DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
8 MARTI SÖMÜRÜ VE ZULME BAŞKALDIRI GÜNÜ OLARAK YAŞATALIM !-
Özgür Kadın
8 Mart'ı 1857 yılında Amerikan'ın Newyork kentindeki tekstil işçisi kadınlar bize direniş günü olarak bıraktılar. Onlar, ağır ve uzun süreli çalışma koşullarına, zulme ve sömürüye karşı bir direniş bıraktılar. " 8 saatlik işgünü", " Eşit işe eşit ücret' şiarıyla greve gidip, Newyork sokaklarını işgal ettiler, direndiler. Binlerce tekstilci kadının katıldığı bu direniş, kanla bastırıldı ama mücadele ateşi asla söndürülemedi.
Almanya'nın Stutgart kentinde 1910 yılında toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Kurultayının 2. Kongresi, 8 Mart'ı dünyanın emekçi kadınlarına özgürleşme kavgalarında esin kaynağı olarak armağan etmeyi kararlaştırdı. Dünya emekçi kadınlarına "birleşin, birbirinizle dayanışma gösterin ve haklarınız için mücadele edin" dedi. Böylece 8 Mart, Uluslararası emekçi kadınlar günü olarak sınıf  mücadeleleri tarihinde şanlı yerini aldı. O günden bu yana her 8 Mart, dünya komünist örgütlerinin, yurtsever ve devrimci örgütlerin önderliğinde emekçi kadınların kapitalist kölelik zincirlerine, savaşa ve faşizme karşı mücadele günü olarak yaşatıldı.  
O günün devrimci ruhu ve geleneği, diğer kıtaların işçi ve emekçi kadın ve erkeklerine taşındı ve onlara ilham kaynağı oldu. Eşitlik ve özgürlük isteminin ancak dişe diş mücadele ile kazınılacağını ispatladı.Yalnızca bunu değil, " kadın sorunu, büyük toplumsal sorunun yalnızca bir parçasıdır ve yalnızca onunla birlikte proletarya, cinsiyet farkı olmaksızın tüm sömürülenlerin, tüm ezilenlerin ortak mücadelesi ile kapitalizmi ezdiği ve komünizmi inşa ettiğinde çözülebilir''liğini de pratikleriyle gösterdiler. Ve "Özgür kadın özgür toplumda olur'' şiarını bayraklaştırarak kadının özgürleşmesi kavgasında " erkeklerle rol değişimi, erkeğe karşı tüm kadınların kavgasını amaçlamak için feminizm ve sömürücü sınıfların kadınların kendi sınıflarının erkekleriyle hak eşitliği arayan burjuva kadın hareketlerinden kalın çizgilerle ayrılmayı bize miras bıraktılar
Özel mülkiyetin ortaya çıktığı günden bu yana hep ikinci sınıf insan işlemi gören, ezilen, horlanan, cins ayrımcılığına uğrayan,  içinde barındırdığı sınırsız yeteneklerini toplumun hizmetine sunmasına izin verilmeyen kadın, kapitalizm doğası gereği evinin duvarları arasına hapsedildi.
Ama feodalizmin kanlı baskısı, kadınların mücadeleye atılmasını engelleyemedi. 1789 Fransız burjuva devriminde, Şehir Meclisi'nin kapısına dayanan binlerce kadın "Ekmek İsteriz" diye haykırıyordu.
Ve gelişen kapitalizm, ucuz işgücü olarak kullanmak üzere kadını evinin dört duvarı arasından çekip çıkardı, aldı getirdi fabrika kapısına. Kadınlar doğru dürüst beslenmeden, karnını bile zor doyuran ücretlerle, karanlık, havasız atölyelerde günde 16-17 saat çalıştırıldılar. Böylece feodal baskının yerini kapitalist sömürü aldı.
Bu gelişmeler, kadının mücadelesinin gelişmesini de birlikte getirdi. 1871 Paris Komünü'nde, çoğu işçi olan 10 bin kadın barikatlarda çarpışan kardeşlerini tüm güçleriyle destekledi. Onların düştüğü yerlerde, silahlarını alarak mücadeleyi sürdürdüler, özlemleri uğruna yiğitçe çarpışmayı ve ölmeyi bildiler.
Komün'ün yenilgisinden sonra da sürdü kadınların mücadelesi. Katmerli bir baskı altında ezilen kadınlar, en küçük hakları içini bile dişe diş bir mücadele sürdürmek zorunda kaldılar. Yalnız kendi hakları için değil, işçi sınıfının istemleri için mücadeleye de olanca güçleriyle katıldılar.8 saatlik işgünü için yürütülen mücadelede onlarda etkin olarak yer aldılar.
Kapitalizmin kadını evinden çıkarıp üretime sokması, onun kurtuluşunu sağlamak için değil, ucuz işgücü olarak sömürmek içindir. Kadın işçiler, erkeklerle aynı işi yaptıkları halde çok daha düşük ücretlerle çalıştırdılar, çalıştırılıyorlar.


Kadınlar elbette buna karşı sessiz kalmadılar. En zor koşullarda bile "eşit işe eşit ücret" sloganıyla mücadeleye atıldılar. Bu mücadele dünyanın dört bir yanına hızla yayıldı.
Kadınların mücadelesi yalnızca ekonomik haklar için mücadeleyle sınırlı kalmadı. Gerçek kurtuluşlarının sosyalizm de olduğunu gören kadınlar, canla başla katıldılar mücadeleye, Ekim  ve diğer devrimlerin başarıya ulaşmasında küçümsenmeyecek bir rol oynadılar. Sosyalizmin inşasında, savunulmasında ve geliştirilmesinde üzerlerine düşen görevi onurla yerine getirdiler.
8 Mart, açlığa, yoksulluğa, savaşa, işkenceye, gözaltı kayıplarına,zulme,katliama,ulusal asimilasyona karşı,yani emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve dünya gericiliğine karşı savaşan kadınların birlik,mücadele ve dayanışma günüdür. Tüm kadınların günü değil,işçi ve emekçi kadınların sermayeye,sömürgecilere, kadını köleleştiren her türlü gericilik ve yobazlığa karşı birlik, dayanışma ve mücadele günüdür.
8 Mart, cinsiyet köleliğine,her türlü ayrımcılığa,erkek egemen değerlere, kadere,baskı ve aşağılanmaya karşı isyandır.Bu isyanı sokaklara,meydanlara taşıma günüdür.O halde, 2010  8 Martını Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Ermeni, çeşitli  milliyetlerinden işçi, köylü, emekçi ve ev kadınların faşist diktatörlüğe karşı mücadelelerini bir adım daha ileriye sıçrattıkları bir gün yapabilmek için ayağa kalkalım!
8 Mart 2010 eski yıllara oranla işçi ve emekçi kadınların kendi sorunlarına daha bir sahip çıktığı, kendi kölelik konumlarına daha bilinçlice isyan ettiği, daha geniş bir kesimin ulusal ve toplumsal kurtuluş kavgasına atıldığı, toplumun sorunlarının kendilerinin de sorunu olduğu bilincine daha fazla vardığı bir ortamda giriyoruz. Buna rağmen, hala orta çağın karanlığında yaşayan, kadınların sosyal ve siyasal yaşamdaki mevcut statülerinin bir kader olduğuna inandırılan, kız çocuğuna okula gitmeyi ayıplayan, hatta yasaklayan, annelerinin kendilerine kabul ettirdiği değerleri kendi çocuklarına taşıyan emekçi kadınlarımızın da var olduğu bir ortamda da 8 Mart 2010'a giriyoruz. Bir yandan emekçi kadınların  çifte sömürü altında tutulurken öte yandan  faşist dinci gericiliğin kadınları toplumsal yaşamdan kopartarak evlere hapsederek,  yoksulluk ve  eziyetlerin, cins ayrımcılığın ve horlamanın kutsandığı ve kaderciliğin teşvik edildiği  bir  dünyada  8 Mart'ın 153. yıl dönümünü kutluyoruz.
Emekçi kadınlar  Kemalist sahte laikçiler ile şeriatçılar arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar. Aslında her ikisinin de  kadınlar için kölelik olduğunu yıllardan bu yana yaşanan olgular yakıcı olarak ortaya koyuyor.
Onun içindir ki emekçi kadınlar burjuvazinin sahte laikçiler ve şeriatçıların karanlık karmaşalarına ve kadınları köleleştiren dayatmalarına karşı çıkarak, aydınlık günlere, özgür yarınlara ulaşma kavgasının örgütlenip mücadeleye atılmaktan geçtiğini görerek makus talihini değiştirmek için alanlara çıkmalıdır. Demokrasi ve özgürlük kavgasını geliştirme de emekçi  kadınlarımıza önemli görevler düşüyor. Emperyalist savaşın yıkımına, kapitalizmi  vahşi sömürüsüne, kadınların  cinsel meta olarak kullanılmasına, fuhuşa ve tecavüze sürüklenmesine, ellerine, dillerine vurulmuş olan kölelik zincirlerinin  parçalanması ve özgürlüğe el uzatılması   için  Türk, Kürt çeşitli milliyetlerden emekçi  kadınlar olarak, yaşamlarıyla kapitalizmi, dini gericiliğin kendileri için kölelik olduğunu görüp, buna karşı örgütlü mücadeleye atılarak makus talihlerini değiştirmek için mücadele etmelidirler.
Dünyanın neresinde özgürlük, bağımsızlık ve sosyalizm için mücadele boy attıysa, orada hep emekçi kadınlar da tüm güçleriyle katıldılar savaşa. Ve gerçek kurtuluşları için, sosyalizm için, sınıf kardeşleriyle omuz omuza ileriye yürüyorlar, yürüyecekler. Bir günü değil, her günü 8 Mart yapmak için ileri.
8 MART TATİL GÜNÜ İLAN EDİLSİN !
Kadınlar Katılmadan Devrim Olmaz Devrim Olmadan Kadınlar Kurtulmaz !
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü !
Kadın Üzerindeki Sınıfsal, Ulusal ve Cinsel Baskıya Son!

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye