DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Kapitalizmde Futbol Gençliği Zehirleyen Uyuşturucudur
Devrimci Teori
Egemen sınıflar, varlıklarını sürdürmek ve pekiştirmek için toplumlar üzerinde türlü kontrol ve yönlendirme mekanizrnalari kurarlar. Bu mekanizmalardan öyleleri vardir ki, insanlari sinsice pençesine alır, kendi sorunlarından uzaklaştırarak uyutur.
Günümüzde yaygın bir etkileme gücüne sahip, son derece populer olgulardan biri olan futbol da, sömürücü güçlerin uyutma ve yönlendirme aracı olarak, geniş yığınları toplumun temel sorunlarından soyutlamakta ve giderek ilgi ve enerjilerini iğdiş etmektedir.
Sonuçları  bakımından futbol, sermaye tarafından emekçi halkların kanına damıtılan bir alkoldür.
Kapitalizmde futbol, herşeyden önce en önemli özelliği olarak uyuşturucu işlevi görür. Futbol gibi bir mekanizmanın insanları yönlendirmesi için, önce onları uyutması, kendinden geçirmesi gerekir. Sömürü sisteminin acımasız koşulları altında ezilen, ekonomik, siyasal baskılar altında kıvranan, iletişim araçları aracılığıyla yoz kültürün bombardımanına tabi tutulan geniş emekçi yığınları, ticaret entrikaları, ırkçılık, kişiliksizlik ve hastalık kokan, sermaye tarafından cilalanıp parlatılarak, çeşitli biçimlerde çekici hale getirilerek "spor" adı altında sunulan kapitalizm futboluna sığınır.
 Bu davranış, aslında farkında olmadan ve bilinçle yapılmayan bir tercih olarak, kendi sorunlarından kaçış çabasının bir ifadesidir. Futbolun işlevi ve kendi doğasında taşıdığı etkileri bir rahatlama ve hoşnutluk sağlar. Artık, ailesel, mesleki ve diğer toplumsal olaylardan bunalan birey, sorunlarından kaçış ve rahatlama yöntemi olarak futbola sarılır. Bu yolla anlık da olsa desarj olur. Bu biçimde futbol, aşırı kullanılan anormallik özelliği taşıyan bir savunma mekanizmasıdır.
Bu savunma mekanizmasi ve rahatlama aracı, içeri ki süreçte birey için bir alışkanlık olur. Birey ”takım tutmaya" ve hiç maç kaçırmamaya başlar. Öyle ki; taraftarlık din olgusu kadar fetişleşmiştir, mutlaklaştırılmıştır. Fanatik taraftarlık diye birşey çıkar karşımıza.
Futbolun uyuşturucu özelliğinin emekçi halk gençliği üzerindeki etkisini başlı başına bir politik kontrol ve yönlendirme aracı olarak kullanan egemen sınıflar, bu işleri en iyi biçimde yerine getirebilmek için kitle iletişim araçlarının da özellikle devreye sokarlar. Burjuva gazeteleri spora ayırdıkları sayfalarını hemen tümünü ve çoğunlukla da her gün futbola ayırmaktadırlar. Bu sayfalar totarya ve baska biçimlerde bir sömrürü islevi görmektedir. Eğitim düzeyi düşük geniş gençlik yığınlarına futbolcular birer ilah gibi gösterilmekte, onların özel yaşamı ve yetenekleri  her zaman renkli, canlı ve çekici gösterilmektedir. Örneğin, gazeteler bir yandan yılın en yakışıklı futolcusunu seçtirmektedir. Futbol oynamak ve yakışıklılık arasında her hangi bir bağ olmadığı halde, burjuva basını ve diğer tekelci kurumlar, insanların meraklarını ve ilgilerini burada yoğunlaştırmak için olabildiğince renkli, canlı, heyecanlı, bir yarış başlatırlar. Yine gazetelerden birinin "Rıdvan'a benze, malı kap", "Hakan'a benze, malı kap"... gibi yanrışmalar (!) düzenlemesi, futbola ve futbolla ilgili olan kitleye bakış açısının ne olduğunu gösterir. Diğer yandan geçtiğimiz yıllardan bu yana mantar gibi türeyen, kapitalizmin uyutma ve aptallaştırma aracı olarak gücünü hissettiren özel TVler futbolla ilgili özel programlar hazırlayarak, izleyicinin dikkatini çekmekte ve ilgisini iç içe geçirilmiş iki gücü uyuşturucu ise (futbol ve özel TV) katmerli olarak zehirlemektedir. Futbol maçlarının oynandığı dönemlerde TV’ler maçları naklen vermesine, haberlerde seçmesine, yorum yapmasına rağmen saatlerce süren özel programlar hazırlamaktadırlar.
Maçların oynanmadığı sezon sonu dönemde yeni trasferlerle ilgili haber, yorum dışında özel programlar hazırlamaktadır. LİG-TV 24 saat futbol yayını yapmakta ve  lig maçları vermekte. Burada amaç ikilidir. Futbolun yaygın etkisini kullanarak insanları TV başına çekme ve uyutma; bu aşamada TV’nin oldukça çekici ve etkileyici gücüyle futbolu (sömürücülerin belirlediği sınırlar içerisinde) daha çekici göstermek. Hem uyuşturucunun pencesine düşürülmüş, hem de karşı cinsi sapıklık düzeyinde  zaafı olan insan üzerinde her iki bağımlılığını karşılıklı olarak birbirini güçlendirmesini ve bunu bireye karşı kullanarak bağımlılığını derinteştirilmesini hedefler.
Bu olayları kanıtlayan ve gözler önüne seren örnekler kuşkusuz vardır. Öreğin TV.ler sezon dönemi futbol için hazırladıkları özel programlara ( Örneğin "stadyum" vb.adında onlarca  program var) taraftarları da çağırıyor, onlara konuşma hakkı veriyor, böylece aynı zamanda TV'nin etkisini de artırmış oluyor.
Bu porgramlardan birinin izlenmesiyle, bu programların hangi amaçla kullanıldığı ve ne gibi sonuçlar yarattığı görülebilir. Stüdyoda yer alan insanlar tribünlerde sık sık attıkları "ölmeye geldik" sloganının taşıdığı psikolojiyi stüdyoda da hissettirmektedir. Konuşmasına, "hasta Cimbomluyum, hasta Beşiktaşlıyım " sözleriyle başlayan fanatik izleyici, bu yönünün gurur, övünetecek bir durum olduğunu sanmakta, bunu söylemekle mutlu olmaktadır. Yine insanların konuşmalarında, oynanacak maçlar için tahmin yaptıklarında, "biz galibiz, başka yolu yok " cümlesi sıkça kullanılır. Bu, taraftarın kesin kazanmaya şartlandırıldığını ve başka yolun olmadığını gösterir. Nitekim bu psikolojiyi tribünlere taşıdığımız zaman, kazanamadığında, bireyin takıma küfür etmesi ve taşkınlık yaptığı, rakip takımın taraftarlarına saldırdığı görülür. Taraftar uzerinde tehlikeli bir etkisi olan ve bir çok maçta yaralanmalara, azımsanmayacak derecede ölümlere yol açan bu tehlikenin en yakın ve çarpıcı örneği; Galatasaray-Beşiktaş yada Fenerbahçe-Galatasaray maçları öncesi öncesi kendini göstermektedir. Estirilen propaganda, fethe çıkıyormuş gibi bir hava yaratıyor TV ve basın aracılığıyla feci derecede futbola duyarlı olan yığınlar şişirilip ve gerginleştiriliyor. Nitekim bu maçların sonrası taraftarlar birbirine saldırı ve bir çok kişi yaralanmaktadır.
 Egemen sınıflar toplumun gündemini değiştirmeye, ilgi ve meraklarını geçici bir süre de olsa bu yöne kanalize etmeye çalışırken, basın ve TV bu amaç paralelinde daha çok okuyucu ve izleyici çekme pahasına, kitlelerin birbirine bilinçsiz ve acımasızca saldırmasını koşullandırmıştır. İşte kapitalist sistemin kurumlarının insana verdikleri değer ve bakış, açıları budur.
Yine Ankaragücü-Galatasaray maçında spiker, tribünden bir izleyiciye duygularını soruyor. Taraftarın yanıtı: “ Abi, abi ölmeye geldik abi, bu maçı alamazsak, öldürürüm kendimi abi. Günlerdir bu maçı bekliyoruz abi. Hakan, abi Hakan göl atacak abi ” oluyor. Bu hasta  psikolojisi buna benzer binleride temsilken, kendisi için doğal olmalıdır ki, spiker gayet soğukkanlı ve sevecen. Daha sonra bunu, seyircinin Galatasaray'a olan aşkının, bağlılığının bir örneği olarak TV'de gösteriyorlar.



Böylesine önemli bir etki sadece futbolun kendi doğasından kaynaklanmıyor; futbol kendi doğasında etkili yönlendirme aracı olarak-işletilme potansiyelini barındırıyor. Egemen sınıflara düşen ise, bu potansiyeli dinamik bir araca dönüştürmeyi gerçekleştirmek. Özellikle futbolun önemli bir ticaret sektörlüğü hatırlanmalıdır. Transfer dönemi dönen milyarlar, kulüpler arası sikeler, altyapı tesisi, önemli ve düzenli parasal kaynaklar sağlamayı gerektirir. Bu kaynakların başlıcısı ve önemlisi önceki bölümlerde değinilen biçimlerde uyutulan ve bu uyusturucunun pen-alınan kesimden aktarılan paradır. Tribünden maçı izlemek için takımın yöneticileri, uncuları da kullanarak, taraftarlara tribüne " çağrısı yapar. Kendini bu çarka kaptıran taraftar bir yolunu bulur, biletini in eder ve tribünde yerini alır. Bilet fiyatla-200 TL-100 TL-5O TL gibidir. Her hafta, trübünleri mutlaka önemli hasılat getirecek biçimde doludur. Öyle fanatikler vardir ki gelir gider dengesini, her hafta maça gitmeye para ayıracak şekilde ayarlarlar. Yani zorunlu ve  sürekli giderlerinden biri budur. Ayrıca,para  bulamadığı için maça gitmeyen bir gencin, annesini döverek bileziklerine el koyup ve bilezikleri satarak maça gitmesi, tarafatarların, tribünlerde külüplere para akıtmak-için yapılan propagandadan ne derece etkilendiğini  gösterir. Öyle ki büyük maçlarda külüpler hasılat rekoru kırmak için bir yandan çok güzel bir maç ve seyirci desteğine ihtiyaçları olduğu propagandasını yaparken, diğer yandan da özel TV'lerin maçı naklen vermesini engelleyerek seyirciyi tribüne çekerler. Burada uyuşturucu mekanizmasının bir parçası olarak kullanılan TV ve kulüpler arasında bir çatışma ve çelişki var gibi önerilsede de, bu önemli ve belirleyici bir çelişme değildir. Ayrıca sonuçları açısından da hem TV’nin, hem de kulubün dikkatini bu yöne çekmeye hizmet ediyor.
Kulüplerin gelirleri sadece taraftarlardan aldığı, yine onu etkilemek, zehirlemek için kullandığı paradan ibaret değildir. Kulüp başkanları aynı zamanda ülkenin hatırı sayılır ve önde gelen işadamlarındandır. Aynı zamanda partililerdir, MİT adamlarıdır, hayali ihracatçı ve vergi kaçakçılarıdır. Bu işadamları, Kendi holdinglerini, fabrikalarını işletmek için bir yandan işçileri sömürerek, düşer yandan hayali ihracat yaparak, vergi kaçırma yoluna gösterir, mafyayla uğraşırlar. Bunları da devlet bilir ama karışmaz. Kulüp içinde, bir yandan taraftarlarının duygularını sömürerek ondan koparırlar, diğer yandan yine mafya, hayali ihraçatcılık vb, yöntemlerle kazanırlar. Yani kapitalizmin çirkin dümen suyu bütün yönleriyle ve tartışmasız burada da görülür. Bu anlamda futbol, işbirlikçi tekelci burjuvazinin kontrolündedır ve işbirlikçi tekelci burjuvazi bütün faaliyetlerini hangi amaçla yapıyorsa, futbolu da o amaçla yapmaktadir. Ali Şen'in uluslararası mafya adamı, Süleyman Seba'nın MİT, Cemil Turan'nın MHP milletvekili adayi, M.Ali Yılmaz'in DYP'den bakan ve vurguncu; bunların tümünün de doğrudan ya da dolayli kulüp yöneticileri olduğunu hatirlarsak bu ammsama bize net bir fikir verir.
Futbol aynı zamanda ırkçılık ve şovenizmi şahlandirmanın bir aracı olarak da kullanılmaktadır. Türkiye'de milli takim He baska bir ülkenin milli takımı karşı karşıya gelğinde maç öncesi, sırası ve sonrası, "çok ihtiyacımızdan milli beraberlik ve bütünlük duygulanmız" tazelenir. Türk'ün Avrupa'da ayak sesleri", " San Marinoyu ezeceğiz. başka bir ülkenin milli takımı karşı karşıya gelince maç öncesi, sırası ve sonrası,  “çok ihtiyacımız olan milli beraberi ve bütünlük duygularımız" tazelenir. Türk'ün Avrupa'da ayak sesleri", "San Marinoyu ezeceğiz' gibi başlıkları alan gazeteler, insanın bilincini ırkçılıkla bulandırır ve yönlendirirken, Kürt ulusal mucadelesi karşısında, egemen sınıfların kontrolü ve yönetiminde şövenizm geliştirilir. Tribünlerde seyircilerin arasına yerleştirilen, sivil faşist çeteler, terör ve gericilik kokan bir koro olustururken, kitleyi de buna alet ederler. Bu tablo TV aracılığıyla daha geniş yığınlara ulaştırılarak, görev tamamlanır. Bu tablo aynı biçimde tribünler dışındaki yerterde de kendni göstermektedr. Milli maçların oynandığı zamanlarda kahvelerde, hatta üniversite kantinlerinde ırkçı, faşist göstericilerin PKK ve komünistler aleyhine slogan atarak kitleyi, etkilemesi futbolun bir toplumsal tahrik aracı olarak kullanıldığını göstermektedir.
Görüldüğü gibi, futbol özellikle de eğitim düzeyi düşük yoksul insan yığınlarını pencesine almakta ve zehiri emektedir. Devrimci komünist güçler, emekçi halklar üzerindeki her sömürü aracının yarattığı kültür yozluğunu ortadan kaldırmak ve halklar üzerindeki burjuva kontrol ve yönlendirme araçlarıyla savaşmak göreviyle karşı karşıyadırlar. Futbol, bugün gençler üzerinde yaygin bir etkiye sahip olup her semtte, okulda ve kdyler-de oynanmaktadır. Futbolun anlattığımız oeroavedeki özelliklerinin bilincinde olan her genç, kapitalist sistemin futbolun bu özelliğini teşhir ederken, bunun etkisinde olan gençleri bikmadan aydınlatır ve donüştürürken; aynı zamanda da futbol gibi sportif faaliyetleri kitlesel saltanatlarının bir alanı olarak değerlendirmelidir. Devrimci, komünist gençler okulda, mahallede, köylerde futbolla bir kitle sporu olarak ilgilenirken, bu tür faaliyetlerin asıl islevinin ancak sosyalist sistemde centilmenlik, barış ve sağlık olduğunu anlatmalı, egemen sınıfların bunu kendi gerici yoz çıkarılan için kullandığını, bıkmadan açık açık anlatarak, bu faaliyetlerin işlevini devrimci çıkarlara dönüştürmelidr. Örneğin öğrenci dernekleri, halkevleri gibi gençlik potansiyelinin yoğun olduğu yerlerde, diğer gençlik kesimleriyle temasa geçmenin ve onları devrimci, demokrat mücadeleye çekmenin önemi ykıcı olarak karşımızda durmaktadır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Devrimci Teori

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye