DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
75.YILINDA SEÇME SEÇİLME HAKKI VE KADIN
Özgür Kadın
5 Aralık 1934, Cumhuriyet Türkiye’sinde seçme ve seçilme hakkının kadınlara tanındığı  gün. Dünyada kadınlara seçme seçilme hakkının tanındığı ilk ülkeler arasında yer aldığımız sözleri tekrarlanacak ve  yeniden hatırlayacağız,
"Ne mutlu Türk kadınına 75 yıldır seçme ve seçilme hakkına sahip..."(!)
Evet, her zaman ki gibi Türkiye ve Kürdistan’ın da kadın sorununa dair temel gerçekler sorgulanmayacak, tartışılmayacak, simgesel-biçimsel formülasyonlar aranacak. Ve tarihsel-siyasal-toplumsal olan kadın sorununda gerçekler gizlenecek.
"Oy hakkı" için verilen mücadeleler, iki aynı sınıfın iki ayrı yaklaşımının damgasını taşıdığı.
Feodalizme karşı ilerici bir rol oynayan burjuva devrimleri sonrası ortaya çıkan, orta sınıf burjuva kadınların eşitlik için "oy hakkı  mücadeleleri, gerçekte üst tabakadan kadınlara tanınması istemi içerisinde sınırlıydı.  Onlara göre "zenci ve cahil erkekler"in, "cahil yabancılar ve kenar mahalle sakinleri ve “ ayak takımının oy hakları” elinde alınmalı  ve kadınlara verilmeliydi” “Kadınlar için oy hakkı”, vahşi, zenci ve cahil kenar mahalle kadınları için olmazdı elbette.
Biçimsel farklılıklar gösterse de, burjuva feminist kadınlar, var olan statüyü ve hiyerarşiyi ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Sadece konumlarını erkekleri onların kendilerine eşit görecekleri bir düzeye yaklaştırabilecek biçimde düzeltmeyi erkeklerin kullandığı, “ iktidar ve kontrol yapısından, kadınların daha yüksek  bir konuma” gelmesi gerektiğini savundular. Burjuva “eşitlik” için oy hakkı mücadelesi yürüten burjuva kadın hareketi, 20.yüzyıl  başlarında, Avrupa coğrafyası’nın çoğunda bu hakkı “ elde etti” ve böylece  bu hareket ilerici içeriğini tüketerek siyasal ömrünü doldurdu
Sosyalist ve proleter kadınlar, “genel oy hakkı” için yüzyılın başlarına kadar feminist kadınlarla aynı düzlemde hareket ettilerse de, bu uzun sürmedi. Sosyalist kadınların oy hakkı mücadelesi yukarda ifade ettiğimiz gelişmeye bağlı olarak, aynı ve bağımsız bir çizgide, işçi sınıfının ekonomik ve politik örgütlenmesiyle birleşti.
  Cumhuriyet Türkiye’sinin devraldığı feodal miras, kapitalizmin gelişim ihtiyaçlarına cevap vermiyordu. Bu bakımdan değişim ihtiyacı, kadının durumundaki değişimleri de koşullandırıyordu.
 Burjuva-kapitalist bir toplum yaratmayı hedefleyen Kemalist iktidar, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi için siyasal-kültürel ve hukuki ortamını da buna uygun hale getirmeye çalışır. Ve bir çok yasal değişiklik, 1926 yılında Medeni Kanun'la başlar ve en sonu 1934'de kadınların milletvekili seçme ve seçilme haklarını tanıyan yasal değişikliklere götürür.
Daha fazla kar hırsı üzerine kurulan kapitalist gelişme için, ucuz işgücü olan kadın emeğinin kapitalist sermayenin hizmetine sunulmasını frenleyen bütün feodal ve yasal engeller kaldırılmalı, görülmeliydi. Teknolojik bir gelişmeyi de ifade eden kapitalizm, “belirli bir kültürel" ihtiyaç duymaktaydı. O halde kadınlar okur-yazar olmalı, eğitimden geçmeliydiler. Kadınlar, küçük topraklarından kopup, sanayinin ya da büyük ölçekli toprakların çalışanı haline gelmeliydiler. O halde kadınlar, erkeğin mutlak hükümranlığından " burjuvazinin ihtiyacı kadar " kopmalıydılar. Bu değişim, kapitalistin gelecekteki ihtiyacını karşılayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi için de zorunluydu. Kuşkusuz, bu değişiklikler, kadının durumunda bazı ilerlemeler yaratmıştır. Ancak bunlar, iki cinsin eşitliği doğrusundan hareketle değil; tamamen feodalizmin hızlı çözülüş sürecine kadın kitlesinin desteğini almak ve onu, kapitalist gelişmenin bir gücü haline getirmek içindi. 1926-34 yıllarındaki yasal değişiklikler ve uygulamalar, üst tabaka kadınların yaşamında az çok değişiklikler yapabilmiştir.
86 yıllık süreç boyunca özellikle kadınların ana kitlesini oluşturan işçi ve emekçi kadınların fiili durumunu, genel olarak değiştirememiştir. Bu değişikliklerden, daha çok burjuva kadınlar yaralanabilmişlerdir. İşçi ve emekçi kadınlar ise cinsel baskının yanı sıra sınıfsal baskıyı ve sömürüyü, Kürt kadınlarıysa bunlara ek olarak ulusal baskıyı en yüksek boyutlarıyla yine bu dönmede yaşadılar, yaşıyorlar.
 Bilindiği gibi seçme seçilme hakkı bir sınıf sorunudur. Sınıflı toplumlar da seçme seçilme hakkı; gerçek anlamda egemen sınıfın hakkı, ezilen sınıfın ise burjuvazinin sınırlarını çizdiği sınırlar içerisinde sadece seçme hakkı olarak vardır.
Seçilme hakkına sahip egemen sınıfın kadını için yapılacak tartışma bizi fazla ilgilendirmese de, özetle söyle ifade edilebilir:  egemen cinsiyet ilişkisi, burjuva kadının politik yaşamını denetler, kontrol altına alır. Simgesel rol biçilen kadın aday, milletvekili, bakanlar vb. daha çok kadınların oy deposu olma görevinin sürekliliği için sunulan görünümlerdir. Bu görünümün sahne oyuncusu olan kadınlar, genel olarak kadını değil, ait oldukları sınıfı temsi ederler. Kontrol mekanizmalarının daha çok burjuva erkekte olması, yine burjuva erkeğin politikada da egemen ve çoğunluk cinsiyet olması, burjuva kadını, politik arenada da frenlenmesini sağlar. Burjuva-feminist kadın hareketinin tek hedefinin erkek cinsine karşı mücadele olması buradan da anlaşılabilir.
 Sadece seçme hakkına sahip proleter ve emekçi kadın içinse durum tamamen farklıdır. Cinsiyet olarak özgürleşmesi, genel ekmek ve özgürlük mücadelesinin kapsamındadır. Ancak binlerce yıl baskı ortamında yetişen, yeteneklerinin gelişimi önündeki fırsat eşitsizlikler onu, edilgen kişiliğiyle politikaya taşır. Genel özgürlük hareketi içerisinde giderek gelişen ve bugün sayıca azınlığına rağmen kendi kimliğini oluşturan, bağımsız, kendine güvenen ve militan bir adanmışlık ruhu içerisinde politik yaşamda yer alan kadınlar da yine bu kadın kitlesin içerisinden çıkmaktadır. Bu kadın kitlesi geleceği temsil etmektedir.
 Fakat gelişme eğrisi, üstlendiği rolün gereklerinden henüz uzaktır. Küçük bir azınlığı-yeni kadın- dışta tutarsak, genellikle bu kadınlar kendilerini "siyaset dışı" görmekte, arada bir oylarına duyulan gereksinimden dolayı anımsandıkça, geçici bir siyaset ilişkisi içerisinde bulunmaktadırlar. Bu da yine erkeğinin denetimi, kontrol ve politik belirleyiciliği çerçevesinde gerçekleşmektedir.  Burjuva politikalarının esasını ise, genel olarak kadını oy deposu görme mantığı oluşturmakta ve böyle kalmasını da burjuvazi özellikle istemektedir. Bunu istiyor, çünkü: birincisi, bahsi geçen kadın uyandığında, kendisini ait olduğu sınıfın politik biliminde ve mücadelesinde bulunacaktır. Dolayısıyla burjuva egemenliğinin karşında yer alçaktır. İkincisi, burjuva feodal değerler yargılarıyla kontrol altına aldığı n bu kadınlar, politikleştikçe bu kontrol mekanizmalarını alaşağı edecekleri böylelikle egemen sınıfların ayaklarının altındaki cennet daha güçlü sarsılacaktır. Bundan korkuyorlar.


İki yüzlü sistem, bit yandan kadınların “ çağdaşlaşması”, “ politikaya ” atılmasından dem vururken, diğer yandan, politik mücadele içindeki kadınları işkencelerden geçirir, tecavüz eder, katleder, çıplak cesetlerini teşhir ederler. Burjuvazinin politikleşmesini istediği kadınlar, bellik burjuva kadınlarıdır .İşçi ve emekçi kadınların, ezilen Kürt kadınlarının ise, bu burjuva kadınların politik kurumlarda olmasıyla yetinmelerini ister. “ Eşitlik özgürlük mü* Görmüyormusunuz, Milli Eğitim bakanımız bile kadın. Kadınlar başbakan bile olabildiği bir ülke. Daha ne istiyorsunuz” derler.
  Elbette sorun seçme seçilme hakkın verilmesi değil, bu hakkın kullanılması ve dahası kimin için kullanıldığı sorunudur. Ezilen sınıfın kadını tıpkı kendi sınıf kardeşi erkek gibi seçilme hakkını kullanmamaktadır. Seçme hakkını ise, kültürel ve sosyal yaşamın uzağında ve geri-feodal, burjuva değer yargılarının cenderesinde olduğundan, bağımsız bir siyasal kimlik edinemediğinden gereği gibi kullanamıyor. Erkeğinin denetimi ve kontrolü altında, erkeğinin siyasal belirleyiciliği ortamında erkeğinin siyasal fotokopisi rolünü oynuyor. Bir anlamda "Yedek erkek" oluyor. Erkeğinden farklı bir partiye çalışan, oy kullanan kadınlar yüzde binlerle dahi ölçülemiyor. Ya da parti değiştiren erkeğin kadını da beraberinde götürmesi gibi... Bunlar çoğaltılabilir.
 Tabi ki işin bir de diğer yanı var. Seçim bir tercih sorunudur. Tercih eden de, edilen de bir politik gizlide buluşmak zorundadır, burjuvazi, kadını da, erkeği de politikaya kendi çizgisi ve gereksinimleri çerçevesinde çağırır. Ezilen, sömürülen sınıfın kendi ideolojik örgütlenmelerini ve politikalarını seçme ve temsil etme hakları ise yoktur.
   Gerçek anlamda seçme ve seçilme hakkı, politik özgürlükler ortamında mümkündür. Kadın içinse bu, kendisini özgürce ifade edebildiği, yeteneklerini konuşturabildiği-geliştirebilme olanaklarının oluştuğu, tam bir fırsat eşitliğinin yakalanabildiği, evin dar ve bunaltıcı havasından koparak, ev işlerinin, koca baskısının ve bağımlılığının temeli olarak cinslere göre işbölümünün kalktığı, özgür koşullarda sosyalizmin inşa süreci içinde, adım adım gerçekleşecektir. Yarının ön koşullarını hazırlamak için, bugünden bilinç ve örgütlenme unsurlarıyla birleşerek, bu hakları, mücadele içerisinde öğrenecek, öğreteceğiz.
 Yüksek bir fedakarlık, onurlu, direngen bir kimlik, bağımsız bir kişilik, politik ve örgütsel bilinç, işte politik kadın kimliği.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye