DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
TÜRKİYEDE EĞİTİMİN KALİTESİZLİĞİ
Gençlik Yıldızı
Sıklıkla tekrarlana gelindiği gibi,  bir ülkenin geleceği o ülkenin insanlarını göreceği eğitime bağlıdır. Buradan hareket ettiğimizde Türkiye de paran kadar eğitim alma durumu söz konusu olması nedeniyle parası olmayan milyonların aldığı eğitimin kalitesiz olduğu bir gerçektir. Önce işe somut verilerle başlamak gerekiyor.
Türkiye’de 220 bin çocuğun eğitim sistemine kaydı yok. Bu çocukların 130 bini kız. İlköğretimde derslik başına Batı Karadeniz’de 24, Güneydoğu’da 44, İstanbul’da ise 49 çocuk düşüyor. Türkiye’de, 15-19 yaşları arasında 100 genç kızdan 21’inin ilkokul diploması bile yok...
Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, 350 binin üzerinde çocuk “zorunlu” olmasına rağmen okullarda eğitim öğretim almıyor. Ortaöğretimde 14-17 yaş grubunda ortalama 3 milyon çocuk örgün öğretim dışında. Rakamlar okul öncesinde daha da vahim durumda. 3-5 yaş grubu içinde okullu olması gereken Türkiye’de 3 milyon 572 bin çocuk bulunuyor. Okula gitme şansını yakalayanların sayısı ise yalnızca 805 bin.
2009 yılında son kez tek basamaklı yapılan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’na (ÖSS) giren 1 milyon 324 bin 197 adaydan 29 bin 927 aday, ÖSS’de sıfır puan aldı… (2008 yılında ÖSS’de sıfır puan alan öğrenci sayısı 25 bin 652’di! Yani ÖSS’de 2009 yılında sıfırı çeken öğrenci sayısı 4 bin 275 kişilik artışla 29 bin 927 öğrenciye yükselmiş. 180 sorunun tamamını çözen aday çıkmadı!)
Öte yandan bakla verilerde a eğitimde fırsat eşitliğinin lafta kaldığını gözler önüne seriyor.
Somut veriler eşliğinde toparlarsak :
Eğitimi kalitesizleştiren neo-liberal politikanın üstü kapalı olarak çocuklarını devlet okullarına gönderenlere söylediği bir şey var yıllardır: Bizden bu kadar, paranız kadar eğitim almayı öğrenin. Daha kaliteli eğitimi istiyorsanız çocuklarınız için onu piyasadan para ile alacaksınız, devlet okulundan bu kadar... Son 30 yılda özel okulu, dershanesi, vakıf üniversitesi ile eğitim endüstrisine ek olarak bir sınav endüstrisi böyle ortaya çıktı, hatta çıkarıldı, yaratıldı.
Eğitimde devlet okulları, yoksul, alt orta sınıfların mecburi istikameti, sonuçta da mecburi başarısızlığı olurken, özel okullar varlıklı ve üst-orta sınıfların fedakarlıkla katlandıkları tercih olmaktadır. Birkaç sayı manzarayı netleştirecektir.
2008 yılında merkezi bütçeden eğitime yapılan harcama tutarı yaklaşık 30.5 milyar TL’dir. Bu harcama, toplamı 16 milyon 242 bini bulan devlet okullarındaki öğrenciler için yapılmıştır. Bölün bütçeyi öğrenci sayısına, elde edeceğiniz sayı öğrenci başına 1877 TL’dir. Devletin harcamasına, velilerin devlet okuluna bağış, donanıma katkı vb. gibi harcamalarını ekleseniz bile, öğrenci başına “yatırım” yıllık 3000 TL’yi geçmez.
Şimdi, kendi pratiğinizden ya da çevrenizden özel okula öğrenci gönderen bir ailenin çocukları için yaptıkları yatırımı anımsayın. İlköğrenimden başlayarak vakıf üniversitelerine kadar, bir öğrenci için ailenin ayırdığı bütçe yılda 20 ila 30 bin TL arasında değişiyor. Bu ödemenin bir kısmı okul sahibine kar olarak gitsin, ama hiç olmasa 15 bini öğrenciye eğitim olarak geri dönsün. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Devlet okullunun eğitimi için harcanan para yıllık 3000 TL’yi bulmazken özel okullu öğrenci en az 15 bin TL’lik net eğitimle donanmış olarak yarışa, sınava giriyor. 1’e karşı, en az 5 !



Müthiş bir fırsat eşitsizliğidir bu. Bunlara, yine paraya dayanan özel ders, dershane desteklerini katmıyoruz.
Ortada tabii ki bir haksız rekabet, eşitsiz donanımlarla yarış var ve tabii ki sonuçta büyük bütçelerle eğitilmiş öğrencinin, engelli yarışta rakibini ekarte etme şansı daha yüksek. Mesele bu kadar para ile ilgili, bu kadar sınıfsal...
Konuyla ilgili bir ek daha: Öğretmenlerin iş yükünün fazlalığından ücret düşüklüğüne kadar pek çok sorunu çözüm bekliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün hazırladığı ‘Bir Bakışta Eğitim 2009’ başlıklı göre, Türkiye’de bir öğretmen yılda toplam bin 832 saat çalışıyor. Avrupa ülkelerinin ortalamasının bin 652 saat olduğu dikkate alındığında Türkiye’deki öğretmenlerin ortalama 180 saat daha fazla çalıştığı ortaya çıkıyor.
Nihayet bir şey daha; eğitim yuvaları, şiddet merkezlerine tahvil oluyor! Türkiye okullarında cinsel taciz, ateşli, kesici, delici silahla yaralama ve öldürme dahil 5 yılda 8 bin 62 olay yaşandı. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 5 yılda okullardaki şiddet olaylarının sayısının toplam 8 bin 62 olduğunu, şiddet olaylarına karışan öğrenci sayısının ise 10 bin 168 olarak belirlendiğini açıkladı! Eğitim piyasalaştırıldığı Türkiye koşullarında emekçi çocuklarının kaliteli eğitim almaları mümkün olmamakta ve  parası olan zengin çocukları eğitimde yararlanarak  fırtsa eşitliği ortadan kaldırılarak kamu okullarındaki eğitim gittikçe kalitesizleştirilmekte ve buralarında paralı hale getirilmesinin yolu döşenmektedir.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Gençlik Yıldızı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.15 Saniye