DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
KAPİTALİZMİN YÖK’Ü VE ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ
Gençlik Yıldızı
AKP’nin çektiği piyasacı muhafazakâr müdahale ile üniversiteler ticarethaneye çevriliyor. Öğrencilerin ve bilim insanlarının söz sahibi olamadığı üniversitelerde, yönetimler patronlara açılıyor
Üniversiteleri sermayenin hizmetine açma çabaları durmak bilmiyor. Üniversiteleri öğrencilere ve bilim insanlarına kapatan YÖK, patronlara ise kapıları sonuna kadar açıyor. YÖK, yükseköğretim ve akademik faaliyetlerin planlanmasında, yükseköğretim kurumları dışında yer alan ve “dış paydaşları” söz sahibi yapacak. Türkiye’nin 2001’de katıldığı ‘Bologna Süreci’ gerekçe gösterilerek sanayi, ticaret ve meslek odaları ile “Sivil Toplum Örgütleri”nin “görüş”, “öneri” ve “desteklerinin” alınacağı danışma kurulları kurmaya hazırlanıldı.
‘Bologna Süreci’ doğrultusunda YÖK’ün hazırladığı yönetmelik taslağına göre, kurulacak danışma kurullarının, “yükseköğretimin paydaşlarının” ihtiyaçları doğrultusunda programlarını geliştirilmesine katkıda bulunacakları ileri sürülüyor. Böylece üniversitelere şirketlerin ihtiyaçlarına uygun çalışmalar yaptırılacak.
Evet, evet “Üniversite A.Ş.”ler örgütleniyor!
Sermayenin girdiği üniversitelerde, bilim barınamaz; çünkü bu bilimin itaatsiz doğasına aykırıdır…
YÖK’ün son girişimi bu kuşatmada artık utanma çizgisinin aşıldığını göstermektedir.
Artık üniversite büyük sanayi firmalarının ve ticaretin araştırma laboratuvarı, onların ihtiyacı olan elemanı bol miktarda yetiştiren (böylece ücretlerin de düşmesini sağlayan) yeni “çırak okulları”dır!
YÖK, bu son kararıyla, bu niyetin üstü kapalı ifadesi dönemine son vererek, üniversitenin başına patronu “rektör” olarak dikmek istediğini göstermiştir.
Burada durup, önce bir YÖK parantezi açmak gerek…
YÖK, 12 Eylül mamûlatıdır; ancak onu betimleyen YÖK’ün kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirilmesidir…
Yükseköğretim Kurulu’yla yükseköğretim sistemini ağır dille eleştiren Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın ifadesiyle, “Üniversitelerin anti demokrasinin kalesi hâline gelmesi sorunu var. Tepenizde bir tane üst yönetim var… Ceket ilikleyerek yaşamak zorundasınız. Bu mutlak itaati gerektiriyor. En çok itaat eden, en çok secdeye kapanan, en çok nemalandığı dönemlere geliyor. Totaliter zihniyet kabul edilemez üniversitelerde...” diye betimlediği bir yalan yaşanıyor yüksek öğretimde…
Başını AKP’nin çektiği piyasacı muhafazakâr müdahale ile hukuk eğitiminden “Roma Hukuku” çıkartılıyor! (“Roma hukukundan boşalan yeri ne dolduracak?” diye soran Nilgün Cerrahoğlu ekliyor: “Roma hukuku, hukukun klasiğidir. Hukukçuya, temel hukuk bilgilerin yanı sıra ‘perspektif’ verir. Roma hukukunu; ‘hukuk tarihi’ içine yedirdiğinizde; ister istemez ‘boşluk’ baş gösterir.”)
2009-2010 akademik yılı için 23 ilahiyat fakültesine üniversite yönetimlerinin taleplerinin üzerinde kontenjan veriliyor! (23 ilahiyat fakültesi için üniversitelerin artış istemi toplam 3 bin 840 kişiyken, YÖK bu fakültelere 5 bin 620 kontenjan ayırdı.)
Evet, evet YÖK, “ama”ların, “fakat”ların kurumudur; sermaye yani kapitalizm içindir… Hepsi bu ve bu kadar açık…
Kapitalizmin yarattığı (YÖK’zede) üniversite gençliğine gelince; tablo hiç de iç açıcı değildir…


Eğitim-Sen’in üniversite öğrencileri üzerinde yaptığı araştırmaya göre, yine ve öncelikle somut verileri sıralayalım:
* Öğrencilerin yüzde 9.3’ü 51-150 TL, yüzde 23.8’i 151-250 TL, yüzde 23.4’ü 251-350 TL, yüzde 15.1’i 351-450 TL, yüzde 12’si 451-550 TL, yüzde 15’i de 551 TL ve üzerinde aylıkla idare ediyor.
* Okurken çalışanların oranı yüzde 10.1. Gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 23.4’ü özel ders veriyor, yüzde 17’si satış ve pazarlama, yüzde 10.6’sı fuar organizasyonlarında çalışıyor.
* Gençlerin yüzde 68.2’si açık oturum, panel gibi etkinlikleri takip ediyor. Yüzde 34’ü ekonomi, yüzde 34’ü iç ve dış politika, yüzde 15.2’si güzel sanatlar, yüzde 3.3’ü iç ve dış güvenlik konularında organize edilen panellere katılıyor.
* En çok izledikleri kültür sanat etkinliği yüzde 76.8 oranıyla sinema.
* Gençlerin yüzde 84.5’i Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durumdan memnun değil.
* Politika yapmayı düşünmem diyenlerin oranı yüzde 56.5.
Toparlarsak: Üniversite gençliği umutsuzdur.
Bu umutsuzluğun temel nedeni de eğitimin amacını kaybetmiş olmasıdır.
Ülkemizde üniversite eğitimi bir meslek edinmeye indirgenmiştir.
Meslek edinme de sonuçta bir iş yapmak, para kazanmak, hayatını bağımsız olarak sürdürmek amacına yöneliktir.
İşte bu amaç, ufukta görünmemektedir.
Bir meslek kazanılmaktadır.
Ama bu meslek, bir iş bulmanın anahtarı olamamaktadır.
Ülkemizde genç işsizliği oranı yüzde 20 gibi en yüksek orandadır.
Üniversite gençliği umutsuzdur.
SORU(N) NE?
Gerçekten de soru(n) ne ve nerede?
U. Ulaş Topaç’ın sorusundaki üzere, “Yeni nesil gerçekten kayıp mı?” Veya Ahmet Çınar’ın ifadesiyle, “Gençlerin yozlaş(tırıl)ması”nın ulaştığı boyut ne?
Bugün gençliğin “insansı robotları” ya da “robotlaşan insan”ları yaratan kapitalist yabancılaşmadan ve “İnsanlık Krizi”nden soyut ele alınamaz…
Kapitalist toplumda gençliğin durumu; aynı zamanda, “Dünyada her yıl 1 milyon kişi intihar ediyor”ken insanlık sorunu ile iç içe geçmiştir; bundan ötürü de kapitalizme karşı mücadelenin bir parçasıdır…
Kolay mı? Her 100 kişiden 13’ü sosyal fobi hastası olduğu yerkürede kapitalizmin “yaratıyorum” yaygaralarıyla yok ettiği toplumsal dizayn unutanlar(ın) ve unutturanlar(ın) bataklığıdır…
Oya Baydar’ın, “Toplum olarak pusulalarımızı yitirdik” saptamasıyla, “Üç maymun virüsü’nden kurtulmalıyız!” dediği Türk(iye) toplumunda farklı kimliklere bakışı değerlendirmek için yapılan anketin sonucu, toplumdaki hoşgörüsüzlüğü gözler önüne seriyorken; ankete göre yüzde 57 ateist, yüzde 42 Yahudi, yüzde 35 Hıristiyanlarla komşu olmak istemiyor!
Erdal Atabek’in deyişiyle, “Güçlüyü haklı yapan sistem; haklıyı haksız kılan bozuk yapı” niteliği kazanırken; toplumsal şiddeti de boylu boyunca ortaya çıkarmaktadır!
AKP’lileri bile endişelendiren bu durumun yarattığı tabloda Zeynep Oral, “Irkçılığı ve şiddeti içselleştirdik mi?” sorusunu dillendirirken; Nilgün Cerrahoğlu da, “Derin Türkiye’de aşırıcılık”a dikkat çekiyor.
Kolay mı? Türkiye’de her 10 kişiden birinde silah bulunurken 8 yılda satılan silah sayısı yüzde 358 arttı ve kayıt dışı silah da ruhsatlının üç katı oldu.
“Toplumsallaştırılan şiddet”le “Talibanca bakış açıları”nın güçlendiği; “Okulların şiddet batağında” debelendiği; İstanbul’da yaşayanların yüzde 75’inin her dakika soyulurum korkusuyla yaşadığı Türkiye’de -Prof. Dr. Tarık Yılmaz ve Dr. Şeref Özer’e göre-, her 3 saatte bir kişi intihar ederek hayatını kaybediyor. İntihar oranları, 20 yılda yüzde 85 arttı. İstatistiklere baktığımızda intiharın gençler ve genç erişkin nüfusta artış gösterdiğini görüyoruz. Yani Türkiye’de her 8 saatte bir 29 yaş ve altında bir genç ya da ergen intihar sonucu hayatını kaybediyor.
Gençliğe umutsuzluk ve geleceksizlik dışında bir şey sunmayan kapitalizm koşullarında Türkiye’nin 2008 yılındaki 3 milyon 776 bin işsizin, bir milyonu gençlerden oluşuyorken; Türkiye’deki işsizlik 2009 Temmuz’unda yüzde 12.8’e çıktı. Genç işsizlik oranı ise yüzde 23’ü aştı.
Genç-Sen de açıklamasında, Türkiye genelinde 15-24 yaş grubunda toplam işsiz sayısının 1 milyon 115 bin olduğuna dikkat çekerek, bunun, toplam işsizler arasındaki oranının yüzde 23’e denk geldiği belirtti. Ayrıca da bir yılda 247 bin gencin işsizler ordusuna katıldığı kaydedildi.
Soru(n) bu, burada yani kapitalizmde…
Bir de kapitalizme ilişkin bilgisiz/ bilinçsizlikte!
Burada durup bir parantez açalım: Bilinç nedir acaba? Önce “bilgi” değildir. Bilgiyi herkes bir biçimde edinir.
Bilinç neyin neden olduğunu merak etmek, anlamak için çaba harcamaktır.
Bilinç, sürü olmamaktır.
Bilinç, doğruyla yanlışı ayırabilmektir.
Bilinç, düşünebilmektir.
Bilinç, öğrenebilmektir.
Özetle soru(n), gençliğin (vefaya yabancılaştırılmış) bilinçsizliğindedir!
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Gençlik Yıldızı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.12 Saniye