DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
KADIN VE SENDİKA
Özgür Kadın
İnsan sosyal bir varlıktır. Bu gerçeklik, yaşamın her alanında örgütlü yaşamın gerekliliğini ortaya koyar. Tabii bu ihtiyacın karşılanması söz konusu olduğunda sorunlar kendini gösterir. İnsanlık sınıflara bölünüşünden beri, sosyal, kültürel ve siyasal haklar söz konusu olduğunda, üretim araçlarını ellerinde tutan sınıflar belirleyici olmuşlardır. Bugün de ezen burjuva sınıf kendi düzenini koruyabilmek i9in kendisine tanıdığı her alanda örgütlenme özgürlüğünün kırıntılarını bile ezilen geniş yığınlara tanınmaktadır.   
Kitleleri uyutmak, onların gözlerini korkutmak için de, örgüt umacı yaratmıştır, yaratıyor.  Yığınlara kötü gösterilmeye çalışılan, oysa hayatını her alanında ekmek ve su kadar gerekli olan örgüt, örgütlenme nedir? En basit tanımıyla örgütlenme; "ortak  bir amaç veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların  veya  kişilerin oluşturduğu birlik" demektir.
Üretim fabrikalarda örgütlenmiştir. İşçiler, işverenlere karşı ortak sınıf çıkarlarını korumak için sendikalarda örgütlenmişlerdir. işverenler,işçi sınıfına karşı burjuva sınıfın çıkarlarını korumak için işverenler sendikasında örgütlenmişlerdir. Devlet, örgütlenmiş  zor demektir. Egemen sınıflar, kendi sınıf çıkarlarını korumak ve düzenlerini sürdürmek için » devleti ellerinde tutarlar. İşçi sınıfının kendi politik çıkarları doğrultusunda, kendi öz örgütü olan partilerini açık bir biçimde kurma ve örgütlenme özgürlüğüne sahip değildir...
Evet, örgütlenme bir hayatın her alanında ihtiyaç. Ancak bu yazının başlıca teması örgütlenme değil. Burada örgütlenmenin bir biçimi olan sendikalarda kadın işçilerin durumu ve öneriler ele alınacaktır. Ancak, yine de genel anlamda Türkiye'de sendikal örgütlenmenin sorunlarına yer yer girmek zorunda kalacağız.
Sendikalar, işverenlere karşı dayanışma ve birlikte hareket etme bilincine varmış işçilerin, sınıf çıkarları doğrultusunda birleştikleri merkezlerdir. Sendikaların işlevlerini, yalnızca işçi sınıfının ekonomik sorunlarıyla sınırlandırmak, gerçek ilişkiler ve yaşam akışından bir yanılgı olur. Sendikalar, işçi sınıfının ekonomik haklarını yanı sıra, demokratik hakların alınması mücadelesinde de görev ve yükümlülüklere sahip olmak zorundadırlar.
Türkiye'de sendikal haklar, işçi sınıfının savaşımlarının sonucunda kazanılmıştır. Ancak, her on yılda gelen darbeler, özellikle de 12 Eylül askeri faşist darbesi, 70'li yıllarda işçi sınıfının mücadele ederek kazandığı tüm hakları gasp etmekle kalmamış, bazı sendikaların kapılarına da kilit vurmuştur. Egemen sınıflar bugün sendikal örgütlenmenin serbest olduğunu söyleseler de sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, oyunlar ve sendikasızlaştırma politikaları, onların ikiyüzlülüğünü ortaya koymaktadır.
Türkiye'de sendikal örgütlenmenin sorunları, önündeki engeller ve iş yaşamındaki sorunları genel olarak kadın ve erkek işçiler birlikte yaşarlar. Ancak, bu genelleme, özelde kadın işçilerin yaşadıklarını görmemizi engellememelidir.
Çünkü,hayatın her alanında olduğu gibi, kadın işçiler sendikal örgütlenmede ve sendikal yaşamda erkek işçilerden çok daha farklı sorunları yaşarlar. Sendikal yaşamı, toplumsal yaşamdan soyutlayarak ele almak mümkün değildir. Türkiye'de sendikalı kadın işçilerin sayısı ve sendikal yaşamla ilgili sorunlar söz konusu olduğunda hemen belirtmeliyiz ki, kaynak sorunu hemen kendini gösteriyor. Şu anda var olan işçi konfederasyon ve onlara bağlı sendikaların yayınları,   kadın işçilerin yoğun olarak çalıştıkları iş kollarının bağlı  oldukları sendikaların verileri bile yok denilecek   kadar az. Daha doğrusu, gerçek verileri elde etmek mümkün değil. Kuşkusuz, bu durum, Türkiye'de kadın işçilerle ilgili yaklaşımların bir ürünü olarak görülmek zorundadır.Hemen, "erkek işçiler için çok fazla veri var mı ki" şeklinde bir soru yöneltenler olabilir. Verili durum, objektif olarak erkek işçi ve kadın işçiler arasında farklı bir uygulamanın olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor
Bugün Türkiye'de 20 milyonu aşkın çalışan nüfusun 2006 yılının rakamlarına göre kadınların ¼’ü üretimde istihdam edilmektedir. Bunların %17’si özel sektörde, %9’u kamu alanında çalışmaktadır. 3 milyon 927 kadın ise kayıt dışı işlerde çalışmaktadır. Bu sayının kendisi toplam kadın istihdamının nerdeyse %37’sini oluşturmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ocak 2007 yılında verdiği rakamlara göre, 5 milyon 210 bin 46 işçinin 3 milyon 23 bin 732’si sendika üyesidir. Sendika üyelerinin 463 bin 332’si ise kadınlardan oluşmaktadır. Bu rakam %15’e tekabül etmektedir.
Bakanlığının verilerinin yanı sıra Tek Gıda İş Sendikası’nca yapılan araştırma kapsamında toplu iş sözleşmesinden faydalanan işçi sayısının 700 bin olduğu söylenmekte, gerçek sendikalaşma oranının %5-7 olduğu ifade edilmektedir. Bu rakamlara göre sendika üyesi işçilerin  %10’unu da kadınlar oluşturmaktadır.
Kamu alanında ise KESK üyelerinin %30’unu kadınlar oluşturmaktadır.
Bu rakamların kendisi gerek işçi sendikaları gerekse de kamu sendikalarında kadınların sınırlı bir yer tutuklarını göstermektedir.
Bugün Türkiye'de 20 milyonu aşkın çalışan nüfusun yalnızca 3 milyonu SSK Kapısında. 3 milyonun yalnızca 300 binini kadınlar oluşturuyor. Sendikalı kadın sayısının net olarak vermek ise mümkün değil. Ancak eldeki verilerden hareketle sendikalı kadın sayısının SSK'lı kadın sayısının altında olduğunu söyleyebiliriz. Yeterli olmasa da eldeki istatistiki veriler kadın emeğinin sömürü düzeyini ortaya koyuyor. Tarımda kullanılan kadın emeğinin aile işçiliği içerisinde yer alması, sigortasız çalıştırılan kadın sayısının fazlalığı ve yaygın bir biçimde eve iş almanın söz konusu olduğu şahsına yaşamı, sendikalı ve SSK'li kadın çalışan sayısının azlığını ortaya koyuyor.
Sendikalı kadınların sendikal faaliyetlere katılımının düşüklüğü ise, gerçekte çok komik rakamlarla kendini gösteriyor. Türkiye’de 2006 yılında toplam 96 sendika başkanından sadece 3’ü kadındır. Kamu sendikalarında ise bu sayı % 9 oranındadır. Türk İş bünyesinde ise 35 sendika yöneticisinden sadece 3 kadın Genel Merkez Yöneticisidir.



Dahası  bir elin parmaklarını geçmeyen sendikacı kadını sayısı, Türkiye'de sendikal yaşamın gerçekleridir. Kadın işçilerin çok yoğun olarak çalıştıkları işkollarında bile tekstil, gıda, tarım, özel hizmetler sektörü vb. kadın temsilcisinden tutun, çocukların eğitimi şube ve genel merkez yönetimlerinde çok ağırlıklı olarak erkekler görevlidir. Kuşkusuz bu gerçek durum, toplumsal siyasal ve kültürel yaşamdan koparılarak, soyut bir biçimde ele almamız. Bugünün Türkiye'sinde çalışan işçi ve emekçi kadınlar hala ev kadını olarak görülmektedirler. Çünkü toplumsal değer yargıları, her gün, her saat onların önce iyi bir anne ve eş olmaları gerektiğini dikte ederler. Aksi tutumlar gerici geleneklerle çarpışmak zorunda kalırlar. Kadının 8 saatlik mesaisinin ardından, evdeki mesaisi başlar. Bir işçi kadının ortalama günlük mesaisi yolla birlikte 14-16 saati bulur. Çocukların eğitimi ve bakımı, ev işleri, temizlik, yemek, çamaşır, bulaşık, alıveriş, işten alelacele evine dönen kadını bekler. Yapılan araştırmalarda, sendikalı kadınların üçte birinin işyeri temsilcisi olmayı düşündükleri ortaya çıkmıştır. Temsilci olmak istemeyenlerin ortak gerekçesi ise, zamanlarının olmaması. Sendikal çalışmayı  erkek işi görenlerin sayısı ise % 10'dur. Her ne kadar toplumda politika ve sendikal çalışmanın erkek işi olduğu şeklindeki düşünce egemen olsa da, istatistiki veriler (kesin doğruluğu kuşkulu olsa bile) çalışan işçi kadınlar içerisinde bu anlayışın değiştiğini, en azından değişime uğradığını gösteriyor. Ancak, düşünceler değişime uğraşa da, gerçek ilişkilerde her hangi bir değişimin sağlanamadığı ortada.    
Kadınların sendikal yaşama katılamamalarını önündeki engeller dikkate alındığında, ilk etapta bazı görevlerin karşımıza çıktığını görürüz. Ve işe buradan başlamak gerekiyor.
Birinci olarak; kadın çalışanların önündeki en önemli sorunlardan birisi; ev işlerinin kadın işi olarak algılanıp içselleştirilmesidir. Üretimde ortak yazgıyı paylaşan kadın ve erkek işçiler, aile yaşamında da paylaşmayı öğrenmek zorundadırlar. Buna günlük yaşamı kolaylaştırıcı talepler için mücadeleyi de eklemeliyiz.
İkincisi; toplumsal değer yargılarının değiştirilmesi     gerekiyor ve bizzat pratikte bu değer yargılarıyla çatışmaya girmek gerekiyor. Bu noktada eğitimin gerekliliği asla unutulmamalıdır
 Her iki etmen içinde bilinçli bir mücadele şart. Genel olarak kadınların bilinç ve örgütlülük düzeylerini, yüzyılların köleliğinin etkilerini düşündüğümüzde, kadınların sendikal yaşama aktif katılımını sağlamak bakımından özel araç ve yöntemler geliştirilmek zorundadır.
Türkiye'deki sendikal anlayış ve yapıların durumları dikkate alındığında; öncelikle cins ayrımını gözetmeksizin işçi sınıfı kendi örgütlerine sahip çıkmalıdırlar. Bunu yapmadan sendikalardan bir şeyler beklemek ham hayaldir. Sınıfın kendi sendikasına sahip çıkması ise pratikte zorlama ve iş yapmaktan geçer. Bugün bir çok sendikanın tüzüğünde kadın komisyonlarının kurulmasına ilişkin bir hüküm olduğu halde işletilmiyor. Kadın işçiler bizzat kadın komisyonlarının oluşturulması ve kadın işçilere yönelik özel eğitim programlarının uygulanması için mücadele etmek zorundadırlar. Aksi taktirde "zamanım yok" gerekçesi ömür boyu sürecektir. Kadının ev köleliğinin ortadan kalkmasının yolu, özgürlük mücadelesinde birer unsur olabilecek, her alanda yürütülecek mücadeleyle sağlanacağı gerçeği unutulmamalıdır.    Sendikalarda oluşturulan kadın komisyonları; işçi kadın kitlesini bilinçlendirmek-değiştirmek için çalışmaları; kadın çalışanların özgül taleplerini geliştirmeli ve bu talepler doğrultusunda mücadele etmelidirler. Toplu-sözleşmelerde, kadın işçilere yönelik talepler konusunda yetkili olmalıdır. Komisyonların yaptıkları çalışmanın bir unsuru olarak; temsilciliklerde,
ve bu talepler
Kadın ve erkek işçiler, ortak ve özel sorunların sahiplenilmesi ve bugün sendikaların önünde oluşturulan barikatların aşılması için ortak mücadeleyi geliştirmeli, yalnızca grev ve direnişlerde değil, sendikal çalışmada, hayatın her alanında birlikte omuz omuza mücadele paylaşılmalıdır.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye