DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
BİLEK GÜREŞİ HER FIRSATTA SÜRÜYOR
Analiz Polemik
AKP hükümeti ile Genelkurmay arasında bilek güreşi  değişik görüntüler altında sürüyor. Aslında bu bilek güreşi ABD emperyalizminin ve küresel sermayenin TC devletini  kendi istediği politikada buluşturmada sorun çıkartanların tümüyle teslim alınmasıyla bağlıdır. Ordu da hala ABD emperyalizmi ve küresel sermayenin sınırsız denetimine kendi egemenlik konumlarını sürdürmek bakımından  sorun gören dayatmalara ve ulus devleti ayakta tutmaya çalışan güçlerin hizaya getirilmesi ve AKP hükümetinin truva atı olarak her bakımdan öne çıkarılması arasında bir kör dövüşü yaşanıyor. AKP hükümeti kendisine yönelik olası bir  otobüs kazasını darbe ve darbeciliği gündemde tutarak engellemeye çalışıyor. Biri “ laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı ” olmaktan hükümlü.  Diğeri “ demokrasiye aykırı faaliyetlerin odağı ” olmaktan sabıkalı. Laik demokraside ikisinin de yatacak yeri yok; ama neylemeli ki, burası Türkiye! Biri anayasayı değiştirmeye yetecek sayısal ve siyasal güce sahip. Diğeri elindeki silah gücüyle toplumu bir kez daha hizaya sokma hayalinde.
Elbirliğiyle “açılım” masalı anlatıyorlardı. Masalı kesip kazık freni yapmak zorunda kaldılar. Şimdi birbirlerini açma, deşme, tuzağa düşürme, hizaya sokma derdindeler. Durup dururken birbirleriyle hesaplaşmaya tutuşmadılar. “Demokrasiye aykırı faaliyetlerin odağı”, yani ordu, “ kanla irfanla kurduğu, ölümüne nigahbanı olduğu” cumhuriyet gemisinin “laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı” hükümet partisinin yelkeniyle “ılımlı İslam” limanına çekilmesinden kaygılı. O kaygıyla huzursuz, hırçın.
“ Eh, ‘kağıt parçası’ denilen belgenin ‘ıslak imzalı’ aslı bulundu, artık gerçek ortaya çıktı ve konu daha rahat tartışılabilir” diye düşünülürken, orduyu yıpratmayalım yaklaşımı içinde olan faşist gerici statükocu güçlerin, gerçekleri karartmak ve kafa karıştırmak için yeni hamlelerine tanık olduk. Daha doğrusu, demokrasi ve özgürlük düşmanı tüm gerici güçlere, daha şimdiden yeni bir mevzi kazmaya koyuldular.
Şimdi onlar, “Islak imza atan makine ABD’den bin dolara alınabiliyormuş”, “Belgeyi 12 Haziran’dan beri saklayan subay neden şimdi bu belgeyi ortaya çıkarmış!”, “Belge neden postayla gönderilmiş?”, “Belge gerçek diyen Adli Tıp ekibi oraya yeni atanmış!” gibi iddialar ve sorularla asıl gerçeğin üstünü örtmek için uğraşıyorlar.
Peki, belgenin bunca zaman saklanması, tam da şimdi piyasaya sürülmesi iyi niyetle ya da masum gerekçelerle açıklanabilir mi? elbette hayır. Kürt sorununda köşeye sıkışmış olan AKP hükümeti ıslak imza iddiasıyla irtica belgesinin gerçek olduğunu denetimindeki medya aracılığıyla ve özelliklede ABD’nin sözcülüğüne soyunmuş olan Taraf gazetesi eliyle piyasaya sürülmeli egemen sınıf klikleri arasında yoğun bir psikolojik savaş devreye sokulduğunu gösteriyordu. Belgenin gerçek yada sahte olması o kadar önemli değildir. Egemen sınıf klikleri  belge savaşlarıyla işçi ve emekçi yığınları aldatmaya ve gerçek gündemden yığınlar uzak tutulmaya çalışılıyor. Bu konuda her iki gerici klikte memnun görünüyor ve danışıklı bir dövüş yaşanıyor adeta. AKP hükümetinin korkusu Orduda bir otobüs kazasının olmasını engellemek için ABD”nin kucağında demokrasi oyunu oynuyor ve mağduriyet edebiyatına devam ediyor. Kontlaşmış bir devlet ve Onun savunucusu olan AKP hükümeti ve burjuva düzen partilerinde darbelere ve kirli savaşa karşı temizlik hareketi beklemek saflıktan öteye politik körlük olacaktır. Yani burjuva klikler ve düzen partilerinde devrime ve halka yönelen kirli politikalara ve darbelere ebediyen tutum alıp temiz politik sayfa açacaklarını istemek ve beklemek burjuva kapitalist düzeni ve TC devletini yeterince tanımamak olacaktır. Biliniyor ki Genelkurmay’da sıklıkla hizaya getirme ve kendi halkına karşı psikolojik savaşa ilan edene belgeler andıçlar yayınlandığı sır değildir. AKP kendisine yönelene kadar bunlara ses çıkartmamıştır. Ne zaman okun sivri ucu AKP’ye yönelmiş AKP ve başbakan darbelere karşı oldukları akıllarına gelmiştir.
Bu çerçevede, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan’ın, Cumhuriyet Bayramı akşamı vardıkları; “Herkese düşen oturup beklemektir. Asker ve sivil yargı işin aslını ortaya çıkaracaktır” içerikli uzlaşması, ilk bakışta çok makul görünse de, gerçekte bu da sorunun uyutulması ve tarafların ihtiyacına göre kullanılmak üzere yeniden sahneye sürülecek biçiminde el altında bulundurma amacına yönelik bir uzlaşmadır. Ama onlar uzlaşsa bile tartışmalar sürecek, kimse beklemeyecektir!
Çünkü ortaya çıkan gerçek, bu belgenin Genelkurmay’da görevli bir grup subayın suç eylemi, bir takım kötü insanların faaliyeti değildir. Daha önce de Genelkurmay’da benzer faaliyetler sürdürüldüğü, cunta ve darbe girişimleri olduğu, bunların kuvvet komutanlarının bazılarının da içinde bulunduğu, tanıklarıyla, az çok inkar edilemez belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Dursun Çiçek imzalı belge de, aslında aynı faaliyetlerin devamıdır.
Dolayısıyla sadece imzası bulunanlar ya da bu belgenin hazırlanmasında bir mekanizmada yer alanlardan öte böyle reflekse, böyle bir mekanizmanın işlemesine meşruiyet sağlayan zihniyetin sorgulanması önemlidir. Bu zihniyete dayanak olan TSK İç Hizmet Kanunu, bu kanunun özellikle de 35. maddesi ile TSK’ya ülkenin iç politikasına müdahale edecek sorumluklar yükleyen her tür yasa ve yönetmeliğin ortadan kaldırılmasını merkeze almadan yapılacak yargılama bir görev suiistimali yargılamasını aşamaz. Ve böyle olunca da iş dönüp dolaşıp, faşist 1982 Anayasası’nın ruhunu veren, “Başlangıç ilkeleri”ne ve “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerine gelmektedir.
Dolayısıyla; bir yandan “kim yaptı”, “kim emir verdi”, “kim sakladı” tartışması sürerken asıl olarak da, MGK diktatörlüğünün sorgulamasını gündemin ön sıralarına almak gerekiyor. Çünkü sorun açıkça bir sistem sorunu; bir kontrgerilla faaliyeti sorunudur. Aysbergin altında gerçek bulacaksa, bu sorunu sistemin bir dışa vurumu olarak görülmelidir. Ne ki konuya ilişkin açıklama ve demeçler olayı ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ mantığıyla sürdürmek istediklerini gösteriyor. Yeni bir Dolmabahçe Sarayı mutabakatı ile, yollarına devam etmek istemektedirler. Fakat “Herkesin hesap vermesi gerekir” gibi ortaya söylenmiş ve aslında hiçbir anlamı olmayan sözlerle, çokça şikayet ettikleri ‘askeri vesayetten’ kurtulmaları kolay olmayacaktır.
29 Ekim’de Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında gerçekleşen görüşmesinden sonra yapılan açıklama da böyle bir yaklaşımın ürünü. “Sürecin sonuçlanması beklenmeli, kişi ve kurumlar yıpratılmamalı” denilerek, bekleyip toplumun AKP hükümetinin taktirleriyle yetinmesi istenmektedir.
AKP, “orduyu yıpratmayalım” yaklaşımıyla hareket ediyor. Dayanacağı bir TSK yaratmanın zararlı olmayacağını düşünmektedir. Daha önce ‘polis demokrasinin teminatıdır’ diyen Başbakan, TSK’yı da ABD’nin desteğiyle kendi rejimlerinin teminatı haline getirmek istediğini her geçen gün daha çok göstermektedir.


Gelişmeler AKP hükümetinin, ‘askeri vesayet’ sorununu bir varlık nedeni, muhalefet ve mağduriyet nedeni olarak muhafaza etme çabasında olduğunu, öyle iddia edildiği gibi demokrasi ve özgürlük  peşinde koşmadığını göstermektedir. AKP hükümeti ve cumhurbaşkanı askerler karşısında açık ve net tavır almak yerine, yapılmış darbeler, darbe teşebbüsleri, andıçlar, çeteleşme ve tertipleri askerleri kendi çizgilerine çekmenin vesilesi yapmak ve uluslararası sermayenin daha rahatça hareket etmesinin yolu aralanmak isteniyor.
Böylece nasıl bir kafaya sahip olduklarını, hangi hesaplarla meşgul olduklarını da göstermiş oluyorlar.
Gerçekten demokrasi ve özgürlükler için mücadele yürüten  güçlerin, darbelere ve darbe girişimlerine karşı mücadeleyi yükseltirken, AKP’nin demokrasi ve halk düşmanı yüzünü de açığa çıkartan bir çizgide yürüyerek burjuva klikleri arasındaki mücadelede kendi bağımsız devrimci bayrağımızı yükselterek işçi ve emekçilere  alternatifsiz olmadıklarını göstermeliyiz.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Analiz Polemik

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye