DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
HAMİDİYE ALAYLARINDAN KÖY KORUCULUĞUNA
Kürdistan
Osmanlı İmparatorluğu'nun ve onun devamı olan Cumhuriyet'in en
belirgin ortak özelliklerinden birisi de yurttaşlarını sistemin kirli
politikalarına alet etmeleridir. Bunlardan en önemlileri ise
ajanlaştırma ve çeteleştirme faaliyetidir. Osmanlıdan günümüze kadar
devam eden strateji hep aynıdır: 'Vatanın Birliğini Koruma ı' adı
altında militaristleşmiş, insani değerlerine yabancılaşmış bir toplum
yaratılmak isteniyor.
 
Osmanlı devlet sisteminin özelliklerinden biri de farklı etnik
kimliklere sahip halkları birbirine karşı kışkırtıp, politik iktidar
gücünü pekiştirmek oldu.Özellikle İttihat ve Terakki döneminde sadece
farklı haklar değil aynı etnik kimliğe sahip halklar da birbirleriyle
çatışmaya zorlandı. Örneğin İttihatçılar, Kürtlerde gelişen ulusal
başkaldırılarını sindirme görevini yine aynı halkın mensubu, aynı dili
konuşan, para ve mevki meraklısı gruplara bırakıyordu. 'Osmanlı'da
oyun çoktur' sözü, esas olarak İmparatorluğunun 'derin devlet'
politikasının kirli dünyasını yansımaktadır. .
 
1890'lı yıllarda ikinci Abdulhamid tarafından bir 'tehdit' olarak
görülen Rus, Ermeni ve diğer inanç farklılıklarını tasfiye etmede
özellikle Çerkesler ve Kürtler önemli oranda kullanıldılar. Kullanılan
bu iki halkında ortak paydasında 'İslamiyet' vardı. Ve dolayısıyla da
Osmanlı yönetiminin 'önce kışkırt sonra saldırt' politikasında başrolü
'Müslüman' kimliğiyle ön plana çıkan etnik gruplara verdi. Müslüman
olmayanları ve de Alevileri 'gavurlar' ilan ederek jenosit
uygulamasını yine 'Müslüman' kimliğine sahip olanlara yaptırdı. Devlet
destekli çetelerle özellikle, Ermenileri, Rumları ve diğerlerini
haraca bağladılar. Bazı dönemlerde de Anadolu'ya getirtilen Çerkesleri
Kürtlere karşı kışkırttılar. 1878 Berlin antlaşmasında Osmanlı
yönetimi bizzat yönlendirdiği ve teşvik ettiği Çerkesler ile Kürtler
arasındaki çatışmalarda kendi rolünü tamamen inkâr etti. Bu kez iki
halkı birden suçladı. İçten parçalama ve halklarını birbirine düşman
etmeyi devlet politikası olarak benimseyen Osmanlılar genelde
halkaları birbirine düşman ederek iktidarını pekiştirmeye çalışmıştır.
Bunun en iyi örneği 1891 yılında 36 alaydan meydana gelen Hafif Süvari
Alayları  (Hamidiye Alayları) oluşumudur.
 
Hamidiye Alaylarının özellikle Ermeni jenosidinde çok aktif olarak
kullanılması, zaman zaman Kürt Alevilerinin tasfiyesinde rol alması,
Osmanlı'nın böl, parçala, kullan ve yönet politikasının çok açık bir
örneğidir. Hamidiye Alayları bir bakıma Kürtlerin tasfiyesinde de
kullanıldı. Birçok isyanın bastırılmasında bu askeri birlikler
kullanıldı. Özellikle Osmanlılının Kürt aşiretlerinin bir kısmına açık
destek sunarak devletin askeri gücü haline getirdi ve özellikle
'isyancı' Kürt aşiretlerine karşı kullandı. Hamidiye alaylarında
olduğu gibi bu tür silahlı güçlerin işlevi tamamlandıktan sonra
tasfiye edilmiş hatta yöneticilerinin birçoğu yargılanmıştır.
 
1980'li yılların başında filizlenen Kürdistan İşçi Partisi(PKK)
başkaldırısı ile birlikte komplocu Osmanlının devamı olan Türk devleti
de atalarında miras alıkları politikaları çok kapsamlı olarak
uygulamaya koydular. Devlet, 29. Kürt isyanını bastırma için
Kürdistan'da çok acımasız, kirli ve kanlı bir politikaları uygulamaya
koydu. Tarihte hep yaptıklarını bir kez daha uygulamaya koydular.
Osmanlı döneminde daha çok dış güçlere karşı kullanılan Kürt
alaylarını, bu sefer birkaç düzenleme ile kendi halkına yani Kürtlere
karşı kullanmayı seçtiler. Nisan 1985 tarihinde 442 sayılı köy kanunun
74. maddesinde yapılan düzenleme ile köy koruculuğu sistemi kuruldu.
 
Köy koruculuğu sistemi, devlet eliyle 'satın alma' ve
'onursuzlaştırma' kavramlarının pratiğidir. Bir tarafta Kürt halkının
inkârını dur demek için hayatlarını ortaya koyan insanlar var iken
diğer tarafta baskı düzeninin parçası olan, ulusal bir bilinci
taşımayan insanlar var. Hamidiye alayları ile koruculuk sistemini
karşılaştırmak gerekirse önemli bir farklılık ile ikisini birbirinden
ayırabiliriz. Hamidiye alaylarının kurulduğu dönemde halklar arasında
sürekli bir çatışma yoğunluğu yaşanmaktaydı. Yani örneğin
Çerkesler'in, Ermeni'lerin bilinçli bir sistem ile silahlandırıldığı
düzende, Kürtlerin güçsüz kalması tükenmeleri anlamına gelmekteydi.
Yani bu bağlamda o günün şartlarında bazı mecburiyetler sonucu
silahlanma söz konusuydu diyebiliriz.
 
Fakat bugünün koşullarında özellikle Kürt halkının, Özgürlük
Hareketinin yanında olmak dışında silahlanmasını gerektiren bir durum
yok. Özellikle de kendi halkına karşı. Daima ön plana çıkartılan
ekonomik sorunların da insani değerler ile karşılaştırılması ahlaki
olamaz. Egemen sınıf argümanlarına 'düşman' olarak geçen Kürt Ulusal
Hareketi, bölgede korucu olmayan insanlar için herhangi bir tehlike
arz etmemekte. Temel olarak da halkın ulusal iradesi içinde doğan ve
halkın öz iradesiyle bütünleşmiş bir yapı. Özgürlük Hareketi, kendi
halkını ayağa kaldırmak, yeni yüzyılda onurlu yaşamasını sağlamak için
Kürtlerin iç dinamiklerinden ortaya çıkarak halklaştı.
 
Koruculuk sistemi nicedir meyvelerini veriyor. Kürt özgürlük
direnişine karşı devletin örgütlediği  köy koruculuğu 1984'de bu yana
sürüyor. Kürdü kürde kırdırtma politikasının ürünü olan bu aşiretleri,
toprak ağlarını ayakta tutma ve devletin kanatları altında örgütleyip
geliştirme planında bir parçası olan Köy Koruculuğu 1985'te bu yana 70
bini tescilli 20 bini geçici olmak üzere 90 binlik bir orduya
dönüşmüştür.
Kürdistan da  işlenen hemen her suçun ardında korucuların gölgesi var.
Sözgelimi geçtiğimiz yılın sonlarında Gözaltında Cinsel Taciz ve
Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu faaliyette olduğu 11 yıl içinde
büroya yapılan başvuru sayısını açıkladı: 294. Bunun 71'i tecavüz
başvurusu. İki kadın tecavüze uğradıktan sonra intihar etti, bir kadın
işkence sonucu öldürüldü, 14 yaşındaki bir kız çocuğu tecavüze
uğradıktan sonra akrabaları tarafından 'namus' gerekçesiyle öldürüldü.
Bu cinayetleri, polis, jandarma, asker, infaz koruma memuru, itirafçı,
adli tutuklu, belediye başkanı, korucu olduğunu söyledi.
AKP'nin Kürt sorununun çözümü adına yıllardır üretebildiği de bölgeyi
koruculara emanet etmekten ibaret. Korucularla bölgeyi ıslah etmenin
yollarını arıyorlar hala.
Hükümet geçen yıl Tunceli'de 1400 korucu kadrosu açarak bu konudaki
azmini bir kez daha kanıtlamıştı. Bilindiği gibi, Dersim, son 30
yıldır on binlerce asker ve polis tarafından adeta zulüm altında
tutuluyor. Yaz aylarında Bolu ve Isparta Komando Tugayları'ndan
onbinlerce asker ile takviye edilerek adeta tam bir askeri bölge
haline çevrilmiştir. Dersim adeta bir toplama kampına çevrilmişken aç
ve çaresiz bırakılan Dersim halkına koruculuk dayatılmaktadır.
Mayınlanarak tarım yapılamaz hale getirilmiş, yayla yasağıyla
hayvancılığın beli kırılmış Kürdistan da daha çok, daha çok korucuyla
terbiye edilmesi garanti altına alınmış bir Kürt halkı.
İşte AKP'nin güneydoğu kalkınma projesi.
Kürt sorununun en yakıcı açıklıkla görüldüğü resim, boşaltılmış 4 bine
yakın köylerinkidir.  Siz hiç yakılmış, boşaltılmış köy gördünüz mü?
Sise bürünmüş bir dağ köyünün yanmış çatılarını, uğultulu
sessizliğini, yaslı meydanını ziyaret ettiniz mi hiç? Aceleyle
boşaltılmış evlerin kırık camlarından görünen birkaç yetim eşyanın
içinize verdiği ürküntüyle başa çıkmak zorunda kaldınız mı? Bana
savaşın vahşetini en derinden hissettiren resimler, yaralı, sakat
çocuklar ve boşaltılmış köylerdir. Yerinden yurdundan edilmiş binlerce
insan, memleketin çeşitli şehirlerini keder ile hasretten bir çemberle
çevirdiler. On yılı çoktan geçti. Büyük şehirlerin çöplüklerine yakın
sel yataklarına çattıkları sığınaklarda yaşadıkça, sıla, rüyalarında
bile silik soluk bir renge büründü. Savaşın tükürüp attığı, kaydı
olmayan, eğreti yurtsuzlar, yokluk ve acıdan sessizce kırıldılar.
Onlar ne şehit ne gazi ne de insandı. Onlar doğup büyüdükleri,
atalarını gömmüş oldukları yurtlarından dipçiklenip atıldığında;
sırtlarında denkleri ve bebeleriyle dağ başında yurtsuz ve kimsesiz
kaldığında, ağza alınmayan suçtular. Köylerinin jandarma tarafından
yakılıp yıkıldığını, hayatlarının gasp edildiğini yazmak yasaktı.
Onların ve köylerinin varlığı birlik ve beraberlik duygusu içinde
inkâr edildi. Onlar hiç yaşamamış, taş taş üstüne bir hayat kurmamış
gibi evlerinden, köylerinden, bu toplumun belleğinden silinip
atıldılar. Bir süre önce köylerine dönmeleri için Devlet icazet verdi.
Ama kaçı döndü, dönebildi; döndüğünde köyünü, evini, tarlasını
bulabildi, bir muamma.
Onlar, korucu olmayı reddettikleri için öldürüldüler. Sağ kalanları
göçe, açlığa mahkûm edildi. Korucuların topluca öldürdüğü ailelerin
dökümünü çıkarmakla geçti onca yılımız. Hikâyeler, artık o topraklar
kadar eski ve okunaksız. Binlerce kişinin kırık dökük bir dille,
yılmadan, bıkıp usanmadan anlattığı hikayeler hep aynı.
Kim bu korucular?
Koruculuk sistemi, 27 Eylül 1986 yılında devreye sokuldu. Şimdi
kulağımızda acı bir alay gibi patlayan kanun maddesi, "Köy sınırı
içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları
bulundurulur" diyor. 1996 yılında 'Hizmete Özel' İçişleri Bakanlığı
belgeleri, her üç köy korucusundan birinin suç işlediğini
gösteriyordu. Sadece 96 yılına kadar 23 bin 222 geçici köy korucusunun
görevine işledikleri çeşitli suçlar nedeniyle son verilmişti. Yine
1996'da Başbakan Erbakan, MİT raporunu kaynak göstererek, Güneydoğu'da
koruculuk sistemi adeta eroin şebekeleri gibi çalışıyor, diyordu.
Kız kaçırıp tecavüz ediyor, canlarını sıkanı orta yerde vurup
PKK'lıydı diyor, zorbalıkla insanların topraklarını, evlerini,
mallarını gasp edip, haraca bağlıyorlardı. Diyarbakır'dan 10 yaşında
bir kız çocuğu dört ay boyunca bir korucunun tecavüzüne uğruyor,
Silvan'da 12 yaşında bir kız korucularca kaçırılıyor, ailesiyle
pazarlık sürdürülüyordu. Batman'da 19 yaşındaki kızı kaçıran üç korucu
defalarca tecavüz ediyor, hamile kalan kızın bebeği sessizce Çocuk
Esirgeme Kurumu'na veriliyordu. Tecavüzcü korucular, yörenin güvenlik
kuvvetlerinin adeta desteğiyle mağdur ailelere gözdağı veriyor, birçok
olayın örtbas edilmesini sağlıyor, 'kirlenmiş' kızların intiharına
neden oluyordu. Silah kaçakçılığı onların elindeydi. Eroinden yüklüce
bir rant elde edip palazlandıkça kendilerini maşa olarak kullanan
devlete ödetecekleri bedel kabarıyordu. Daha 96 yılında TV'de  bir
programına çıkan Cizre'nin Belediye Başkanı Kamil Atak koruculuğun
kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyor, "Silahlarımız elimizden
alınırsa o zaman bize silahı nereden verirlerse biz de orada oluruz"
diyordu.



2000 yılında Devlet, nüfusu 92 bini bulan korucuları tasfiye etmeye
başladı. Yaşı 45'i aşanlar emekli edildi. Koruculuk dünyasının
yıldızlarından Jirki aşiretinin lideri Tahir Adıyaman, bir savcıyı
öldürmekten idam istemiyle yargılanıyordu ve hakkında tutuklama kararı
vardı. Adıyaman, PKK'ya karşı savaşma teklifini, aşiretine mensup 336
aranan cinayet sanığı bulunduğu için kabul etmişti. Kan davası ve
arazi kavgası nedeniyle işlenen bu cinayetlerin affedilmesini isteyen
Adıyaman'ın askeri yetkililerle yaptığı görüşmenin çevirmenliğini
aşiretin tek Türkçe bilen, kendisi de cinayet sanığı üyesi, Cemil Öter
yapmıştı. Anlaşmaya varıldı. Cemil Öter dört yıl yatıp çıktı. Korucu
oldu. Servet edindi.
Oysa vakti gelince nasılsa tasfiye edilirler, diye düşünülmüştü.
Kilitlenmiş savaşı onlar çözecekti. Geçici korucu sistemi dahiyane bir
savaş stratejisiydi. Ama besbelli işlerine son verilmesi PKK'ya karşı
beslenen Hizbullah'ın
emekliye ayrılması kadar kolay olmayacaktı. Olmuyor da işte.
Şimdi şanlı korucu Cizreli Kamo'nun (Kamil Atak) yörede herkesçe
bilinen marifetleri hepimize ayrıntılandırılıyor. Onun kazdığı
çukurlardan cesetler çıkarılıyor.
Bir tanığın Cumhuriyet Başsavcılığı'na yıllar sonra verdiği ifade
şöyle: "Kamil Atak 1990'lı yıllarda PKK'ya yardım ettiği iddia edilen
kişileri alıyor ve Hizbullah'a teslim ediyordu. Hizbullah da bu
kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları ve 1991'de boşaltılan
Kuştepe Köyü'nde sorguladıktan sonra öldürüyordu."
Bir gün uzun uzun şanını borçlu olduğu etkinliklerinin dökümünü
çıkarmamız gereken kıdemli Albay Cemal Temizöz de Kamo'yla işbirliği
ön plana çıkarılarak tutuklandı.
Korucu çetesinin yönlendiricisi, onları katliamlara kışkırtan kişi olarak.
Şimdi oturup bu koruculuk meselesini iyice bir düşünmemiz gerekiyor.
Savaşın çözümsüzlük düğümü bu örgütlenmede atılmış çünkü.
İnsanları korucu olmaya kışkırtmanın, olmayanı düşman ilan edip
yurdundan sürmenin vahşeti hazmedilemez çünkü.
Türk devletinin geliştirdiği ' ajan toplum projesi' Kürtleri tamamen
yozlaştırmayı ve kişiliksizleştirmeyi hedeflemektedir. Bunu da
Kürdistan'da silahlandırdığı 'korucularla, Ankara'da kalemlerini satın
aldığı 'Kürt' sıfatını taşıyan 'aydın' bozuntusu caş'larla
yapmaktadır.
 
İran ve Suriye gibi işgalci statükocu devletler de Türk devletinin
izlediği, 'ajanlaştırma. Koruculaştırma, kalemini satın alma' gibi
politikaları uygulamaya koymaya başladılar. Tahran yönetimi koruculuk
sisteminin bir aşama daha gelişmişi olan 'bezic' ajan kimliği ile Kürt
öğrencilerini satın almayı hedeflerken, Suriye devleti de 'sivilleri
koruma' adı altında Güneybatı Kürdistan'ın Afrin kentinde halka silah
dağıtıyor. Silahları alma karşılığında büyük imkânlar, paralar teklif
ediyor.
 
Bölgesel statükocu devletler, 21. Yüzyılda bu kez Kürtlerin kendisine
karşı, ama Kürtlerin içerisinde '21. yüzyılın Hamidiye Alayları'nı
yaratmaya çalışıyor. Bunun yeni adı 'Koruculuk' sistemidir. Koruculuk
ihanetin, çürümenin ve kişiliksizliğin yeni adıdır. Nasıl ki Hamidiye
Alayları mensuplarının aileleri, torunları halen 'hain' şeklindeki
hitaptan, bakış açısından kurtulamamışlarsa, Korucular içinde aynı
durum geçerlidir. Torunlarınıza bırakacağınız tek şey 'ihanet'
sözcüğüdür.
Koruculuk sistemi, bu toplumun vicdan kütüğünde ağır bir yara olarak
kalacaktır. Kürdü Kürde kırdırarak Kürdü terbiye etmenin vahşi
üslubuyla kazanılan zafer üstüne hayat kurulamaz Köy Koruculuğu
dağıtılmalıdır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye