DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Devrimci Mücadelede Sanat ve Sanatçının Yeri
Kültür Sanat
Devrimci sanatçı, proletaryanın iktidar savaşımının dışında olmamakla birlikte, yalınızca yardımcı unsuru da değildir. Bizzat, o mücadelenin ayrılmaz, canlı, dinamik ve savaşkan bir parçasıdır da. Ancak bu bağlamda mücadele süreci içinde devrimin yüklediği çeşitli görevlerle birlikte vardır ve var olacaktır.”
Maddi çıkarları uzlaşmaz karşıt sınıfların olduğu toplumlarda, savaşımın özünü iktidar sorunu oluşturmaktadır. Bu savaşım düz bir yol izlemez. Kendi koşulları içerisinde değişik yöntem ve araçlarla mümkündür. Devrimciler açısından sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak ve belirlenen bu sonal amaca ulaşmak için devrimin çıkarına olan her  aracı kullanmalarından geçer.
Devrim sadece üretim araçlar›n›n özel mülkiyetini toplumun ortak mülkiyetine dönüştürme olay› değildir. Egemenlerin diktatörlüklerinin etkilerinin kökünden yıkılması, onların ideoloji, siyaset ve kültürlerine, kısaca onların bütün kurum ve düşüncelerine karşı da amansız olmakla yükümlüdürler.
Çünkü, bunu başarmada araçlar› içerisinde, önemli bir konumda olması gereken ve vaz geçilmesi imkansız olan araçlardan biri de devrimci sanattır. Bu araç doğru bir bakış açısıyla ele alındığında  ve toplumun hizmetine sunulduğunda (iletişim ve etkileşim bakımından) küçümsenmeyecek bir öneme sahiptir.
Ancak şu da bir gerçek ki, bugüne kadar Türkiye devrimci hareketi bu aracın önemini yeterince bilince çıkaramadığı içindir ki, hala bu cephede kendiliğindencilik ve k›s›r döngüler içerisinde dolanıp durmaktadır. Esas olarak revizyonist bakış açısı, içinde bulunduğumuz süreçte bu alana damgasını vurmaktadır. Bu konuda gerek tek tek sanatçılara, gerekse o sanat dalının olması gereken yerde olması için perspektif sunmada devrimci hareket geri konumdadır.
Toplumsal devrimleri gerçekleştirmek isteyenler doğa ve toplum yasalar›n›, toplum olayları arasındaki hayatın canlı, kaçınılmaz bağlarını, karşılıklı etkilerini kavramak zorundadırlar. Doğa ve toplumsal yasaların kavranması, toplumsal gelişmelere müdahale ve dönüştürme faaliyeti bakımından zorunludur. Aksi halde doğa ve toplumsal yasaların bilimsel kavranmaması, toplumsal olayların, gelişme ve değişmelerin, birbiriyle ilişkilerini, etkileşimlerini doğru kavramasını da engeller. Bunlara müdahale ve dönüştürme mücadelesinde sapmaya düşerek, kör topal yürümekten kurtulamaz.
Toplumların gelişmesi insan iradesinden bağımsız nesnel yasalara bağlıdır. İnsan iradesi, doğa ve toplum yasalarının bilinmesiyle toplumsal akışın diyalektik materyalist mantıkla yorumlanmasıyla (ele alınmasıyla) ancak sürece hakim olabilir ve damgasını vurabilir. Devrimciler, devrimci görevlerini yerine getirmek için bütün bunları bilmek ve bu mücadele içinde fedakar, yiğit, inatçı ve inançlı birer örnek olmalıdırlar.
Her düşünce üretim ilişkileri üzerinde değiştiği için sınıfsal karakterini her zaman korur. Toplumun hangi sınıfından, tabakasından, üretim ilişkisi içerisinden gelirse gelsin, bireyler o toplumun egemen ideolojisiyle, kültürüyle, toplumsal düşünce ve görüş akımıyla beslenirler. Bundandır ki, devrimci mücadele içerisinde olan, değiştirme ve dönüştürme mücadelesi veren her birey aynı zamanda kendisini de kaçınılmaz olarak, sürekli ve sistemli bir şekilde süzgeçten geçirmeli ve dönüştürmelidir.
Diyalektik materyalist mantıkla baktığımızda, doğa-doğa olayları, toplum-toplum olayları, insan-insan düşüncesi ve bilim sürekli olarak değişme halindedir. Bütün bunları yakından bilmek, ona göre şekillenmek ve şekillendirmekle her zaman iç içe olmalıdır.
Bir bütün olarak bu sıraladıklarımız, tartışmasız olarak her kesimin, her bireyin, her yapının şu veya bu ölçüde bilince çıkardığı veya çıkarmaya çalıştığı doğrulardır.


Genel olarak sanat ”düşüncenin yansıması”dır. Bu aç›dan bakıldığında, her düşünce zorunlu olarak sanata yansır. Devrimci sanat›, burjuva ve küçük burjuva sanat anlayışından ayıran temel ayraç noktası ise, teorik bağlamda arzulanan-istenen bu düşüncenin pratikte mücadelesinin verilmesi olayıdır. Yani devrimci sanatçı teorik olarak savunduğu, inandığı düşüncelerini, kullandığı sanat aracılığıyla kitlelere taşımalı, duygu ve düşüncelerini kitleler içinde gelişip güçlenmesi, kök salması çabası içinde olmak, bunun gereklerine uygun bir pratik sergilemek çabası içinde olmalıdır. Aksi halde, savunduğunu ya da inandığını iddia ettiği düşünceleri kendisine ait olmaktan sadece gizlenmiş, karanlığa itilmiş duygu ve düşünceler olarak işlevsizleşir.
Devrimci sanatçının savunduğu, inandığı düşüncelerini kitlelere taşıma, duygularını onlarla paylaşma eylemi aynı zamanda kendini yenileme, geliştirme ve yetkinleştirme pratiğidir. Ancak bu yolla sanatçı duygu ve düşüncelerini, inançlarını pratiğe sürdüğü ölçüde düşünsel olarak gelişiminin önüne örülen engelleri aşabilecektir. Kuşkusuz bu devrimci sanatçının karşıt çıkarlara sahip sınıflara bölünmüş ve burjuvazinin egemen sınıf olarak örgütlendiği toplumlarda, devrimci sanatının ve pratiğinin bedellerini de göze almak zorunda olduğu anlamına da gelir. Çünkü, devrimci sanatçının duygu ve düşüncelerini, inançlarını pratiğe sürerek, toplumu ve kendisini dönüştürme faaliyetinin her adımı egemen sınıfların saldırılarıyla karşılanacaktır.
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız ve her devrimci tarafından kavranması ve kabul görmesi gereken normlar, her devrimci sanatçı için de geçerlidir. Yani devrimci sanatçı “önce devrimci sonra sanatçı”dır. Mantığına sahip olmalı ve bunu bilince çıkarmalıdır. Kendisini, burjuva ve küçük burjuva sanatçısından ayıran yönün sadece teorik-politik-siyasal-kültürel düşünce farklılıklarının olmadığı, aralarındaki bu temel farklılıkları ortaya koymaya, bunları hayatın her alanına kitlelere götürme savaşımı içerisinde olmalıdır. Yani, her devrimci sanatçı, aynı zamanda halkın bir savaşçısı da olmalıdır. İşte, devrimci sanatçının en belirgin ve belirleyici özelliklerinden kıstas olarak alınması gereken normlardan biriside bu olmalıdır.
Gelinen aşamada bütün bunlar sanatçılar tarafından bilince çıkarılmadıklarından olacak ki, devrimci sanat yaptığını veya yapmaya çalıştığını söyleyen sanatçılar, sanatlarını sınıflar üstü bir konumda yürütüyorlar. Teorik bağlamda böyle kabullenilmese de pratikte yapılan (görülen) tam da budur. Bu pratik tarzı hayatın her alanında şu veya bu şekilde açıkça görülmektedir.
Bunun en gözle görülür örneği, devrimci sanatçıların kitle ilişkilerinde kitlelerle birlikte omuz omuza, yan yana ve aynı hatta olmaları gerekirken, bu sadece sanatsal bazda pratiğe yansımalarıdır. Tiyatro oyununda, sinema filminde, konser salonunda, kitap imza olayında, resim sergisinde vb. durumların dışında kitleyle bütünleşmeye açık olmamalarıdır.
Sonuç itibariyle devrimci sanatçı, proletaryanın iktidar savaşımının dışında olmamakla birlikte, yalınızca yardımcı bir unsuru da değildir.
 Bizzat o, mücadelenin ayrılmaz, canlı, dinamik ve savaşkan bir parçasıdır da. Ancak bu bağlamda mücadele süreci içinde devrimin yüklediği çeşitli görevlerle birlikte vardır ve var olacaktır.
Aksi taktirde, misyonu yerine getirebildiği gibi, yol ayrımında proleter dünya görüşünden uzak, içinde büyüyüp geliştiği.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Kültür Sanat

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye