DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ULUSAL SORUNUN ÇÖZÜMÜ SOSYALİZME BAĞLANMAKTAN GEÇİYOR
Analiz Polemik
Sovyet revizyonizm’inin dağılmasının  ardından yayılan milliyetçi dalga, halkların boğazlaşmasından hareketle, Leninizm’in ulusal soruna çözüm getiremediği safsataları karşısında, ulusal sorunu Marksizm temelinde emperyalizm çözümün koşullarına ustaca uyarlayıp, çözüm yolunu, yöntemini Ulusların Kaderini Tayin Hakkı" (UKTH) kitabında formüle eden Lenin yoldaşın, göklere çektiği proletaryanın enternasyonalist kızıl bayrağı, dün olduğu gibi bugün de dünya halklarının yol gösterici meşalesi olmaya devam ediyor. Emperyalist "yeni dünya düzen"ciliğinin kışkırtıp körüklediği halklar boğazlaşmasının panzehiri, proletaryanın Leninist ulusal sorun çözümüdür. Peki  Kürt sorununda  çözüm arayışlarını arttığı koşullarda ML ulusal soruna nasıl yaklaştıkları ve Kürt ulusal sorunun  gerçekçi ve tam hak eşitliği temelinde nasıl çözülmesi gerektiği konusu üzerinde durmak  daha bir önem taşımaktadır.  
Bilindiği üzere, kapitalizmin şafağında ulusların ortaya çıkışıyla, az sayıda Avrupa ülkesini ilgilendiren ulusal sorun, emperyalizm çağında uluslararası bir soruna dönüşmüştür. Ulusal baskıyı uygar" uluslarla sınırlayıp, Asya ve Afrika halklarının üzerindeki zalimane ulusal baskıyı görmezden gelen 2. enternasyonal oportünist’lerinin maskesini düşüren Leninizm, ulusal sorunu sömürgeler sorununa bağlamıştır. Emperyalizm ve proleter devrimleri çağında, ulusal sorun az sayıda Avrupa ülkesini ilgilendiren bir iç sorun olmaktan çıkarak, uluslararası genel bir sorun haline, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin, ezilen halklarını emperyalizmin boyunduruğundan kurtarılması sorunu haline gelmiştir.
UKTH' nı, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin ezilen halklarının egemen devletten tamamıyla ayrılma hakkı, ulusların bağımsız devletler olarak yaşama hakkı olarak koyan Leninizm; kendi kaderini tayin etme ilkesini, bütün emperyalist amaçların ve şoven entrikaların maskesini düşürme aracı, kitlelerin enternasyonalizm ruhunda siyasal eğitim aracı ve ilhaklara karşı mücadele silahına dönüştürdü.
Lenin ve Stalin yoldaş, ulusal sorunu sermayenin egemenliğinden bağımsız; emperyalizmin devrilmesi, proletarya devrimi genel sorununa bağlanmadan ele alan  reformist görüş açısını mahkum ederek; proletarya devriminin genel sorununun bir parçası Leninist ilkesini formüle ettiler. Emperyalist paylaşım savaşı ve Ekim Devrimi ve sonrasındaki onlarca devrim, bu ilkelerin pratikte doğrulanmasının tartışmasız kanıtlarıdır. Bu ilke, ezilen ve bağımlı ulusların devrimci kurtuluş  hareketlerinin devrimci olanaklarını, proletarya devrimi yararına kullanmaya; bağımlı ülke ve sömürge halklarının, emperyalist burjuvazinin yedek gücü olmaların önleyip, devrimci proletaryanın yedek gücü, proletaryanın müttefiki olmalarına sağlamaya dayanır. "Egemen ulusların proletaryasının, ezilen ve bağımlı halkların ulusal kurtuluş hareketlerini aktif olarak sonuna kadar destekleme zorunluluğu bundandır.
"Bu, Marksistlerin programındaki 'ulusların kendi kaderlerini, tayin etmeleri' ilkesi; tarihsel ve iktisadi bakımdan siyasal kaderlerini tayin etme, siyasal bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez demektir." ( Age s. 52)
Bundandır ki, Marksist-Leninistler için ulusların kaderlerini tayin hakkı, kayıtsız-koşulsuz ayrı devlet kurma hakkını da kapsar. Desteklenmesi söz konusu olan ulusal hareketler  emperyalizmi devam ettiren ve güçlendiren hareketler değil, emperyalizmi zayıflatan ve darbeleyen hareketlerdir."... Proletarya; eşitliği ve ulusal devlet kurma hakkı eşitliğini tanırken, bütün ulusların proleterlerinin birliğine pek büyük değer verir ve her ulusal istemi, her ulusun ayrılma hakkını, işçilerin sınıf savaşımı açısından değerlendirir." ( Age s. 63)
Her türden burjuva milliyetçiliğiyle arasındaki ayrım çizgisini net olarak belirleyen proletarya, ezilen ulusun kendisi için ayrıcalıklar sağlama yolundaki çabalarına tavır alırken, zulmün en amansız ve en tutarlı düşmanı olarak, ezen burjuvazisine karşı verilen savaşta, her zaman ve her durumda, herkesten daha kararlı olarak bu savaştan yana tavır takınır. "...biz, hiç bir özel ulusal gelişme yolunu savunamayız, biz bütün olanaklı yollardan sınıf hareketimize doğru yürüyoruz. Ama biz, her türlü  milliyetçiliğe karşı savaşmazsak, çeşitli ulusların eşitliği uğruna savaşım vermezsek, o hedefe doğru yol almayız." (Age s. 65)    
Proletarya diktatörlüğünü gerçekleştirme, sosyalizmi kurma, oradan sınıfsız topluma ulaşma hedefiyle savaşım yürüten komünistlerin emperyalist boyunduruğa karşı mazlum halkların ulusal hareketlerini desteklemeyi, sınıfsal savaşımı hedefine ulaştırmak için zorunlu bir demokratik görev olarak görüp, yürütür. "Bütün uluslar için tam hak eşitliği ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı, bütün ülkelerin işçilerinin birleşmesi; Marksizm’in ulusal programının, bütün dünyanın deneyiminin ve Rusya'nın deneyiminin işçilere öğrettiği işte budur.." ( Age s. 107)
  Sosyalizmin ulusal soruna nasıl bir çözüm önerdiğini anlamak, kavramak salt Leninizm’in ulusal sorundaki bilgisine ulaşmak için değil; aynı zamanda da antiemperyalist demokratik devriminin (AEDD) temel saç ayaklarından birisi olan Kurt ulusal sorununa doğru bir perspektifle yaklaşmak için de gereklidir.
Kürdistan üzerinde Türk işgalinin tarihi, 1071 Malazgirt Savaşı'na dayansa da, bunun fiili olarak tam gerçekleşmesi, 1514 Çaldıran Savaşı'yla başladı, 1639 Kas-ri Şirin Anlaşması, Osmanlılar ve İranlılar arasında Kürdistan'ın ikiye bölünmesinin hukuki ve resmi düzenlemesi oldu. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası gerçekleştirilen Kurtuluş savaşı'yla, Kürdistan'ın bugünkü dörde parçalanmışlığın sınırları belirlendi. Bu paylaşımda Kemalist burjuvazi K.Kürdistan'ı kendi denetimi altına aldı. 1920 Ankara, 1923 Lozan ve yine 1926 Ankara anlaşmalarıyla Kürdistan dörde parçalanarak bölüşülmüş, bu statü resmileştirilmiştir. Konumuzun kapsamı dışında olduğundan girmediğimiz, özgül tarihsel gelişme içerisinde sağlanan siyasi-askeri işgal ilhakla birleştirilerek , emperyalizmin desteği ve onayıyla, işbirlikçi egemen Türk burjuvazi sinsice K.Kürdistan işgal edip ilhaklaştırdı ve ezilen bağımlı bir ulus konumuna getirdi.


Dolayısıyla bir ulusal sorun göreviyle karşı karşıyayız. Bundandır ki, devrimin ilk adımının anti-emperyalist demokratik devrim olmasının nedenlerinden birisi de ulusal sorunun varlığıdır. "Sosyalistler açısından, ulusal baskı ye zulmün mevcut olduğu bir durumda, ulusal kurtuluş görevlerini görmezlikten gelmek kesin olarak yanlıştır." (age s. 85)
 ML’ ler için, Kürt ulusunun kendi kaderini (devlet kurma hakki dahil) tayin hakkı, temel önemde vazgeçilmez bir savunudur. Devrimimizin ilk adımı; Kürt ulusunun üzerindeki ulusal baskı ve zulmü ortadan kaldıracak, kaderini özgürce belirlemesinin olanaklarını yaratacaktır. Ama, bundan önce "gerçekleşme olasılığı binde bir olsa bile", Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesini (ayrı devlet kurma hakkı da dahil) sonuna kadar destekleyip, savaşımını yürütürler.
  Bugün, Türkiye proletaryası ve öncülerinin sosyalistliğinin "sınandığı" kirli bir savaşın yürütüldüğü tarihsel bir süreçten geçmekteyiz. Kürt ulusunun özgürlüğünü savunup, faşist diktatörlüğün imha ve inkar politikasına tavır alıp, pratik destek  sunarak devrim mücadelesini yükseltmek, bu tarihsel "sınavın" mihenk taşıdır.
 Süreç, Leninist UKTH ilkesi bakımından ağır görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Batı'da politik ivmenin zayıflığı, Kürdistan'da devrimci bir durumun yaşanması; devrimimizin gelişimi açısından, sürece müdahale irade ve aktivitemizin hızla gerçekleşmesini koşullandırmaktadır. Yükselen Kürt ulusal özgürlük savaşımının ML öncüden yoksunluğu, proleter harekete bağlanmamış oluşu, en büyük handikapıdır. Bu gerçeklik üstüne ortaya çıkan görüngüler, görevlerimizi de belirlemektedir. Haliyle, ulusal özgürlük savaşımına ML öncünün müdahalesi, öncülüğünü yakalama iddiasına uygun olmak zorundadır. Bu işin bir yanıyken, bugün daha çok öne çıkan bir diğer yanı ise; Batı'daki şoven etkiyi kırma, kirli savaşa karşı ajitasyonumuzu ve tavrımızı güçlendirme, sınıfın bir anlamda "kayıtsız" tutumunu kırma oluşturmaktadır. Kuşkusuz, öncünün sınıfla birliğini gerçekleştirip, iktidar yürüyüşünü, devrim mücadelesini büyütmek, Kürt ulusuna verilecek en büyük destek olacaktır. Türk işçi ve emekçileri, Kürt ulusuna karşı yürütülen bu haksız savaşta oğullarını yitirmekte, kirli savaşın faturasını ödemeye zorlanmakta, gün geçtikçe daha da yoksullaşıp bir yaşam koşulları altında inlemektedir. Bugün, yaşanan yoksulluk, ağır yaşam koşulları, dejenere yoz egemen kültürün kokuşmuşluğu, alçalan değerlerin "yükseliş eğrisi", Kürt ulusuna karşı yürütülen kirli savaştan ayrı düşünülemez.
"... İrlanda tarihi bize, bir ulusun başka bir ulusu boyunduruk altına almasının ne büyük bir felaket olduğunu gösterir. İngilizlerin bütün kötülüklerinin kökeni İrlanda'ya varır."(age s. 90)
Türkiye işçi ve emekçileri kendi özgürlüklerine kavuşmak için, her şeyden önce Kürt ulusunun özgürlüğünü savunup, bunu somut destekle birleştirmek zorundadır. "Başka ulusların ezen bir ulus özgür olamaz" Marksist doğrusunun anlamı bunu zorunlu kılmaktadır. Kürt ulusuna kardeşlik elini uzatarak; egemenlerin top yekün saldırısına karşı birleşik karşı koyuşu örgütleyip, , devrimi yükseltmek, proletaryasının önderliğinde; bayrağında " Yaşasın halkların kardeşliği” yazan Kürt-Türk emekçi halklarının iktidarını kurmanın yolu buradan geçiyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Analiz Polemik

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye