DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
EMPERYALİZME KARŞI POLİTİK UYANIKLIK ELDE TUTULMALIDIR
Özgür Kürsü

Daha ilkokula başlandığında dershanenin duvarında büyük bir Asya ve Avrupa haritası olurdu. Bu haritanın Orta Asya'yı gösteren bölümünde, dört bir yana uzanan kırmızı oklar bulunuyordu. O zamanlar öğretmenler bu okların Orta Asya'da meydana gelen kuraklık nedeni ile çeşitli bölgelere göç eden Türkleri simgelediğini anlatırlardı. Onlara bakılırsa, çok eski tarihlerde. ana yurtlarım söz konusu kurak¬lık nedeniyle terk etmek zorunda kalan Türkler dünyanın pek çok bölgesine. oralardaki halkların yoksun oldukları uygarlık ve kültürü götürmüşlerdi. Gerçekte ise o tarihlerde, yerleşik bir toplum durumunda olmayan ve ekonomileri avcılık ve talan üzerine kurulu olan Türk ve Moğol boyları. henüz uygarlığı tanımıyorlardı ve yazılı bir kültüre sahip değillerdi. Ve onların torunları, atalarının tarihlerinin bu bölümünü,-Çin gibi. Sık sık yağmaladıkları ve tarafından asimile edildikleri- yerleşik uygarlıkların. tarih yazıcılarının kayıtlarından öğreneceklerdi,
Resmi Türk tarih yazımında ve Türk milliyetçi söyleminde. Osmanlı imparatorluğu dönemi, yeni Osmanlılarca öne sürülerek önemli- ve Kemalizm’in aşınmasına bağlı olarak giderek daha da önem kazanan-bir yer tutmakladır. Ne var ki. Osmanlı imparatorluğunun tarihsel mirası yakından incelendiğinde. bunun Türk milliyetçiliği için gerçek bir dayanak olamayacağı. rahatlıkla görülecektir. Her ne kadar bu imparatorluğun kurulusunda. Türklerin önemli bir katkısı olmuşsa da, onun siyasal, askeri. ekonomik ve kültürel alanlarda elde ettiği başarıların çoğu, Türk olmayan toplumlara ya da onlara mensup bireylere aitti. Burada aklımız.a ilk elden padişahların çoğunun, Türk ol¬mayan toplumlardan kadınlarla evlenmeleri, sadrazamların çoğunluğunun ve Osmanlı ordusunun en azından, I826'ya kadar bel kemiğini oluşturun yeniçerilerin, Hıristiyan kökenli devşirmeler olmaları. özellikle sarayın ve Osmanlı ege¬men sınıflarının kullandığı Osmanlıcanın Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımından oluşan melez bir dil olması, Osmanlı hanedanının kendisini Türk saymadığı gibi olumsuz bir nicelik ve anlam yüklediği Türk sözcüğünü ezdiği, sömürdüğü, aşağıladığı Anadolu köylüsünü tanımlamak için kullandığı geliyor. Ancak gerici egemen sınıfların milliyetçi ve faşist ideolojisinin rasyonel bir temel üzerinde yükselmesinin gerekmediğini. dahası çoğu kez bunun böyle olmadığını unutmuyordu.
Türk milliyetçiliğinin. 19. yüzyılın sonlarına gelene değin doğması Türkiye'nin bugünkü topraklarında kapitalizmin görece geç gelişmesiyle olduğu gibi, ikinci Abdülhamit'in ve onu izleyen İttihat ve Terakki Fırkası'nın, imparatorlu¬ğun ancak Osmanlılık bayrağı altında ayakta tutulabileceği yolundaki inançlarıyla açıklanmalıdır. Ama, Balkanlar'daki son toprakların yanı sıra, Birinci emperyalist savaş içinde, son Arap topraklarının da yitirilmesi, bu yaklaşımı anlamsız ve geçersiz kildi. ittihat ve Terakki'nin mirasçıları olan Kemalistler ellerinde Türklerin çoğunlukta olduğu bugünkü Türkiye'den başka bir şey kalmayan Türk egemen sınıflarının milliyetçi ideolojisinin gerçek mimarları oldular. Bu milliyetçilik en azından İttihat ve Terakki döneminden başlayan Türk burjuvazisinin- devletçe aktif bir biçimde desteklenen- oluşum sürecine, İngiliz, Fransız ve İtalyan emperyalistlerine ve Yunan işgaline karşı yürütülen cılız antiemperyalist savaşa ve özellikle 1925 yılında patlak veren Şeyh Sait ayaklanmasına ve onu izleyen Kürt ayaklanmalarına karşı girişilen bastırma çabalarına paralel olarak gelişti ve pekişti.
Yeri gelmişken, Türklerin Orta Asya günlerinden bu yana savaşçı bir toplum oldukları ve böyle biçimlendikleri, Türk egemen sınıflarının  bugünkü şoven, militarist ve faşist niteliklerinin kaynaklarının bu sözüm ona ulusal özellikle aranması gerekliği savının hiç bir bilimsel değer taşımadığını belirteyim.
Halkların ve toplumların "ulusal" özellikleri birtakım "değişmez" niteliklerle ve onların kuşaktan kuşağa adeta kalıtım yoluyla aktarımıyla açıklanamaz Binlerce yıl ön¬ce, Orta Asya steplerinde at koşturan, avcılık ve hayvancılık yapan Türk’le pek çok ekonomik, kültürel. etnik, siyasal. dinsel vb öğenin etkisi altında yeniden ve yeniden biçimlenmiş olan bugünün Türkü' ara¬sında hemen hemen hiç bir ortak nokta yoktur. Böylesi bir metafiziksel yaklaşım. aslında gerici Türk egemen sınıflarının, Türklerin bir asker-ulus olduğu ve binlerce yıldır nice devletler kurmuş, kendine özgü bir toplum olduğu yolundaki şovenist mitolojinin tersyüz edilmiş bir anlatımından başka bir şey değildir. Buradan geçmeden "resmi ideoloji", ya da aynı anlama gelmek üzere "Kemalizm" kavramı üzerinde de durmak gerekiyor. Bu. resmi ideoloji ya da Kemalizm denen şeyin, Cumhuriyetin ilk yıllarında bu yana içeriği, Türkiye Cumhuriyeti'nin değişik dönemlerinde – Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes 27 Mavıs AP hükümetleri. 12 Mart. MC hükümetleri. CHP hükümeti. 12 Eylül, ANAP, DYP-SHP,RP -DYP,ANAYOL-SOL,AKP vb. – iktidarı elinde  bulunduran egemen sınıf kliklerinin eğilimlerine  ve sınıf savaşımının gereklerine  değişik nüanslar ve yorumlar  kazandığını belirterek geçelim.- bu kavram gerek Türkiye komünist ve devrimci hareketi saflarında ve gerekse özellikle Kürt ulusal hareketi saflarında bir takım teorik yanılsamalar, devrimci- olmayan ve yanlış taktiklere ve yönelimlere temel oluşturabileceği ve oluşturduğu için reddedilmelidir. Türkiye'de egemen ideoloji ve kültür, üretim araçlarını ve siyasal iktidarı elinde bulundura gelen komprador (daha sonra işbirlikçi) burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin ideoloji ve kültürü olmuştur. Türk gerici egemen sınıflarının başat ideolojisi Kemalizm olmakla birlikte, bu ideolojinin farklı yorumlarının yanı sıra, bu sınıfların Kemalist-olmayan ya da gayri resmi ideolojilerinin varlığının bir olgu olduğu unutulamaz. Kemalizm kapsamına almayacak olan Terakki Perver Fırka-Serbest Fırka çizgisini bir yana koyacak olursak, Türk egemen sınıflarının bağrında dinsel gericilik, Pantürkizm, Panislavizm gibi farklı ya da rakip ideolojilerin ya da ideolojik trendlerin var olmuş olduğunu görürüz. Özellikle bugün, ayrıntısına giremeyeceğimiz nedenlerden ötürü, Türk egemen sınıflarının geleneksel Kemalist konumlarından şu ya da bu ölçüde uzaklaşmakta oldukları koşullarda ("İkinci Cumhuriyet" tartışmaları vb), onlara karşı, savaşışı Kemalizm’e karşı savaşa indirgemek ve Kemalizm’e karşı savaşla sınırlamak son derece yanlış olacaktır ve olmaktadır da. Bu yaklaşımını, özellikle Kürt ulusal hareketinin saflarında Özalist eğilimi. BDP-DP çizgisi¬ni ve MNP- MSP-RP çizgisini vb, Kemalist olmadıkları gerekçesiyle bir bağlaşık s ya da dost, en azından potansiyel bir bağlaşık ya da dost olarak görme yanlışına kaynaklık ettiği biliniyor. Böylesi bir tutum, gerek ulusal gerekse toplumsal kurtuluş davasını çıkmaza sokmaktan ve batağa sürüklemekten başka bir sonuç. vermez ve veremez. Kürt ve Türk halkları. Türk gerici ege¬men sınıflarının yalnızca Kemalizm bayrağı altında toplanmış olan fraksiyonuna ya da fraksiyonlarına karşı değil, tümüne karşı savaş açmadan ve zafer kazanmadaki gerçek kurtuluş, yolunda sağlam adımlarla yürüyemeyeceklerdir.
Aslında, resmi ideolojiye "karşı" olan gerici burjuva klik yada partilerine bir çeşit ilericilik ya da demokratlık yükleme çabaları hiç de yeni değildir. Örneğin, İdris Küçükömer I969'da yayınlanan Düzenin Yabancılaşması adlı kitabında , Kemalizm’in önceli sayabileceğimiz İttihat ve Terakki Fırkası'na sağ, ona karşı çıkan ve aslında emperyalizme ve feodal gericiliğine daha yakın duran Hürriyet ve ihtilat' Fırkası’nı sol olarak görüyordu. Ona göre, "Yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen doğucu- İslamcı halk cephesine dayanan" Jön Türkler'in Prens Sebahattin kanadı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası birinci BMM'ndeki ikinci Grup, Terakki Perver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve Adalet Partisi solda yer alıyorlardı. Çünkü onlar Küçükkömer'e göre, bugünkü moda deyimle resmi ideolojiye ve onun temsilcilerine- bir yere kadar da olsa- karşıydılar ve üretici güçleri geliştiriyorlardı. Öte yandan yine ona göre, "Batici- laik bürokratik geleneği temsil eden" Jön Türklerin ittihat ve Terakki Fırkası kanadı birinci BMM'deki Birinci Grup Cumhuri¬yet Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi, Milli Birlik Komitesi, CHP'deki Ortanın Solu eğilimi sağda yer alıyorlardı; Çünkü bütün bu akım ve partiler resmi ideolojiyi temsil ediyor ve üretici güçlerin gelişimini frenliyorlardı. Benzer tezler bugünde sivil toplumcular (Birikim çevresi vb) başta gelmek üzere bazı çevrelerce savunuluyor. Kemalizm’i yücelten, klasik TKP revizyonizminin ve onun varyantlarının mekaniksel antitezi olan bu türden görüş ve yaklaşımlarda reddedilmeden ne özelde Kemalizm’e, ne de genelde Türk gericiliğine karşı tutarlı bir savaşım verilmeyeceği ve egemen sınıfların bir kanadına karşı savaşırken bir diğerinin yedeğine düşüleceği açıktır, Dolayısıyla "resmi ideoloji" tekerlemesi ve onun üzerine oturtulan analiz ve taktiklerin bir yana atılması olmazsa olmaz bir koşul niteliği taşır. Tamda bu noktada, emperyalist güçlerin ve onların denetimindeki "uluslararası" kuruluşların ( BM, AGIK.NATO vb.) Kürt ve Türk halklarının dostu değil düşmanı olduğu apaçık gerçeğinin altının kalın bir çizgiyle çizilmesi gereğini belirtmek istiyorum. ABD ve Batı Avrupa emperyalistlerinin içinde kıvrandığı ekonomik ve siyasal bunalımdan yararlanarak Türk egemen sınıflarına, Kürt sorununa ilişkin kendi emperyaliste dayatma girişimlerini arttırdıkları bugünkü ortamda emperyalist güçlere ilişkin siyasal uyanıklığını zayıflaması. gerçek bir felakete yol açabilir. Emperyalistlere bel bağlayan yaklaşımların Kürt halkının ulusal kurtuluş savaşımının yararına olmağını yaşam defalarca kanıtlamış ve açığa çıkartmıştır. düşünmüyoruz. PKK'ninn öteden beri sahip olduğu bu oportünist ve pro-emperyalist yaklaşımın yoğunlaşması ciddi tehlikeleri bağrında barındırdığı gibi Türk egemen sınıflarının Türk işçi ve köylülerini Türk milliyetçiliği ve şovenizmiyle zehirleme olanaklarının da arttırıyor (PKK'nin kökü dışarda ve yabanca-uşağı bir güç olduğu demagojisi). Bu  gelişmelerin başını  PKK'nin çektiği Kürt ulusal hareketiyle Türkiye Komünist ve devrimci hare¬keti arasında olsun. Kürt ve Türk halkları arasında olsun ortak savaşın ve karşılıklı dayanışma olanaklarını azaltmakta olduğu da bir olgudur.

 PKK’li dostlarımızın bu eleştiri ve uyarılarımızı hesaba katmaları gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye komünist hareketinin bir TKP(M-L) Hareketi, Kurt halkını  ulusal kurtuluş savaşımını hem sözle, hem de siyasal eylemiyle destekliyor. Ve onun ayrı devlet kurma hakkını kayıtsız koşulsuz savunuyor. Ama O, PKK'nin milliyetçi yönelimini, Türk egemen sınıflarına ve emperyalistlere ilişkin oportünist yanılsama ve taktiklerini de eleştiriyor. Bu vesileyle, Türkiye devrimci hareketinin tüm  bileşenlerinin aynı torbaya konup hepsinin üzerine, ne idüğü belirsiz bir "Türk solu" etiketi yapıştırılması, daha da kötüsü bu "Türk solunun bir bütün olarak Kemalizm’in uzantısı, hatta bir parti olduğunun ileri sürülmesini son derece yanlış bulduğumuzu belirtmeliyim. Reformist, devrimci-demokratik ve komünist akımların ayrı renge boyanmasının dahası TKP ve Aydınlık kliklerinin uzantıları durumundaki sözde sol akımlarla komünist ve devrimci-demokratik akımlar arasında ayrım yapılmamasının Kürt ulusal hareketine zerrece yaran yoktur. Bundan vazgeçilmelidir. Kaldı ki, TKP(M-L) Hareketi'nin doğusundan, yani 1972'den beri Kemalizm’e, Türk milliyetçiliği ve şovenizmine ve Türk egemen sınıflarına karşı ve Kürt halkı üzerindeki ulusal zulüm ve asimilasyon siyasetine karşı açık bir tavır aldığı, Kürt ulusunun ayrılma ve ayrı devlet kurma hakkını tutarlı bir biçimde savunduğu unutulamaz ve unutturulamaz. Türkiye devrimci hareketinin diğer bileşenlerinin Kemalizm’in etki alanı içinde bulundukları, onu küçük burjuvazinin devrimci-milliyetçi ve anti-emperyalist bir çıkışı olarak değerlendirdikleri, hatta bazılarının 12 Mart 1971 faşist darbesinin niteliğini teşhis etmekte zorlandıkları koşullarda İbrahim Kaypakkaya şunları söylüyordu:
" Marksist-Leninist hareket. bugün Türk hakim sınıflarının, Kürt milletine ve azınlık milliyetlere uyguladığı  milli baskıların en amansız ve kararlı düşmanıdır. Milli baskılara, diğer diller üzerideki baskılara. milli imtiyazlara karşı en önde mücadele  eder."
Komünist hareket Türk burjuva ve toprak ağaları tarafından ezilen Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkını, yani ayrılma ve bağımsız bir devlet meydana getirme hakkını her dönemde ve kayıtsız şartsız  tanır ve savunur." Ancak o doğal olarak bununla yetinmiyor ve sınıf bilinçli Türkiye proletaryasının, Türkiye sınırları içinde yaşayan değişik ulus ve milliyetlerden tüm işçilerin birleşik proleter örgütlerinde (parti, sendika vb.) bir araya gelmelerini ve Türk, Kürt vb. egemen sınıflarına ve burjuvazisine karşı ortak savaşımını  da  savunuyordu; Türk milliyetçiliği ve şovenizme karşı savaşırken değişik ulus ve milliyetlerden Kürt, Türk vb. işçilerin burjuva milliyetçiliğinin değil, proleter enternasyonalizminin bayrağı altında toplanmaları için ezilen ulus milliyetçiliğinin etkisinden de kurtulmaları gerektiğini söylüyordu.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kürsü

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye