DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
HAFIZASIZLIK VE YOLDAŞ OLMAK
İnşamız
Bilindiği gibi sosyalizmin ağır bir yenilgi alarak geri çekilmesi ve üst üste tasfiyeci dalganın işçi, emekçi kitle ve devrimci hareket üzerine binmesi, emperyalist kapitalist sistemini ideolojik-politik ve askeri saldırılarını artırarak sürdürmesi, devrimci saflarda ciddi bir çözülme ve savrulmayı koşulladı. Nasıl ki kapitalist sistem yabancılaşmayı, insan faaliyetinin her cephesine yayarak ve  aşırı uzmanlaşma sınırına kadar götürülmüş bir iş bölümüne dayalı kapitalist toplumda insanların ufukları, son derece daraltılımıştır. Haliyle karşılıklı anlaşma ve iletişim kapasitelerinde bir yabancılaşma durumu ortaya çıkmıştır. Sonuçta, bireyler arasındaki sosyal ilişkiler sıradanlanmıştır. İnsanlar birbirini giderek iş ilişkisi ya da ekonomik ilişki olarak görmeye başlamıştır. Kısaca, insanı insan yapan en önemli özellik olan iletişim/sosyal olma yetisi de,  en kötü biçimde yabancılaşmıştır.
Dahası iletişim, örgütlü toplumdur. İletişim, düşünme ve dildir. Kapitalist toplum ulaştığı aşamada bu temel insan yeteneğini neredeyse yok etmek üzeredir. Günümüzde insanı daha ileri bir yaşam biçimine taşıması beklenen teknoloji, iletişim kapasitesini ve bildirişmeyi tüm insanlar bakımından daraltmıştır. Duyguların, sevgilerin ve ilişkilerin de metalaşmasıdır bu. Ve bu durumun yarattığı aşırı bireycilik, aşırı yalnızlığa yol açmaktadır. Günümüzde insanlar, giderek birbirlerini dinleyebilme niteliklerini bile yitirmekte, yalnızlık alanı sürekli genişlemektedir. Bu durum, insansızlaşmadan başka bir şey değildir. Buda insanın yaşayan hayvanlaşması anlamına gelmektedir.
Elbette bu noktada bizi ilgilendiren, yabancılaşma ve insansızlaşmadan devrimcilere düşen paydır. Çünkü şimdilerde devrimciler arasında “yoldaş” sözcüğünün bile kimi zaman bir resmiyeti çağrıştırarak yabancılaşma öğesi ve sıradanlaşarak kullanıldığı gözlenmektedir. Ama kuşkusuz en önemlisi birbirine “yoldaş” diyenler arasındaki mesafe ve iletişim eksikliğidir. Yoldaş olmak adı üstünde aynı yolda yürümek, aynı inancı aynı kavgayı bölüşmektir. Her anlamda paylaşma ve dayanışmadır. Yani yoldaş olmak ikircisizce bir birine bağlanmak ve önce yoldaşı düşünmek demektir. Haliyle, yoldaşlık yalnızca basit bir politik ortaklık olarak görülmemelidir. Yoldaşlığı bu tür yaşamak; düşüncede; duyguda ve paylaşımda ortaklık olarak pratiğe geçirememek, devrimciler arasında kapitalist yabancılaşmanın en bariz göstergesidir.
İşkencede düşmana karşı önce bana işkence yap diyerek işkenceye meydan okuyarak yoldaşının acısını paylaşmaktır yoldaşlık, ya da bir ölüm orucu direnişinde “ilk ben olmalıyım” diye öne atılmaktır. Yarışmacılığın yerini alan ortak üretebilme yetisi ya da devrim için her alanda feda içinde önde yürümektir.  Dürüst, çalışkan, yetenekli ve güven verici olmak, bir yoldaş devrimci için olmazsa olmaz özelliklerdir kuşkusuz. Ancak bu yetmez. Mesafeli ve mekanik bir tarz iletişimsizlikle beslendiğinde bu özelikler pekala da anlamsızlaşabilir.
Hep söyleye geldiğimiz gibi, aynı ekmeği bölüşmek ve ortaklaşmak anlamına gelen “yoldaş” sözcüğünün birleştirdiği insanlar kendini yalnız duyuyorsa, anlaşılmadığını varsayıyorsa, dayanışma eksikliği, içe dönme, sevgide ısrar, ilgide inat yokluğu söz konusuysa, durup düşünmek gerekir. İnanç bir ortak paydadır. Ama yoldaş devrimcileri birbirine bağlayan ortak irade yanında ortak duygulardır da. Ortaklaşan duygular devrimci kimliğin harcıdır.
Devrimci kimlik başkalarının yanında, kapitalist dünyanın yol açtığı şeyleşmeye bir karşı duruş, nerede olunursa olsun o yalnız olmayış duygusudur. “Bir işkencede zindanda hücrede bile milyonların temsilcisi olduğunu, yoldaşların yanı başında olduğunu duyumsamaktır devrimcilik.
Çünkü devrimcinin işi, bulunduğu duruma hücum olduğunu söyleriz hep, eğer böyleyse okun sivri ucunu önce kendine yöneltmelidir. Yabancılaşmış devrimcilik kazanma ve  başarıyı yakalama için eyleme geçme, değişme ve değiştirme potansiyelini tümüyle yok eder. Çünkü bu tipler için devrimci kimlik yalnızca bir alışkanlık ve bir koruyucu zırh, bir kaçış aracıdır. Bu durumda, değişim değil başkalaşım söz konusudur. Başkalaşımın son durağı ise çürümedir. Yabancılaşmış devrimcilik, önlem alınmazsa hem bireyi hem de ortamı çürütür kokuşturur. Böylelerinin etrafımızda çokça olduğunu görüyoruz.
Yabancılaşmış devrimciliğin bir başka işareti, kuşkusuz başta genç devrimciler olmak üzere rastlanan yaşanmışlıkları unutarak “hafızasızlık” durumudur. Belleksizleştirme, kapitalizmin varlığını sürdürmek için kullandığı temel ideolojik silahlardan biridir. Söz ve görüntü bu amaçla kullanılır. Geçmiş unutturulur ya da çarpıtılır. Ne yapıldı ki? Bunca yıl mücadele ettik çıkarımız ne oldu? vb. yönlü sözler bir bir ardına sıralanır ve  daha dün kendisinin inançla mücadeleye sarıldığını unutur. Şehitlere verdiği devrim sözünü unutur ve devrimci hareketin başarılarını yok sayarak, iş yapmamanın teorisini yapar. Oysa, Türkiyeli devrimcilerin devraldığı geçmişin inatla ve israrla devrim için dövüşmek olduğunu unutur.
 Hep başarı bekler ve bulamayınca da sistemin limanına demir atmaktan yada kozasına dönmekten geri kalmaz.  Onun için var olan yerden mücadeleyi omuzlayarak ileriye taşıma yerine durumu daha da kötüleştirmek ister. Umutsuzdur ve artık yürümeye bile mecali kalmamıştır. Bir eyleme, mitinge gitmek bile  gereksizdir bu kendine yabancılaşmış kişi için. Hep eleştiri ama  elini birşeyi kaldırmak için taşın altına sokmaktan korkmaz.
Ama düne dönüp bir baksa devrimci öncülerin ve yüzlerce devrimci militanın; dayanışmayı, kavgayı bölüşmeyi, ölümün yüzüne gülerek bakmayı miras bıraktıklarını görür ve umudunu tazeler. Mahir Çayan ve yoldaşları, THKO önderleri  Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamlarının engellenmesi için  Kızıldere’de ölümün üstüne yürümüştür. İbrahim Kaypakkaya yoldaş THKO’lu Sinan Cemgil ve yoldaşlarının ihbar edilerek katledilmesine  neden olan ihbarcı muhtarı bizzat sorgulayarak cezalandırması. Miras, işte bu grupçuluğu yere çalarak devrim ve sosyalizmi önde tutan ortaklaşmacı zihniyettir. Devrimci geçmişimiz üzerine düşünürken anımsamamız gerekenler işte bunlardır. Kuşkusuz devrimcilik sürekli donanım yenilemeyi gerektiren bir iştir. Ve bu yenilenme, bir karşılıklı öğrenme sürecidir aynı zamanda. Yoldaş olmanın anlamı, deneyimli ve her daimi yeni devrimciliğin bu ortak paydalar üstünden birlikte gelişmeyi bilmesidir.
Sonuçta, yoldaş devrimci denildiği zaman akla daima gelişmiş çok yönlü bir kimlik gelmelidir. Kararlı, kültürlü, savaşçı, adanmış ve paylaşımcı. Ancak bulaşık ve yabancılaşmış ve bir çok bakımdan çürümeye itilmiş bir toplumda yaşadığımız da unutulmamalıdır. Giyimiyle kuşamıyla, yeme ve içme alışkanlıklarıyla devrimci yaşama eklemlenen popüler kültür ürünleri de aramızdadır. Sonuçta, devrimcilik  gelişmiş somuttan zengin bir soyutlamaya ulaşabilmek demektir. Bu da suni ayrımlardan değil, yeniyi deneyimle harmanlama yeteneğinden, hafızasızlığa, unutkanlığa, küçümsemeye ve hayal alemin de yüzmeye karşı öğrenme ve merakı geliştirmekten geçmektedir.


Devrimci geleneğin bize bıraktığı miras, en elverişsiz koşullarda bile milyonların kurtuluşu için  kavgaya girebilme iradesi ve inadıdır. Yoldaşlığı mükemmelleştirmek yine yoldaş devrimcilere düşmektedir. İnatsızlık, ısrarsızlık, gelip geçicilik, vurdumduymazlık, hafızasızlık, inkarcılık ve bireycilik düzenin insana dayattığı niteliklerdir. Devrimci saflara bulaşması, yabancılaşmış devrimciliğe yol açmaktadır. Gelip geçicilik, kolektif ve bireysel sorunlar karşısında ilgi azlığı, bireysel hazların öne çıkması olarak kendini dışa vurmaktadır. Yabancılaşma yüzeye bakma ve derini görememe eğilimlerini ve ayrıntılara takılıp kalmayı besleyebilmektedir. Bu yüzden, devrimci bireyin kendisiyle kararlı bir ideolojik ve pratik kavga yürütmesi gerekmektedir. Devrimcilikte iddialılık ve  inatlık işte budur. Adamsendecilik, meraksızlık ve günü birlik yaşam tarzı, henüz gerçek devrimciliğe denk düşmemektedir.
Sevgisizliği, aldırmazlığı beslemekte ve değişme iradesini zayıflatmaktadır. Bu durumda, devrimci yaşama ilgisizlik umut eksikliğine neden olan bir sonuçtur. Oysa her ayda yitirdiğimiz bir kuşağın devrimcilerini gökyüzünü fethe çıkaran o vazgeçilmez inançlı umuttu. Genç devrimcilere işte bu inatçı umudu inançla büyütmek düşmektedir.
Bu, yoldaşça gelişmedir. Ve başkalaşma değil değişim demektir. İnatsa deneyimle harmanlanıp gençleşerek sürecektir. Yoldaşlıkta ikircimsizce kavgaya atılmak ve sızlanmadan, başkasından bir beklenti içinde olmadan, “önce ben en önde olmalıyım” diyen feda ruhu içinde ileriye atılarak; örgütte, eylemde, duyguda ve yaşamın her alanında gerçek  yoldaş olmayı başarmak zamanıdır.
     
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

İnşamız

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.12 Saniye