DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
YEREL SEÇİMLERİ DOĞRU OKUMAK
Baş Yazı
Büyük gürültü koparılan ve genel seçimler havasında geçen 29 Mart 2009
yerel seçimleri geride kaldı. Yerel seçimlerde AKP gerileyerek
muhalefette partileri birkaç puan oylarını artırarak çıktı. Ne ki
yerel seçimlerde erken seçimi gündemleştirecek bir tablo çıkmadı. AKP
düşüşe geçmiş olsa bile hala açık ara ile birinci parti olarak çıktı.
Yani burjuva düzen partilerinde kopuş yaşayan yığınlar güven
duyacakları bir alternatif olmaması nedeniyle  ya oy kullanmadılar
yada kötünün iyisi ehveni şer yolunu tuttular. Bu nedenle yığınları
tepkisi olduğundan daha az oranda sandığa yansıdı. Kuşku yok ki en
açık sonuçlar  Kürt illerinde açığa çıktı. Başbakan Erdoğan'ın
'düşüreceğiz' dediği kalelerde DTP büyük farkla AKP'yi geçti  ve adeta
Kürdistan da yerel seçimler referanduma dönüşmüş oldu.
  Ne ki bu aynı başarı devrimcilerin bir bölümünü DTP ile yapmış
olduğu ittifak  Birlikte Başarabiliriz Platformu Batı'da, ciddi bir oy
alamadı. Hatta DTP' nin daha önceden oy oranın gerinse üştü. Ayrıca
seçimlere kendi kimlikleriyle bağımsız yada ÖDP, TKP, EMEP'in
yığınlarda önemli sayılabilecek bir destek alamadıkları görüldü. Belki
de bu yerel seçim sonuçları burjuva düzen partilerinden çok devrimci
ve  sosyalistlerin kendilerini yargılamaları bakımında önemli veriler
ortaya koydu. Bu bakımdan anlı şanlı proletarya partileri yada
örgütleri bir yerde yığınlar nezdinden kendi güçlerini test anlamında
gelen seçim sonuçlarını doğru okuyarak, gerçeklere dönmeli ve grupçu,
ben merkezci yaklaşımlarını gözden geçirmelidirler. Yerel seçimler
devrimcilerin yığınlarda kopuk hallerinin devam ettiğini ve birlikte
çalışma kültüründen uzak kaldıklarını bir kez daha açığa serdi.
Kuşku yok ki yerel seçimlerin oy oranında bir geriye düşüş olsa da en
açık sonuçlar DTP'ce Kürdistan da alındı. Referandum özelliği taşıyan
seçimlerde Kürt halkı oylarını ulusal kimliği, onuru ve özgürlüğü
yönünde kullandı. DTP mevcut belediyelerine, Van, Siirt ve Iğdır il
merkezinin yanında, çok sayıda ilçe belediyesini de ekledi. 56 olan
belediye sayısını 99'a çıkardı. DTP, belediye başkanlıklarını
kazanamadığı Bingöl, Muş, Bitlis, Ağrı, Mardin gibi illerde de oy
oranlarını artırdı.
Seçimler yerel olmasına rağmen sonuçları siyasi tercihler belirledi.
AKP, bir önceki yerel seçime göre yüzde 3, 2007 genel seçimlerine göre
yüzde 8 oranında gerileyerek siyasi ve psikolojik olarak ağır bir
yenilgi aldı. 7 yılın ardından AKP ilk olarak seçimlerde gerileyerek
çıktı. Bu AKP'nin yıprandığı ve düşüşe geçtiğinin somut ifadesiydi.
CHP oylarını birkaç puan artırmasına rağmen, dahası  AKP'nin bu kadar
yıpranmasına rağmen istenen başarıyı yakaladığı söylenemez. Oy artışı
Kılıçtaroğlu, Karayalçın gibi adaylara bağlandı. Sahil şeridinde
genelde laiklik hassasiyetini ön planda tutan CHP belediyeleri
kazandı, belediye sayısını artırdı. Aynı zamanda bir dönem CHP'ye
küsmüş olan seçmenin büyük kentlerde krizinde etkisiyle yeniden CHP'ye
yöneldiğini eklemek yanlış olmayacaktır. MHP, bir önceki yerel
seçimlere ve son genel seçime göre oylarını artırdı. Elde ettiği yeni
belediyelerle, yerel iktidar ve siyaset alanını genişletti. Özellikle
Ege'de, faşist  ırkçı linç saldırılarıyla dikkat çeken Balıkesir ve
Manisa'da MHP'nin kazanması dikkat çekti. AKP'ye yönelen seçmenin Türk
milliyetçilisi seçmen kitledinin belli bir bölümünü Kürt sorunun öne
sürerek aldığını söylemek gerekiyor.Halk, Eskişehir, Ordu, Urfa gibi
yerlerde aday tercihini ön planda tutarak buralarda seçim sonucunu
belirledi.
İstanbul ve Ankara'da AKP ve CHP arasında son ana kadar gergin geçen
bir seçim yaşandı. AKP bu illeri elinde tutmayı başarsa da CHP
oylarını artırdı. Her iki ilde de seçmenlerin tercihlerini iki aday
arasına sıkıştırılmış rekabet belirledi ve kötünün iyiyi tercihe
zorlandı.
Birlikte Başarabiliriz Platformu Batı'da, birliktelikten doğan siyasi
kazanıma, daha örgütlü ve dinamik bir çalışma yürütülmesine rağmen,
beklenilen sonuçları alamadı. Dahası, Batı'daki Kürt halkının oyları
ve ortak platformun siyasi etkisi altındaki toplumsal kesimlerin
oyları sandığa yeterince yansımadı. İstanbul'da seçim yarışının
Topbaş-Kılıçtaroğlu rekabetine sıkışmış olması seçmen tercihlerini
etkiledi. Alevi oyları çok büyük oranda Kılıçtaroğlu'nda toplandı.
İlerici, demokrat kesimler 'CHP'ye rağmen' ve 'kötünün iyisi' fikri
ile oy kullandı. Kazanacak adaya verme eğilimi tercihleri belirledi.
Başta İzmir olmak üzere Ege bölgesindeki Kürt ve demokrat oylar
sandığa oldukça zayıf yansıdı. Çukurova'da da DTP'nin oy
potansiyelinin sandığa yeterince yansımaması, aslında batıda DTP' ye
yedeklenmenin kitleler arasında pek sıcak karşılanmadığını gösterdi.
DTP ile ittifak için devrimci kimliğiyle öne çıkmış adaylar batıda öne
çıkarmış olsaydı DTP'ye karşı ön yargıların kırılması bakımından
önemli olacaktı. Ne ki DTP'nin grupçuluğu ve kendisini dev aynasında
görmesi, devrimci akımların DTP'ye mahkum uzlaşmacı tutumları batıda
yığınların Bizde varız ittifakına sıcak bakmadığını göstermiştir. Yine
 tüm güçleri kucaklayan bir devrimci seçim blok'unun oluşturulamaması
da yığınların bu ittifaka  oy vermesini olumsuz yönde etkileyici olmuş
ve böylece önemli bir devrimci heba olmuştur.
DTP çatısından ve bağımsız olarak seçime katılan ESP'li adayların
aldıkları oylarda, bu ittifakın ve ESP'nin kitleler içinde ne kadar
etki ve sempati bulduklaırnı gösteriyor. Ayrıca ittifakın oylarının
ezici çoğunlugu DTP seçmeni olduğuda unutulmamldıır. DTP'nin
desteklemediği yerlerde ESP adaylarının almış olduğu oylarda aslında
devrimci hareketin yığınlar içinde ne durumda olduğu konusunda yeterli
 ip ucu vermektedir. Atılımın verilerine bakmak snaırz seçim
sonuçlarında batıda ne düzeyde başarılı olunduğu konunda veri
sunmaktadır.
"Ezilenlerin Sosyalist Platformu'nun 29 Mart seçimlerinde DTP
çatısından ve bağımsız olarak seçime katılan ESP'li adayların seçim
sonuçları belli oldu. YSK'dan açıklanan son rakamlar olmamasına rağmen
adayların aydıkları oy sayıları şöyle:
İstanbul Bahçelievler Belediyesi adayı Ayşe Yumli Yeter 17 bin 670,
İstanbul Tuzla Kanber Saygılı 1059
Ankara Büyükşehir Belediyesi Adayı Kamile Öncel 8 bin 299, Ankara
Keçiören adayı Mehmet Ali Tosun 2 bin 555, Ankara Mamak adayı Semra
Yalçınkaya bin 238, Çankaya adayı Serpil Köksal 2 bin 184.
İzmir Buca Belediyesi adayı Aysun Solakoğlu Ağaoğlu 9 bin 223 Malatya
Belediyesi adayı Sevim Kaptan Ölçmez 172
Samsun Belediyesi adayı Filiz Uluçelebi 237
Hatay Belediyesi adayı Muhsin Çobanoğlu 64
Bursa Kestel ilçe Belediyesi adayı Serpil Arslan 65
Çanakkele Belediyesi adayı Muharrem Demircioğlu 14
Ortak adaylar binlerce oy topladı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi için DTP çatısından seçimlere katılan
Birlikte Başarabiliriz Platformu Başkan adayı Akın Birdal 323 bin 778,
İzmir Büyükşehir Belediyesi bağımsız ortak adayı Avukat Arif Ali Cangı
26 bin 897, Adana Büyükşehir Belediyesi için DTP çatısından seçimlere
katılan ortak aday Şiyar Rişvanoğlu ise 72 bin 045 oy topladı."
(1.Nisan. Atılım.Güncel Haber)
" Sosyalist hareketin bir parçası olan ÖDP 1999 yerel seçimlerinde 2
belde belediye başkanlığı, 2004 yerel seçimlerinde 1 ilçe ve 1 belde
olan kazanımını bu seçimlerde 1 ilçe (Hatay Samandağ), 3 beldeye
(Hatay Samandağ İlçesi Aknehir Beldesi, Malatya Darende İlçesi
Ağılbaşı Beldesi, Kırıkkale Hasandede beldesi) taşımıştır. ÖDP'nin
dışında 29 Mart yerel seçimlerinde sosyalist hareketin bir parçası
olan Emek Partisi'nin Tunceli'nin Mazgirt İlçesini kazanması yine
sosyalist bağımsız adayların Tunceli Pertek'i ve yeniden Tunceli
Hozat'ı kazanması, yine AKP'nin kuşattığı Rize'de sol-devrimci
bağımsız adayın Çamlıhemşin ilçesinde seçimi kazanması ve yine
Tunceli'de sosyalist bağımsız adayın yüksek oy oranı sosyalist-sol
hareketin geleceği açısından önemlidir. Kazanılan yerleri farklı bir
yerel yönetimin farklı bir yaşamın örnek yerleri haline getirmek bütün
sosyalistlerin görevidir.
ÖDP açısından en önemli kayıp Hopa'da yerel seçimlerin
kaybedilmesidir. Bu durumun çok köklü bir muhasebesinin ve
özeleştirisinin yapılması kaçınılmazdır. ÖDP bu değerlendirmeyi
yapacaktır. Yine partimizin de içinde bulunduğu " Biz Varız" metni
etrafında bir araya gelen sol-devrimci-sosyalist güçlerin "egemen
güçlerin AKP, CHP ve diğer düzen partilerinin karşısında eşitlikçi,
özgürlükçü, halktan yana bir seçeneği ortaya çıkarmak" görevi başarılı
olamamış, istisnai bazı yerler dışında birleşik bir güç
yaratılamamıştır. Bu durumunda bir değerlendirmesi gerekmektedir.
"(ÖDP Seçim Değerlendirmesinden )
" Seçim sonuçlarının sol hareket açısından anlamı üzerinde şimdilik
durmayacağız. Şu kadarını söylemekle yetinelim: Parlamenter ölçülerle
değerlendirildiğinde, solun seçimlerdeki varlığı bir hiçtir ve bu da
bugünün Türkiye'sinde, bu yoğun gericilik ortamında son derece
anlaşılır bir durumdur. Devrimci ölçülerle değerlendirildiğinde ise
sorun devrim ve sosyalizm eksenine oturan etkin bir devrimci
çalışmanın seçimler vesilesi ile kitlelere ne ölçüde
götürülebildiğidir. Bunu ise, yazık ki bugünün Türkiye'sinde bir tek
komünistler dışında hiçbir sol siyasal parti, grup ya da çevre
yapmamıştır. Bunu yapamayan sol, yapması gereken şeyin bu olduğunun da
hiçbir biçimde farkında değildir. Seçim sonuçlarını aldıkları oy
sayısı üzerinden değerlendirmeye yönelik girişimler de bunun
göstergesidir. (Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/13, 3 Nisan
2009)



Sanırız bu verilere bir şey eklememek gerekiyor. ESP, ÖDP,  EMEP hiç
değilse aldıkları oyları aktararak durumlarını değerlendiriyorlar. Ya
büyük komünist olduklarını dillene pelesenk eden  K.Bayrak çevresi ne
yapıyor. Tek başına  en başarılı seçim çalışması yapmış ama seçimlerin
aynı zamanda güç testi olduğunu unutarak bu çalışmaların kitleler
tarafında ne kadar karşılık bulduğunu ilişkin çık yok. Yenilene doyma
yaklaşımı pişkince devam ediyor.  Kuşku yok ki bazı yerlerde
devrimcilerinde desteklemiş olduğu  yerde muhtarlıkların kazanılması
ise, yerelleşme ve yerellerde kurumsallaşma bakımından önemli bir
kazanım oldu.
Toparlamak gerekirse yerel seçim sonuçlarını  söyle okumak mümkündür:
Nasıl ki 22 Temmuz 2007 genel seçimleri AKP'nin zirvesi olmuştu, 29
Mart 2009 seçimleri ise AKP'nin düşüşe geçip gerilemeye başladığını
göstermektedir. AKP yine birinci partidir ve peşi sıra gelen iki
partinin oylarının toplamı kadar oy almıştır. Buna rağmen seçimin
siyasi ve psikolojik sonuçlarının etkisi, kaybedilen oy yüzdesinden
daha fazladır. Ekonomik kriz koşullarında bu gerileme eğiliminin devam
edeceği söylenmelidir. Bu durum aynı zamanda burjuva düzen partileri
arasındaki çelişkileri daha da keskinleştirdiği gibi, AKP'nin iç
çatışmalarını da keskinleştirecek ve farklı eğilimlerin kopuşlarını
hızlandıracaktır.  Bu tablo her ne kadar hemen bir erken genel yada ve
baskın seçim hazırlıklarını gündemleştirmese de AKP, toplumsal desteği
daha fazla gerilemeden bir genel seçimi gündeme getirebilir. Elbette
tüm bunlar gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkacak olgulardır
Öte yandan seçim sonrasını belirleyecek en önemli sonuç Kürdistan'da
açığa çıktı. Sonuçlar, rejimin Kürt sorundaki açmazını  derinleştiren
bir etki yaratacaktır. Kürdistan'da kaybeden sadece AKP değil, AKP
şahsında faşist rejim inkar ve imha  politikası oldu. Kürt halkı
iradesini tartışmasız biçimde sandığa yansıttı. Faşist MGK
diktatörlüğü  Kürdistan'da,  AKP üzerinden kazanacağı başarı üzerine
yatırım yapıyordu. AKP,  kazanacağı başarı üzerinden 'Kürt sorunu
çözülmüştür' demeye hazırlanıyordu, bu politika geri tepti. Kürt halkı
kuşatma, tecrit ederek ezme sadaka siyasetine prim vermedi.
Kürt illerinde çıkan sonuç, AKP'nin rejim için kullanım değerini
ortadan hala hazırda kaldırmasa da, bu değeri geriletti. Rejim için,
Kürt halkını yeniden sisteme bağlamanın aracı olan ve bu rolü oynadığı
oranda değer kazanan AKP'nin Kürt politikası da başarısızlığa uğradı.
AKP'nin siyasal ve psikolojik yenilgisinin en belirgin halkası da bu
sonuçtur. Seçim gecesi açıklama yapan Başbakan Erdoğan'ın yaşadığı
hayal kırıklığı da bunu ortaya koymaktadır.
AKP önümüzdeki dönemde, Kürt sorunundaki açmazını aşmak için ABD'ci
çözüm planlarına daha fazla yatacak ve Güney Kürdistan yönetimle daha
sıkı işbirliği içine yönelecektir. Elbette AKP dışında genel olarak
burjuva cephe de bu yönlü arayışların ön plana çıkacağı düşünülebilir.
Kürt  halkının iradesini yok sayma ve PKK' yi devre dışı bırakmayı,
tasfiye etmeyi hedefleyen bu yönlü 'çözüm' planları önümüzdeki dönemin
en önemli tartışma konusu olacaktır.
 AKP ve CHP kamplaşmasına sıkıştırılmaya çalışılan ve iki partili
tahtaravali oynama geriye itildi ve  burjuva siyaset denklemine yeni
partiler eklendi. Oy yüzdesini artıran MHP'nin yanında, Numan
Kurtulmuş başkanlığında toparlanma yaşayan SP'nin oylarını artırması
da dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde burjuva siyasetinin yeniden
karılıp çok parçalı bir biçime bürüneceği görülüyor.
Yine yerel seçimler burjuva düzen siyasetine uzun süreli nefeslenme
imkanı sunmadı. Burjuva egemen siyasetin kriz unsurları ve
kamplaşmalarını besleyen bir özellik taşıdı. Kamplaşma seçim
sonuçlarına doğrudan yansıdı. Kürt sorunu gibi yapısal sorunla üzerine
oturan rejim krizi, ekonomik krizin derinleşmesine, siyasi
kamlaşmaların aşılamamasına bağlı olarak güncel siyasal krizler
biçiminde patlak vermesinin dinamikleri daha fazla güçlendi.
Çıkan seçim sonuçlarında ve AKP'nin oylarının gerilemesinde yaşanan
ekonomik krizin etkisinin göreceli olduğu söylenebilir. Bu krizin
henüz güçlü bir şekilde hissedilmemesiyle ve krizin daha çok 'dünya
piyasalarının etkisi' biçiminde düşünülmesiyle ilgilidir. Buna rağmen
ekonomik krizin toplumsal etkisinin önümüzdeki dönem boyunca daha
belirgin olarak açığa çıkacağı ve bununda kendi siyasal sonuçlarını
dayatacağı söylenmelidir.
MHP'nin Türkiye genelinde ve İç Anadolu gibi geleneksel oy tabanı
bulunan yerlerin dışında özellikle Ege'de oylarını artırması, Manisa
ve Balıkesir gibi illeri kazanması dikkat çekicidir. Bu elbette
öncelikle Batı'da kontrgerilla stratejisi olarak devreye sokulan
faşist ırkçı şoven saldırganlıkla ilgilidir. Balıkesir Altınova
beldesi ve Ayvalık ilçesi gibi yerlerde yakın zamanda yaşanan faşist
ırkçı linç saldırganlığı hatırlanacaktır. Bu bölgede MHP'nin oylarının
artması, planlı bir yönelimi yansıtmaktadır.
Fakat diğer taraftan toplumsal bakımdan ulusal temelde karşıtlıkların
derinleştiğinin de göstergesidir. Kürdistan'da seçimi, ezilen Kürt
ulusal kimliği ve bilinci kazanırken, Batı'da ise MHP'nin oy artışında
da yansıyan Türk milliyetçiliği gelişmektedir. Bu Türk
milliyetçiliğinin  sadece MHP ile sınırlı olduğu söylenemez.
Ergenekon'un avukatlığına soyunan CHP başta olmak üzere bir çok siyasi
özne bu eğilimi besleme üzerine siyaset yapmaktadır. Bu ulusal
kamplaşmanın derinleşmesi eğilimi, milliyetçi temelde gerici çatışma
potansiyelini artıracağı bir gerçekliktir.
Aslında seçim sonuçları kitlelerin, yüzer gezer durumda olduğu kesin
tercih yapmış olmadığı, arayış ve kopuşun süreceğinin devem ettiğini
gösteriyor. Hiçbir gerici faşist parti kitlerle umut olamıyor.
Sorunların kaynağında sömürü düzenin, kapitalizmin yattığını göremeyen
kitleler, gelenin gideni arattığını kendi öz politik deneyimleriyle
anlıyor.
Ama yığınların örgütlenip uyandırılması için devrimci müdahale
gerekiyor. Ekonomik kriz ve krizin yaratacağı yıkı etkiler emekçi
kitle hareketini tetikleyecek ve burjuva düzen partileri arasındaki
çelişkide keskinleştirecektir. Gericiliği iç çelişkilerinin
keskinleşmesi, yığınsal kitle eylemlerinin politik mücadelesinin
gelişimi için koşulları daha uygun hale getirecektir.Ayrıca bu
çelişkilerden politik teşhir, propaganda ve ajitasyon için enerjik bir
şekilde yararlanılmalıdır. Kitlelerin devrimci hareket kaymasını
önlemek için CHP cilalanarak öne sürülecek ve  AKP'nin erimesi
karşısında CHP ve MHP hazırlanacaktır.
Günün yakıcı görevi, her araçtan her olanaktan yararlanarak kitlesel
mücadeleyi örüp geliştirmektir. Canlanan işçi ve emekçi kitle
eylemlerine devrimciler müdahale ederek birleşik mücadeleyi
geliştirmeli ve 1 Mayıs'a daha güçlü hazırlanarak, dağınıklığı ve
grupçuluğu aşmada bir çıkış yapmalıdır.
KİMİN  KRİZİNE PAKET-politika haber
Başbakan Tayyip Erdoğan, hükümetin krize yönelik olarak aldığı
tedbirleri içeren peş peşe ağırlıklı olarak ÖTV ve KDV oranlaırnı 3
aylık süre için düşüren iki  paket açıkladı. Paketlerin in
büyüklüğünün yaklaşık 7  milyar TL olacağını bildirdi. Paketlerde
vergi indirimlerini, tüketici kredilerini ve KOBİ'leri destekleme vb.
düzenlemeler yer alıyor.
Konut, beyaz eşya, otomotiv , ev, mobilya vb.  stoklarını eritmeye
hizmet edebilecek önlem paketi acaba, krizin mağdur ettiklerine yarar
getirebilir mi? Kredi maliyetlerinde indirime gidildi. Şimdi insanlar
bankaya koşa koşa gidip kredi çekip otomobil ve ev mi alacaklar? Belki
cebinde para olan, krediyi ödeyebilecek bir gelire sahip olup da ev ve
araba talebini erteleyenler için fırsat oluşturabilir. Fakat zorunlu
harcamalarını kredi kartıyla karşılamak zorunda kalan ve borç batağına
saplanan milyonlarca vatandaş ne yapacak? Başbakan tüketimi artırmaya
yönelik önlem aldıklarını söylüyor, fakat tüketebilecek bir geliri
olmayan milyonlarca işsiz var.
İşsizliğin hızla tırmanmasına, sanayi üretiminin düşüş rekorları
kırmasına, işyerlerinin kapanmasına, İŞKUR önünde uzayan kuyruklara,
hizmet sektörünün küçülmesine, açıklanan önlem paketinin hiçbir
katkısının olmayacağı konusunda hemen hemen herkes hemfikir.
Yaşananlar aslında, "at-arpa-kuş" modelini akla getiriyor. Kapitalist
ekonomiyi 'at-arpa-kuş modeli' ile açıklayan görüşe göre yeniden
üretimin ana amacı, atın beslenmesidir. Bu modelde at; kapitalizmi,
yerine göre sistemi, yerine göre de kapitalisti temsil eder. Arpa da
üretimde yaratılan artı değerin sembolüdür. Sistemin işleyebilmesi
için üretilen arpa, atın beslemesi için kullanılmalıdır. 'At'ın
dışkısından çıkan ve 'at' tarafından hazmedilmeden dışkıyla dışarı
atılan 'fazla arpa'yı da kuşlar yiyerek beslenmelidir. 'At' ne kadar
çok beslenirse, ata ne kadar çok arpa verilirse, dışkıda da o kadar
çok arpa bulunacağı için çok arpa üretilip 'at'a daha çok arpa
verildiğinde kuşlar da bundan payını almış olacak. Tez, "kapitalistin
geliri artınca işsizler ordusunun bir bölümü azalır" iddiasına
dayanıyor.
Şimdi son dönem "dara düşen" otomotiv, konut, beyaz eşya gibi büyüt
'atlar' besleniyor. Fakat bu beslemenin iş olanağı yaratacağı,
'kuşlara' da kırıntı arpa yaratacağını söylemek olanaksız. Çünkü
sektörler işçi almayı düşünmüyor. Ellerindeki stokları eritecekler ama
yeniden üretim yerleri açmayacaklar. Üretim yapanlar da zaten az
işçiyle ucuza üretip, pazarda bir yerlerde tutunuyorlar. Evrensel'in
dünkü TEMSA manşeti, bunun en güzel örneğidir: TEMSA'da iki işçiden
biri atıldı, geride kalan işçi, koşarak iki kişilik çalışıyor.
Uzun süredir Türkiye'nin az işçiyle, ucuz emekle çok üretmek üçerine
kurulu ekonomik çarkları, kriz üretiyordu. Söz konusu sistem işsizlik
üretip duruyordu. Artık ucuz emek, ucuz ithalata dayalı sistemin
ürettiği malların eskisi gibi satılabileceği bir dünya yok. İşsizlik
ve yoksulluk Türkiye'nin krizi, derinden hissettiği 15 Eylül'den önce
de vardı. 15 Eylül'den sonra, dünyanın yeni ekonomik atmosferinde
biraz daha arttı. Fakat milyonlarca insan, 15 Eylül'den önce de
işsizdi. Her beş gençten biri işsizdi, 15 Eylül'den sonra dört gençten
biri düzeyine çıktı. Ve Türkiye hâlâ 'at'ları yemleyerek yalama yapmış
sistemini yağlamaya çalışıyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye