DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
TEKEL DİRENİŞ VE İŞ EKMEK ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN ACİLİYETİ
İşçi Memur
TEKEL işçilerinin işçilik statüsünü sürdürme başta olmak üzere kazanılmış özlük haklarını korumak ve  güvencesiz çalışma ve  kölece sömürü anlamına gelen 4-C statüsüne karşı  78.gün süren direniş, Danıştay’ın 4.c uygulamasını durdurma kararıyla birlikte sendika ağaları eylem son vererek çadırları söktüler . Direniş ileriye fırlayacağı bir dönemde sendika ağaları eliyle bitirildi ve bir kez daha işçiler sendika ağalarının ihanetini yaşadılar. Bunda belirleyici olan, direnişinin devrimci bir önderlikten yoksun olmasıydı.
Direnişin istenen ve beklenen sonucu koparıp almasa da, bir çok bakımdan yararlanılması gereken dersler bıraktı.   Tekel direnişi üzerine, hemen her sınıf ve  temcileri bir şeyler söyledi ve söylemeye devam edecektir. Başladığından itibaren TEKEL direnişi üzerine değişik değerlendirmeler yapan gazetemiz HB, buna eklenecek şeyler olduğunu biliyor.  Tekel direnişi uzun yılların ardından işçi ve emekçi mücadelesinde öne çıkan en önemli direnişlerden biri olduğunu özelde vurgulamalıyız
TEKEL direnişi, ‘89 bahar eylemleri, Zonguldak madenci direnişi ve takip eden genel eylem başta olmak üzere bu süreçteki birçok işçi-emekçi eyleminin ardından gerçekleşmiş olmakla, sınıfının deneyiminden yararlanma olanağına; ve fakat hareketin istikrarsızlığı ve sendikal ağarlının uzlaşıcı politikası nedeniyle de önemli dezavantajlara sahip bir eylem oldu. TEKEL eylemi, Zonguldak madenci direnişi, ‘89 bahar eylemleri ve diğer direnişler; her biri gerçekleştikleri koşullara ve sınıf güç ilişkilerinin güncel ‘özgün’ durumuna bağlı olan etki ve sonuçlar doğurdular. Bunların her birinin etkileri ve bu direnişleri bizzat gerçekleştiren işçiler başta olmak üzere,  emekçilerin kazanımları yönünden farklı özelliklerinden söz edilebilir. TEKEL direnişi, örneğin hareketin istikrarsızlığı ve fakat kriz koşullarının da etkisiyle sermaye ve hükümetinin politikalarına yaygın tepkilerin giderek yükselmekte olduğu bir dönemde ortayı çıkma ve 78 gün gibi kısa sayılamayacak bir süredir kararlılıkla sürdürülmesiyle dikkat çekicidir. TEKEL direnişçileri, kuşku yok ki işçi sınıfının küçük bir parçasını oluşturuyorlar.
 Ancak, eylemleriyle iki sınıf ve onların örgütlerinin açık-seçik karşı karşıya gelişini sağladılar. İşçi sınıfı ve emekçilerin bu ‘bir bölüğü’, eylemiyle toplum ve her bir sınıfı üzerinde, hesaba katılması gereken etkiler bırakırken, sömürülen ve baskı altında tutulan emekçilerin genel bir direnişi aracıyla sermaye güçlerinin püskürtülerek hakların elde edilebileceği hakkında daha net fikirlerin oluşmasını sağladı. TEKEL işçilerin eylemi, kent ve kırın emekçilerine, kendilerine yönelen saldırılara karşı koyuş olmaksızın, kazanılmış hakları korumanın, haklarda ve yaşam koşullarında iyileştirme sağlamanın olanaksız olduğunu, hükümetin dirençli tutumu üzerinden yeniden gösterdi. Bu direniş, iş, ekmek  ve özgürlükler sorununun birbirinden ayrılamayacağını göstermekle kalmadı, sömürülen ve sömüren sınıflar arasındaki çıkar karşıtlığını ve uzlaşmaz çelişkiyi, hükümetin, polisin, kimi üniversite yönetimlerinin politikaları ve eylemleri üzerinden yeniden ortaya koyarak, “Sınıf mücadelesi ve sınıfsal kavramların geçersizleştiği” yönündeki şarlatan lafazanlığa somut bir cevap da oldu. “Toplumsal barış” ve “Hepimiz bir aileyiz”, gevezeliğinin, kapitalist sınıf hakimiyetini sürdürme ve işçi ve emekçilerin emek gücüyle yaratılan değerlerin azınlık bir kesim için mal-mülk ve zevk aracı kılınması politikalarını örtme amaçlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bu direnişe karşı, işbirlikçi tekelci sermaye ve AKP  hükümeti cephesinden geliştirilen tutum, işçinin, piyasanın acımasız işleyişi ve kuralları içinde posası çıkarılıp atılacak bir nesne olarak görüldüğünü gösterdi. İşçinin işçi olarak kalmak için dahi mücadele etmek zorunda olduğu bu sistemin para, kar ve serveti tanrılaştırdığını; insanı da onun kulu olarak aldığını bir kez daha gördük. İşçiler, kimi ölen çocuğunu, kimi babası ve annesini toprağa verip ekmek ve iş kavgasını sürdürme zorunluluğuyla Ankara’yı bir direniş mevzisine dönüştürürlerken, Başbakan ve silahlı-silahsız “adamları”, direnişi, işçilerin işsizlikle ve açlıkla terbiye edilmesi üzerinden bitirmenin manevralarıyla meşgul oldular.
Direniş halkın geniş kesimlerinin duygusal; küçümsenemez bir kesiminin ise pratik-fiili maddi desteğini kazandı. 80’lik yaşlılar işçilere gıda maddeleri götürdüler. İlkokul çocukları aralarında topladıkları paraları, kimi üniversite öğrencileri burs paralarından bir bölümünü ilettiler. Küçük esnaf işyerlerini konaklamaya açıp gıda yardımında bulundu. Birçok işletme ve fabrikadan işçi ve emekçi direnişlerle ve direniş meydanına giderek destek verdi, vb.


TEKEL direnişçileri, demokratik özgürlükler ve insan hakları kavramlarını kirleten burjuva, burjuva liberal laf cambazlarının uluslararası sermaye yararına lobi faaliyetlerinin unsurları olduklarına da bir kez daha açıklık getirdiler. Kimi, kapitalistlerin gemisinin kar ve servet rotasında engelsiz ilerlemesi için “İktisadi akıl” önerdi işçilere; kimi de kamu işletmelerinin özel kapitalist şirketlere peşkeş çekilmesiyle işçinin açlığa, işsizliğe ve sosyal hak yoksunluğuna mahkum edilmesini “Ekonomik ve toplumsal haklılık” olarak göstermeye çalıştı.
TEKEL direnişinin bir kez daha açığa çıkarıp yaşamsal önemini ortaya koyduğu bir diğer şey ise, sınıfın-ve diğer tüm emekçi kesimlerin sendikal ve politik örgütlenmesinin çok geri ve devrimci bir önderlikten yoksun olduğu, sınıfın sendika ağarlının egemenliği altında tutulduğu , bu durumun aşılmadığından sınıf hareketinde ilerlemenin mümkün olmayacağı gerçekliği oldu. Direnen işçiler de, destekleyenleri ve karşı duranları da bu eylemde ve eylem dolayısıyla elbette politika yaptılar. Direniştekiler ve destekleyicileri örneğin Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayrımı yapmaksızın eylemi güçlü tutmaya çalıştılar. Kürt’ün haklarının inkarı ve Alevi inancına baskının, emekçilerin sınıfsal birliğine ve sınıf tutumu almasına karşı bölücü ve güçten düşürücü işlev gördüğünü her bir emekçi direnişi denebilir ki yeniden gösteriyordu. TEKEL direnişçileri gazete ve televizyonların mikrofonlarına, “Biz açılımı burada yapıyoruz, hepimiz ekmek kavgası içindeyiz ve kardeşiz!” gibi sözler söylerken, ve Türk olan Kürt olanın ağıdına ve halayına katılırken, eylemin ateşi içinde, sermayeye karşı birliğin yakıcı zorunluluğunun bir biçimde farkına vardıklarını dile getirmiş oluyorlardı.
Bu tutumun güç kazanmasına artık daha fazla sayıda işçi ve emekçi ihtiyaç duyuyor. Sermayenin kurumsal örgütlü gücüne karşı durabilmek için değil sadece, onu ve her tür manevralarını alt edebilmek için de proleter ve emekçi sınıf örgütlerinin devrimci temelde birleştirilip büyütülmesi, güçlendirilmesi gerekiyor. İşçi hareketi üzerinde egemen olan sarı sendikacılığın darbelenmesi ve  devrimci işçilerin sendika yönetimine şiarının yükseltilmesi her bakımdan önem taşıyor. İstikrarlı ve sonuç alıcı işçi ve emekçi mücadelesinin sınıf bilinci ve devrimci örgütlenmeyle bağlı olduğunu tekel direnişinin sendika ağarlının ihanetinde bir kez daha görüldü.
Asıl sorun devrimci hareketin tekel direnişinde sınıftan kopukluk gerçekliğini anlayıp, bu durumun hem sınıf hareketini ve hem de devrimci hareketi zayıf düşürdüğünü bilerek hareket etmesi ve   sıkı bir devrimci çalışma ile bu olumsuz durumu aşmasıdır. Aksi halde  sınıf hareketindeki gelgitler gölgesinde türkü söylemekten ileriye gidilmeyeceği yüreklere ve beyinlere kaçınmalıdır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

İşçi Memur

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye