DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
OPERASYONLAR TUTUKLAMALAR GİZLENEN OLGULAR VE GERÇEKLER
Politika Haber
 TC devletini yeni dünya düzenine sıkıca eklememek için ABD  patentli burjuva klikleri arasında  egemenlik mücadelesi kah artarak kah azalarak sürüyor. Politik gündemi işçi ,emekçi ve Kürtlerin iş, ekmek ve özgürlük istemleri değil  Generaller ile  AKP etrafında  toplanan güçler asında süren bilek güreşi belirliyor ve haliyle bir çok kesim soruyor, “Memlekette neler oluyor “.
Bir gün bakıyorsunuz  Balyoz operasyonuyla dönemin genelkurmay görevlisi Orgeneraller gözaltına alınıyor ve hala görevde bulunanlar  AKP’ye darbe hazırlığı içinde oldukları gerekçesiyle tutuklanıyor. Bir bakıyorsunuz bir savcı, 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’i “ Terör örgütünün bir numarası” olarak  iddianame hazırlayıp ifadesini almadan yargılamaya kalkışıyor..
Başka bir gün Ergenekon ve darbecilik gerekçesiyle , subayların ifadesi alınıyor..
Bir başka gün, bir başsavcının (Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner) makamı ve evi kuşatılıyor; basın önünde aramalar yapılıyor. Ve başsavcı tutuklanıyor.
Öte yandan, Genelkurmay başkanı; bir yandan Başbakan’la “paslaşmasını” sürdürürken, öte yandan “TSK’ya karşı asimetrik ve psikolojik savaş yürütülüyor. Gerekirse biz de elimizdeki belgeleri açıklarız” diye tehditler savuruyor. Dahası; Genelkurmay başkanı, her vesileyle (darbe, suikast girişimleri, intiharlar...) gündeme gelen Deniz Kuvvetleri’nin Gölcük Üssü’nü ziyaret edip, orada subay ve astsubaylara moral veriyor: “Şövalye gibi davranın!.. Bağrınıza taş basın!..”
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanması kararını incelemeye aldığı belirtiliyor.
Ardından Balyoz operasyonu sürerken Genelkurmay başkanı tüm generalleri Ankara da toplayarak AKP hükümetini aklınızı başınıza toplayın mesajı veriyordu.Ardından devreye Cumhurbaşkanı giryor  ve Başbakan,Genelkurmay başkanı Cumhurbaşkanın 3’lü  zirve yaparak anlaşmaya varılıyor ve herkes durduğu yeri bilsin mutabakatı çıkıyor.
Bütün bu olanları, “düzen”in  sahiplerinden TÜSİAD’ı hareket geçiriyor , hem nalına hem mıhına vuran açıklamasında “itidal” çağrısı yaparak devletin bekasını düşünün diyor; Erdoğan-Baykal-Bahçeli arasında, gerçeği açıklamaktan çok, olup bitenden en büyük rantı sağlamak için daha yüksek sesle bağırıp çağırdıkları bir tartışma yürütüyor.
Burjuva medya   her şeyde bir keramet keşfedip hükümetin kalemşorluğundan öte silahşoru olarak da davranırken, diğer basın organları ise gerçekten çok spekülasyon ve sansasyonu öne çıkararak, “Bu memlekette neler oluyor?” sorusunu büyütmeye katkı sunuyorlar.


İşçi ve emekçiler, ise bu burjuva kliklerinin iktidar savaşının baskı ve kuşatması altında sersemletilmeye ve kendi sorunlarından uzak tutulmaya çalışılıyor!. AKP’yi kayıtsız koşulsuz destekleyenler ve “Her şey askerin, yargının karalanması içindir; bunlar tertemiz devlet görevlileridir” diyenler bir yana bırakılırsa, geri kalan emekçilerin  büyük çoğunluk iki kategoriye ayrılmaktadır. Bunların bir bölümü; “Evet, bir şeyler olmuş, bazı görevliler de kimi yanlış işler yapmış olabilir ama koca ordu komutanları, orgeneraller, oramiraller, başsavcılar böyle suçlanır; paldır küldür gözaltına alınıp tutuklanır mı?” demektedir. Diğer bir bölüm ise ise “Yok canım, koca orgeneraller, başsavcılar öyle boş iddialarla ‘şüpheli’ ilan edilip tutuklanamaz; mutlaka savcıların elinde, suç işlendiğine dair ciddi kanıtlar vardır!” diye devlete “saygısını” korumaya çalışıyor.
Aslına bakılırsa, her iki görüşü savunmak için yeterince kanıt vardır.
Darbe girişimleri, kontra eylemler, JİTEM, faili meçhul olayların arkasında yüksek görevlilerin olduğu gerçeğinin ortaya çıkması için generallere, yüksek yargıç ve savcılara kadar gidilmesi gerektiği, hem başka ülkelerdeki Gladio davalarında hem de bizim Türkiye’deki olaylarda görülmüştür. Ama aynı zamanda AKP Hükümeti’nin, bu gerçeği eğip bükerek kendi statükosunu oluşturmak için kullandığı, bu amaçla sansasyonel kampanyalar yürüttüğü de bir gerçektir. Dahası; AKP hükümeti böylece, Ergenekon ve bağlantılı kontra davalarının ya gerçekse eğilimini boşa düşürerek, onların kamuoyu desteğini de zayıflatmıştır. Dahası; asıl kontra örgütlenmesine, açıkça darbecilere dokunulmazken, üstünde her tür tartışmanın yapılabileceği “darbe hazırlıkları” ve “AKP Hükümeti’ne komplo” gibi iddiaların üstüne gidilmektedir. “Arınç’a suikast” iddiasındaki “trajikomik gelişmeler” , Erzurum-Erzincan hattında yaşanalar, ve Ergenekon ve diğer davalarda tümüyle gizli tanık adı altında satın alınmış kişilerin itiraflarına dayanan kanıtlar vb. bütün bunların üstüne tüy dikmiştir!
Gerçek bu iki görüşün ortasında değildir elbette. Ama her olay için ortaya çıkan maddi kanıtlar göz önüne alınarak karar verilebilir. Ne var ki; birer birer olaylar, devletin en yüksek makamlarında bir egemenlik mücadelesi yürütüldüğü; geleneksel, statükonun çürümüşlüğü ve suçlarına dayanarak (kontra faaliyetler, darbe eğilimleri, halka karşı işlenen suçlar...), AKP Hükümeti’nin kendi statükosunu oluşturmak istediği “büyük gerçeği” görülmeden anlaşılmazdır. Ve bu anlaşılmazsa en önemli olaylar bile bir “adi vaka” olmayı aşamaz.
Burada ise devrimci ve demokrasi güçlerine önemli görev düşmektedir. Ve içiler,emekçiler,Kürtler,devrimci ve sosyalist güçler örgütlülükleri ve eylemleriyle , demokrasi ve özgürlük  mücadelesinde yeterince etkin olmadıkça; sürece aktif müdahale etmedikçe, demokrasi ve özgürlük talepleri etrafındaki mücadeleyle egemen sınıf  güçlerini kuşatıp  baskılayamadıkça, gerçeklerin tersyüz edilmesinden egemen güç odakları rant sağlamaya devam edecektir. Bugün egemen sınıf klikleri arasında süren egemenlik mücadelesinde  bu yaşanmaktadır.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Politika Haber

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.08 Saniye