DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Devrim Ve Sosyalizm Kavgamız Kavgamız Kavgamız Şehitlerimizle Büyüdü
Onlardan Bize
 İnsanlığın emperyalizmin ve faşizmin barbarlığından kurtuluşu, kapitalist ücretli kölelik sistemine son verilmesi, insanın, insanı sömürmesinin kaldırılması, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanın yaratılması için, herkese yeteneğine göre ve her kese ihtiyacına göre ilkesinin yaşam bulacağı insanlığın altın çağı için, bu büyük dava uğruna savaşım, bireylerin ve kitlelerin emsalsiz özverileri olmaksızın düşünülemez. Tarih daima böyle ilerlememiştir; büyük hedef, büyük enerji ve kuvvet yaratmıştır. Paris komünü yada Ekim Devrimi, Çin yada Arnavutluk devrimi, Küba yada Vitenam devrimi insanlık tarihinin bu büyük eşiklerinde ileriye atılan dev adımlar, sayısız devrimci ve komünistin essiz özveri ve çalışmalarıyla kazanılmış, kendini feda etmeye hazır milyonlarca güçlerin omuzlarında zafere taşınmıştır.
Büyük dava uğruna kendini feda etmekten kaçınmayan her düzeyde komünistin çabası asla boşa  gitmemiştir. Onların yerini yeni savaşçılar almıştır ve almaktadır. Kuşkusuz onlar varlıklarıyla aramızdan ayrılmışlardır ancak ortak ideallerimiz uğruna her günkü mücadelemizde yaşamaktadırlar ve yaşayacaklardır.
İster önder, ister militan ve isterse sıra neferi olsunlar, devrim ve komünizmin şehitlerini anarken, asıl olan onların özverilerinin en yükseğini göstererek, uğruna kendilerini feda ettikleri idealleri için mücadeleyi, en geniş kadın ve erkek proleter ve emekçi yığınlara, gençliğe yaymak, zafere doğru emin adımlarla ilerlemek olduğunu asla unutmamalıyız. Onlar mücadelemizin simgeleri, yolumuza ışık saçan fenerlerdir. Onlar örgütlü savaşa girdiler ve ölümü gülerek kucakladılar. Bugün de kavgamız şehitlerimizden aldığımız güçle sürüyor ve sürecektir.
Nereden Buraya Geldik-
Bizler 1972'de PDA-Aydınlık örgütüne muhalefet olarak doğan ve 25 Nisan 1972'de İ. Kaypakkaya ve az sayıda yoldaşların bir araya gelerek kurdukları TKP-ML Hareketi'nin M-L görüşlerinin devamcısı ve o geleneğin 22 yıllık sürdürücüsüyüz. İ.K'nın önderliğinde 1972 Nisan'ında doğan komünist hareket Suphi'den sonra ülkemizde komünist hareketi yeniden vücuda getirerek, tarihe yeni bir sayfa düştü. TKP-ML hareketi ortaya çıkarken öncelikle modern revizyonist ihanet akımı TKP'yi yadsıdı. Şefik Hüsnü önderliğindeki sağ oportünist, ulusal şovenist, Kemalizmle uzlaşmacı çizgiyi ve mirası reddetti. M. Suphi önderliğindeki şanlı TKP'nin mirasına sahip çıktı. M. Suphi çizgisini ve mirasını kendine tarihi temel aldı.
İ.K'nın önderliğinde yeniden doğan komünist hareket, temel sorunlarda Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in görüşlerini savundu ve 50 yıllık sağ reformist örgütlenmelere darbe vurdu. Doğduğu koşulların etkisi altında kalarak, programında ve siyasal tezlerinde önemli hatalar işlesede İ.K, bu hatalarını görüp, aşmaya zaman bulamadan erkence aramızdan ayrıldı. Ama İ. K'nın M-L çizgisine bağlı kalan ve hatalara karşı devrimci bir mevzide duran yoldaşları, bu zaafları ve eksiklikleri aşmaktan geri durmadılar.
12 Mart askeri darbesinden sonra devrimci hareket geçici bir yenilgi aldı. Aynı dönemde TKP-ML Hareketi de  ağır darbeler alarak başta kurucu önderimiz Kaypakkaya olmak üzere bir çok yoldaşımız ya şehit oldu yada faşizme tutsak düştü. Hareketimiz kuruluşundan 1 yıl sonra yenilmişti. Ama direnerek alınan bir yenilgi olduğundan, yenilginin yaraları erken sarıldı. Yaralarımıza tuz basıp doğrulduk. 1974'de yükselişe geçen yığın hareketinin zorlaması ve M-L bilincinin artmasıyla hatalarımıza yöneldik. 1976'dan itibaren hata ve eksikliklerimizi tartışarak, İ. K. yoldaşın pratiği yargılamaya zaman bulamamasını yoldaşları tamamladı ve İ. K'nın temellerini attığı TKP-ML Hareketini daha sağlam zemin üzerinde, hata ve eksikliklerinden arındırarak ileri taşıdılar. 1976'da Hareketimiz kitle mücadeleleri içinde hızla gelişti. Gücü ve olanakları ölçüsünde yükselen bu savaşıma devrimci doğrultuda mücadele etmeye çalıştı. Şehirlerde çalışmalarını yoğunlaştırarak, proletarya ve emekçi yığınlar, komünist hareketin etrafında birleşmeye çalıştı. Bir çok fabrikada grevler, direnişler, kitle gösterileri ve askeri eylemlerle, devrimci savaşımın sağlam zemin üzerinde ileri taşınması için canla başla çalıştı.
1978'lerde mücadelelerin gelişip, yaygınlaşmasına bağlı olarak, egemen sınıflar faşist terörlerini daha bir attırdılar ve sıkı yönetimi yaygınlaştırmaya çalıştılar. Devrim, karşı devrimide geliştiriyordu. 1979 Nisan'ında TKP-ML Hareketi sıkıyönetim koşullarında 1. Genel Konferansını toparladı ve bir çok sorunları gündeme alarak çözüme kavuşturdu. Özellikle artan sivil faşist ve devlet terörüne karşı yığınların silahlanmasını geliştirmek ve devrimci şiddet eylemlerini yükseltmek kararlarıyla, ortama daha militan kararlarla müdahale etmeyi hedefledi.
Ülkemizin bir çok bölgesinde buna bağlı olarak hem örgütlenmeler yarattı, hazırlıklar yaptı ve hemde eylemler yükseltmeye çalıştı. 1980 12 Eylül'de faşist cunta iş başına geldi. TKP/ML Hareketi cuntaya karşı yığınların savaşımını örerek, adım adım geri çekilme taktiğini uygulamaya soktu. 1982'ye kadar Hareket cuntaya karşı militan bir hatta yürüdü. Ne var ki, bu dönem Hareketin büyük darbe yemesi ve önderlerin sağ oportünizme kaymasıyla, 1982-84 dönemi tasfiyeciliğin Hareket önderliğine egemen olduğu bir dönem oldu. İçerde ve dışarda militan kadro ve tabanın örgüte sahip çıkmasıyla, altan girişimcilikle örgüt, sağ oportünist önderliği Hareketten uzaklaştırarak, Harekete sahip çıkıldı. İşkencede, zindanlarda ve mahkemelerde yoldaşlarımız Kaypakkaya yoldaşın ser verip sır vermeme direniş geleneğinin sürdürücüleri oldular. 1986'da bu süreç 2. GK'la sonuçlandı. Hareket yeniden kendini doğrultarak atılıma geçmeye yöneldiği koşullarda, ortamı doğru değerlendirme ve Türkiye devrimin özgürlüğünü kavranmada önderlik başarılı bir çalışma yapamayarak, herşeyi birliğe bağlayan bir yaklaşım içine girerek, devrimci görevlere asılmadı. Kendi gücüne güvenerek ileri atılma yerine, başka yerlerde dayanak arama yönelimi, 1986 atılımını zayıf bıraktı. Şehitlerimizin hep ileri şiarları basiretsiz kadrolarca yaşama geçirilemedi ve Hareketimiz 1994'de birlik adına oportünizme ve ilkelsizliğe yamandı. Bütün eleştiri ve direnişimize karşın, ilkeli olmayan hesaplar içinde yükselen MLKP kuruldu. MLKP kurulduktan sonra, birleşme-kaynaşma ve sınıfa giderek, mücadeleyi militan bir hatta yürütmede eskiye göre bir gelişme yerine, gerileme sürecine girildi.

MLKP sınıftan tamamen koptu ve tam bir orta öğrenim gençlik hareketine dönüştürüldü. Eleştirme ve yanlışlara karşı mücadele etmenin yasaklandığı adeta despotluğun egemen kılındığı, M-L görüşlerin savunucularının susturulmaya, tasfiye edilmeye çalışıldığı ve hareketin sosyalist geleneklerinden kopularak inkarcılığa yönelindiği ve 1979'a kadar şehitlerimizin uğruna ölümü kucakladıkları komünist ideallerimizin küçük burjuva olarak mahkum edilmeye çalışıldığı bir ortamda bir grup Hareket geleneğinin savunucu ve sürdürücüsü yoldaşlar, şehitlerimizin bizlere bırakmış olduğu ideallerini daha yükseklere çekmek hedefiyle ileri atılarak, yeniden Hareketin geleneğini yaşatmayı amaçlayarak, yollarını ayırdılar. 37 yıllık devrimci geleneğimizin coğrafyamızda sürdürülmesinin zorunluluğuna inanarak, devrimin kızıl bayrağını yukarılara kaldırma kararlılığı içinde olduk.
Yollarımızı ayırdıktan tercihimizi Marksist-Leninist çizgide Suphi'nin İbrahim Kaypakkaya'nın çizdiği devrimci yoldan onları daha da ileriye taşıyarak  yürümeden yana yaptık sonra. Çetin savaşımın içinde MLKP önderliğinin onlarca azgın saldırısı, baskıları , cinayetleri, kaçırmaları, karalamaları, komploları  vb. altında savaşımızı yürüttük. Ayrılığımızın üstünde 1 yıl geçmişti ki, ayrılık sonrası ilk şehidimizi verdik. İnşamızı devrimci kararlılığı, inancı, gözü pekliği ve militanlığıyla örerek yükselten komünist önderlerimizden biri olan sevgili Kemal Yazar yoldaşı MLKP’nin hain bir pususunda 27 Ağustos 1996’da  yitirdik.  20 yıllık militan devrimci yaşamını dostlarına, halkına ve yoldaşlarına umut, düşmanlarına büyük bir korku salarak yürütmüştü Kemal yoldaş. Bundandır ki, düşmanlarından faşist diktatörlük onu hedef seçti ve defalarca, çatışmalarda ağır yaralar aldı, işkencelerden geçirilip, zindanlara hapsedildi. Her zaman her yerde savaşın galibi oldu. Ama  ne acı ki, Onu düşman katledemedi ama bir zamanlar yoldaş dedikleri katletti.
Hareketimiz 37 yıllık özgürlük ve sosyalizm yürüyüşünde faşizme ve sermayeye karşı uzlaşmaz mücadele dolu yaşamında onlarca önder, militan ve sıra neferini şehit verdi. Bu her biri bir örgüt gibi hareket etme yeteneği ve ileri görüşlülüğünde olan, düşmana karşı savaşımda, proletaryanın militan ve uzlaşmaz sınıf tarzını benliklerinde birleştirmiş şehit yoldaşlarımızdan öğrenip, onlar gibi yaşayıp ve onlar gibi her sınavdan başarıyla çıkma, komünizmin bayrağını lekelemeden burjuvazinin kale burçlarına dikmek, ancak ve ancak onların uğruna ölümü kucakladıkları bu kutsal kavgayı ileri taşıyarak ve hiç bir bireysel çıkar gözetmeden ulusal ve toplumsal kurtuluş için ölümü kucaklayan fedakarlık ve yiğitlik dolu erdemlerini bugünkü savaşımına taşımakla olacaktır. Dünya devriminin pratiğinin gösterdiği gibi, Türkiye devrimi dün olduğu gibi bugünde içerde, dışarı da, işkencede, dağ başlarında, sokak ortasında, Ölüm orucunda daha nice savaşçıları şehit vererek ilerleyecektir.
Devrim ve sosyalizmin zaferi için, göğüslerini kurşunlara, bedenlerini Ölüm Orucuna siper eden, bedenleri çarmıha gerilen sevgili şehitlerimize sahip çıkıp, onların kavgasında öğrenip, faşizme ve sermayeye karşı daha bir kararlılıkla savaşmak, elde silah, dilde savaş naralarıyla toplumsal devrimi gerçekleştirmek, her türlü zulme ve gericiliğe karşı bu kutsal davamızı yayıp, geliştirmekten geçiyor. İşte bunun için şehitlerimize sahip çıkıp, onlardan öğrenmeye ve onların geleneğini yaşatmaya çalışıyoruz.
 İşte ölümü severek ve bilerek kucaklayan yoldaşlarımızın mücadele dolu yaşamlarında bunun için öğrenmeye, onların bizlere lekesizce devrettiği kavga bayrağını yukarılarda dalgalandırmaya çalışıyoruz. Suphiler, Kaypakkaya’lar, İrfanlar, Münirler, Kemal Yazarlar, Yüceller, Ali Aktaş’lar, Nuraylar, Hüseyin Toramanlar, Ali Ekber Barışlar, Mahir Çayanlar, Deniz Gezmişler, Süleyman Cihanlar, Mazlum Doğanlar, Kemal Pirler, Kazım Çelikler, Gökhan Edgeler, Sabahat Karataşlar, Bedri Yağanlar, Sinan Kukullar, Tamer Ardalar, Hıdır Aslanlar, , Fatih Öktülmüş’ler, Sebahat Karataşlar, Bedri Yağanlar, zindanlarda ölümü gülerek yenen 122  kızıl gül ölüm orucu şehitleri 1 Mayıs şehitleri ve daha nice adsız kahramanlar, coğrafyamızı özgürlük ve sosyalizmle güzelleştirmek için kavgaya tutuştular ve ölümü gülerek kucaklayarak, şehitler ordumuzun birer neferleri oldular.
Faşist diktatörlük  her geçen gün yere dökülen çürümüşlüğünün faturasını can telaşıyla halkın yürümeye ve toplumsal savaşımının gelişip, ilerlemesini engellemek için olmadık saldırılara faşist teröre baş vurmaktan geri kalmıyor. Kürdistan'da Kirli Savaşı sürdürmek için yeni provakasyonlara başvuruyor ve Kürt politikacıları göz altına alınarak tutuklanıyor. Kürt emekçileri JİTEM özel tim tarafından katledilerek, Kürt yurtseveri gerillalar suçlanıyor. İşçi sınıfı özelleştirme, işten atma saldırıları ve krizin faturasıyla açlık sınırında yaşıyor. Gençliğin hiç bir geleceği yoktur. Şehir emekçileri yoksulluk ve faşist terörle koyun koyuna yaşıyorlar. Hak arama ve sömürüye karşı çıkmak, ölümden ölüm, zulümden zulüm beğenmeyi zorladığı bir ortamda, tüm bunlara seyirci ve sessiz kalmak, şehitlerimize saygısızlık ve  inancımıza ihanet demektir. O halde faşist diktatörlüğe karşı, safları sıklaştırıp, devrimci savaşıma daha bir coşkuyla katılalım. Arkamızda bizi fazla övmeyin ama devrim için daha çok çalışın ve savaşın diyen şehitlerimizin vasiyetlerine ancak böyle sahip çıkmış oluruz.
Komünizm Şehitleri Ölümsüzdür!
Şehitlerimizin Çizdiği Devrimci Yolda İlerleyelim!
Kahrolsun Faşist Diktatörlük!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz!

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Onlardan Bize

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye