DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
BAŞKA BİR DEVRİMİN TÜRKİYESİ MÜMKÜNDÜR
Baş Yazı

 Egemen sınıflar mücadele sahnesinde ilerlerken, kendi öz sınıf talep ve çıkarlarını bütün ulusun ve bütün halkın talep ve çıkarları olarak sunar. Bunlar gerçekleşmezse kıyamet gününün kapıda olduğunu, dünyanın sonunun geleceğini ilan ederler. Tarihte daima böyle olmuştur
 Burjuvazinin sözcüleri ve  medya“ başka Türkiye yok”,” Aynı Geminizin Yolcusuyuz” hikayesi pompalanıyor. “ Bu ülke bizim ülkemiz. Ve bu krizin, bizim krizimiz. Tünelin ucundaki aydınlığa doğru, omuz omuza yürümeliyiz. Çünkü kaderimiz ortak. Çünkü aynı gemideyiz.”
Koçlar, Sabancılar ve bütün diğer TÜSİAD patronlar, aynı gemideyiz” hikayesini anlatmaya bayılırlar. İşçi ve emekçi memuru, kır ve kent yoksulu, küçük esnafı ve gençliği; varlığı dahi inkar edilen, sürgün edilen, katliamlara uğratılan ezilen Kürt halkı ve de bu ülkenin gerçek efendileri olarak işbirlikçi holding patronları, bankacılar, spekülatörler, büyük sanayiciler, darbeci generaller, büyük bürokratlar, velhasıl kelam hepimiz” bütün “yurttaşlar” denizin ortasında aynı gemide yolculuk yapıyormuşuz. Türkiye seyir halindeki gemiye benzetiliyor ve hemen ekliyor. Gemi batarsa, hep birlikte batarız. “ Başka Türkiye yok” .” Bu kriz, bizim krizimiz,kaderimizi ortak”, “Tünelin ucundaki aydınlığa doğru, omuz omuza yürümeliyiz. Çünkü kaderimiz ortak.”
Aynı gemideyiz hikayesi külliyen yalandır, yalancı gerçeği gizlerken daima bir amaç güder. Çıkarları gerçekleri gizlemesini emreder. Birileri kandırılmalıdır ki, yanıltılmalıdır ki, amacına ulaşabilsin yalan ve yalancı.
Ülkeler ve onun üzerinde kurulan ekonomi ve toplumsal düzende yaşayan büyük insan toplulukları, denizin ortasındaki gemiye benzetilemez. Ülkeler batmaz. Ülkelerin ekonomik ve toplumsal düzenleri batar, altüst yaşanır;egemen sınıflar hükmedenler, efendiler devrilir,. Aynı dönemde, başka sınıfların egemenliği, başka bir ekonomik ve toplumsal düzen, yeni bir yaşama filizlenip boy verir.
“Biz” ve “ Onlar ”; burjuva medya patronlarının ve sistemin uşaklarının batmasından korktukları Türkiye kendilerinin de çok iyi bildiği en temel toplumsal gerçektir. Kapitalist düzen altında ülkeler, uzlaşmaz toplumsal karşıtlıklarla, kendi içinde düşman sınıflara bölünmüştür.
“Biz” yani işçi sınıfı, emekçi  memurlar, kır ve kent yoksulları, en geniş gençlik yığınları, çifte baskı ve sömür altında köleleştirilen kadınlar, küçük esnaf, kaderini devlet ve düzenle birleştirmeyi reddeden aydınlar, çilekeş Kürt ve Türk halkı ,  çeşitli milliyetlerden çalışan ve üreten emekçiler.
“Onlar”; yani işbirlikçi holdingler patronlar, bankacılar, bankerler, büyük toprak sahipleri, sanayiciler ve tüccarlar, spekülatörler, büyük bürokratlar ve generaller, İMF’ye, Dünya Bankasına, NATO’ya vb sırtını dayamış işbirlikçiler. “ Biz“ ve “ Onlar ”, çatışan iki ayrı Türkiye’nin temelidir.
” Bugünkü Türkiye'nin efendileri ve sözcüleri, Türkiye batıyor, başka Türkiye de yok, aman uslu durun, sakin sesinizi çıkarmayın, kemerlerinizi sıkma, her zamankinden daha çok ve verimli çalışma ama daha az yiyin, hatta aç oturun ve sürekli perhiz yapın diyorlar. Emekçileri fedakarlığa ve teslimiyete çağırıyorlar.
"Onlar" için durumun karanlık olduğu aşikardır. Bankalar batıyor, ekonomi iflas etti. ABD'nin ve IMF'nin önünde diz çöküyor, ic ve diş, borç denizinde boğuluyorlar. Değişmez ve mutlak bir gerçek olarak yutturmaya çalıştıkları zalim ve sömürücü kapitalist düzenleri çürüyor. Yönetmekte zorlanıyorlar. Siyasal bunalım olgunlaşıyor. Emekçileri sömürerek kurdukları bu yeryüzü "cennet'ini kaybetme korkusundan ödleri kopuyor. Zam ve zorbalıkla bu köhne düzeni ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Düşünen, aklı eren, sınıf çıkarlarının bilincindeki herkes, iki Türkiye olduğunu biliyor.
 Ücretli köleliğe dayalı, sermayenin emeği sömürdüğü, gücünün zayıfı ezdiği, hakkın, adaletin ve insanlığın parayla ölçüldüğü, işçi sınıfının, kır ve kent emekçilerinin, gençliğin temel özgürlüklerinin olmadığı, Kürt ulusunun varlığının bile kabul edilmediği, Kürt'ün "terörist" ilan edildiği, başka Tür¬kiye yok diye dayatılan bugünkü Türki¬ye; "onların" sömürücü, asalak, zorba ve zalim Türkiye'sidir.


Çöken Türkiye; tam bir pişkinlik içerisinde " Ülkemizin bütünsel çıkarları" için, yükselen yeni Türkiye'yi "birliğe" ve "milli seferberliğe" çağırıyor, teslim almak istiyor. İpi; bir ucundan iken Tür¬kiye, karşı ucundan yükselen, yeni Türki¬ye çekiyor. Ya o, ya o! İki Türkiye'nin çıkarları tam bir karşıtlık, ve çatışma halinde. İp geriliyor.
( Çöken Türkiye; yüzyılların verdiği yöneticilik deneyimiyle, şeriatçılık, milliyetçilik ve şovenizme sarılarak, "birlik", "bütünlük", "toplumsal barış", "milli seferberlik" demagojisiyle, emekçileri kendi öz çıkarları için kavga etmekten caydırmaya çalışıyor. Elinde tuttuğu İsrail sopasını sallayarak, gözdağı veriyor. Grev, toplusözleşme diyen emekçi memuru copluyor. Parasız eğitim isteyen genci, sokaklarda sürükleyip, tartaklıyor. 1 Mayıs Taksim Meydanı'nı emekçilere yasaklıyor. Kürt emekçilerini ulusla haklarını dillendirdiği için kolları kırılıyor. Zamlar geri alınsın diyen kent yoksuluna çopu reva görüyor. Özgürlük isteyen, varım di¬yen Kürt'ü göçertiyor, eziyor, katliamcı kirli savaşa sindirmeye çalışıyor.
İstanbul Gülsuyu ve Gaziosmanpaşa'da, İzmir Karşıyaka'da, İskenderun'da ve diğer yerlerde, sokaklara dökülüp "zamlar geri alınsın" diyen kent yoksullarının; Kırşeh'ir'de, Zonguldak'ta, Ereğli ve Karabük'te, İstanbul'da miting gösteri ve yürüyüşlerle "işyerlerimizi kapattırmayız" diyen, özelleştirmeye, işçi-memur kıyımı terörüne direnen işçi sınıfının; grev ve toplusözleşme hakkı için devlet ve hükümetle boğuşan emekçi memurların; gelecek güvencesi arayan, parasız eğitim isteyen, zorunlu askerliğe hayır diyen gençliğin; sermaye egemenliğinin cinsel köleleştirmesine başkaldıran emekçi kadınlarının; asimilasyona, inkar, göçertme ve kıyım politikalarına başkaldıran çilekeş Kürt halkının; iş-ekmek-özgürlük ve halkların kardeşliği yolunda yeni bir yaşam için genel grev, genel direnişe doğru ilerleyen bütün ezilen ve sömürülenlerin yükselen, yeni, gene Türkiye'si... Başka Türkiye; fabrikalardan, sokaklardan, kent varoşlarından, meydanlardan, dağların yalçın doruklarından haykırıyor: "Vardım, varım, var olacağım!"
Bu savaşı biz kazanacağız
Krizden herkes mi sorumlu ?. Sömürenle sömürülenin, ezenle ezilenin, "kaderleri ortak" mı ?.. Aynı gemide miyiz?.. Omuz omuza yürümek mi?.. Hadi canım sende ! "Onlar" sömürücü, zorba ve za¬lim. Emekçilerin "onlara" da, köhne düzenlerine de ihtiyacı yok. Bu ülkeyi "onlar" bu hale getirdi, kriz da onların krizi. Niçin faturayı "biz" ödeyelim? Daha çok sömürüp, ezesiniz diye mi?
Medya tekelleri, "bu savaşı kazanaca¬ğız" diyorlar. Savaş, yeni ilan edilmiş değil. Ama sertleşiyor ve sertleştikçe, barikatın iki tarafında saflar belirginleşiyor. Bu savaş, işçi sınıfına, kent ve kır yoksullarına, emekçi memurlara, halktan yana olan aydınlara, gençliğe, küçük esnafa, çilekeş Kürt halkına "bize" karşı her düzeyde yürütülüyor. Ekonomik, psikolojik, politik, askeri ve uluslararası boyutları olan top yekün bir savaş. Medya tekelleri, kuzu kuzu teslim olun, yoksa ezeriz tehdidini savuruyor. Genç, yükselen yeni Türkiye'nin kendisini savunması, ileriye doğru hamle yapması, "provokasyon" olarak ilan ediliyor. "Onlar", tek yanlı savaştan medet umuyor, aşkı taktirde yenilmeye mahkum olduklarını görüyorlar.
"Onlar", birleşip, zorbalıkla kendi çözümlerini dayatarak ayakta durmak istiyorlar.Çivi çiviyi söker, zoru zor bozar.Ezilenlerin, sömürülenlerin kaderi ortaktır. "Biz" de tıpkı "onlar" gibi birleşip top yekün direnişi geliştirerek,genel direnişle saldırıya dönüştürerek  yeni bir yaşam için kendi çözümümüzü dayatmalıyız. Savaş "onlar" ilan mı "biz" kazanacağız.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.08 Saniye