 |
|
YEREL SEÇİMLERİ DOĞRU OKUMAK

Büyük gürültü koparılan ve genel seçimler havasında geçen 29 Mart 2009 yerel seçimleri geride kaldı. Yerel seçimlerde AKP gerileyerek muhalefette partileri birkaç puan oylarını artırarak çıktı. Ne ki yerel seçimlerde erken seçimi gündemleştirecek bir tablo çıkmadı. AKP düşüşe geçmiş olsa bile hala açık ara ile birinci parti olarak çıktı. Yani burjuva düzen partilerinde kopuş yaşayan yığınlar güven duyacakları bir alternatif olmaması nedeniyle ya oy kullanmadılar yada kötünün iyisi ehveni şer yolunu tuttular. Bu nedenle yığınları tepkisi olduğundan daha az oranda sandığa yansıdı. Kuşku yok ki en açık sonuçlar Kürt illerinde açığa çıktı. Başbakan Erdoğan'ın 'düşüreceğiz' dediği kalelerde DTP büyük farkla AKP'yi geçti ve adeta Kürdistan da yerel seçimler referanduma dönüşmüş oldu. Ne ki bu aynı başarı devrimcilerin bir bölümünü DTP ile yapmış olduğu ittifak Birlikte Başarabiliriz Platformu Batı'da, ciddi bir oy alamadı. Hatta DTP' nin daha önceden oy oranın gerinse üştü. Ayrıca seçimlere kendi kimlikleriyle bağımsız yada ÖDP, TKP, EMEP'in yığınlarda önemli sayılabilecek bir destek alamadıkları görüldü. Belki de bu yerel seçim sonuçları burjuva düzen partilerinden çok devrimci ve sosyalistlerin kendilerini yargılamaları bakımında önemli veriler ortaya koydu. Bu bakımdan anlı şanlı proletarya partileri yada örgütleri bir yerde yığınlar nezdinden kendi güçlerini test anlamında gelen seçim sonuçlarını doğru okuyarak, gerçeklere dönmeli ve grupçu, ben merkezci yaklaşımlarını gözden geçirmelidirler. Yerel seçimler devrimcilerin yığınlarda kopuk hallerinin devam ettiğini ve birlikte çalışma kültüründen uzak kaldıklarını bir kez daha açığa serdi. Kuşku yok ki yerel seçimlerin oy oranında bir geriye düşüş olsa da en açık sonuçlar DTP'ce Kürdistan da alındı. Referandum özelliği taşıyan seçimlerde Kürt halkı oylarını ulusal kimliği, onuru ve özgürlüğü yönünde kullandı. DTP mevcut belediyelerine, Van, Siirt ve Iğdır il merkezinin yanında, çok sayıda ilçe belediyesini de ekledi. 56 olan belediye sayısını 99'a çıkardı. DTP, belediye başkanlıklarını kazanamadığı Bingöl, Muş, Bitlis, Ağrı, Mardin gibi illerde de oy oranlarını artırdı. Seçimler yerel olmasına rağmen sonuçları siyasi tercihler belirledi. AKP, bir önceki yerel seçime göre yüzde 3, 2007 genel seçimlerine göre yüzde 8 oranında gerileyerek siyasi ve psikolojik olarak ağır bir yenilgi aldı. 7 yılın ardından AKP ilk olarak seçimlerde gerileyerek çıktı. Bu AKP'nin yıprandığı ve düşüşe geçtiğinin somut ifadesiydi. CHP oylarını birkaç puan artırmasına rağmen, dahası AKP'nin bu kadar yıpranmasına rağmen istenen başarıyı yakaladığı söylenemez. Oy artışı Kılıçtaroğlu, Karayalçın gibi adaylara bağlandı. Sahil şeridinde genelde laiklik hassasiyetini ön planda tutan CHP belediyeleri kazandı, belediye sayısını artırdı. Aynı zamanda bir dönem CHP'ye küsmüş olan seçmenin büyük kentlerde krizinde etkisiyle yeniden CHP'ye yöneldiğini eklemek yanlış olmayacaktır. MHP, bir önceki yerel seçimlere ve son genel seçime göre oylarını artırdı. Elde ettiği yeni belediyelerle, yerel iktidar ve siyaset alanını genişletti. Özellikle Ege'de, faşist ırkçı linç saldırılarıyla dikkat çeken Balıkesir ve Manisa'da MHP'nin kazanması dikkat çekti. AKP'ye yönelen seçmenin Türk milliyetçilisi seçmen kitledinin belli bir bölümünü Kürt sorunun öne sürerek aldığını söylemek gerekiyor.Halk, Eskişehir, Ordu, Urfa gibi yerlerde aday tercihini ön planda tutarak buralarda seçim sonucunu belirledi. İstanbul ve Ankara'da AKP ve CHP arasında son ana kadar gergin geçen bir seçim yaşandı. AKP bu illeri elinde tutmayı başarsa da CHP oylarını artırdı. Her iki ilde de seçmenlerin tercihlerini iki aday arasına sıkıştırılmış rekabet belirledi ve kötünün iyiyi tercihe zorlandı. Birlikte Başarabiliriz Platformu Batı'da, birliktelikten doğan siyasi kazanıma, daha örgütlü ve dinamik bir çalışma yürütülmesine rağmen, beklenilen sonuçları alamadı. Dahası, Batı'daki Kürt halkının oyları ve ortak platformun siyasi etkisi altındaki toplumsal kesimlerin oyları sandığa yeterince yansımadı. İstanbul'da seçim yarışının Topbaş-Kılıçtaroğlu rekabetine sıkışmış olması seçmen tercihlerini etkiledi. Alevi oyları çok büyük oranda Kılıçtaroğlu'nda toplandı. İlerici, demokrat kesimler 'CHP'ye rağmen' ve 'kötünün iyisi' fikri ile oy kullandı. Kazanacak adaya verme eğilimi tercihleri belirledi. Başta İzmir olmak üzere Ege bölgesindeki Kürt ve demokrat oylar sandığa oldukça zayıf yansıdı. Çukurova'da da DTP'nin oy potansiyelinin sandığa yeterince yansımaması, aslında batıda DTP' ye yedeklenmenin kitleler arasında pek sıcak karşılanmadığını gösterdi. DTP ile ittifak için devrimci kimliğiyle öne çıkmış adaylar batıda öne çıkarmış olsaydı DTP'ye karşı ön yargıların kırılması bakımından önemli olacaktı. Ne ki DTP'nin grupçuluğu ve kendisini dev aynasında görmesi, devrimci akımların DTP'ye mahkum uzlaşmacı tutumları batıda yığınların Bizde varız ittifakına sıcak bakmadığını göstermiştir. Yine tüm güçleri kucaklayan bir devrimci seçim blok'unun oluşturulamaması da yığınların bu ittifaka oy vermesini olumsuz yönde etkileyici olmuş ve böylece önemli bir devrimci heba olmuştur. DTP çatısından ve bağımsız olarak seçime katılan ESP'li adayların aldıkları oylarda, bu ittifakın ve ESP'nin kitleler içinde ne kadar etki ve sempati bulduklaırnı gösteriyor. Ayrıca ittifakın oylarının ezici çoğunlugu DTP seçmeni olduğuda unutulmamldıır. DTP'nin desteklemediği yerlerde ESP adaylarının almış olduğu oylarda aslında devrimci hareketin yığınlar içinde ne durumda olduğu konusunda yeterli ip ucu vermektedir. Atılımın verilerine bakmak snaırz seçim sonuçlarında batıda ne düzeyde başarılı olunduğu konunda veri sunmaktadır. "Ezilenlerin Sosyalist Platformu'nun 29 Mart seçimlerinde DTP çatısından ve bağımsız olarak seçime katılan ESP'li adayların seçim sonuçları belli oldu. YSK'dan açıklanan son rakamlar olmamasına rağmen adayların aydıkları oy sayıları şöyle: İstanbul Bahçelievler Belediyesi adayı Ayşe Yumli Yeter 17 bin 670, İstanbul Tuzla Kanber Saygılı 1059 Ankara Büyükşehir Belediyesi Adayı Kamile Öncel 8 bin 299, Ankara Keçiören adayı Mehmet Ali Tosun 2 bin 555, Ankara Mamak adayı Semra Yalçınkaya bin 238, Çankaya adayı Serpil Köksal 2 bin 184. İzmir Buca Belediyesi adayı Aysun Solakoğlu Ağaoğlu 9 bin 223 Malatya Belediyesi adayı Sevim Kaptan Ölçmez 172 Samsun Belediyesi adayı Filiz Uluçelebi 237 Hatay Belediyesi adayı Muhsin Çobanoğlu 64 Bursa Kestel ilçe Belediyesi adayı Serpil Arslan 65 Çanakkele Belediyesi adayı Muharrem Demircioğlu 14 Ortak adaylar binlerce oy topladı İstanbul Büyükşehir Belediyesi için DTP çatısından seçimlere katılan Birlikte Başarabiliriz Platformu Başkan adayı Akın Birdal 323 bin 778, İzmir Büyükşehir Belediyesi bağımsız ortak adayı Avukat Arif Ali Cangı 26 bin 897, Adana Büyükşehir Belediyesi için DTP çatısından seçimlere katılan ortak aday Şiyar Rişvanoğlu ise 72 bin 045 oy topladı." (1.Nisan. Atılım.Güncel Haber) " Sosyalist hareketin bir parçası olan ÖDP 1999 yerel seçimlerinde 2 belde belediye başkanlığı, 2004 yerel seçimlerinde 1 ilçe ve 1 belde olan kazanımını bu seçimlerde 1 ilçe (Hatay Samandağ), 3 beldeye (Hatay Samandağ İlçesi Aknehir Beldesi, Malatya Darende İlçesi Ağılbaşı Beldesi, Kırıkkale Hasandede beldesi) taşımıştır. ÖDP'nin dışında 29 Mart yerel seçimlerinde sosyalist hareketin bir parçası olan Emek Partisi'nin Tunceli'nin Mazgirt İlçesini kazanması yine sosyalist bağımsız adayların Tunceli Pertek'i ve yeniden Tunceli Hozat'ı kazanması, yine AKP'nin kuşattığı Rize'de sol-devrimci bağımsız adayın Çamlıhemşin ilçesinde seçimi kazanması ve yine Tunceli'de sosyalist bağımsız adayın yüksek oy oranı sosyalist-sol hareketin geleceği açısından önemlidir. Kazanılan yerleri farklı bir yerel yönetimin farklı bir yaşamın örnek yerleri haline getirmek bütün sosyalistlerin görevidir. ÖDP açısından en önemli kayıp Hopa'da yerel seçimlerin kaybedilmesidir. Bu durumun çok köklü bir muhasebesinin ve özeleştirisinin yapılması kaçınılmazdır. ÖDP bu değerlendirmeyi yapacaktır. Yine partimizin de içinde bulunduğu " Biz Varız" metni etrafında bir araya gelen sol-devrimci-sosyalist güçlerin "egemen güçlerin AKP, CHP ve diğer düzen partilerinin karşısında eşitlikçi, özgürlükçü, halktan yana bir seçeneği ortaya çıkarmak" görevi başarılı olamamış, istisnai bazı yerler dışında birleşik bir güç yaratılamamıştır. Bu durumunda bir değerlendirmesi gerekmektedir. "(ÖDP Seçim Değerlendirmesinden ) " Seçim sonuçlarının sol hareket açısından anlamı üzerinde şimdilik durmayacağız. Şu kadarını söylemekle yetinelim: Parlamenter ölçülerle değerlendirildiğinde, solun seçimlerdeki varlığı bir hiçtir ve bu da bugünün Türkiye'sinde, bu yoğun gericilik ortamında son derece anlaşılır bir durumdur. Devrimci ölçülerle değerlendirildiğinde ise sorun devrim ve sosyalizm eksenine oturan etkin bir devrimci çalışmanın seçimler vesilesi ile kitlelere ne ölçüde götürülebildiğidir. Bunu ise, yazık ki bugünün Türkiye'sinde bir tek komünistler dışında hiçbir sol siyasal parti, grup ya da çevre yapmamıştır. Bunu yapamayan sol, yapması gereken şeyin bu olduğunun da hiçbir biçimde farkında değildir. Seçim sonuçlarını aldıkları oy sayısı üzerinden değerlendirmeye yönelik girişimler de bunun göstergesidir. (Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/13, 3 Nisan 2009)
Sanırız bu verilere bir şey eklememek gerekiyor. ESP, ÖDP, EMEP hiç değilse aldıkları oyları aktararak durumlarını değerlendiriyorlar. Ya büyük komünist olduklarını dillene pelesenk eden K.Bayrak çevresi ne yapıyor. Tek başına en başarılı seçim çalışması yapmış ama seçimlerin aynı zamanda güç testi olduğunu unutarak bu çalışmaların kitleler tarafında ne kadar karşılık bulduğunu ilişkin çık yok. Yenilene doyma yaklaşımı pişkince devam ediyor. Kuşku yok ki bazı yerlerde devrimcilerinde desteklemiş olduğu yerde muhtarlıkların kazanılması ise, yerelleşme ve yerellerde kurumsallaşma bakımından önemli bir kazanım oldu. Toparlamak gerekirse yerel seçim sonuçlarını söyle okumak mümkündür: Nasıl ki 22 Temmuz 2007 genel seçimleri AKP'nin zirvesi olmuştu, 29 Mart 2009 seçimleri ise AKP'nin düşüşe geçip gerilemeye başladığını göstermektedir. AKP yine birinci partidir ve peşi sıra gelen iki partinin oylarının toplamı kadar oy almıştır. Buna rağmen seçimin siyasi ve psikolojik sonuçlarının etkisi, kaybedilen oy yüzdesinden daha fazladır. Ekonomik kriz koşullarında bu gerileme eğiliminin devam edeceği söylenmelidir. Bu durum aynı zamanda burjuva düzen partileri arasındaki çelişkileri daha da keskinleştirdiği gibi, AKP'nin iç çatışmalarını da keskinleştirecek ve farklı eğilimlerin kopuşlarını hızlandıracaktır. Bu tablo her ne kadar hemen bir erken genel yada ve baskın seçim hazırlıklarını gündemleştirmese de AKP, toplumsal desteği daha fazla gerilemeden bir genel seçimi gündeme getirebilir. Elbette tüm bunlar gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkacak olgulardır Öte yandan seçim sonrasını belirleyecek en önemli sonuç Kürdistan'da açığa çıktı. Sonuçlar, rejimin Kürt sorundaki açmazını derinleştiren bir etki yaratacaktır. Kürdistan'da kaybeden sadece AKP değil, AKP şahsında faşist rejim inkar ve imha politikası oldu. Kürt halkı iradesini tartışmasız biçimde sandığa yansıttı. Faşist MGK diktatörlüğü Kürdistan'da, AKP üzerinden kazanacağı başarı üzerine yatırım yapıyordu. AKP, kazanacağı başarı üzerinden 'Kürt sorunu çözülmüştür' demeye hazırlanıyordu, bu politika geri tepti. Kürt halkı kuşatma, tecrit ederek ezme sadaka siyasetine prim vermedi. Kürt illerinde çıkan sonuç, AKP'nin rejim için kullanım değerini ortadan hala hazırda kaldırmasa da, bu değeri geriletti. Rejim için, Kürt halkını yeniden sisteme bağlamanın aracı olan ve bu rolü oynadığı oranda değer kazanan AKP'nin Kürt politikası da başarısızlığa uğradı. AKP'nin siyasal ve psikolojik yenilgisinin en belirgin halkası da bu sonuçtur. Seçim gecesi açıklama yapan Başbakan Erdoğan'ın yaşadığı hayal kırıklığı da bunu ortaya koymaktadır. AKP önümüzdeki dönemde, Kürt sorunundaki açmazını aşmak için ABD'ci çözüm planlarına daha fazla yatacak ve Güney Kürdistan yönetimle daha sıkı işbirliği içine yönelecektir. Elbette AKP dışında genel olarak burjuva cephe de bu yönlü arayışların ön plana çıkacağı düşünülebilir. Kürt halkının iradesini yok sayma ve PKK' yi devre dışı bırakmayı, tasfiye etmeyi hedefleyen bu yönlü 'çözüm' planları önümüzdeki dönemin en önemli tartışma konusu olacaktır. AKP ve CHP kamplaşmasına sıkıştırılmaya çalışılan ve iki partili tahtaravali oynama geriye itildi ve burjuva siyaset denklemine yeni partiler eklendi. Oy yüzdesini artıran MHP'nin yanında, Numan Kurtulmuş başkanlığında toparlanma yaşayan SP'nin oylarını artırması da dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde burjuva siyasetinin yeniden karılıp çok parçalı bir biçime bürüneceği görülüyor. Yine yerel seçimler burjuva düzen siyasetine uzun süreli nefeslenme imkanı sunmadı. Burjuva egemen siyasetin kriz unsurları ve kamplaşmalarını besleyen bir özellik taşıdı. Kamplaşma seçim sonuçlarına doğrudan yansıdı. Kürt sorunu gibi yapısal sorunla üzerine oturan rejim krizi, ekonomik krizin derinleşmesine, siyasi kamlaşmaların aşılamamasına bağlı olarak güncel siyasal krizler biçiminde patlak vermesinin dinamikleri daha fazla güçlendi. Çıkan seçim sonuçlarında ve AKP'nin oylarının gerilemesinde yaşanan ekonomik krizin etkisinin göreceli olduğu söylenebilir. Bu krizin henüz güçlü bir şekilde hissedilmemesiyle ve krizin daha çok 'dünya piyasalarının etkisi' biçiminde düşünülmesiyle ilgilidir. Buna rağmen ekonomik krizin toplumsal etkisinin önümüzdeki dönem boyunca daha belirgin olarak açığa çıkacağı ve bununda kendi siyasal sonuçlarını dayatacağı söylenmelidir. MHP'nin Türkiye genelinde ve İç Anadolu gibi geleneksel oy tabanı bulunan yerlerin dışında özellikle Ege'de oylarını artırması, Manisa ve Balıkesir gibi illeri kazanması dikkat çekicidir. Bu elbette öncelikle Batı'da kontrgerilla stratejisi olarak devreye sokulan faşist ırkçı şoven saldırganlıkla ilgilidir. Balıkesir Altınova beldesi ve Ayvalık ilçesi gibi yerlerde yakın zamanda yaşanan faşist ırkçı linç saldırganlığı hatırlanacaktır. Bu bölgede MHP'nin oylarının artması, planlı bir yönelimi yansıtmaktadır. Fakat diğer taraftan toplumsal bakımdan ulusal temelde karşıtlıkların derinleştiğinin de göstergesidir. Kürdistan'da seçimi, ezilen Kürt ulusal kimliği ve bilinci kazanırken, Batı'da ise MHP'nin oy artışında da yansıyan Türk milliyetçiliği gelişmektedir. Bu Türk milliyetçiliğinin sadece MHP ile sınırlı olduğu söylenemez. Ergenekon'un avukatlığına soyunan CHP başta olmak üzere bir çok siyasi özne bu eğilimi besleme üzerine siyaset yapmaktadır. Bu ulusal kamplaşmanın derinleşmesi eğilimi, milliyetçi temelde gerici çatışma potansiyelini artıracağı bir gerçekliktir. Aslında seçim sonuçları kitlelerin, yüzer gezer durumda olduğu kesin tercih yapmış olmadığı, arayış ve kopuşun süreceğinin devem ettiğini gösteriyor. Hiçbir gerici faşist parti kitlerle umut olamıyor. Sorunların kaynağında sömürü düzenin, kapitalizmin yattığını göremeyen kitleler, gelenin gideni arattığını kendi öz politik deneyimleriyle anlıyor. Ama yığınların örgütlenip uyandırılması için devrimci müdahale gerekiyor. Ekonomik kriz ve krizin yaratacağı yıkı etkiler emekçi kitle hareketini tetikleyecek ve burjuva düzen partileri arasındaki çelişkide keskinleştirecektir. Gericiliği iç çelişkilerinin keskinleşmesi, yığınsal kitle eylemlerinin politik mücadelesinin gelişimi için koşulları daha uygun hale getirecektir.Ayrıca bu çelişkilerden politik teşhir, propaganda ve ajitasyon için enerjik bir şekilde yararlanılmalıdır. Kitlelerin devrimci hareket kaymasını önlemek için CHP cilalanarak öne sürülecek ve AKP'nin erimesi karşısında CHP ve MHP hazırlanacaktır. Günün yakıcı görevi, her araçtan her olanaktan yararlanarak kitlesel mücadeleyi örüp geliştirmektir. Canlanan işçi ve emekçi kitle eylemlerine devrimciler müdahale ederek birleşik mücadeleyi geliştirmeli ve 1 Mayıs'a daha güçlü hazırlanarak, dağınıklığı ve grupçuluğu aşmada bir çıkış yapmalıdır. KİMİN KRİZİNE PAKET-politika haber Başbakan Tayyip Erdoğan, hükümetin krize yönelik olarak aldığı tedbirleri içeren peş peşe ağırlıklı olarak ÖTV ve KDV oranlaırnı 3 aylık süre için düşüren iki paket açıkladı. Paketlerin in büyüklüğünün yaklaşık 7 milyar TL olacağını bildirdi. Paketlerde vergi indirimlerini, tüketici kredilerini ve KOBİ'leri destekleme vb. düzenlemeler yer alıyor. Konut, beyaz eşya, otomotiv , ev, mobilya vb. stoklarını eritmeye hizmet edebilecek önlem paketi acaba, krizin mağdur ettiklerine yarar getirebilir mi? Kredi maliyetlerinde indirime gidildi. Şimdi insanlar bankaya koşa koşa gidip kredi çekip otomobil ve ev mi alacaklar? Belki cebinde para olan, krediyi ödeyebilecek bir gelire sahip olup da ev ve araba talebini erteleyenler için fırsat oluşturabilir. Fakat zorunlu harcamalarını kredi kartıyla karşılamak zorunda kalan ve borç batağına saplanan milyonlarca vatandaş ne yapacak? Başbakan tüketimi artırmaya yönelik önlem aldıklarını söylüyor, fakat tüketebilecek bir geliri olmayan milyonlarca işsiz var. İşsizliğin hızla tırmanmasına, sanayi üretiminin düşüş rekorları kırmasına, işyerlerinin kapanmasına, İŞKUR önünde uzayan kuyruklara, hizmet sektörünün küçülmesine, açıklanan önlem paketinin hiçbir katkısının olmayacağı konusunda hemen hemen herkes hemfikir. Yaşananlar aslında, "at-arpa-kuş" modelini akla getiriyor. Kapitalist ekonomiyi 'at-arpa-kuş modeli' ile açıklayan görüşe göre yeniden üretimin ana amacı, atın beslenmesidir. Bu modelde at; kapitalizmi, yerine göre sistemi, yerine göre de kapitalisti temsil eder. Arpa da üretimde yaratılan artı değerin sembolüdür. Sistemin işleyebilmesi için üretilen arpa, atın beslemesi için kullanılmalıdır. 'At'ın dışkısından çıkan ve 'at' tarafından hazmedilmeden dışkıyla dışarı atılan 'fazla arpa'yı da kuşlar yiyerek beslenmelidir. 'At' ne kadar çok beslenirse, ata ne kadar çok arpa verilirse, dışkıda da o kadar çok arpa bulunacağı için çok arpa üretilip 'at'a daha çok arpa verildiğinde kuşlar da bundan payını almış olacak. Tez, "kapitalistin geliri artınca işsizler ordusunun bir bölümü azalır" iddiasına dayanıyor. Şimdi son dönem "dara düşen" otomotiv, konut, beyaz eşya gibi büyüt 'atlar' besleniyor. Fakat bu beslemenin iş olanağı yaratacağı, 'kuşlara' da kırıntı arpa yaratacağını söylemek olanaksız. Çünkü sektörler işçi almayı düşünmüyor. Ellerindeki stokları eritecekler ama yeniden üretim yerleri açmayacaklar. Üretim yapanlar da zaten az işçiyle ucuza üretip, pazarda bir yerlerde tutunuyorlar. Evrensel'in dünkü TEMSA manşeti, bunun en güzel örneğidir: TEMSA'da iki işçiden biri atıldı, geride kalan işçi, koşarak iki kişilik çalışıyor. Uzun süredir Türkiye'nin az işçiyle, ucuz emekle çok üretmek üçerine kurulu ekonomik çarkları, kriz üretiyordu. Söz konusu sistem işsizlik üretip duruyordu. Artık ucuz emek, ucuz ithalata dayalı sistemin ürettiği malların eskisi gibi satılabileceği bir dünya yok. İşsizlik ve yoksulluk Türkiye'nin krizi, derinden hissettiği 15 Eylül'den önce de vardı. 15 Eylül'den sonra, dünyanın yeni ekonomik atmosferinde biraz daha arttı. Fakat milyonlarca insan, 15 Eylül'den önce de işsizdi. Her beş gençten biri işsizdi, 15 Eylül'den sonra dört gençten biri düzeyine çıktı. Ve Türkiye hâlâ 'at'ları yemleyerek yalama yapmış sistemini yağlamaya çalışıyor.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|