DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ULUSLARARASI MUZAKERE VE ÇÖZÜM DENEYİMLERİ KONFERANSI
Kürdistan
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Diyarbakır da “Uluslararası Müzakere ve Çözüm Deneyimleri Konferansı” düzenledi, dört gün süren konferans boyunca uluslararası alanda, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinde yaşanana müzakere ve çözüm deneyimlerini tartıştılar.  Konferansın ilk gününde Güney Afrika’dan, Latin Amerika’dan, Avrupa ve Ortadoğu’dan katılan temsilciler, ulusal sorun ve sosyal kurtuluş mücadelelerinde çatışan karşıt güçlerin sorunları çözmek için nasıl bir yolda ilerlediklerine dair yaşadıkları deneyimleri paylaştılar. Ardından bu deneyimler ışığında Kürt sorununun çözüm yolları ve olanakları tartışıldı.
 DTK’nın düzenlediği ‘Müzakere ve Çözüm Konferansı’, dünyanın farklı bölgelerinden ezilen halkların ve demokrasi güçlerinin temsilcilerinin deneyimlerini aktarmalarının ötesin de, Kürt politikacılara yönelik tutuklama ve kuşatma saldırısının sürdüğü koşullarda,  Kürt halkıyla dayanışmalarını ortaya koymuş olması bakımından ayrı bir önem taşıyordu. Bilindiği üzere DTP kapatıldı ve ardından BDP’ye yönelik operasyonlar bir birini kovaladı ve KCK’nın örgütlenmesi içinde yer aldıkları gerekçesiyle aralarında DTK Eş Başkanı Hatip Dicle’nin de yer aldığı yüzlerce Kürt siyasetçinin göz altına alıp tutuklandı. Buna rağmen Kürt politikacıları “Adi barışta ararlı ve ısrarcı” odlularını dile getirmek geri kalmadılar.
Konferansta aktarılan deneyimler ve yapılan tartışmaların ortaya çıkardığı en önemli sonuç, çözümün ancak belli bir müzakere/diyalog sürecine bağlı olarak sağlanabileceğine işaret etmiş olmasıdır. Bu nokta, AKP’nin sürdürdüğü sahte ‘açılım’ politikası ile Kürt sorununda çözüm arasındaki mesafeyi de bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Çünkü bugüne kadar ‘açılım’ adı altında sürdürülen politikaların özü, Kürt sorununu, Kürt ulusal mücadelesini ve temsilcilerini muhatap almadan inkar ve imha politikasında ısrar ederek çözmeye çalışmaktan ibarettir. Özetle AKP Hükümeti’nin ‘açılım’ politikası, dışarıda PKK’yi ABD, Irak merkezi ve Kürt Bölgesel hükümetleriyle görüşmeler üzerinden; ülke içinde de Kürt ulusal hareketinin legal alandaki mücadelesini ise baskı ve tutuklamalarla etkisizleştirerek, tasfiyeyi amaçlayarak kendi çözümünü dayatma politikası olarak yürütülmektedir.


Öte yandan AKP, Kürt halkının anayasal eşitlik, anadilde eğitim vb. gibi ulusal kolektif haklarını yok sayan bu inkarcı politikanın yanı sıra bireysel haklar çerçevesinde yapılan/yapılacağı belirtilen kimi düzenlemelerle, Kürtleri sorunlarını çözmek istediğine inandırmak istiyor. Oysa DTK’nın konferansına katılan konuklar, benzer sorunları yaşamış ülkelerin, bu sorunlarını ancak muhataplarıyla görüşerek, sorunu onlarla müzakere ederek, onların ne istediklerini sorarak çözebildiklerini gösteriyor. Sadece buradan bakıldığında bile, önüne hangi sıfat getirilirse getirilsin ‘açılım’ın, bugünkü haliyle çözümsüzlükte ısrar anlamı taşıdığı ortadadır.
Yapılması gereken açıktır. Sorun operasyonlarla değil, ancak diyalog yoluyla çözülebilir. Nitekim,  Koma Civaken Kürdistan (KCK) Şubat ayı başında açıkladığı ‘Demokratik Çözüm ve Barış Deklarasyonu’ ile böylesi bir sürece hazır olduğunu ilan etmiştir. KCK; silahların susturulması, tutuklanan Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması, Öcalan’ın sorunun çözümünde rol almasını sağlayacak koşulların sağlanması ve bu temelde demokratik çözüm için müzakere sürecinin başlatılmasını önermektedir. Nitekim  DTK konferansına Güney Afrika’dan katılan ANC Temsilcisinin,  Güney Afrika’da sorunun çözümü için ANC’nin ilan ettiği ateşkesin ardından ırkçı rejimin siyasi tutsakları bırakmasıyla çözüm için müzakere sürecinin önünün açıldığına dair anlattıklarını hatırlatmakta yarar var. Öcalan ve BDP gibi ulusal hareketin diğer önemli aktörleri de sorunun barışçıl çözümüne katkı sunmaya hazır olduklarını defalarca açıkladıklarına göre, çözümün önündeki en büyük engel TC devletinin Kürt ulusunun kolektif ulusal haklarını inkar etmesi ve ulusal hareketine karşı tasfiyeci politikalar yürütmesidir.
Bugün faşist diktatörlük ve emir eri hükümetlerinin Kürt sorununda onlarca yıldır sürdürdüğü inkar ve imha politikalardan en çok zarar görenler, Türk ve Kürt hulusu ve çeşitli milliyetlerden emekçilerdir ve demokratik halkçı barışçıl bir çözümden kazanan yine onlar olacaktır. Bunun için demokratik bir halkçı çözüm için barış mücadelesinin, egemen klikler arasındaki süren çatışmanın tozu dumanı içinde boğulmak istenmesine karşı, devrimci, demokrat ve ilerici güçlerin “adil ve kalıcı bir barışa güç verme” vermesi gerekiyor.


     

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye