DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ANAYASA TARTIŞMALARI VE DEMOKRASİ SORUNU
Baş Yazı
Türkiye'de yıllardan bu yana göstermelik seçimler ve kukla parlamento nedeniyle, demokrasi güldürüsü oynanıyor. Türkiye'de yıllardır işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin ittifakına dayanan gerici ve faşist diktatörlükler işbaşında olmuştur. İkinci olarak işçi sınıfı, emekçi yığınlar, Kürt yığınları, gençlik, ezilen ve sömürülen bütün emekçi kitlelerin ana sorunu ve asıl talepleri politik özgürlüktür. Yığınların özgürlük talepleri karşısında, başında MKG'nin oturduğu faşist diktatörlük var. Toplumun ezici çoğunluğunun özgürlük istemini faşist diktatörlük çıplak zor kullanarak vahşice ezip, dağıtmaya çalışıyor. Bir başka şekilde ifade edersek Türkiye'de fasit diktatörlük ona karşı süren yığınların -bugün çok geri ve örgütsüz ve dağınıkta olsa- özgürlük mücadelesi var. Anayasa talebi faşizme karşı mücadelenin ya da özgürlük talebinin nasıl bir kulvarda çözüleceğine siyasal bir yanıttır.
 Genel olarak Türkiye ve Kuzey Kürdistan'daki bütün çarpışmaların kesiştiği nokta, TC devletinin tıkandığı nokta özgürlük sorunudur. Türkiye ve Kürdistan devriminin ileri sıçrayacağı ya da geriye düşeceği nokta tam da burasıdır.Özgürlük sorunu iki ana eksen üzerinde çözülebilir olabilir. Bunlardan ilki, faşist diktatörlüğün uygulayıcıları sorunuyla ve sorumlularıyla uzlaşmayı kapsayan, onlarla kesinkes hesaplaşma çizgisinde ilerlemeyen, burjuva demokrasisi yönünde bir çözüm olabilir. Buna en genel politik çözüm diyebiliriz. İkincisi ise, faşist diktatörlükle kesin bir hesaplaşma çizgisinde ilerleyerek, devrimci tarzda ayağa kalkan yığınların faşist rejimi ezerek özgürlüğü koparıp alma ve faşizmle kesin hesaplaşma hattında bir çözüm, yani demokrasi ve özgürlüklerin devrimle kazanılması çözümü olabilir.Esasında anayasa talebi denilen sorun toplumda var olan tek tek, ayrı ayrı siyasi grupların, partilerin iradesi dışında süren özgürlük mücadelesinin hangi hatta gelişeceği ve nasıl somut bir sonuca, çözüme ulaşacağı konusunu kapsar. Demek ki bu sorunun kendisi esasında doğrudan ve düpedüz iktidar sorunudur.
 Madem ki bu sorunun kendisi bir iktidar sorunudur, o halde bugün somut olarak iktidar sorununu çözecek kuvvetin hazırlık durumu nedir? Yani siz "özgürlükçü", "demokratik" vb. bir anayasayı eylem sloganı olarak, somut bir talep olarak ileri sürdüğünüz zaman, bu iktidar sorununu çözecek hangi politik kuvvetlere, hangi politik hazırlığa dayanıyorsunuz? Eğer böyle bir politik kuvvetiniz ve hazırlığınız yoksa şu çok açık ki, hazır hiç bir seçeneğiniz yoktur, bunu devrimcilerin özellikle bilip ve anlaması gerekiyor. Zamansız ve yerinde olmayan şiarların emekçilerin saflarından ne kadar onarılması zor etki yaptığını biliyoruz. Yapılan yanlışların tekrarını yapmak hiç bir biçimde devrimci mücadelenin sağlam bir zeminde ileri taşınmasına hizmet etmeyecektir.
 Bir kez daha vurgulamakta yarar var ki, anayasa talebi bugünkü koşullar altında özgürlük sorununu faşist diktatörlüğün uygulayıcıları ile uzlaşarak çözme arayışıdır ve burjuvazinin istediği platformda dönüp durmaktır. Çünkü Kürt dilinin, türkülerinin bizzat faşist diktatörlükçe yasaklandığı, devrimci ve sosyalist basını susturmak için ceza ve terör yöntemlerine başvurulduğu, işbirlikçi tekelci burjuvalardan bazı kesimlerin kendi sınıfsal çıkarları gereği farklı çözümler öne sürmelerinin generaller ve kukla parlamentoca sertçe karşılandığı, aydınların susturulduğu vb. koşullarda anayasa talebi, egemen sınıflardan dilenmek ve onların iç ihtiyaçlarına bağlanmış anayasa tartışmalarına çanak tutmak anlamına gelir.Bugün bir kısım burjuva düzen partilerinin, bazı işbirlikçi holding kesimlerinin, devlet bürokrasisinden bazı kesimlerin vb. "demokrasi" talep ettikleri, "demokratik ve sivil bir anayasa" hazırlanmasını istedikleri herkesin malumu bir durumdur. Bu burjuvazi açısından son derece makul ve mantıklı bir durumdur. Anayasa üzerinde uzlaşma arayışları, yani Türkiye'nin gündemi olarak temel sorun aslında egemen sınıfların güç ilişkilerini yeniden düzenleyecek ve mevcut durumun ihtiyaçlarına yanıt verecek bir uzlaşıyla, anayasal yoldan çelişkilerin çözülmesini istiyorlar. Ama bunu bugüne kadar Kürt özgürlük hareketinden dolayı cesaretlice gündeme getiremiyorlardı.


Herkes 82 anayasasını eleştiriyor, ama bunun yerine nasıl bir anayasa konması gerektiğini ortaya koyarak, buna uygun bir çaba içine yönelmiyorlar. Burkuva düzen partileir ve  liberal tayfa, 82 anayasasının yerine sivillerin yeni bir anayasa yapmasıyla demokrasinin  geleceği palavrasını ve düşünü  pompalıyorlar. AKP bunun için en önde koşuyor. Ama  daha işin başında, 82 Anaysanın ilk dört maddesi – ki bu maddeler anayasasını özü demektir- tartışma dışı tutarak, yani değişmez kabul edilerek göstermelik, kendi sınıfsal çıkarlarına uygun bir anayasa isteniyor.
 Nitekim gelinen durumda Öcalan ve PKK'nin silahlı mücadele yolunu çıkmaz sokak görüp, Kürt sorununu emperyalistler ve TC devletinin insafına bırkma yönlü gelişmeler 82 anayasasının tümden değiştirilmesi yönlü tartışmaları daha bir hızlandırıcı oldu. Burada bir çok neden olsa da asıl amacın egemen sınıfların özel sınıf çıkarları, 82 anayasasıyla yürütmede zorluk çekmeleri, işçi ve emekçi yığınları yıllardır baskı ve terör politikalarıyla cendere altında tutmasının, yığınları devrimci mücadeleye yöneltme potansiyelinin artması vb. duruma egemen sınıfların zaten fiili olarak aşılmış bazı sorunların da yasa katına çıkartılarak, emekçilerin aldatılması yoludur. Bu bakımından anayasa tartışmaları gündeme gelmiştir.Öbür yol ise, özgürlüğün düşmanlarıyla kesin bir hesaplaşma yolu -yani politik özgürlüklerin devrimci yoldan elde edilmesi çizgisidir. Söz, düşünce, eylem, örgütlenme, propaganda, ajitasyon özgürlüğün ekonomik ve toplumsal olmalarıyla birlikte elde edilmesini kapsıyor- yani işçi sınıfı, emekçiler, gençlik, aydınlar, Kürtler dahası ezilen ve sömürülen bütün yığınlar özgürce propaganda ve ajitasyon yapabilsinler, kendi taleplerini formüle edebilsinler, parti, sendika ya da dernekler biçiminde siyasi ya da toplumsal, sosyal her çeşit örgütlenmeleri gerçekleştirme özgürlüğüne sahip olsunlar. Yani kendilerini baskı altında tutan, köleleştiren düşmanlarıyla mücadele edebilmek için özgür olmaları, düşmanları üzerinde egemenlik kurma ve olanakları ele geçirme anlamına geliyor bunlar.
 Politik özgürlüğün halk için anlamı bu. İşçi sınıfı için, gençlik için anlamı bu. Bu gerekli koşullar burjuvazinin, egemen sınıfların ve onların bugünkü faşist diktatörlüğünün halka tanımayacağı, geride kalan 125 yıllık tarihin ortaya koyduğu yalın bir gerçektir. Onu kuvvet kullanarak, mücadele ederek elde etmek, koparıp almak gerekiyor.Keza değinmekte yarar var ki demokrasi eşittir özgürlük değildir. Burjuva muhalefetiyle devrimci muhalefeti bir birinden ayırabilmek için, demokrasi kavramını kullanırken çok özenli ve dikkatli olmakla yükümlüyüz. Kiminin demokrasi sorunu basit sorundur ve aynı zamanda demokrasiyle özgürlük kavramıyla birlikte kullanmalıyız. Çünkü sonuçta demokrasi, prensipte ilke olarak çoğunluğun iktidarını kabul eden devlet biçimidir. Yani demokrasi bir devlet biçimidir, bu devlet biçimi çoğunluğun iktidarını kabul eder. Ama ilke olarak demokrasiyi kabul eden bir devlet eğer işçi ve emekçi yığınlar için demokrasi kılacak iktidar yoksa, en ileri biçimiyle burjuva demokrasisi olabilir ancak seçimler vb. burjuvazinin iktidarını "meşru kılmaktan" öteye fazla bir anlam ifade etmez.Buradan alarak özgürlük ve demokrasi talepleri ya da bu kavramlar arasındaki farka dikkat etmeli ve literatürümüzde, propaganda ve ajitasyonumuzda özgürlük talebini özel olarak öne almalıyız. Bu hem gerçek duruma uygun düşer, sorunlarımızı doğru bir şekilde anlatır, hem de her kafadan ne idüğü belirsiz bir demokrasi sesinin yükseldiği, ne üdüğü belirsiz bir demokrasi tartışmasının alıp başını yürüdüğü koşullar altında, burjuvazi ile devrimciler arasındaki net ayrımı ortaya koyacaktır.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye