’i kavrayışını bu - aşamasına geçmek için gerekli hazır zeminlerden yoksundu. Türkiye toplumu teorik gelenek ve ciddi bir aydın birikimine hiç bir zaman sahip olmamış ve Marksizm sadece bir takım eğitilmişlerin kültürel “kazanımı” olmuştur.
 Kaypakkaya. Marksizm-Leninizm, güçlü, bir politik geleneğe sahip toplum zemininden kalkarak pratik- politik düzeyden ulaştı. 0. temel tarihsel ayrım çizgilerini çekmeyi başardı. TİİKP'te bir retorik olan temel Marksist ilkeler Kaypakkaya'da, bir ayağını da devrimci gençlik hareketine uzatmasıyla can ve kan kazandılar. Bu, teoriyle pratiğin bir tür birliğiydi ve Kaypakkaya. bu organik bağdan hareketle diğer iki devrimci örgütün yapamadığını yaptı. Politik düzeyde inşa ettiği Marksist kavrayışının yardımıyla, devrimci niteliği pratik mücadeleden ideolojik mücadele alanına taşıdı. Buradaki en büyük hedefi, güçlü politik etkileri olan Kemalist ideolojiydi.
Öte yandan. devrimci bir politik hatta sahip olmayan TİIKP Maocu  zeminde kalırken Kaypakkaya’nın önderliğindeki  TKP- ML ''Hareketinde parti, işçi sınıfının önderliği, faşizm, faşizme karşı mücadele, iktidar ve iktidarın niteliği, demokratik devrim ve buradan sosyalizm ve geçiş, kürt sorunu, TKP’nin değerlendirilmesi, Kemalizm vb. konularında tabuları kırıcı ve ML. Yolunda ilerleyici oldu. Elbette TKP-ML Hareketi doğduğu koşulların etkisinde azade olmadı. O gençliğinde getirdiği  hatalı tespitler ve değerlendirmeler yaptı. Bunların  olması bir noktada doğaldı. Çünkü komünist hareket hatalara yetmezliklere karşı mücadele içinde gelişip olgunlaşacak, hatalarından ve eksikliklerinden kurtularak ilerleyecektir.
 Gelişmelerde bu gerçeği doğrulamıştır. TKP-ML Hareketin hatalı ve yanlış yanlarına Maocu’luğa kapaklanıp buradan ilerleyerek, Kaypakkaya yoldaşın M-L hattında kopan TKP-ML kökenli akımların nasıl bir dogmatizm içinde debelendikleri ve Kaypakkaya yoldaşın ML bakış açısıyla bağları olmadığını yaşamın kendisi netçe açığa çıkartmıştır.  İnkarcılığın ve dogmatizmin çıkmaz sokak olduğunu gelişmeler bir kez daha ortaya koydu ve İbrahim yoldaşa cepheden saldıran MLKP, TKİP, TİKB’nin değişik versiyonları ortada ve yine Kaypakkaya yoldaşı savunduklarını söyleyen dogmatik MLKP ve TK-ML vb gibi akımlarda tarih çarpıtıcılığına devam ediyorlar.
 Türkiyeli komünistlerin görevi, Marksizm-Leninizmin kavrayışında tarihsel öğeye daha az yer vermek ve uluslararası komünist hareketin durgunluk sonlandırmak, Lenin ve Stalin döneminin etkin teorik- politik önderliğini yaratmak için ve devrim için, bayraklarını daha da yükseklere çekmek olmalıdır.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Dünden Bugüne

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.10 Saniye