DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
İNSAN OLMANIN TEMEL ÖZELLİĞİ ARKADAŞLIK VE DOSTLUK ÜZERİNE
Devrimci Teori
Yeni bir yaşam biçimlendirmeye çalışırken, yeni bir sosyalleşmeyi ve insanlar arası ilişkilenme düzeyinde açığa çıkarıyor. Giderek yalnızlaşan, örgütsüzleşen, içe kapanan, bireyselleşerek güvensizleşen insanın kapsamlı sorunları bu ilişkilerin düzeyiyle çözüm bulur. Tarihten günümüze kadar insanın yaşadığı en önemli sorunlardan biride, yalnızlık duygusu ve kendisine arkadaş yaratma sorunu olmuştur. Tarihte, toplumsal mücadelede, sanatta, edebiyatta, kısacası insanla ilgili olan her şey de bu yaklaşımı görmek mümkündür. Yine genellikle büyük arkadaşlık, dostluk hangi kültürden, ulustan ve sınıftan olursa olsun, her insanın imrendiği, gıpta ile baktığı, kendisini gördüğü ilişkilerdir. Bu bakımdan arkadaşlık-dostluk, doğa karşısında, sorunlar karşısında zayıf ve yetersiz olan insanın, kolektif bir duyguyu, iş yapma gücünü yaratarak kendini çözüm gücüne ulaştırmasıdır.
 Doğaya hakim olmayan, gelişen olaylar karşısında güçsüz ve yetersiz kalan ilk insan, örgütlenmeler geliştirerek, birlikler oluşturarak kendini ayakta tutmayı başarmıştır. İlk insanın oldukça geride olsa bu ilişkilenme ve örgütlenme düzeyi onun yaşamasını, sosyalleşmesini, günümüze kadar gelmesini sağlayan en önemli basamaklarından biridir.
 Nitekim bir kişinin kaldıramadığı bir taşı bir kaç kişinin kaldırması toplum olmanın en belirgin kuralı olmuştur. Bu kural insanın insanlaşmasını geliştirmiş, insanın sosyalleşmesini ve toplumsal bir örgütlenmeye ulaşmasını doğurmuştur.Keza, insanın arkadaşlık, yoldaşlık duygusunu sürekli araması, özellikle sınıflı toplumla birlikte giderek yaşama damgasını vurmuştur. Peki neden insan kendisine bir dost, arkadaş aramaktadır? Aslında bu sorunun kökenlerini sınıfların ortaya çıkmasıyla  birlikte doğadan ve insandan uzaklaşan ve günümüze en üst sınırlarına kadar ulaşan insanın yabancılaşma sorunlarında aramak gerekir. Psikolojik açıdan bakıldığında hangi sınıfa ve kesime ait olursa olsun, sosyal bir varlık olan insan sınıflı topluma geçişle birlikte attığı ters takla ile yalnızlığın, asosyalleşmenin, bireyci ve bencilliğin, güvensizliğin, karamsarlığın, kuşkuların, ön yargıların kapılarını da kendi manevi dünyasına açmıştır. İç dünyasının büyük çelişkilerini, çatışmalarını yaşayan insanın, büyük arayışlarında bu noktada gelişmeye başlamıştır. Arayışın kökeninde ise insanın yaşadığı büyük sınıfsal, ulusal, kültürel vb. gibi çözümsüzlükler ve maneviyatın tahribatı vardır. Bu kadar karmaşık ve köklü sorunları çözmede insanın baş vuracağı merkez yine insan olacaktır.
 Ülkemiz gerçekliği vahşi, barbar ve despot ilişkilere ne kadar tanıksa, aynı şekilde insanın insan olmasını sağlayan, hiç bir maddi çıkar gözetmeden yüce duyguların, büyük fedakarlıklarında tanığı olmuştur. Sorunlar ne kadar karmaşık ve ağır olsada, iinsanlar  o kadar büyük arkadaşlıklar, dostluklar kurmuşlardır. Demek ki, arkadaşlığı-dostluğu, yoldaşlığı  sağlayan en temel unsur, ortada insanın tek başına gidemeyeceği bir sorunun bulunmasıdır. Bu sorun ne kadar ağır ve derin olursa, arkadaşlıkta o kadar derin ve köklü oluşma koşullarına sahip olur.
  Çünkü sorunun çözümünde insanın birlikte iş yapma gücü, enerjisi temel bir faktör olmaktadır. Bunlar insanın maddi yaşamından maneviyatına kadar, ne kadar uyumlu, tutarlı, duygu ve düşüncede ortak, ütopyalarda ortak biçimde gelişirse arkadaşlık, yoldaşlık o kadar güçlü bir hal alır. Kendini yaratan insan, tarih boyunca hiç bir zaman durağan bir yapıda olmamış, sürekli daha ilerisini, daha yenisini hedeflemiş, bilinemez, yaşanamaz zaptedilemez gibi görünen, dünyayı keşfederek, bilinir, yaşanılır bir duruma getirmenin arayış içinde olmuştur. Arayışlar, insanın yaşadığı somuta tepki duyması, çelişki içine girmesiyle şekillenmiştir. "Rahatlığın, keyfiliğin geliştiği her yerde çalışma durur. Büyük rahatsızlığın olduğu yerde çalışma özü gelişir.
 Yaşamın ürünü olarak çelişkiler üzerine kurulan arayışlar, insanın sosyalleşmesi ve bunun içinde ilişkilerin düzeyine direk yansımıştır. Küçük amaçlar, dar, sıradan, mevcut konumdan rahatsız olmayan, tarihsel bir önemi olmayan ilişkileri gündeme getirirken, tarihsel, evrensel amaçları büyük arayışlar, yücelen ilişkileri açığa çıkarmıştır. Tarihi yazanda, yapanda bu ilişki ve sosyalleşme biçimi olmuştur. Küçük arayışlardan, küçük maddiyattan, basit doyumlardan sıyrılan ve mevcut koşulların darlığı hisseden, buna tepki duyan insan, yeni bir düzeyin sancılarını yaşar. Bu aynı zamanda ulusal, toplumsal ve insanla ilgili her soruna karşı duyarlılık kazanma ve sorumluluk bilincine ulaşmalıdır.
Tarihsel gelişmelere bakıldığında görülecektir ki, her büyük kuruluş, toplumsal atılım ve yeniye ulaşma, ortak arayışları olan insanların arkadaşlıkları üzerinde yükselmiştir. Toplumsal koşullar ve yaşanan çelişkiler, birbirinden uzakta gibi görünen, farklı yazgıların sahibiymiş gibi büyük dostlukları da yaratmıştır. Örneğin Marks ve Engels önce çok farklı konum ve çıkış noktalarında olsalar da, düşünsel planda aynı hatta buluşmaları onların yazgılarını aynı noktada birleştirmiş ve ölene kadar sıkı arkadaş, yoldaş olarak kalmışlardır. Demek ki, maddiyattan, basit doyumlardan sıyrılan, buna tepki duyan insan, yeni bir düzeyin sancılarını yaşar. Bu aynı zamanda ulusal, toplumsal ve insanla ilgili her soruna karşı duyarlılık kazanma ve arkadaşına karşı her bakımdan ikircimsizce sorumluluk bilincine ulaşma demektir. En sağlam ve kalıcı arkadaşlıklar yaşam ve mücadelede bir anlam ifade eder. Bu, ilişkilerin yakalandığı tarihle buluşma noktası olup, geçmiş yaşanılan an ve geleceğin dalga boylarının yakalandığı, bunlar üzerinde hakimiyetin kurulduğu andır.Arayışların koşulladığı bu arkadaşlık, mevcut somuttan çok daha farklı bir düzey ve farklılıktır. Ve tanımıyla öze ait olan bir gelişmedir, özünün içeriği ve yapının temeli olan arkadaşlıları, bu tarafları, kişilik özellikleri ve erdemleri büyük zenginlikte biçimlere ve olaylara yansımıştır. Tarih kuruculuğu ve devrim yapıcılığı bu özün gerçekleşmesidir.
 Nitekim öze ait olan bir şeyin yok sayılması, özün başkalaşması anlamına gelir.Özcesi, büyük arkadaşlıklar, küçük, basit, maddi hesaplardan, bireysel kaygı ve yaklaşımlardan sıyrılan insanın, büyük hedefler peşinde koşan insana dönüşmesinden ortaya çıkar. Bu dönüşüm süreci, arayış yolcuları arasında sevgi ve emek bağına dayalı en güçlü, güzel ve kalıcı arkadaşlıkların temelini atar. En gelişkin ve büyük arkadaşlığın harcında insanın özüne ait olan emek yatar. Emek için mücadele, aynı zamanda ilişkiyi mücadele, dava arkadaşlığı düzeyine çıkarır. İlişkinin güzelleşmesi, kutsallaşması, yüce değerler kazanması ancak çaba ve emek harcamakla mümkün olur. Kazanılan bu erdemlerle birlikte mücadele arkadaşlığında, bir biri için kendini feda etme dahil bir birine adanma en temel ayıraç noktası olarak öne çıkar. Bugünün insanına ve toplumsal ilişkilere bakalım, hatta en sıkı diye sanılan "arkadaşlıklara"; acaba çok sevdiğini söylediği bir insan için kendini feda etme, her türlü zorluğa katlanma gibi bir durum söz konusumu dur ? Yoksa yalnızca kendini düşünen, tüm kirine,pasına rağmen kendinden başkasını sevmeyen insanlarlar mı dolu dünyamız?Bir insana, "keşke canımdan fazla verebilecek bir şey olsaydı" diyebilme, günümüz emperyalist-kapitalist sistem açısından izahı mümkün olmayan bir olaydır.
  Çünkü, insan insana ait olmaktan çıkarılmış, en temel değerleri bile onun için anlamsızlaşmıştır. Anlatmaya çalıştığımız, yabancılaşma süreci ile günden güne kendi özünü tüketen insandır. Bu insan en başta emeğe yabancılaşmıştır. Dolayısıyla emek üzerine kurulu sevgi gibi yüce bir kavramda ayaklar altına alınmıştır. Böylesi bir kirli ortam içinde büyük arkadaşlıkların gelişemeyeceği açıktır. Daha çok ilişkilere damgasını vuracak olan karşılıklı çıkar, menfaatler, günübirlik tatminler olacaktır. Bu durum, günümüz insanının ve toplumsallığın en büyük sorunu olarak karşımızda durmaktadır.
 Nitekim tarihten günümüze en güçlü arkadaşlık ilişkisi oldukça sağlam, çelikten, kendi içinde yüceliği yakalamış sevgi bağları ile örülüdür. Bu bağların birer atom değerinde enerji potansiyeli taşıdığını insanın eylemdeki gücünde örneklerle gördük görüyoruz.Arkadaşlıkta insanın özgür ve mutlu yaşamasına duyulan ilgide, emeğe bağlılık ve değer vermenin belirleyici rolü vardır. Arkadaşlık en saf, en temiz ve en katıksız bağlılık ve yaşamın her anında yek vücut gibi düşünmek ve öyle hareket etmek demektir. Bunu yakalamanın yolunun da büyük emek harcamaktan geçtiğini unutmamalıyız. Sevgi patlamalarının öyle basit ve sıradan yaklaşımların ardından ortaya çıkmadığını, çıkmayacağını unutmamalıyız. Aksine en zoru, zahmetlisi ve güzel olan arkadaşlık, emeğin insan üzerinde yoğunlaşan en güçlü ifadesi, pratiği, dili, estetiği olmaktadır.
  Zaten basit ve çıkar ilişkileri üzerine kurulan bir yapı, basit ve sıradan nedenlerle tuzla-buz olmaya, yani erkence, hem de bir çok tahripler yaratarak dağılmaya mahkumdur. Ucuz ihanetlere, sıradan yaklaşımlara, emeksiz sözde sevgilere, özden uzaklaşıp benlik menfaatleriyle dolu hücrelerinin güçlenmesine gerçek arkadaşlık karşıdır. Onun için gerçek arkadaşlık önce kendini değil, önce arkadaşını ve toplumu düşünen sosyalleşmiş kişilik demektir.Nitekim arkadaşlık, yoldaşlık en genel anlamıyla dava arkadaşlığı, yol arkadaşlığı, aynı zamanda herşeyi paylaşmak, yaşam ve aynı idealler uğruna mücadele yürütmek demektir.
  Burada dava arkadaşlığı, yine aynı amaçlar ve gelecek güzel günler için kendi aralarında oluşturdukları ilişkilerin adı demektir. Haliyle arkadaşlık maddi-manevi her konuda paylaşımı ister ve ön gürür. Birbirinin olma, yani bir elmanın yarısı olma, toplumun ve giderek tüm insanlığın olma, bu ilişkinin çekirdeğinde gerçekleşen olaylardır. Düşünce ve ruh dünyasından maddi yaşama kadar her şey de bireyciliğin, mülkiyetçiliğin aşılması, en doğal, en saf ve bozulmamış insanın duyguları ile kurulu bir ilişkidir.
 Elbette birbiriyle herşeyi paylaşanlar birbirini en iyi anlayanlar olacaktır. Anlama gücünden yoksun olma, ya bir düzeysizliğin yada paylaşım olmayan ilişkilerinde bir sonuçtur. Birbirine coşkun nehirler gibi akan, gizliliğin değil, tamamen açıklığın, hesapsızlığın, olduğu bir ilişkide hem güçlü sevgi bağları gelişir, paylaşımın her türlüsü ortaya çıkar, hem de onların önündeki duvarlar engel olmaktan çıkar.Tarihi arkadaşlıklarda birbirini anlamak için bir sözün, bir bakışın, bir duruşun, bir selamın bile yeterli olabildiğini görüyoruz. Böylesi arkadaşlıklarda paylaşım düzeyi oldukça yüksektir. Paylaşım, birbirini tamamlama ve yek vücut olarak hareket etmek demektir. Tarihi arkadaşlıkların temeli, aynı varlığın, yani bir elmanın yarısı gibi olmayı başarmaktır. Keza tarih boyunca insanın toplumsal bir varlık olarak evrendeki en önemli dayanak noktalarından biri olan insan ilişkileri ve bunun yoğunlaşmış ifadesi olarak arkadaşlık olgusuna en çok ezilen ve sömürülen emekçiler ihtiyaç duyar. Fakat bunu, dar sınıf yaklaşımıyla anlamak yanlıştır. Her türlü yabancılaşmaya karşı direnen insanın en çok ihtiyaç duyduğu, en çok özlemini çektiği, güçlü, sağlam bir dayanağı, bir arkadaşlık bağını yakalamak olmuştur.Ne ki bunun karşısında olan, insanın en kutsanın bağlarına karşı saldırıya geçen, insanı insan olmaktan çıkarmayı isteyen egemen sınıflar ve "cüce" kişilikler, arkadaşlık yerine zorbalığın, bireyciliğin, maddiyata ağzına kadar boğulmuş bir insan tipini oluşturmaya çalışmışlardır.



 Yabancılaşma, bir anlamda bu insan tipini, yani kendi içinde kendisinden başkasına değer vermeyen, onun için başkasının anlamı olmayan, varsa, yoksa "ben" diyen megaloman tiplerin ortaya çıkarılması sürecidir.Bundan dolayı egemen güçler, sürekli tarihi arkadaşlıklarda gündeme gelen bu erdemli bağları bozmak, parçalamak istemişlerdir. "Cüce"ler bu ilişkilerin anlamını bilmeyenler, ona saldırır yada çirkinleştirmeye, kimileride, sözde taktiklerle özünü boşaltmaya, onu sıradanlaştırmaya çalışırlar. Egemen güçler neden saf, temiz ve çıkarsız arkadaşlık ilişkilerine yönelirler ve saldırırlar? Tek kelimeyle onlar açık, temiz ve çıkarsız arkadaşlık ilişkilerinden korkuyorlar. İnsanın kendi bağrında taşıdığı bu büyük enerji ve kuvvet, egemenlerin hiç bir hakimiyet ve köleleştirme silahlarıyla engelleyemeyeceği yapıdadır. Onun içindir ki insanlar arasında güçlü sevgi bağları temelinde ortaya çıkan gerçek arkadaşlığın düşmanıdır egemen sınıflar.
  Keza günümüz insanlarının her bakımdan parçalanmışlığı, karmaşıklığı ve muğlaklığı yaşaması, doğru ve sağlıklı bir zeminde arkadaşlığı yakalanmaması tesadüfi değildir. Erdemlilik, yücelik ve bu değerlere bağlı ilişkiler, ancak bireyin kendisini geliştirip, yenilemesiyle mümkün olacaktır. Temel gerçeklere ve değerlere bağlanmadan, yaşama, özgürlüğe ve geleceğe militanca sahip çıkmadan sağlam ve kalıcı arkadaşlıkları örmek zorlaşır.İşte bundan dolayıdır ki emek herşeyin olduğu gibi arkadaşlığında temel harcıdır. Arınması, sadeleşmesi, yenilenmesi doğallığı yakalamada çaba gösteren, adım atan kişi, emek üzerinde ilişkileri geliştirip ileriye taşımayı başaracaktır. Emek üzerinde örülen ve geliştirilen bağlar yeni ve daha güçlü enerji ortaya çıkaracaktır. Ve bu ilişkiler nasıl bir dış zorlama uygulanırsa uygulansın parçalanmayacağı ve dimdik ayakta kalacağı unutulmamalıdır.
 Keza yoldaşlık,arkadaşlık ilişkisi kadar zor ve zahmetle, emekle kurulan ilişki yoktur. Parayla, maddi çıkarlarla kurulan ilişki, parayla otoriteyle kurulan ilişki otoriteyle yok olur. Ama büyük amaçlar ve çıkarsız temel üzerinde kurulan ilişkiyi hiç bir güç yıkamaz.Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç, yüce arkadaşlıklarla kurulan bağ, bir mücadele ve yaşamı her bakımdan yeniden kurma sorunudur. Bir yandan daha fazla güçlendirmek daha fazla yüceltmek ve bu özü kurumak gerekirken, diğer taraftan buna sürekli olarak yönelen, bundan ciddi rahatsızlıklar duyan güçlerde vardı ve gelecekte de var olacaktır. Bununda arkadaşlığın sağlam temeller üzerinde örülerek birbirinin yarısı olmayı başarmaktan geçtiğini, geçeceğini bir an bile olsa unutmadan, ben değil biz olmayı başararak, gerçek dostluk, arkadaşlık ve yoldaşlık ilişkilerini yakalamış oluruz. Bununda emek harcamaktan geçtiğini dikkate alarak asla sıradan çıkar ilişkilerine geçit vermeden, arkadaşlığı dolu dolu yaşayıp ve çevremizde bu olumlu ilişkileri taşımalıyız.         

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Devrimci Teori

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye