DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
YENİ SAYI. AĞUSTOS. 73. 2009
Kapak, Baş Sayfa
  KÜRT SORUNUNDA “AÇILIM” ADINA İNKARCILIĞA DEVAM EDİLİYOR
AKP hükümeti “kırmız çizgileri” 14 Nisan 2009 tarihli Genelkurmay Başkanı açıklamalarında çizilmiş olan ve Kürt ulusunun ulusal ve demokratik istemlerini hiçe sayan “Kürt Açılımı” . Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın, onların açıkladıkları zeminde kalarak İçişleri Bakanı’nın sözleriyle “İyi şeyler olacak” iyimserlik pompalanarak aslında Kürt Açılımın özünde devletin  resmi inkar ve imha politikasının temelinde her hangi bir  geriye gidiş olmadığını gösteriyor. Bir birlerine karşı olmadık sözler etmesine karşın AKP, CHP, MHP vb. burjuva dün partileri ve medya aynı kulvarda duruyor; Kürtler bir ulus değildir ve kolektif hakları da olamaz.
 Elbette  Cumhurbaşkanı A. Gülün “İyi şeyler olacak” söylemine yol açan gelişmeleri, politikayla ilgilenen ve  Türkiye’de yaşayan herkes, eksik ve çarpıtılmış olarak içi boş gerçeklerin teslim edilmesinden uzak  biliyordur. Kürt sorununda devleti ve burjuva düzen partilerini  inkardan, sorunun varlığını teslime getiren asıl etkenin, Kürtlerin faşist baskı, inkar, asimilasyon ve kitlesel katliamları da içeren resmi  devlet politikasına karşı sürdürdükleri özgürlük direniş olduğu inkar edilemez bir olgudur. İçeride ve dışarıda, sorunun bir ulusun hakları kaynaklı olduğunun daha net, daha çarpıcı olarak görülmesi ve ilgi konuları arasındaki yerini almasının en önemli etkeni Kürt halkının bu feda yüklü direnişidir. Buna, uluslararası, bölgesel ve diğer çeşitli olgu ve gelişmelerin etkisini eklemek gerekir. Bölgede egemenlik kavgasının başlıca emperyalist ve bölge gerici güçleri arasındaki ilişkiler ve bunların Türkiye ve bölge ülkeleri üzerindeki hesapları sorunu bir yandan daha da ağırlaştırırken, öte yandan TC devletine, inkar ve imha politikasını eski türden sürdürmenin giderek olanaksızlaştığını görme olanağı sağlamıştır.
 “Kandil’i BBG evi gibi izliyoruz, terörü ininde yok edeceğiz” diye çalım satan bir eski genelkurmay başkanı Büyükkanat emekliliğe ayrıldığının kısa bir süre sonrasında “TSK’nın tümü de Kandil’e gitse terör bitmez” şeklindeki sözler etmesine yol açan başlıca neden Kürt ulusunun kaydettiği örgütlü ulusal bilinç gelişmesi ve buna bağlı olarak ulusal hak eşitliği talebi etrafında gelişen mücadelesinin ulaştığı kitlesel boyuttur.
Kürtler açısından bu tartışma pratik mücadele şeklinde ve somut istemler ifadesi olarak zaten uzun süredir yapılmaktaydı. Türk kökenli ileri işçi ve emekçiler, halka sorumluluk duygusuyla bağlı olan devrimciler, sosyalist, aydınlar, bu tartışmada ve Kürtlerin tam hak eşitliğinden yana tutum alarak yer aldılar. Kürtlerin ulusal tam hak eşitliği; Kürt dili ve kültürünün serbestçe geliştirilmesi önündeki tüm engellerin kaldırılması, Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, yasalarda ve Anayasa’da Kürt ulusal kimliğinin reddi yönündeki tüm ayrımcı belirlemelerin geçersiz sayılması vb. gibi talepler bunların önemli bir kesimi tarafından savunula geldi. Kısacası devrimci ve sosyalistler Kürtlerin Türklerle ulusal tam hak eşitliği isteminin ısrarlı savunucusu ve pratikçisi oldular.
Ancak, Kürt sorununun çözülmesi talebi ve buna bağlı tartışmalar, devletin işbaşındaki ya da emekli olmuş temsilcilerinin de katılmalarıyla bugün daha ileriden sürmektedir. Devletin temel kurumlarını temsil edenler, İşbirlikçi tekelci sermayenin tüm partilerinin yöneticileri, burjuva basın-yayın organları ve onların etkili sözcüleri devlet tarafı olarak konuşmakta, kırmızı çizgiler ilan etmekte, sınırlar çekmekte. Kafatasçı faşist ve şovenistler MHP, CHP vb. dışındakiler bir yana , bir “çözüm”ün bugünkü durumdan çıkış için yararlı olacağını söylemektedirler. Kuşku yok ki onların “açılım” dedikleri kırıntılardan öteye bir anlam ifade etmeyen  “Bireysel kültürel haklar”ın kabulüdür.


 Kuşku yok ki, böylede olsa, Kürt sorunun bu  düzeyde yaygınlıktaki tartışma, inkarcı tezlerin berhava olmasına ve geniş halk kitlelerinin sorunu ve çözümüne ilişkin farklı görüşleri daha yakından daha net biçimde görmelerine de yol açmaktadır. Türk emekçilerinin giderek daha geniş kesimleri kimin “Akan kanın durması”ndan yana; kimin “Kan üzerinden politika yapan istismarcı” olduğuna dair bir fikre ulaşmaktadırlar. MHP ,CHP gibi partilerin “bölücülük” üzerine faşist   milliyetçi ve ırkçı propaganda ve kışkırtıcılığına karşın, inkarcılık güç kaybetmekte, eşit haklara sahip olarak ve gönüllü birlik temelinde yaşamın asgari gerekliliklerinin ne olduğuna dair anlayışın gelişmesi için yapılacak çalışmanın olanakları genişlemektedir.
“Sorunu çözeceğiz” iddiasındaki hükümetin, “açılım dosyası”n da nelerin olduğu henüz net olarak bilinmiyor. Ancak, T. Erdoğan’ın söyledikleriyle birlikte Başbakan Danışmanı Ömer Çelik ile devlet ve hükümetin Kürt kökenli “itibarlı adamları”n dan biri olan A. Aksu’nun açıklamaları, öngörülen “çözüm”ün sınır taşlarını gösterir gibidir. “Atılacak her adım Türkiye’nin bütünlüğünü oluşturan bağları daha da sıkılaştırmak için” atılacaktır! Bu süreci “Bir şeyler koparmaya dönüştürmek isteyenler hüsrana uğrayacaklar...”dır. “...federasyon , coğrafi ya da etnik özerklik söz konusu olamaz.” Anayasa’da Kürtlere atıfta bulunulamaz ve “Milli eğitim sisteminde Kürtçe eğitim olmaz”!
Bunlar hükümetin önceliklerini, koşullarını oluşturuyor. Cumhurbaşkanı da, Güroymak’ı eski adıyla (Norşin) anarak, Başbakan Rize Güneysu  ilçesinin Rumca adının  Potamya olduğunu söyleyerek gönülleri fethettikten sonra, Kürtleri “bir millet”in; “büyük millet” Türklerin parçası gören anlayışı tekrarlamaktan geri kalmıyorlar. “Çözüm”ü de “Türkiye’nin standartlarının yükseltilmesi”nde gördüklerini açıklıyor.
Bu “açılım”, Deniz Baykal’ın inanmadığı halde tekrarlamaya devam ettiği ve MHP’nin bağnaz bir faşist  ırkçı tutumla savuna geldiği ”Hepimiz Türk milletinin bir parçasıyız” söyleminden pek de farklı değil. Baykal ve CHP yönetimi, Devlet Bahçeli ve MHP, Kürtlerin karşısına, “Türk milletinin bir parçası” olduklarını kabul etme ve unutmama koşuluyla çıkıyor; bu koşula bağlı kalındığı sürece kültürel farklılıkların “Türkiye’nin zenginliği” olarak görülebileceğini vaaz ediyorlar. Baykal’a göre, Kürtçe dil dersi, “Milleti bölme sürecinin ilk adımı” olacaktır! MHP ise, Türk-Kürt kardeşliğinden söz edilmesini dahi “Siyasal Kürtçülüğün amaçlarına ulaşmasına hizmet” saymakta, “demokratik açılım”dan söz edilmesini “sapkın” ve “sapık düşünceler” olarak suçlamaktadır.
Genel kurmay ve emir erleri koşulları koyuyor; halkın hiçe sayıldığı  bir sözde çözümü dayatıyor, “Tüm Türkiye vatandaşlarının bireysel haklarında demokratik standart yükseltilmesi” formülünü ilgi çekici kılarak, Kürtlerin politik-sosyal ve kültürel temel taleplerinin reddi politikasını temel özellikleriyle sürdürmeye çalışıyorlar.
Bu, bazı kırıntıları içermekle birlikte burjuva hukuku ve kapitalizm koşullarındaki bir çözüme dahi denk gelmeyecek bir “çözümsüzlük” olacaktır. Böylesi bir “çözüm”de halkın ve iradesinin yeri yoktur. Dahası bu yaklaşımla işçi ve emekçi halkların ve Kürt halkının  irade ve istekleri ayaklar altına alınmak isteniyor. Oysa Kürt sorununun bu denli ağır sonuçlarıyla gündemde olmaya devam etmesinin faşist  inkarcı ve anti-demokratik politikanın dayatılmasındaki ısrar ve Kürt ve Türk emekçilerinin bu inkarcı politika nedeniyle çektikleri acı ve uğradıkları büyük kayıpların göz ardı edilmesidir..
“Demokratik standartların yükseltilmesi” söylemi, sorunun çözümünü ve ülkenin faşist politik  sisteminin demokratikleştirilmesini hedef  almamaktadır. İşin gerçeği şu ki alanda  az çok sözü edilebilir bir iyileşme ancak işçi ve emekçilerin mücadelesinin burjuvazi, hükümeti, düzen partileri ve kurumları üzerindeki baskısıyla olanaklı  olacaktır. Bugünkü tartışmayı sağlayanın da aslında Kürt halkının direnişi olduğu nasıl bir gerçek ise, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bunun en önemli unsurlarından biri olarak Kürtlerin temel taleplerinin karşılanmasını sağlayacak bir çözüm de ancak devrim ve sosyalizm mücadelesinin  yükseltilmesiyle mümkün olacaktır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Kapak, Baş Sayfa

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.15 Saniye