DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
AÇILIMDA DAĞ FARE DOĞURDU
Baş Yazı
Nihayet beklenen açılım paketi 13 Kasım Cuma günü mecliste yapılan  oturumla açıldı. Mecliste cumhuriyet tarihinin en önemli görüşmelerinden biri olarak ifade edilen  açılım oturumu yapıldı. Özellikle Kürt sorunu bağlamında  86 yıllık inkar ve imha politikasının siyasetinin ardından ilk kez Meclis çatısı altında ele alındı. Aylardır gündemi meşgul eden “demokratik açılım” görüşüldü. Ama açılımda bilinenler dışında bir şey çıkmadı. AKP hükümeti, beklentileri karşılamadan uzak ve özellikle ABD emperyalizmi ve kendi politik istemleri doğrultusunda bir yaklaşım içinde olunduğu görüldü ve böylece adı demokratik açılım olan açılımda  statükonun korunması ve  Kürtlerin inkarına devam edileceği çıktı. Böylece üzerinde aylardır gürültü koparılan açılımda kırmızı çizgiler olduğu gibi korundu ve tüm süslü laflar bir yana çıkarıldığında geriye yalnızca dağın fare doğurması kaldı.
Meclis Genel Kurulu'nda AKP sunduğu “demokratik açılım”ın genel görüşmeleri 13 Kasım günü akşamı tamamlandı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürtçe propagandanın serbestleştirileceğini, işkenceyi önleme konusunda yeni kurumsal yapılar oluşturulacağını belirtti. Hükümetin açılım konusunda düşündüğü kısa ve orta vadeli planlar Kürtlerin beklentilerine yanıt olmadığı gibi DTP'yi de tatmin etmedi. DTP Genel Başkanı Türk, “açılım beklentilerimizden uzak” dedi. MHP Genel Başkanı Bahçeli, açılım tartışmalarına “Bölünme yasalarını çıkartıyorsunuz” diyerek tepki koydu. CHP lideri Deniz Baykal ise 'müzakere değil mücadele' söylemini öne çıkartarak demokratikleşme ve Kürt sorununda  nerede duyduğunu bir kez daha ortaya koymuş oldu. Irkçı söylemini derinleştiren Baykal, “ Kürtler Türk Milletinin Kürt'üdür” dedi. Başbakan Erdoğan, muhalefet partilerini eleştirdi. “Bu meclis yıllar yılı hayali tehditlerle meşgul edildi. Şimdi olduğu gibi” dedi. Erdoğan konuşması sırasında “Şehit cenazeleri bekleyenler var” deyince CHP'liler, Genel Kurul Salonu'nu terk etti. Tartışmalar “Açılım bu mu” dedirtti.
Kürt sorunu 86 yıllık inkar ve görmezden gelme siyasetinin ardından ilk kez Meclis çatısı altında ele alındı. 10 Kasım'da yapılan ön görüşmelerde Meclis gergin bir gün geçirmiş, CHP ve MHP'nin faşist ırkçı söylemlerine sahne olmuştu. 13 Kasım günkü görüşmelerde ilk sözü Hükümet adına İçişleri Bakanı Beşir Atalay aldı. Hükümetin bu süreçte yapmayı düşündüğü yasal değişiklikleri ilk kez  sıraladı.
Atalay, sözlerinin başında “Köklü bir zihniyet değişikliği ve yeni bir iklim”den bahsetti. Atalay'ın hemen arkasından “Terörle mücadelede güvenlik güçlerimize her türlü desteği vermeye devam edeceğiz. Terör sorunun çözme konusunda bundan sonra da kararlı olmaya devam edeceğiz” sözleri hükümetin bu konuda bir 'zihniyet değişikliğinden' uzak olduğunu gösterdi.
Hükümet adına konuşan Atalay, açılımın sloganını “Herkes için daha fazla özgürlük” olarak belirlediklerini söyledi, ama özgürlüklerin kırıntılarından bahsetti. 2002 yılından bu yana yaptıkları icraatlara değinen Atalay, “attığımız adımları yeterli görmüyoruz” diyerek planladıkları kısa, orta ve uzun vadeli planlara değindi Atalay, RTÜK'ün, farklı dillerde 24 saat yayın yapılması yönündeki kararı hatırlattı.
Bakan Atalay, Kürt illerinin ve yerleşim yerlerinin değiştirilen isimleri konusunda, yerel talep olması durumunda isimlerin iade edileceğini dile getirdi. Atalay, “Diğer yandan, siyasi partiler hukukunun alanını genişletmeyi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün bir gereği olan siyasi propaganda hakkının önündeki bazı yasal engellerin kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sözgelimi, siyasi partilerin seçim çalışmalarında vatandaşlarımızın kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de onlara seslenebilme imkânı verecek gerekli çalışmalar bunlardandır” dedi. Atalay, açılım sürecinin, ucunun açık olduğunu kapalı bir paket olmadığını ve süreç içinde yeni adımlar atılacağını dile getirdi.
Kürt açılımının kısa vadeli adımlarının genelde idari tedbirler ve yönetmelik değişiklikleri olduğunu belirten Atalay, gündeme gelenler arasında 18 yaş altındaki çocukların Çocuk Mahkemeleri’nde yargılanmasını sağlamaya yönelik kanun tasarısı Meclis’e sunulduğunu, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla anadillerinde görüşmesini sağlayan yönetmelik yürürlüğe girdiğini, farklı dil ve lehçelerle ilgili üniversitelerde akademik araştırma yapılması, enstitü kurulması ve seçmeli ders konulmasının önünün açıldığını söylemekle yetindi.
Atalay, Kürt açılımının yasal değişiklik gerektirdiğini belirttiği orta vadeli tedbirlerden bazılarını şöyle sıraladı: “İnsan haklarını korumaya yönelik bağımsız Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu kurulmasına ilişkin kanun tasarısı yakında Meclis’e gönderilecek. Komisyon, özel ve kamu sektörüne yönelik her türlü ayrımcılık şikâyetini ele alarak, denetim yapacak.” dedi. Atalay ayrıca “Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nın, bağımsız ve sivil bir İnsan Hakları Kurumu’na dönüştürüleceğini söyledi. Bu düzenlemenin de tamamlanmak üzere olduğunu yakında Meclis’e sunulacağını belirtti. Kurumun yapısı ve yetkilerinin, evrensel esasları belirten Paris Prensipleri ışığında düzenleneceğini ileri süren Atalay, kurumun insan hakları ihlallerini denetleyeceğini söyledi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, konuşmasında, “Gün nutuk atma günü değil ölümlere çare bulmak günüdür. Şırnak’taki asker oğlunu bekleyen Ayşe Hanım’a da yıllarca haber alamadığı dağlarda oğlunu bekleyen Fatma Hanım’a da bugün bir şeyler söylemek zorundayım” dedi. Açılımı yarından ( bugün ) itibaren 81 ilimizde milletimize anlatacağız. Sivas’ın ötesine gitmeme gibi bir kaygımız yok. 81 ilin 81’ine gideceğiz.
Hiçbir ülke, topluluk ve grubun, meclise bir şey dayatamayacağını söyleyen Erdoğan, “bu meclis yıllar yılı hayali tehditlerle meşgul edildi. Şimdi olduğu gibi. Dış güçlerin talimatıyla. Oralardan verilen emirlerde. BOP gibi ifadelerle. İçeriğinde ne var, sorsanız bilmezler. Bugün tedavülden kalkmış siyasi üslupla, var olmayan ve olmayacak yeni düşmanlar üretmek suretiyle kimsenin sanal tehditler ve korkular üretmeye hakkı yoktur. Demokrasiden hiç kimsenin korkusu olmasın. Demokrasi bu ülkeyi bölmez. Tam tersine birleştirir. Demokrasi korkuların pazarı değil, panzehiridir.
CHP’li Onur Öymen’in Dersim katliamına ilişkin sözlerine göndermede bulunana Başbakan Erdoğan, “Dersim’de olanları savunanları, ben insanlık noktasında nasibini almamış olarak değerlendiriyorum.” dedi. Erdoğan şöyle devam etti: “Terör örgütüne yönelik öfke bir gruba yöneltiliyorsa son derece hatalı bakış açısı. Terör örgütüyle benim Kürt kökenli kardeşlerimi bir araya getiremezsiniz”
 “Şehit cenazeleri bekleyenler var” sözlerinin ardından CHP Genel Başkanı Baykal'a seslenen Erdoğan, “Gıyabında konuşmak işime gelmez ama maalesef kaçıp gittiği için söylemek zorundayım. 1989’da SHP Genel Sekreteri Sayın Deniz Baykal tarafından hazırlanmış rapordan alınmış ifadeleri söylüyorum; ‘Kürt kökenli yurttaşlarımız da dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, kendi ana dillerinde yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığıyla yayın yapabilme, özel okullarda kendi ana dilleri ile eğitim yapabilme, Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi, haklarına kavuşmalıdırlar.’ Nerden nereye, sıkıntı burada. Erdoğan konuşmasında Kürtlerin temel taleplerinin bölücü ve yıkıcı olduğunu birkez daha ortaya koymuş oldu.
DTP Grubu adına konuşan Ahmet Türk, konuşmasına kapitalizmin dünya ve ezilen Türk halklarını yaşattığı yıkımlara değinerek başladı. 11 Eylül saldırıları sonrasında yaşanan emperyalist saldırılara değinen Türk, Kürt sorununun değişen uluslararası durumdan ve dengelerden bağımsız ele alınamayacağını belirtti. 86 yıllık inkarın ardından adı konmasa da Kürt sorununun Meclis çatısı altında tartışılıyor olmasını tarihi bir an olarak değerlendiren Türk, cumhuriyet tarihi boyunca Kürt halkına yaşatılan imha inkar politikalarının bir devlet politikası olduğunu ve bu zihniyetin değişmediği koşullarda çözüm olamayacağın dile getirdi. Türk, hükümetin açılımının çözüm beklentilerinden uzak olduğunu söyledi.
Ahmet Türk, CHP'li Onur Öymen'in Dersimlileri ve Alevileri aşağılayan ırkçı açıklamalarına yanıt verdi. Türk şöyle dedi: “Asimilasyoncu politikalar hayata geçirildi. Tek etnik kimliğe dayalı ulus yaratma çabası acıya yol açtı. Şeyh Sait isyanı, Ağrı ve Dersim olayları doğru okunamadı. Munzur suyunun nasıl kırmızıya boyandığı halkın aktarmasıyla bugün hala tartışılıyor. Katliamcı politikaları çözüm olarak önerenler bunun hesabını verecektir.”
PKK'nin inkar ve imha siyasetinin Kürt halkının görmezden gelen ve asimilasyon politikaları sonucu doğan bir sonuç olduğunu söyleyen Türk, “eşit yurttaş olduğumuzu iddia ediyorsunuz, biraz empati yapın. İnsanın kendi ülkesinde kendi devleti tarafından dilinin yok edilmesi, yasaklanması nasıl bir travma yaratır biliyor musunuz?” diye sordu. Türk inkarcı ve asimilasyon politikalarını halkın değil devletin yaptığını ve bunun resmi devlet politikası olduğunu söyledi.
Kürt sorunun çözümü konusunda bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının ortadan kaldırılması gerektiğine işaret eden Türk, bölge ekonomisinin canlandırılması gerektiğini söyledi. Türk, “ Bu Türk-Kürt çatışması değildir. Bu resmi devlet ideolojisi sorunudur. Demokrasi ihtiyacı olan sadece devlet değildir. Açılım, demokrasiyi halka taşımayı öngörmelidir. Siyasi irade sadece Kürtleri değil, tüm farklılıkları garanti altına almalıdır. İçi boşatılmış kardeşlik söylemleri, ırkçılığa hizmet eden politikalar sorunu çözmez. Devletin zihniyet dünyasında en küçük değişiklik yapılmıyor. Biz artık yeter diyoruz. Ciddi ve cesur yaklaşımlar görmek istiyoruz” diye konuştu.
Türk, hükümetin Kürtleri sürecin dışında itme hamlelerine vurgu yaparak; DTP'nin hükümetin somut bir atmaması ve somut projeler açıklamamasına rağmen sürece destek olduklarını söyledi. Türk, hükümetin çözüm önerilerinin beklentilerinden uzak olduğunu belirtti. Genel Kurul'da sözü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli aldı. Bahçeli, 86 yıllık tarihinde meclisin en talihsiz günlerinden birini yaşadığını belirtti. Bahçeli hükümet eliyle bir bölünmenin yaşandığına tanıklık ettiklerini ileri sürdü. Bahçeli şöyle dedi: "Bugün nasıl bölüneceğimizi nasıl ayrılacağımızı mı tartışacağız. Maksadınız nedir, bizden istediğiniz nedir?"
Açılımı BOP'un bir dayatması olduğunu söyleyen Bahçeli "Açılımla PKK'nın 25 yılda yapamadığı ayrışmayı hükümet kısa sürede başarmıştır. MHP, millet varlığına ve milli kimliğe açık tehdidi oluşturan bu siyasi sapmalara karşı çıkmaya devam edecektir. Toplumda teslimiyet ve bıkkınlık dalgası yaratarak milletin direncini kırmak isteyen gelişmeleri engelleyecektir. MHP bu oyunun içinde, yakınında asla yer almayacaktır. Hesap vakti geldiğinde yıkımın müsebbiblerinin yakalarına yapışacaktır. Hodri meydan. Bölünme yasalarını çıkartabiliyorsanız çıkartın." dedi.


 CHP Grubu adına konuşan Deniz Baykal, devletin etnik kör olması gerektiğini söyledi. "Terörle müzakere edilmez mücadele edilir" diyen Baykal'dan savaşa devam açılımı geldi. Baykal, “Kürtler Türk Milletinin Kürt'üdür” dedi. "Etnik kimliğe saygılıyız ama ayrıştırmaya dönüşmesini kabul edemeyiz" diyen Baykal'ın konuşmasında saydığı çözüm önerileri dar ve kaba bir çerçeveyi kapsıyor. "Terörle müzakere etmemek temel ilke olmalı” diyen Baykal'in ikinci temel ilkesi de "Terörle mücadele". Baykal tüm bunların yanı sıra başarının temel unsurunun bölgedeki insanı kazanmak, dışlanmışlık duygusundan kurtarmak ve bölgeye ekonomik yatırımlarda bulunmak olarak sıraladı. Baykal, hükümetin PKK'yle ve Kürt Ulusal Önderi Abdullah Öcalan'la işbirliği içinde olduğunu öne sürdü. Öcalan'ın yol haritasının hala hükümetin elinde olmasını ve açıklanmamasını eleştiren Baykal, "yol haritası açıklanırsa işbirliği ortaya çıkar" dedi. "Terörle müzakere edilmez mücadele edilir" diyerek savaşa çağrısını yineledi. PKK'yi etkisizleştirmek için Irak'la işbirliği yapılması ve Irak'ın PKK'yi terör örgütü olarak ilan etmesinin sağlanmasını öneren Baykal, "Barış için ilk hedef PKK'nin silah bırakmasını sağlamaktır" dedi. Baykal, Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekillerine de "Muhatap Öcalan diyeceğinize, PKK'nin silah bırakması gerektiğini söylemelisiniz" dedi; ancak PKK'nin nasıl silah bırakabileceğine ilişkin önerilerini sunmadı. Kürt ulusuna karşı ırkçı yaklaşımını derinleştiren Baykal, “Milli ayrıştırmayı dayatmaya kalkmak kabul edilemez. Elbette herkesin etnik kimliği olacak ama o kadar. Milletimizin adı Türk milleti. Bu “ Etnik dayatma ” deniyor. İnsaf ediniz” dedi. Türkiye’de yaşayan her Kürt'ü Türk milletinin Kürt'ü olarak tanımlayan Baykal, hükümete seslendi, PKK açılımı değil, gerçekten Kürt açılımı yapılmasını istedi.
Toparlamak gerekirse Açlım da Kürtlerin temel ulusal talepleri, anadilde eğitim istemleri ve  ve hakların anayasal zemine oturtulması, zora ki birliğin ifadesi olan üniter devlet yapısının dağıtılması, 82 faşist darbe anayasasının değiştirilmesi vb. istemlerine yanıt yok. Dahası demokratikleşmeye ilişkin ne somut çözümler ve önlemler  nede Kürt sorununu demokratik halkçı bir çizgide çözmek için, devletin 86.yıllık resmi inkar politikası darbelemek ve ortadan kaldırmak var. Burjuva düzen partileri bir birlerini ihanetle suçlaya dursunlar aslında  hepsi de Generallerin arkasında saf tutarak, üniter devlet, tek vatan, tek bayrak, tek ulus ve tek dil inkarcı ve imhacı çizgide yürüyerek Kürt emekçilerine kırıntılar reva görülüyor
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye