DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
F TİPLERİNDE ZULÜM DİNMİYOR
Haberler
Demokratikleşiyoruz palavrasıyla emekçi yığınları aldatıp yedeklemeye çabalayan AKP hükümeti, toplumsal muhalefeti ezip dağıtmak için, faşist baskı ve saldırıları artırmaktan geri durmuyor. Yani tam bir demokrasi adına faşizmin uygulandığı ve pekiştirildiği süreci yaşıyoruz. Bu gerçekliği işçi, emekçi ve Kürt halkına yönelik faşist baskı ve kuşatmanın artırılmasında görüyoruz. Yine zindanlarda yaşananlarda AKP hükümetinin neme nem bir demokrasi yanlısı olduğunu da ortaya koyuyor.  
Nitekim, 25 Ocak günü Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi tarafından 2009 yılı F Tipi Raporu açıklandı. Bu raporda F tipi hücre zindanlarında nasıl bir faşist baskı, yasak ve zulüm uygulandığı verilerlerle ortaya konuyor. Rapor, Türkiye F tipi hücre zindanlarında 19 Aralık 2000 yılından bu yana süregelen tecrit ve imha politikalarına bir kez daha dikkat çekti. F tipi hücre zindanlarındaki tutuklu ve hükümlülerin yemek-içmek gibi en insani ihtiyaçlarının karşılanmasından dahi yoksun bırakıldıklarına dikkat çekilen raporda, fiziksel işkencenin, hedefi kişiliksizleştirmeden delirtmeye kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan psikolojik bir işkence ile kol kola ve sistematik bir biçimde sürdürüldüğü bir kez daha gözler önüne serdi.
Biliyoruz ki TC devleti açısından zindanlar hemen her zaman temel önemde bir sorun olagelmiştir. Ceza hukuku; ceza ve cezanın infazını ve dolayısıyla cezaevlerini rehabilitasyon ve yeniden topluma kazanma kavramları ile meşrulaştırmaya çalışır. Bu kavramsallaştırma gerek bugün Türkiye’de F tiplerinde yaşananları, gerekse farklı coğrafyalarda, örneğin ırakda Ebu garip, Guantamano’da, Peru da vb. yaşananları açıklar niteliktedir. Zira bu kavramlar, bugün F tiplerinde yaşanan güncel örneklerle ilişkilendirilerek tartışıldığı yerde faşist zulüm düzeninin hedefinin yalın bir biçimde kavranmasına hizmet edecektir.
Egemen sınıfla bakımından, toplum bütünsel bir kişiliktir. Gerektiği zaman, gerektiği yerde yönlendirilir olması burjuvazinin dönemsel ihtiyaçlarına hizmet edebilmesi açısından önemlidir. Farklı muhalif seslere tahammülsüzlüğün gerisinde bu yatar. Toplum bir çoğulculuk sanrısı içerisinde eritilir. Bu bağlamda farklı olana uyumsuz yaftası yapıştırılır ve onun bir şekilde rehabilite edilerek ya da daha açık söylersek uyuşturularak topluma yeniden kazanılması yani ehlileştirme yolu tutulur. Rehabilitasyon ve entegrasyonun çıkışsız kaldığı yerde ise elde her zaman bir son çare bulunmaktadır; bu ise topyekûn imhadır!
Bu basit şablonu Türkiye’ye uyguladığımızda bütün süreç çarpıcı bir biçimde gözlerimizin önüne serilecektir. Özellikle ‘80 faşist darbesi sonrasında ilk hareketliliğin cezaevleri merkezli gelişmesi TC devleti açısından bu alanın denetimine özel bir ağırlık verilmesi gerekliliğini göstermiştir. Gerçekten de ‘80 faşist darbesi sonrası toplumsal muhalefetin en ileri unsurları ve daha da önemlisi darbe ve sonrasında gelişen sert iradi çarpışma sonucu cezaevine atılmış ama bu mücadeleden yenilmeden çıkmış devrimci unsurları cezaevlerini doldurmaktaydı. Bu tablo ve gerçeklik uzun yıllar da değişmedi. Dolayısıyla bu zindanların bir an önce kontrol altına alınma ve ehlileştirilmesi gerekmekteydi.
Bu hedefle ‘90’lı yılların ortalarına kadar bir dizi önlemler alındı. Bu önlemler ağırlıklı olarak devrimcilerle irade savaşında dönemsel üstünlük kazanmaya dönük sistematik adımlardan oluşuyor ancak bütünü değil parçayı hedefliyordu. Böyle olması yersiz de değildi. Zira burada iki yönlü bir hedef vardı. Adli tutuklular açısından örneğin tek tip bir elbisenin giyilmesi güçlü ve yara almaz devlet olgusunun beyinlere kazınması için yeterli bir olgu, rehabilitasyonun başarılı bir ilk uygulamasıydı. Ama esasta bu tip bir uygulamanın asli sonuçları devrimci tutsaklar cephesinden ortaya çıkabilirdi. Şayet onlar karşısında tek tip elbisede olsa sonuç alınabildiği taktirde iradi çatışmada büyük bir kazanım elde edilmiş olacak ve kişiliksizleştirmeden ve sindirmeden ibaret olan koca bir ceza infaz politikası ilk meyvelerini vermeye başlayacaktı. Ama bu tutmadı ve devrimcilerin direnişi sonucu faşist diktatörlüğün  zindan politikası boşa çıkarıldı.


2000’lerin başına kadar faşist diktatörlük açısından çok yönlü araçlar arka arkaya devreye sokuldu. Hemen her biri, birbirinden farklı bir aşamada da olsa zindanlara devrimci tutsakları teslim almayı hedefliyordu. Pişmanlık yasalarından, doğrudan cezaevlerinin içini denetlemeye yönelik uygulamalara, işkenceden, yargısız infazlara kadar geniş bir yelpazede toplumsal muhalefetin öncü unsurları ve elbette dolaylı olarak bu muhalefetin bütünü kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bütün bu faşist saldırıların püskürtüldüğü bir sürecin sonunda ise faşist diktatörlük topyekûn ve sürekli bir imha politikasını öne çıkarttı. Faşist MGK diktatörlüğü zindanlarda devrimci tutsakların sesini boğmanın önemini fazlasıyla anlamış ve zindanlar denetlenemediği ölçüde toplumsal muhalefetin de denetlenemeyeceğini açıkça ifade edecek ölçüde bu konuya yoğunlaşmışlardı. İşte F tiplerinin birer 5 yıldızlı otelmişçesine reklamlara konu edilmesi de bu tarihlere denk geldi. Ve akabinde 19 Aralık 2000 yılında onlarcası katledilerek yüzlerce devrimci tutsağın zorla bu tabutluklara hapsedilmesi süreci de bunu takip etti.
Ancak bu da tutmadı. Neredeyse 10 yıldır uygulamada olan F tipleri, halen devrimci tutsakların devrimci iradelerini kırabilmiş değil. Faşist diktatörlük kendi cephesinden moral bir üstünlük kazandığı sanısına kapılsa da bugün devrimci tutsakları teslim alabilmekten uzak. Burada şunu çekinmeden söylemek gerekiyor ki, büyük ölüm olucu direnişi faşist diktatörlüğün  zindanları ihanet yuvaları haline getireme planını boşa çıkartmış ve teslimiyete geçit vermeyerek F tipi zindanlar istediğini elde edememenin dahası faşist TC devletinin  başka bir cephede yenildiğinin resmi olmuştur! Bu gerçek devrimcilerin F tipini dağıtamamaları durumuyla karartılamaz. Bu bir süreç sorunudur. Tek bir yumrukla F tipi zindanları dağıtılması mümkün olamazdı. Tersine bugüne kadar  faşist diktatörlük, devrimci tutsakları teslim almak adına başvurduğu bütün çarelerde başarısızlığa uğramış ve bu sürecin sonunda bir kez daha devrimci mücadele ile iradi bir çatışmaya girdiğinde başarıya ulaşma şansı olmadığı gerçeği ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla F tipleri faşist diktatörlükle devrimci tutsaklar arasında  iradi çatışmada yenilgiye uğraması sonrasında giriştiği bir topyekûn imha harekatından başka bir şey değildir. Bu imha politikasının bugün halen daha aynı sertlikle ve süreklilikle uygulanıyor olmasının gerisinde ise iki gerçek yatmaktadır: Birincisi imha ve teslimiyet politikalarına rağmen içeride devrimciler canları pahasına direnmeyi sürdürüyor olmaları ve  ikincisi ise genelde dışarıdaki toplumsal muhalefetin bu faşist uygulamaların önüne set kurabilecek  ve içerdeki direnişle aynı hatta buluşacak bir düzeyde halen uzak olmasıdır.
F tipleri birer işkencehane, zulüm evi, toplama kampından başka bir şey değildir. Bu alanda yalnızca işkenceye maruz kalan kişi değil ama bir bütün olarak insanlığa dair ne varsa onlar ayaklar altına alınmaktadır. Tutsakların yemek yemek, su içmek, sağlıklı bir uyku uyumak gibi yaşamsal ihtiyaçları kısıtlanırken, bir yandan da insanın ayrıştırıcı özelliği olan sosyalleşme, iletişim, etkileşim gibi ihtiyaçları da engellenerek adeta insanlıkları unutturulmak isteniyor. Süreklileşen disiplin cezaları ile tutsakların içeride kalma sürelerinin “her an uzatılabileceği” baskısı ile yoğun bir umutsuzluk tablosu yaratılarak herkese iki seçenek sunuluyor.
 Bu seçeneklerden biri ÇHD’nin raporunda da dikkati çeken bir veri olarak görüldüğü üzere; intihar, ikincisi teslim olmak. Gerçekten de faşist diktatörlük , teslim olmazsan burada seni yaşatmayız ama öldürmeyiz de hayatın boyunca burada tutarız mesajı vererek direnenleri intihara teşvik ediyor. Ama bugün tüm bu zorlamalara, insanların üzerilerine örülen duvarlara rağmen F tiplerinde başka bir kavga, devrimci onuru ayakta tutma ve insan olma bilinci sürüyor. Teslimiyet ve ihanet dayatmaları devrimci tutsakların devrimci iradeleri karşısında boşa düşüyor.
 Nasıl ki önceki dönemlerde  faşist diktatörlüğün  zindan politikaları devrimci direnişlerle işlemez hale getirildi, boşa çıkarıldıysa, F tipi hücre zindan dayatmaları da devrimci direnişle işlemez hale getirilerek boşa çıkarılacak ve toplumsal muhalefetin gelişmesiyle, tecrit ve izolasyon  dayatmaları.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Haberler

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.10 Saniye