DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
DERSİM KATLİAMI KANAYAN BİR YARADIR
Özgür Kürsü
Osmanlı mirasını devralan TC devleti sınırları içinde kalan ulusal ve ulusal azınlıkları Türkleştirmek için her yolu denedi. Zora ki asimilasyonda katliamlara uzanan Türkleştirme ve  üniter devleti ayakta tutma faşist ırkçı inkarcı politikalar Kürtlerce uzun dönemler isyanlarla karşılandı. 1920’lerden bu yana Kemalist Cumhuriyetin uygulamalarına baktığımızda Türk ulusu yaratma ve 16. Türk devletini ayakta tutma yaklaşımını merkeze koyduğunu görürüz. Her ne kadar  PKK önderi Abdullah Öcalan  Kemalizm’i ve M.Kemal i övüp, onun mirasına sahip çıkarak Kürt sorununun çözüme kavuşacağı gerici yaklaşımlarının propagandasını yapsa da, M-Kemalin önderliğinde kurulan TC devleti Kürtlerin her dönem cellatı olmuştur. Bugün devletin inkar ve imha politikası esas olarak M-Kemal önderliğinde TC devletince 1923’lerde döşenmiş ve 1924 anayasasıyla somutlanmış ve bugünlere taşınmıştır.
 Kemalist cumhuriyetinin tarihine baktığımızda hep Kürtler potansiyel suçlu olarak ilan edilmiş ve ehlileştirilip Türkleştirilmesi gereken  halkların başında gelmiştir. İşte, ağalığa, şeyhliğe, feodalizme vb. karşı olma adına Kürtlere yönelik kirli savaş politikalarının temeli,  Kürt ulusunun gerçekliğinin kabul edilmemesiyle bağlı olmuştur. Kemalist cumhuriyet kurtuluş savaşı süresince , Kürtlere ulusal demokratik haklar verileceğini söylemiş ne ki kurtuluş savaşının hemen ardından tüm bu verilen sözler unutulmuş ve Kürt ulusu, ulusal ve demokratik haklarını istediği ve bunun koparılıp alınması için mücadele ettiği için, her zaman askeri saldırılara maruz kalmış, darağaçları kurulmuş, mağaralarda zehirli gazlarla katledilmiştir. Bütün bunlar yetmemiş  olacak ki zora ki sürgünlere tabi tutulmuştur.  PKK’nin 15 Ağustos 1984 direnişinden önce Kürtler irili ufaklı 28. kez  isyana kalkışmışlardır, ama bunların hepsi de değişik nedenlerden dolayı , TC devletinni demir yumruk polikasıncaa ezilmiş ve bastırılmıştır. En son Dersim isyanında yaşanmıştır devlet katliamı.1936’da başlayıp 38’e kadar süren dersim isyanında devlet onbinlerce Kürdü hunharca katletmiş, önderlerini idam edip, geriye kalan direnişçi aileleri toplu olmamak kaydıyla zora ki batı illerine sürgüne  göndererek , Dersim İsyanını kan ve zulümle bastırmıştı.
 Tarihde TC devletinin zulümkar,  Kürt ve alevi düşmanı yüzünü görmek bakımından Dersim İsyanı ve uygulamalar önemli bir yere sahiptir. Keza açılım tartışmaları bağlamında 10 Kasımda mecliste CHP adına söz alıp konuşan  Onur Öymen'in 'kafatasçı' söylemleri ile bugün Dersim İsyanı ve katliamı, yeniden gündemde. Bugün aynı zamanda Dersim İsyanı'nın önderlerinden Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersim’linin Elazığ buğday meydanında  idam edilişlerinin 72. yılı.
Dersim direnişinin önderlerinden olan Seyit Rıza'nın mezarının nerede olduğu sorusunu ise devlet hala açıklamıyor. Seyit Rıza, idam edilmeden önce, bugün Öymen'in sözlerine de yanıt olacak şekilde şöyle sesleniyor; “Evladı Kerbelayık, bihatayık, ayıptır, zulümdür, günahtır!”
 Bilindiği üzere, Dersim İsyanı'nın önderlerinden Seyit Rıza, 17 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin, Uşene Seyid, Aliye Mırze Sili, Cıvrail Ağa, Hesen Ağa, Fındık Ağa ve Hesene İvraime Qıji 1937 yılında  idam edildiler. Seyit Rıza, oğlu ve 5 Dersim'li Elazığ'da göstermelik bir mahkemede yargılandı ve idama mahkum edildi. Seyit Rıza ve oğlu, yaşları nedeniyle yasalar gereği idam edilmemeleri gerekiyordu. Fakat Seyit Rıza'nın yaşı küçültüldü, oğlunun ise yaşı büyütüldü. 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı'nda Kürtlere gözdağı vermek ve bir daha Kürtlerin ayaklanması durumunda başlarına nelerin gelebileceğini göstermek için idam edildiler.
Peki tarih de TC devletinin Kürt katliamı olarak yerini alan 1937-38'de Dersim'de neler oldu? Hukukçu-yazar Hüseyin Aygün'ün, ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskân’ adlı kitabında 71 yıl sonra elde ettiği yüzlerce belge, “Dersim ‘38 Sürgünleri” üzerine bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırma niteliğini taşıyor. Dersim 1938 trajedisini tüm çıplaklığı ile sunuyor. Doç. Dr Mesut Yeğen, kitaba yazdığı önsözde şunları anlatıyor;
“Dersim’in önce Osmanlılaştırılması, ardından da Türkleştirilmesi yolundaki teşebbüsün yüzyıllık hikâyesini Osmanlının ve Cumhuriyetin Dersim raporları üzerinden veren Hüseyin Aygün’ün bu çalışması, bu hikâyenin son halkasını teşkil eden 1938 İsyanının ardından takip edilen devlet siyasetinin resmi dökümünü yapan kimi belgeleri de ilk kez bilgimize sunuyor. İlk husus şu: 1937-38 Dersim İsyanı, Cumhuriyet dönemi Kürt ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine sahne olmuş gibidir. İsyan açıkça kışkırtılmış, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenler eziyete ve kıyıma maruz kalmıştır. Binlerce isyancı ve sivil vatandaş öldürülmüş, kalan on binlercesi sürgün edilmiştir. Dersim İsyanı esnasında gerçekleşen kıyımın hacmini en açık biçimde bir resmi belge gösteriyor. (Reşat Hallı, 1972), Dersim İsyanı esnasında 17 günde yapılan tarama harekatında ölü ve diri 7954 kişinin ele geçirildiğini ve 1019 silahın toplandığını rapor etmektedir. Topu topu birkaç on bin kişinin yaşadığı bir havaliden 7954 kişinin ölü ve diri ele geçirilmiş olması kadar, ele geçirilen kişilerle yakalanan silahların sayısı arasındaki bariz örtüşmezlik, isyan esnasında vuku bulan eziyetin derecesi hakkında yeterince şey söylüyor olsa gerek.”
Dersim’i TC devletinin  gözünde ‘çıban başı’ yapan, Dersim’lilerin özerk yaşamak istemeleri, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmamalarıydı. Ama Cumhuriyet kadroları işi kökten halletmeye kararlıydılar. 1925 Şeyh Said, 1926-1930 Ağrı isyanlarının bastırılmasından sonra sıra Dersim’e gelmişti. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliyet yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” demişti. 1931’de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) yöntemi açıkladı: “A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) bu yüzden taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çemberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek.”
Dersim 1923 sonrasında vilayet yapılmış ama 1926’da lağvedilerek kazaları Erzincan ve Elazığ vilayetleri arasında bölüştürülmüştür. 14 Haziran 1934'te Türkiye'yi etnisite esasına göre üç bölgeye ayıran 2510 sayılı İskan Kanunu ile 25 Aralık 1935'te çıkarılan 2884 sayılı Tunceli’nin Yönetimi Hakkında Kanun iğrenç bir diktatörlük ve terör rejiminin zulüm ve vahşetin kanunları olmuştur. Dersim’in adı Tunceli (‘Tunç Eli’) olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu. Bu genel valiliğin başına General Abdullah Alpdoğan atandı.
Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir. Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı, işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır.
20 Eylül’de İsmet İnönü Atatürk tarafından görevinden alınmış ve başbakanlığa Celal Bayar getirilmişti. Devletin yok etme saldırısı devam ediyor, Dersim’liler direniyordu. Dönemin CHP hükümeti Dersim'i “terbiye” etmekte kararlıydı. Bunun gereği olarak Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmıştır. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanmıştır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar, 1937‘de tekrar başlar.
 Bölgeye dair izlenim ve önerilerini 1935’te hazırladığı ‘Şark Raporu’nda belirtmiş olan Başbakan İsmet İnönü 18 Haziran 1937’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında Dersim için ‘Islahat Programı’nı açıkladı. Programa göre, “Dersim’e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecekti. Dersim’i 'haydut yatağı' durumuna getirenler, Batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline getirileceklerdi. Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecekti. Böylece, resmi tarih tezine göre ‘Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen Dersimliler’, asıl çehrelerine, benliklerine kavuşacaktı. İnönü’nün açıkladığı önlemler arasında “Dersim'in Türk yuvası haline getirilmesi’ de vardı.
Direniş uzayınca devlet artık 'terbiye' etmekten vazgeçti. Bu kez ise “tenkil” edecekti. Yani artık topluca ortadan kaldırılacaktı. Bakanlar Kurulu, “Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskânı” kararını almıştı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3.470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirilirler.


Dersim İsyanı, 1938 Eylül'ünde bir soykırımla ve toplu sürgünlerle bastırıldı. Artık başında askeri işgal valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. Bütün Dersim, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından 10 yıl için “Yasak Bölge“ ilan edildi. Mustafa Kemal, hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938’deki Meclis’i açış konuşmasında Tunceli’de ‘haydutluk ve eşkıyalık olaylarının bitirilerek ulusal egemenliğin sağlanmasından duyduğu kıvancı’ dile getirmiş, İsmet İnönü ‘Dersim müşkilesinden kurtulduk’ demiştir.
Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının Kürt direnişlerinin  kırımla ezilmesinin kesinleştiği 1948/49‘lar da artık sona erdiği düşünülürse de, Kürt düşmanlığı işgal, inkar ve imha politikaları başka biçimler altında, olağanüstü rejim biçiminde dünden bugüne Kürdistan da devam etti ve etmektedir. Burjuva düzen partilerinin hemen tümü de Kürtlerin kırım ve zulümden geçirilmesinden aynı kulvarda buluşuyorlar. Dün dersimde  uygulamaya konan kirli savaş bugün Kürdistan’ın her yerinde sürmektedir. Dün Dersim katliamının altında CHP imzası varken, bugün Kürt zulmünden ve  kırımından AKP, MHP, CHP, DP ve Genelkurmayın imzası vardır. Dahası işçilerin, emekçilerin ve Kürtlerin düşmanı faşist TC devleti işbaşında kaldıkça ve burjuva düzen partileri devlet bekçiliğine devam ettikçe, Dersim katliamı ve diğer katliamlar kanayan yara olmaya devam edecektir.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kürsü

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.09 Saniye