DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ORDU POLİTİK İKTİDAR İPİNİ ELİNDE TUTMAYI ‘82 FAŞİST DARBE ANAYASASINDA ALIYOR
Dünden Bugüne
Bir çok kesim ordunun rejimi vesayet altında tutmasını Anayasa da azade olarak ele alarak EMASYA yada MGSB’nin değişmesiyle demokrasinin önündeki takozların kalkacağı ve Ordunun rejim üzerindeki tayin edici etkisinin geriye çekileceğini düşlüyorl. Bunun için AKP’nin yanında saf tutan liberal aydın taifesi, AKP’den  Orduya karşı tutum alarak demokratikleşme bekliyor.
 Ordunun rejimi yönetip yönlendirmeisnde tayin edici etkide bulunmasının temeli 82 faşist darbe  Anayasasın da ve yıllardan bu yana sürüp genlen geleneklerde aramak gerekiyor. 82 faşist darbe anaysasının ilk dört maddesinde dokundurmam adiyen bir AKP’nin ordunun vesayetine karşı çıktığını söylemek kadar gerçek dışı bir şey olamaz. AKP’nin ordunun vesayetine karşı çıkmasının esasını kendine devlet içind engel olunmasıyla bağldıır. Yoksa AKP’nin orduyla her hangi bir sorunu olmadığı gibi Başbakan Erdoğan,  generallerle çok iyi bir uyum içinde  çalıştıklarını açıklayarak, demokratikleşmede ne anlaıdğını ortaya koymuş oluyordu.
Nitekim tartışmaların seyrinin, askeri vesayet/sivil vesayet şeklinde- sanki siviller politik yöentimde egemen olunca demokrasi ve özgürlük gelecekmiş gibi bir yanılsama pompalanıyor- sürmesi vesayetin görünmeyen yüzünün toplumdan saklanmasına neden olmaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken nokta, oduyu politik yönetim merkezine oturtmayı haklı kılan kutsal/baba devlet ideolojisinin anayasal dayanağıdır. Bu anayasal dayanak ve onun bekçisi olan Anayasa Mahkemesi'nin yapısı bu şekilde devam ettikçe yapılacak düzenlemelerin bir hiçbir anlamıda olmayacaktır.
  Bir çok düzenlemeler ve yasalar Anayasa mahkemesinde geri dönüyor. Örneğin, Türban düzenlemesindeki Anayasa değişikliği ve askerin bazı suçlar bakımından adli yargıda yargılamasının yolunu açan kanun değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması Ordunun politik yönlendirmede anayasal temelinin çok canlı olduğunu göstermektedir.
   Diyelim ki, Kürt açılımı kapsamında bazı yasal düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler karşısında Anayasa Mahkemesi'nin mevcut devletin resmi ideolojisi olan inkar ve imha politikasını hemen harekete geçireceğini tahmin etmek zor olmayacaktır. Bu konuda yapılacak Anayasa değişikliğinin dahi Anayasa'nın değiştirilemez hükümleriyle bağlantı kurularak engellenebileceğini de öngörmek gerekiyor.
Anayasa'nın 4. maddesine göre 1, 2 ve 3. maddeleri değiştirilmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Anayasa Mahkemesi son olarak türbanla ilgili olarak Anayasa'nın 10 ve 42. maddesinde yapılan değişikliklerin Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen laiklik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle bu konuda, TBMM'nin Anayasa'yı değiştiremeyeceğini hüküm altına almış bulunmaktadır. 411 milletvekili ile kabul edilen bu değişiklik ne yazık ki uygulama imkanı bulamamıştır.
Anayasa'nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen 2. maddesinin 'başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan' şeklindeki ibaresi, Kürt açılımı konusunda yapılacak düzenlemelerin ne kadar zor olacağını göstermektedir.
'Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığı ve Yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğü', 'Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu', 'üstünlüğün Anayasa ve kanunlarda bulunduğu', 'Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği' gibi ilkelerdir.
Anayasa'nın bu hükmü Anayasa'nın 1, 2 ve 3. maddelerinde yer alan değiştirilemez kurallar ayarındadır. Haliyle bunlar temel ilke olarak kabul edildiğine göre 'değiştirilemez' maddelerin kapsamına girmiş oluyorlar. Böylece adı Kürt açılımı ya da demokratik açılım olsun; yapılacak düzenlemelerin Anayasa'nın bu ilkelerine
Aksi durumda en basit düzenlemede Anayasa Mahkemesi iptal silahını kullanmaktan geri kalmayacaktır.
Anayasa'nın değiştirilemez hükümleri, sadece Yasama'nın değil herkesin önünde engel olarak durmaktadır. Örneğin, Bilim ve Sanat Hürriyeti başlıklı Anayasa 27/2. maddesinde 'Yayma hakkı, Anayasa'nın 1'inci, 2'inci ve 3'üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz' şeklindeki düzenleme, başta basın olmak üzere sanat ve akademik düzeyde çalışma yapanların önünde çok önemli bir engel durumundadır. Bu engel bırakalım anadilde eğitimi, üniversitede Kürtçe bölüm açılması karşısında dahi engel olarak kullanılabilir.
Yukarıda yazılı düzenlemelerin yanında askeri gücün, halen Anayasa'da olduğu gibi durması da her an Balyoz Harekatlarıyla karşı karşıya olunduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Milli Güvenlik Kurulu Başkanı'nın sivil olması hiç bir şeyi değiştirmiyor, Çünkü,  Milli Güvenlik Kurulu'nda askeri kesimin yoğunluğu, idari olarak da bu kurumun daha çok askeri bir nitelikte olması nedeniyle, her zaman milli güvenlik adı altında planlamalar yapacağı da Anayasa gereğidir.


Anayasa'nın 122. maddesinde hangi hallerde sıkıyönetim ilan edileceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın 122/6. maddesine göre sıkıyönetim halinde devletin tüm görevleri sıkıyönetim komutanlarına devredilmekte, sıkıyönetim komutanları da Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı olarak görev yapmaktadırlar. Böylece sıkıyönetim halinde devletin görevleri, Genelkurmay Başkanlığı'nın eline geçmektedir.
 Nitekim,1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu'nun 8. maddesinde 'Sıkıyönetim ilanı ile beraber, Sıkıyönetimin maksat ve amaçlarına uygun olarak, Sıkıyönetim Komutanlığı karargahı kurulur. Sıkıyönetim Komutanlığı kadroları, Genelkurmay Başkanlığı'nca önceden hazırlanır. Bu kadrolara göre lüzumu kadar subay, astsubay, sivil personel usulüne göre atanır', hükmü gereğince sıkıyönetim ilanından önce sıkıyönetim kadrolarının, Genelkurmay Başkanlığı'nca hazırlanacağı belirtilmektedir. Bu açıdan bakıldığında silahlı kuvvetlerin olası sıkıyönetim kadrolarını hazır tutması gerektiği sonucunu çıkarabiliriz. Yine TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi de bu konuda askere siyasilerden bağımsız olarak hareket etme olanağını da vermektedir. Bu itibarla sıkıyönetimle ilgili anayasa ve yasaların da değişme zorunluluğu kendini göstermektedir.
Görüldüğü gibi, anayasa askeri yönetimin ürünü olmanın bir gereği olarak, askerin politik etkinliği ve yönlendirmesinin görünmeyen yüzünü ortaya koyacaktır. Onun içindir ki, gerçek anlamda demokratik düzenlemelerin yapılması için, ilk işin  faşist 82 Anaysasının  ortadan kaldırılması gerekiyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Dünden Bugüne

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.11 Saniye