DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ÖLÜMÜNÜN 127. YILINDA MARKS FİKİRLERİYLE YAŞIYOR
Onlardan Bize
Proletaryanın büyük öğretmenleri ve bilimsel sosyalizmin kurucularından Karl Marks’ın ölümünden bu yana 127 yıl geçti. Ama onun çağ açan ve insanlığa ışık saçıp, kendi gerçekliğini görmesini ve burjuva sermaye düzenini örgütlenip ayağa kalkarak yıkması gerektiğini bilimsel verilerle ortaya koyan düşünceleri, değer ve tazeliklerini koruyorlar. Frederich Engels’le birlikte sosyalizmi ütopyadan bilime dönüştüren ve işçi sınıfının ve diğer ezilen ve sömürülenlerin eline son derece güçlü ve etkili ideolojik silah tutuşturan bu büyük insanın zamanında günümüze önemli değişiklikler geçmesine karşın sınıflı, kapitalist toplumun temel özellikleri değişmedi. Bir yanda maddi ve entellektüel üretim araçlarını ve siyasal iktidarı denetimi altında tutan öte yandan sömürülen ve siyasal iktidarın uzağından tutulan kol ve kafa işçileri arasındaki çelişme varlığını sürdürüyor. Geri yada ileri kapitalist toplumları ve bu toplumlardaki değişim ve savaşımlar anlamının yolu, işte sözcüğün en geniş anlamındaki bu proletarya ile burjuvazi arasındaki antagonist çelişmeyi kavramaktan ve dahası bu çelişmenin çözümü için devrimci eyleme katılmaktan geçer.
İnsanlık çok eski çağlardan beri baskının, sömürünün ve zorbalığın olmadığı bir eşitlik, özgürlük ve kardeşlik toplumu hayaliyle yaşamış ve bu özlem zaman zaman ezilen sınıf ve katmanların devrimci ayaklanmalarına yol açmıştır. Ancak kapitalizm öncesi toplumlarda maddi üretimin yetersizliği -ki bu, sınıfların varlığının temel nedenidir- ve bu toplumların ezilen ve sömürülen sınıfların yapısal özellikleri, onların toplumsal kurtuluşu uğruna giriştikleri savaşımların kesin bir sonuca ve özlenen hedefe ulaşmasını nesnel olarak olanaksız kılıyordu. Ama kapitalizmin, emeğinin koynunda uyuklayan dev üretici güçleri harekete geçirerek maddi üretim yetersizliğini aşmaya başlaması ve üretim araçlarından bütünüyle yoksun modern sanayii proletaryasını ortaya çıkarması, emeğin gerçek ve sonal kurtuluşunun koşullarını yarattı.
Zamanın en ileri üç ülkesinin belli başlı üç düşünce akımını yani klasik Alman felsefesini, klasik İngiliz ekonomi politiğini ve Fransız sosyalizmini bir üst sentez içinde yeniden biçimlendiren Marks her şeyden önce tarihin materyalist ve bilimsel açıklamasını yaptı. O, toplumsal gelişmenin itici gücünün kralların vb. -üstün bireylerin eylemleri, istemleri, kaprisleri yada tanrısal ve doğa üstü güçlerin- müdahaleleri olduğu yolundaki metafiziksel ve idealist görüşlere öldürücü bir darbe indirdi. Marks üreci güçleri ile üretim ilişkileri yada mülkiyet ilişkileri arasındaki çelişmenin, toplumsal gelişmenin temel itici gücü olduğunu ortaya koydu. Toplumun ekonomik temelini yada alt yapısının bu iki öğesi arasındaki çelişme, siyasal planda kendisini sınıf savaşımı olarak gösterir. Komünist Manifesto’da belirttiği gibi, “şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir” (Mark-Engels, Seçme Yapıtlar 1. s.132)
Gerçektede ilkel komünal toplumun yıkılmasından bu yana tüm toplumların tarihi, ezen, sömüren ve eski üretim ilişkilerini temsil eden sınıflarla, ezilen, sömürülen ve eski toplumun bağrında oluşmakta olan yeni üretim ilişkilerini temsil eden sınıflar arasındaki savaşımından oluşmaktadır. Kuşkusuz sınıfların ve sınıf savaşımının tarihte ve toplumsal gelişmede tuttuğu önemli yere -çok daha yüzeysel bir biçimde olsa- bazıburjuva düşünürleri de değinmişlerdir. Ama Marks onların hepsinden farklı olarak, çok daha derin bir biçimde gerçekleştirdiği s›n›f analizini proletaryanın devrimci eylemiyle ve onun sosyalizm savaşımıyla doğrudan bağlantılı bir biçimde koymuştu. O daha 1852 yılında Joseh Weydemeyer’e yazdığı bir mektupta; sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli bir tarihsel evreye bağlı olduğu, sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını ve bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olduğunu vurgulamıştır. Bu görüşler Marksizmin köşe taşlarından birisiyle, yani proletaryanın diktatörlüğü kavramıyla karşı karşıya geliyoruz. Marks’ın yukarıda belirtikleriyle tam bir uygunluk içerisinde söylediği gibi, “yalnızca sınıf mücadelesini kabul edenler henüz Marksist değildir.” Ancak sınıf mücadelesini kabul etmeyi proletarya diktatörlüğünü kabul etmeye vardıran bir kimse Marksist’tir. Marks’ın, özellikle 1871 Paris Komünü deneyiminden de dersler çıkararak derinleştirdiği proletarya diktatörlüğü kavramı, öteden beri Marksizm ve Marksizm-Leninizm burjuva ve küçük burjuva sosyalizminden ayırtetmede en başta gelen ölçütlerden birisi olmuştur. Dolasıyla burjuvazinin ve revizyonizmin proletarya diktatörlüğüne şiddetle saldırması, onu çarpıtması ve reddetmesi hiçte şaşırtıcı değildir ve olmamalıdır. Marks’ın en büyük katkılarından biriside, kapitalist toplumun hareketinin ekonomik yasasını keşfetmesinde bulur anlatımını. O, metanın niteliğini ve kapitalist toplumda ve ekonomide tuttuğu belirleyici yeri analiz etmiş ve sermaye birikiminin ve mekanizmasını ortaya koymuş, kapitalist üretim biçiminin ayrılmaz yol arkadaşı olan ekonomik bunalımın aşırı üretimden kaynaklandığının ve kapitalistlerin işçileri sömürerek elde ettikleri artı-değerin can alıcı önemine işaret etmiştir. Kapitalist toplumda sermaye birikimin tarihsel eğiliminin önce bağımsız üreticilerin sermayeye bağımlı kılmasına, yoksullaşmasına ve giderek proleterleşmelerine yol açtığını ve bu sürecin daha ileri aşamalarında, kapitalistlerin kendilerinin mülksüzleştirilmelerine ve sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesine götürdüğünü belirten Marks, bu eğilimin kapitalist toplumda sosyalist devrimin ön koşullarının hazırlanacağını açığa serer.


Marks ve Engels, “başka bir ulusu ezen ulusun özgür olmayacağını” söyleyerek küçük ulus ve milliyetlerin, “büyük” uluslarca ezilmesine şiddetle karşı çıkmışlardır. Ancak onlar, ulusal sorunu işçi sorununun önüne geçirme, karşısına dikme yada onlardan yal›tma yolundaki ulusalcı eğilimlerede şiddetle karşı çıkarak, çeşitli ulus ve milliyetlerden de işçilerin enternasyonel birliğini ödünsüzce savunmuş ve ulusal kurtuluş sorununu toplumsal kurtuluş ve devrim sorununa bağlı olarak ele almışlardır. Ulusal baskı, ayrıcalık ve eşitsizliklerin ancak proletarya devriminin zaferiyle olanaklı olacağı belirtilmiş ve bunun için mücadele yürütülmüş.  Marks yalnızca teorik ve bilimsel çalışma yapan “düşünür olmamış, proletaryan›n öncü, komünist örgütlerini oluşturma, taktik ve siyasetlerini saptama eylemine ve onun kapitalistlere karşı ekonomik ve siyasal savaşımına aktif olarak katılmış. Onların yaklaşımı Marks’ın, “Filozoflar dünyayıçeşitli biçimlerde yorumlamakla yetindiler; oysa asıl önemli olan dünyayı değiştirmektir” sözlerinde anlatımını buluyordu. Birinci Enternasyonal’in kurulmas›nda, Fransız işçilerinin göğü fetetmeye kalkışmalar›nda ve o yıllarda Avrupa’da işçi ve emekçi halk hareketini yak›nen izleyen ve bizzat eylemlere fiili katılımlarında sınıflar savaşımının devrimci doğrultuda geliştirilmesine katkı sunduklarını gösteriyor.
Marks’ın ölümünden bu yana 127 yıl içinde dünya, pek çok değişikliklere sahne olmuştur.
Bunlar arasında insanlığın 19.yüzyılın sonlarında başlayarak tekel öncesi- kapitalizm çağında tekelci kapitalizm ve proleter devrimleri çağına girmesinin kaynağı   kapitalizm ve emperyalizm olan iki dünya savaşı ve çok sayıda yerel savaşlar yaşanmış olmasına, bir dizi ülkede proleter  ve halk devrimlerinin patlak vermesini ve sosyalizmin inşasını vb. sayabiliriz.
Bütün bunlara karşın, asalak ve çürüyen bir sınıf haline gelmiş olan burjuvazinin ve gününü doldurmuş olan emperyalist kapitalizmin, üretici güçlerin gelişmesini frenlemekte ve önlemekle kalmayıp, insanlığın düşünsel ve gelişmesinin de yolunu tıkadığı, kapitalizmin temel çelişmesi olan proletarya-burjuvazi çelişmesinin zora dayalı bir devrimle çözülmesi gerektiği ve ancak proletaryanın diktatörlüğü olan bir politik rejim altında kapitalizmden komünizme geçileceği ve insanlığın karşı karşıya bulunduğu belli başlı tüm sorunların ancak bu yolla çözülebileceği yolundaki temel tezleri geçerliliklerini korumayı sürdürmektedir.  Dolayısıyla bugünde dünya proletaryası ve halkları Marksın yaşayan ve sermayeye karşı savaştıran fikirlerinin izinde yürüyüp, onun etrafında örgütlenerek, emperyalizmi ve kapitalizmi mezara gömerek sınıfsız ve sömürüsü bir dünya yaratacaklardır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Onlardan Bize

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye