DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Ulusal sorun ve sömürgeler sorunu üzerine tezlerin ilk tasarısı
Devrimci Teori
III. ENTERNASYONALİN İKİNCİ KONGRESİ İÇİN) HAZİRAN, 1920
Sömürgeler ve uluslar sorunları konusunda aşağıdaki tezler tasarısını incelenmek üzere sunarken bütün arkadaşlardan ve özellikle bu pek karmaşık sorunlardan herhangi biri hakkında somut bilgileri olan arkadaşlardan, başlıca şu noktalar üzerinde görüşlerini düzeltmelerini, eklemeleri ya da açıklamaları kısaca (2 ya da 3 sayfayı geçmemelidir) bana iletmelerini rica ediyorum:
Avusturya deneyi.
Polonyalı Yahudi ve Ukrayna deneyi.
Alsace-Loraine ve Belçika.
İrlanda.
Danimarka-Alman, İtalyan-Fransız,
ve İtalyan-Slav ilişkileri,
Balkan deneyi.
Doğu halkları.
Panslavcılığa karşı savaşım.
Kafkasya'da durum.
Başkır ve Tatar Cumhuriyetleri.
Kırgızistan.
Türkistan ve deneyi.
Amerika zencileri.
Sömürgeler.
Çin, Kore ve Japonya.
5 Haziran 1920-    N. LENİN
1. Ulusal eşitlik dahil, genel olarak eşitlik sorununu soyut ya da kesin koyma biçimi, burjuva demokrasisine özgü ve onun niteliğinden gelme bir şeydir. Genel olarak insanın eşitliği perdesi arkasında, burjuva demokrasisi hem mülk sahibinin, hem proleterin, hem sömürenin, hem sömürülenin resmi ya da hukuksal eşitliğini ilân eder ve böylelikle ezilen sınıfları en vahim bir yanılgıya sürüklemiş olur. Bizzat emtia üretimi ilişkilerinin bir yansımasından başka bir şey olmayan eşitlik fikri, burjuvazinin elinde insanlar arasında mutlak bir eşitlik bulunduğu bahanesiyle, sınıfların ortadan kaldırılmasına karşı bir silah haline gelir. Eşitlik talebinin gerçek anlamı, sınıfsız bir toplum kurulması talebinden başka bir şey değildir.
2. Burjuva demokrasisine karşı savaşım, burjuva demokrasisinin yalanlarının ve ikiyüzlülüğünün açığa vurulması olan asıl hedefine uygun olarak, burjuvazinin boyunduruğunu atmak için savaşım veren proletaryanın bilinçli temsilcisi olan Partimiz, ulusal sorunda da, soyut ya da biçimsel ilkeleri değil, (1) somut tarihsel durumun ve herşeyden önce iktisadî durumun tam ve doğru bir değerlendirmesini; (2) ezilen sınıfların, emekçilerin, sömürülenlerin çıkarlarıyla egemen sınıfın çıkarlarının ifadesinden başka bir şey olmayan, genel olarak halkın çıkarları genel fikri arasındaki açık-seçik ayrımı; (3) dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun –mali sermaye ve emperyalizm dönemine özgü biçimde– küçücük bir ilerlemiş kapitalist ve aşırı ölçüde zengin ülkeler azınlığı tarafından sömürgeleştirilmesini ve mali köleliğini gizleyen burjuva demokrasisi yalanına karşı çıkarak hak eşitliğinden yararlanmayan, ezilen, bağımlı uluslar arasında aynı  açık-seçiklikte bir ayrımı birinci plana koymalıdır.
3. 1914-1918 Emperyalist savaşı, dünyanın bütün ezilen ulusları ve sınıfları önünde, ünlü “Batı demokrasilerinin” Versay Anlaşması’nın, Alman junkerlerinin ve Kayzer’in zorla kabul ettirdikleri Brest-Litovsk anlaşmasından, zayıf düşmüş uluslara uygulanan daha canavarca ve daha alçakça bir zorbalık olduğunu pratikte göstererek, burjuva demokratik parlak tümcelerin düzmeceliğini açıkça kanıtlamıştır. Cemiyet-i Akvam ve Antant’ın bütün savaş sonrası politikası, ileri ülkelerin proletaryasının olduğu gibi sömürgelerin ve bağımlı ülkelerin emekçi halklarının tümünün devrimci savaşımını her yerde güçlendirerek, kapitalist düzende barış içinde birlikte yaşama ve ulusların eşitliği olanağı üzerinde küçük burjuva milliyetçi hayallerin iflasını hızlandırarak, bu gerçeği, her gün daha büyük açıklıkla ortaya koymaktadır.
4. Bu temel tezlerden çıkan sonuç şudur ki, bütün ulusların ve bütün ülkelerin proleterlerinin ve emekçi yığınların, büyük toprak sahiplerini ve burjuvaziyi iktidardan düşürmek amacıyla dayanışma kurmaları, III. Enternasyonalin uluslar ve sömürgeler sonundaki bütün politikasının dayanağını oluşturmaktadır. Çünkü, ancak böyle bir yaklaşma ve dayanışma, kapitalizme karşı zaferi garanti eder ve bu olmadan ulusal boyunduruğu atmak ve hak eşitsizliğini ortadan kaldırmak olanaksızdır.
5. Dünyadaki siyasal durum, şimdi artık proletarya iktidarını gündeme almış bulunmaktadır. Ve dünya politikasının bütün olayları kaçınılmaz olarak tek bir merkezi noktada kesişmektedirler: Bir yandan bütün ülkelerin ileri  işçilerinin sovyetik hareketlerini, öte yandan sovyetlerin dünya emperyalizmi üzerinden zaferi olmadan kendileri için kurtuluş olmadığını acı deneylerle öğrenmiş olan sömürgelerin ve ezilen ulusların bütün ulusal kurtuluş hareketlerinini, kaçınılmaz olarak çevresinde toplamış Rusya’nın Sovyetler Birliği’ne karşı dünya burjuvazisinin savaşı.
6. Onun için, şu anda, sadece ayrı ayrı ulusların emekçilerinin yaklaşmalarını kabul etmek ya da bunu ilan etmek yetmez. Önemli olan, bu birliğe, her ülkenin proleataryasının içindeki komünist hareketin ya da geri milliyetler ve ülkeler işçi ve köylülerinin burjuva demokratik kurtuluş hareketinin gelişme derecesine tekabül eden biçimler vererek, tüm ulusal ve sömürge kurtuluş hareketlerinin Sovyetler Rusyası ile en sıkı birliğini sağlayan bir siyaset izlenmelidir.
7. Federasyon, ayrı ayrı ulusların işçilerinin tam birliğine doğru geçici biçimdir. Federasyon, RSFSC’nin (Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetleri) öteki sovyet cumhuriyetleriyle olduğu gibi (Örneğin geçmişte Macaristan, Finlandiya, Letonya Sovyet Cumhuriyetleri’yle ve şimdi Azerbaycan ve Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti’yle) RSFSC içinde geçmişte ne devlet olarak özel bir varlığı, ne özerkliği olmayan (örneğin 1919’da ve 1920’de RSFSC içinde yaratılan Başkır ve Tatar özerk cumhuriyetleri gibi) milliyetler arasında da yararlılığını tanıtlamıştır.
8. III. Enternasyonalin görevi, Sovyet düzeni ve hareketi temeli üzerinde oluşturulan bu yeni federasyonları, bu bakımdan geliştirmek olduğu kadar, deneyimin ışığında incelemek ve denemektir de. Federasyonu tam birlik doğrultusunda geçici bir biçim sayarak, ilk önce sovyet cumhuriyetlerinin en sıkı birliği olmadan, askeri bakımdan çok daha güçlü olan emperyalist devletler tarafından kuşatılmış olan bu sovyet cumhuriyetlerinin varlığını korumanın olanaksız olduğunu, ikinci olarak bu sovyet cumhuriyetleri arasında sıkı bir iktisadî birliğin kurulmasının gerekli olduğunu ve bu birlik olmadıkça, emperyalizmin tahrip ettiği üretici güçlerin yeniden kurulmasının ve emekçilerin refahının sağlanmasının olanaksız olduğunu, üçüncü olarak, bir bütün sayılan ve bütün ülkelerin proletaryası tarafından bir plan gereğince yönetilen tek bir dünya ekonomisine doğru bir eğilim bulunduğunu ve kapitalist düzende açıkça belirli bir hal almış olan bu eğilimin sosyalist düzende gelişmesinin ve zafere ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu her zaman aklımızda tutarak, giderek daha sıkı bir federatif birliğe doğru yönelmeliyiz.
9. Devletin içindeki ilişkiler alanında III. Enternasyonalin ulusal politikası, kendi kimlikleriyle ortaya çıkan ya da II. Enternasyonalcilerin yaptığı gibi sosyalist etiketini kullanan burjuva demokratlarının yetindikleri, ulusların eşitliğinin tamamen biçimsel, lafta kalan basit tanınmasıyla kalamaz.
Ulusların eşitliği ilkesinin ve ulusal azınlıkların haklarının güvencelerinin, bütün kapitalist ülkelerde, "demokratik" anayasalarına karşın uğradıkları devamlı baltalamalar, parlamento kürsüsünden olsun, parlamento dışında olsun bıkmadan, usanmadan suçlanmakla kalınmamalıdır, ama aynı zamanda, birincisi, önce bütün proleterlerin, sonra da çalışanlar yığınının burjuvaziye karşı savaşımda birliğini ancak sovyet düzeninin sağlayabileceğini ve ikincisi, bütün devrimci partilerin bağımlı olan ya da eşitlik haklarından yararlanmayan ulusların (örneğin İrlanda, Amerika zencileri vb.) ve sömürgelerin devrimci hareketlerine doğrudan doğruya yardım etmeleri gerektiğini tanıtlamak da, aynı biçimde zorunludur.
Özellikle önemli olan bu sonuncu koşul gerçekleşmezse bağımlı ulusların ve sömürgelerin zulme karşı savaşımı, ve bu ulusların ayrılma hakkının tanınması, tıpkı II. Enternasyonal partilerinde olduğu gibi aldatıcı sloganlar olmaktan öte bir değer taşımaz.
10. Enternasyonalizm ilkesinin lafta tanınması ve bunun yerine eylemde küçük burjuva propaganda ve ajitasyonunun, pratik çalışmasının, şoven milliyetçiliğinin ve pasifizminin konması, sadece II. Enternasyonal partilerine özgü bir şey değildir; bunlar, II. Enternasyonalden ayrılan, hatta sık sık şimdi kendilerini komünist olarak adlandıranlara da özgü bir şeydir. Bu kötülüğe karşı, en derin kökler salmış küçük-burjuva şoven milliyetçi önyargılara karşı savaşım, proleter iktidarının ulusal olmaktan çıkarılıp (yani bir dünya politikası saptama yeteneği olmayan tek bir ülkedeki iktidar olmaktan çıkıp) uluslararası nitelik kazanma yolunda (yani bütün dünya politikası üzerinde belirleyici etkisi olabilen, hiç değilse birkaç ilerlemiş ülkedeki proleter iktidarı durumuna gelmesi yolunda) her gün gelişme kaydettiği ölçüde, daha önemli bir sorun haline gelmektedir. Küçük burjuva güven milliyetçiliği, sadece ulusların eşitliğinin tanınmasını enternasyonalizm diye adlandırır ve (bu tanımanın sadece lafta kalması bir yana)


ulusal bencilliğe dokunmaz, oysa proleter enternasyonalizmi, (1) bir ülkedeki proleter savaşımın çıkarlarının dünya ölçüsündeki savaşımın çıkarlarına tâbi kılınmasını; (2) burjuvaziyi yenmekte olan ulusların, uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal, planda en büyük fedakarlıklara katlanmaya hazır olmalarını gerektirir.
Onun için, şimdiden, tamamen kapitalistleşmiş olan, proletaryanın gerçekten öncü müfrezesini oluşturan işçi partilerinin bulunduğu devletlerde, enternasyonalizmin anlayışı ve siyasetinden, oportünistçe, küçük burjuvaca ve pasifistçe sapmalara karşı savaşım, görevlerin birincisi ve en önemlisidir.
11. Feodal, ataerkil ya da ataerkil-köylü nitelikteki ilişkilerin egemen bulunduğu daha geri devletlerde ve uluslarda, şunlar, özellikle göz önünde tutulmalıdır:
(1) Bütün komünist partileri için bu ülkelerin burjuva demokratik kurtuluş hareketini destekleme gereği; bu kurtuluş hareketini, en etkin biçimde destekleme zorunluluğu, her şeyden önce geri kalmış ulusun sömürgeci ve mali bakımdan bağımlı bulunduğu ülkenin işçilerinin görevidir;
(2) Geri kalmış ülkede etkili olan papaz ve yobaz takımına ve ortaçağdan kalma öteki gerici unsurlara karşı savaşma zorunluluğu;
(3) Avrupa ve Amerikan emperyalizmine karşı kurtuluş hareketini, hanların, büyük toprak sahiplerinin, mollaların vb. durumunun güçlenmesiyle bağdaştırma çabasında olan İslam Birliği’ne ve benzeri akımlara karşı savaşım zorunluluğu;
(4) Geri kalmış ülkelerin köylü hareketlerini, eşrafa karşı, büyük toprak mülkiyetine karşı, feodalizmin bütün belirtilerine ya da kalıntılarına karşı özellikle desteklemek ve Batı Avrupa devrimci proletaryası ile Doğu ülkelerinin, sömürgelerin ve genel olarak geri kalmış ülkelerin devrimci köylü hareketi arasında mümkün olduğu kadar sıkı bağlar kurarak, köylü hareketine en devrimci karakterin kazandırılması yolunda çaba gösterilmesi; kapitalizm öncesi ilişkilerin egemen bulunduğu ülkelerde "emekçiler sovyetleri"ni vb. kurarak, Sovyetler rejiminin temel ilkelerini bu ülkelere uygulamak için çabaları esirgememek özellikle önemlidir.
(5) Geri kalmış ülkelerde burjuva demokratik kurtuluş akımlarını komünist olarak nitelendirme yolundaki eğilime kargı en kesin şekilde savaşım zorunluluğu; III. Enternasyonal, sömürgelerdeki ve geri kalmış ülkelerdeki burjuva demokratik ulusal hareketleri, ancak geleceğin proleter partilerinin unsurlarını, bütün geri kalmış ülkelerde gruplar oluşturmaları zihniyetiyle ve kendi özel görevleri, kendi uluslarının burjuva demokratik hareketlerine karşı savaşım görevleri zihniyetiyle eğitilebilmeleri koşuluna bağlı olarak desteklenmelidir; III. Enternasyonal, sömürgelerin ve geri kalmış ülkelerin burjuva demokratlarıyla geçici bir ittifak kurmalıdır, ama onlarla kaynaşmamak ve en ilkel biçimde olsa da proleter hareketin bağımsızlığını bağnazlıkla korumalıdır;
(6) Bütün ülkelerin ve hele geri kalmış ülkelerin geniş emekçi yığınları önünde bıkmadan usanmadan; siyasal bakımdan bağımsız devletler kurma maskesi altında, gerçekte; iktisadi, mali ve askeri alanlarda kendilerine tamamen tabi devletler yaratan emperyalist devletlerin sistemli biçimde uyguladıkları aldatmacayı açıklamak ve suçlamak. Bugünkü; uluslararası koşullarda, zayıf ve bağımlı uluslar için, sovyet cumhuriyetleri birliğinden başka kurtuluş yoktur.
12. Sömürge halklarının ve zayıf düşmüş ulusların emperyalist devletler tarafından yüzyıllar boyu uğradıkları zülüm, ezilen ulusların emekçi yığınlarında, sadece kin değil, ama aynı zamanda proletaryaları dahil, genel olarak ezen uluslara karşı güvensizliği de doğurmuştur. Sosyal-şoven "kendi" burjuvazisinin sömürgeleri ezme ve mali bakımdan bağımlı ülkelerin talan edilmesi "hakkı"nı "ulusal savunma" olarak nitelerken, 1914-1919'da bu proletaryanın resmi önderleri çoğunluğu tarafından sosyalizme alçakça ihanet edilmesi, bu son derece meşru güvensizliği artırmaktan başka bir şey yapamazdı. Öte yandan, bir ülke ne kadar geriyse, küçük tarım üretimi, ataerkil yaşayış biçimi ve fikir yoksunluğu o ölçüde güçlüdür, bu da, en köklü küçük-burjuva önyargılarına, ulusal bencilliğe, ulusal dar görüşlülüğe, kaçınılmaz olarak büyük bir direnme gücü sağlar. Bu önyargılar, ancak, ileri ülkelerde, emperyalizmin ve kapitalizmin ortadan kalkmasından sonra ve geri kalmış ülkelerin bütün iktisadî temelinin kökten değişmesinden sonra yok olabileceğine göre, bu önyargıların giderilmesi ancak çok yavaş bir süreç içinde olabilir. Onun için bütün, ülkelerin bilinçli proleterleri, uzun zamandan beri ezilmekte olan ülkelerin ve halkların ulusal duygu kalıntılarına karşı ılımlı ve son derece dikkatli davranmak zorundadırlar ve söz konusu güvensizliğin ve önyargıların ortadan kalkmalarını hızlandırmak amacıyla bazı ödünlerde bulunmak da onların görevidir. Proletaryanın birliği ve beraberliği doğrultusunda ve sonra da dünyanın bütün ülkelerinin ve bütün uluslarının emekçi yığınlarının birliği ve beraberliği doğrultusunda büyük çabalar gösterilmedikçe, kapitalizme karşı zafer tamamlanamaz.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Devrimci Teori

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.10 Saniye