DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
FAŞİŞT GERİCİ KÜRT DÜŞMANLARI AYNI ÇİZGİDE BİRLEŞİYORLAR
Kürdistan
Aslında  parti,çevre ve kişilerin niteliğini ortaya koyan turnusol kağıdı rolünü oynayan Kürt sorunu,”üniter Türk devletini koruma “ adı altında kürt düşmanlığında hareket eden güçler aynı kulvarda buluşmakta ve generallerin peşinde  saf tutmakta  geri kalmıyorlar.

Son MGK toplantısı genelkurmayın “Topyekün savaş” ilanını onaylamış ve AKP hükümetini bu talimatın gereklerini yerine getirmeye çağırmıştır.Nitekim  Faşisttinden Şeriatçısına, Kemalisttinden Sosyal-demokratına kadar hemen  bütün  faşist gerici  parti ve çevreler Türkçülük adına, Kürt inkarcılığı ve Kürtlere karşı baskıcı ve yasakçı demir yumruk politikanın sürdürülmesinde birleşmekte ve genelkurmayın talimatlarına uygun poziyon almaktadırlar. Dahası, faşist  şoven-gerici parti, politikacı ve basının,egemen sınıfların bir kesimi  Erdoğan’ın, Demirel ve çevresince de desteklenen “Tek devlet, tek millet ve tek bayrak çerçevesinde Kürt meselesine çözüm... Terörle mücadele... Teröre karşı herkesle görüşme... Demokrasinin alanını genişletme...” vb. üzerine açıklamalarını ihanete eş bir “sapma“ olarak gösterip, bir “Türk milli cihadı“ için, ellerindeki mevzi ve olanakları harekete geçirdikleride bir gerçek. D. Bahçeli ve MHP’nin, Erdoğan’ın “Kürt sorunu vardır“ açıklamasının aslında Kürt hareketini içten vurarak  etkisiz kılma amacı güttüğü bilinmesine karşın, bunu Kürt düşmanlığı ve inkarının yeni bir olanağı olarak değerlendirmeye çalışması, MHP’nin faşist ırkçı-gerici ideolojisini bilenler için beklenilmez bir şey değildi.CHPnin başındaki sivil general Baykalın,demokrasi Kürt sornunun çözmez yönlü açıklamaları, Yaşar Okuyan’ın,ANAP genelbaşkanı erkan Mumcunun açklamaları, MHP militanlığını AKP içinde sürdüren politikacıların, sermaye basınındaki eski MHP’lilerle MHP yandaşı sendika ve dernek yöneticilerinin tutumu ya da onların omuzdaşı Perinçek’in sosyal şöven Kürt düşmanı orducu tutumu da şaşırtıcı olmazdı.
 Faşist gerici Türk şovenleri, Erdoğan’ın “Kürt sorunu var” sözüyle “milliyetçi Kürt tezine güç vermiş, ve üniter devlet yapısının zaafa uğramasına kapı aralamış” vb. olduğunu ileri sürerek, zaten sürdürdükleri faşist terörle ez ve dağıt  şiddet propagandasını yeni bir kampanyaya dönüştürdüler. Erdoğan, önceki yılların hükümet sorumluları tarafından da gelişmeler karşısında bir reaksiyon olarak ifade edilmiş “Kürt realitesini tanıyoruz”, “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” vb. biçimlerdeki “kabullenme”nin ötesine geçmemesine; “tek devlet, tek millet, tek bayrak” anlayışı içinde bir tanımlamayla sürdürüle gelen devlet politikasına bağlı olduğunu ortaya koymasına rağmen, yinede genelkurmay merkezli faşist şovenist güçler  ateşe daha fazla benzin dökmeye yöneldiler.
 Ortalarda sosyal demokrat olarak çaka atan Baykalın Kürt konusunda aldığı kart MHP ile aynileşmiş ve genlkurmayın ayak izlerinde yürür hale gelmiştir. CHP ve Baykal halk kitlelerinin karşısına demokrat maskesiyle çıkarak yığınları demegoji ile uyutmaya çalışmakta ve kirli savaş tamtamcılığ ı yaparak kürt düşmanı politikasını ortaya koymaktadır;.Bu aynı hatta büyük sermayenin mehmetçi basınıda yürüyerek  halka karşı her tür entrikayı emperyalizm ve işbirlikçilerinin tezgahında çevirip bütün bunları, “Türkiye’nin çıkarları” ikiyüzlülüğüyle örtmeye çalışıyorlar.
Kürt sorununda genelkurmayın  direktifi doğrultusunda hareket eden Baykal ve CHP’si MHP gibi faşist gerici şoven partileri aratmıyor.Yüzyıllık demagojiyi dayanak edinen ,İMF ve AKP Hükümeti’nin işçi sınıfı ve emekçilere karşı yürüttüğü sosyal-iktisadi ve siyasal politikalara “görüntüyü kurtarmak için“ dahi olsa; herhangi bir itiraz getirmeyen Baykal ve ekibi, M. Kemal’in adını kullanarak ve “Cumhuriyeti kuran parti“ gibi klişeler üzerinden  şoven propogandalarla Türk ulusundan emekçilerin duygularını istismar ederek, politik rant edinmeye çalışıyor. Baykal’a göre, Erdoğan’ın “Kürt sorunu” sözcüklerini kullanması, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk tarafından atılmış temellerine ve kuruluş felsefesine aykırı”dır; “Atatürk’ün ulus anlayışına“ uymamakta ve “ Anayasa’daki Cumhuriyet ve ulus tanımıyla” bağdaşmamakta ve onun “talihsiz ve tehlikeli yöneliş”e girerek, “Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun temellerine, ulus bütünlüğüne farklı“ bakıyor olmasını göstermektedir. Erdoğan çünkü, “sorunu bir terör ve terör örgütü sorunu olarak değil de, bir etnisite sorunu olarak” görmektedir! Ve demagog Baykal, yineliyor ki; “ Cumhuriyet’i kurmuş bir partinin genel başkanı olarak tarihi uyarı yapmak benim görevim ve sorumluluğumdur.”
 Baykal, “Kürt sorunu” sözcüklerini “ikili bir yapı”yı kabul etmenin; “ikili bir Türkiye’yi tanımlama”nın; “etnisiteye hukuk verin, deme“nin; “etnik bölünme, etnik dağılma”ya yol vermenin; “Türkiye’yi dağılmaya, Yugoslavyalaştırmaya sürükleme” tehlikesine kapıyı açmanın işareti sayıyor. Baykal, Irak’taki gelişmelerle de ilişkilendirerek, sorunu tersinden ortaya koyuyor; emperyalistlerin “Yugoslavlaştırma“politikalarını gizliyor ya da tek yanlı ele alıyor; inkar ve baskıyla emperyalist politikalar; ve ulusal boğazlaşmaların bu politikalarla ilişkisini bilinçli biçimde görmezden geliyor. “Atatürk’ün millet tanımı ve anlayışı“ diye, Türk ulusçusu ırkçı ve inkarcı sopa da sallayarak, “Erdoğan’ın görüşmeleri ve söylemiyle dolaylı olarak PKK’yı muhatap aldığı“ demagojisiyle onu “sıkıştırma“ya çalışırken, Kürt ulusal sorununu bir sorun olarak dahi görmek istemiyor. Sonra da politika pazarında demokrasi ve demokratlık üzerine gürültülü açıklamalarla yer tutmaya ve güç kazanmaya çalışıyor. Baykal kuşkusuz, Erdoğan’ın, “Kürt sorununu çözme” gibi bir hedefinin; ve ”demokratik çözüm biçimi”nin ne ve nasıl bir çözüm olduğuna dair bir tek belirtinin olmadığını; onun ve hükümetinin örneğin, “sorunun demokratik çözümü ve demokrasinin sınırlarının genişletilmesi, Türkiye’nin bugün bulunduğu demokratik konumundan geriye çekilmesine izin vermeyecekleri” yönündeki açıklamalarına uygun düşen bir yöneliş içinde olmadığını biliyor. “Hükümet sözcüsü” ve Adalet Bakanı C. Çicek’in, “TSK bir istesin milletimiz milyon versin, bizim tutumumuz da budur” dediğini ve “Terörle Mücadele Yasası’nın, TSK’nın istekleri dikkate alınarak yeniden biçimlendirileceğini, hatta bütünüyle yeni bir yasa getirileceğini” açıkladığını; Erdoğan ve hükümetinin “operasyonların asla durmayacağı” açıklamalarının da farkında.-   Nitekim PKK 1 aylık eylemsizlik kararı almasına karşın TC devleti Kürdistanda operasyonlarını sürdürmeye devam etmesi,DEHAP yöneticileri hakkında soruşturma açılıp yurtdışına çıkış yasağı koyulması ,DTP’nin özel olarak izlenmesi vb. Kürt sorununda devletin demir yumrukla ezme politikasından vaz geçmediğini gösteriyor.Ancak, demagog Baykal’a istismar konusu gereklidir ve Kürt sorunu gerekli hassasiyeti sağlayıcı özelliktedir. “Parsa”yı ise MHP’ye tümüyle kaptırmamak gerekmektedir! Bunun için o, aydınları da, E. Çölaşan usulü jurnallemekten geri kalmayarak, “Araya girenler –diyor-iki taraftan söz ediyor; taraflar, diyorlar. Görüşmeden sonra PKK’ya hitap ediyorlar. Devleti ve terör örgütünü eşit statüde görüyorlar” diyebiliyor. Baykal, bir süre önce, emekliliği kesinleşen General Hurşit Tolon’un, “orgeneral üniformamı çıkardıktan sonra militan olarak teröre karşı savaşırım“ anlayışına uygun olarak, ve Genelkurmayın istediği yetki genişletilmesinin yanında yer alıyor ve sözümona “Türkiye’nin terörle mücadelesini zaafa uğratmamak“ adına politikayı, işte böyle yapıyor. Sorunun “demokrasi içinde çözülür”lüğüne tahammül etmiyor, yine de
Sosyal-demokrat oluyor.
    Genelkurmayın sivil generali Baykal ve CHP’sinde  değil sosyal-demokrat olsa olsa genelkurmayın  emir eri olur. Burjuva düzen partilerinin aslında  Kürt sorununda yoktur bir birlerinden farkları.Ama  içte  ve dışdaki gelişmeler Kürt sorununda  egemen sınıfların ve  politik-askeri temsilcilerinin aynı hatta durmasını zorlaştııyor. Bazı kesimlerin Kürt özgürlük hareketini sistem içinde boğarak etkisiz kılmada taktik arayışlarına yönelmeleri iddia edildiği gibi Kürt sorununda yeni bir çözüm önünü aralamıyor. Ama mevcut demir yumruk politikasıyla Kürt sorununun dahada ağırlaşacağı bir gerçek.Kürt sorununda  en başta Kürt ulusu gerçekliği kabul edilmeden soruna halkçı devrimci çözümü bulmak ve  sorunun kalıcı olarak çözmenin güç olduğu görülüyor.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye