 |
|
DTP'li Türk'Meclis'ten Kürtçe Konuştu Maskeleri Düştü

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'ün Şubat ayı son haftasında TBMM grup toplantısında Kürtçe konuşması, Kürtçe'yi de tekeline almaya çalışan imha ve inkar siyasetine karşı yerinde bir hamle oldu. Kürt halkını temsil eden ve her türlü baskı ve kuşatmaya karşı mücadele eden DPT Genel Başkan Ahmet Türk, Meclis'teki grup kürsüsünden kendi anadilinde yaptığı Kürtçe konuşma ile faşist gerici Kürt düşmanı güçlerin maskesini düşürdü. Kuşku yok ki, DTP'nin bu hamlesi sahte Kürtçe açılımcılarının oyununu bozdu. .'Kürtlersiz Kürt çözümü' planları temelinde “Kürtçe konuşma tekelini” dahi sadece devlete tanıyan bütün faşist şovenist çevreler bu çıkışta şaşırıp kaldılar. Ahmet Türk, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, "21 Şubat'ın hem Dünya Anadil Günü olması, hem Kürtçe üzerindeki anlamsız baskı ve yasakların sürdürülüyor olması, hem anadil korkusunun yapay bir korku olduğunu hatırlatmak, dillerin güzelliği ve kardeşliği inancından hareketle konuşmamın bundan sonraki bölümünü Kürtçe yapmaya çalışacağım" dedi. Bunun üzerine Meclis TV sesi kesti, ardından yayından çıkarak stüdyoya döndü. Yayın kesildikten hemen sonra TRT spikeri, T.C. Anayasası ve Siyasi Partiler Kanunu gereğince Meclis kürsüsü ve toplantılarında Türkçeden başka dilde yayın yapılamayacağını hatırlattı ve yayını kesti. Ahmet Türk ise, TRT yayından çıktıktan sonra 11 dakika Kürtçe konuştu. Türk, grup toplantısından çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada, "Başbakan Diyarbakır'da Kürtçe konuşabiliyorsa, benim de vatandaşlarıma aynı şekilde hitap edebilme hakkım var" dedi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, kendilerinin Türkiye'de resmi dilin Türkçe olmasına herhangi bir itirazlarının olamayacağını belirtti. Türk, konuşmasının son bölümünü Kürtçe olarak yaptı. Türk, DTP grup toplantısında yaptığı konuşmada özetle, 21 Şubat'ın "Dünya Anadili Günü" olarak kutlandığını ifade ederek, 21. yüzyılın, çok dilliliğin önem kazandığı, halkların anadiline ve kültürlerine sahip çıkma bilincinin geliştiği bir yüzyıl özelliği taşıdığını bildirdi. Anadilin korunması için uluslar arası sözleşmelerin önemli olduğunu vurgulayan Türk, "Çok dillilik bir zenginliktir. Bu zenginliğin korunması ve yaşatılması, çağın bir gereğidir. Dünya üzerindeki bütün diller masumdur, güzeldir ve halkların kardeşliği yaklaşımıyla aslında bütün diller de kardeştir. Herhangi bir dilin bir ülkeyi veya toplumu böleceği iddiaları sadece ırkçı ve tekçi söyleme sahip düşünceleri besler. Yoksa bir devlete mensup bütün vatandaşların anadillerinin aynı olduğu, ya da aynı olması gerektiği gibi çağ dışı yaklaşımı savunmak demokrasi ile bağdaşmaz" diye konuştu. Kürt dilinin yasal ve anayasal düzenlemeyle güvence altına alınmadığını söyleyen Türk, TRT 6'dan Kürtçe yayın yapılmasına rağmen bunun yasal güvencesi olmadığını ileri sürdü. "Resmi dile itirazımız yok" DTP'li milletvekilleri veya belediye başkanlarının Kürtçe konuştukları için cezalandırıldığını, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın mitinglerde Kürtçe konuştuğunu iddia eden Türk, "Yani Kürtçe Kürtlere yasak ancak AKP'ye ve devlete serbesttir" dedi. Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması için çok sayıda kanun teklifi verdiklerini ancak gündeme alınmadığını belirten Türk, "Bizim Türkiye'de resmi dilin Türkçe olmasına herhangi bir itirazımız olamaz, ancak yerel yönetim gibi, eğitim alanı gibi, basın yayın alanı gibi, ya da yerel meclisler gibi alanlarda Kürtçe üzerindeki bütün yasakların kalkması ve Anayasal güvenceye bağlanması talebimizin de son derece gerçekçi bir insani talep olduğunun anlaşılmasını istiyoruz" diye konuştu. “Korucu TV” TRT Şeş'i “demokrasi hamlesi” olarak pazarlamaya çalışan Kürt düşmanı güçlerin hemen hepsi, birden köze basmış aptal gibi havaya zıpladılar. Kuşku yok ki bunların içinde en şaşkınları, Genelkurmayın sırtını dayayarak Kürt illerinde gövde gösterisine çıkan AKP oldu. AKP Kürtçe serbesttir, TRT Şeş’le önemli bir eşik açıldı vb. Propagandasıyla yerle seçimlerde Kürt emekçileri yedeklenmeye çalışıldı. Ama AKP’nin sahte Kürtçe açılımı mecliste elinde patladı. Ve bu açılımların sahte ve göz boyama olduğu netçe açığa çıktı. Diyarbakır başta olmak üzere yerel seçimlerde faşist Türk şovenizmi adına Kürt illerini de “düşürmek” için her taklayı atan bu oy avcısı, AKP şefleri en son iki gün önceki Diyarbakır ve Mardin mitinglerinde oy avcılığı için Kürtçe sözlerle etmemiş gibi, “ama bu bir seçim yatırımı, TRT şeş'le başlayan 'demokratik açılımlara' zarar verecek bir provokasyon..” sızlanmalarıyla Kürt yurtseverlerine Kürtçe konuşmanın yasağını savunmuşlardı Dahası DPT Genel başkanı Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşması, “ yeni Kürt açılımları ” olarak yutturulmaya çalışılan bir komedinin maskesini düşürmesi bakımından etkili ve yerinden bir çıkış olmuştur. Sırf yerel seçimler öncesi Kürtlerin gözünü boyayıp öte taraftan ABD ve Güney'deki Kürt işbirlikçilerle de ittifak halinde kotarılmaya çalışılan PKK’nın tasfiye planlarını perdelemek amaçlı. Kürtçe televizyon ve Kürdoloji Enstitüleri açma hazırlığı gibi palavraların iç yüzünü, sınırlılıklarını ve bunların nasıl her an geri alınabilecek birer sahte adımlar olduğunu netçe açığa çıkardı. Kür dili üzerinde sahte açılımlara rağmen yasaklar sürüyor. Devlet konuşur ama Kürtler konuşamaz, faşist yasakçı zihniyet devam ediyor. En iyisini halk adına "kerim devlet, baba devlet “ bilir yaklaşımı devam ediyor. Kürtler istedikleri için değil, devlet uygun gördüğü için “ veride alırda tutumu TC devletinin temel politikası olagelmiş ve bugünde bu yaklaşım devam ediyor. AKP’den CHP’ye MHP’den DSP tüm burjuva düzen partilerinin aynı kulvar da bulaşarak Kürt dili üzerindeki yasakların sürmesine onay vermeleri, burjuva düzen partilerinin ve meclisin nasıl bir haleti ruhiye içinde olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Kürtçe serbestine rağmen yasaklar ve cezalar sınır tanımdan sürüyor. İşte olgular ve gerçekler. Bunlar bile Kürt’çe açılımlarının ne kadar sahte ve iki yüzlü olduğunu tanıtlıyor: Davet edildikleri ABD’de sekiz dilde şarkı söyleyen Diyarbakır Yenişehir Belediyesi Çocuk Korosu’ndan üç çocuğa, 1940’da yazılmış “Ey Raqip” adlı Kürtçe bir marş da okudukları için “terör örgütünün propagandasını yapmak”tan beş yıl istemiyle dava açıldı. Hazırladığı bir iddianamede “Sözde Kürt halkı” diyen savcı hakkında Kürtçe bir şikayet dilekçesi veren yayıncı Mehdi Tanrıkulu, dilekçesinde w, q, gibi harfler bulunduğu için 1928 tarihli “Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun”a muhalefetten mahkemeye verildi. Duruşmada tercüman yardımıyla Kürtçe ifade ve ayrıca Kürtçe yazılı savunma veren Tanrıkulu ‘Koridorlarda Türkçe ama duruşmada Kürtçe konuşmuştur, maksadı üzüm yemek değil bağcı dövmektir’ gerekçesiyle ve ‘suç işleme konusunda ısrarlı pervasız tutumu, kastının yoğunluğu, geçmiş mahkûmiyet durumu dikkate alınarak’ beş ay hapse çarptırıldı. Savcılık, Kürtçe yazılı savunma için yine 1928 tarihli yasaya muhalefetten Tanrıkulu hakkında ikinci bir dava daha açtı. DTP’nin Nevruz için bastırdığı, üzerinde ‘Kum saati içinde bir çift göz ve kaş’ın yer aldığı afiş, “muhtemelen Abdullah Öcalan’a ait olduğu” ve ayrıca “Edi Bese” (Artık Yeter) cümlesinin Zazaca, İngilizce ve İspanyolca versiyonlarını içerdiği için Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nce toplatıldı, karar Van’da da uygulandı.
Son bir yıl içinde Kürtçe konusunda açılan bazı başka soruşturma ve dava örnekleri şöyle: Hapiste annesiyle konuşmak (Radikal, 15.05.08). Cep telefonuyla sokakta konuşmak (Radikal, 06.06.08). Parka çiçek adı vermek (Antenna, no. 25, 15.08.08). Kola markası yapmak (Radikal, 30.08.08). Seçim konuşması yapmak (BİA, 12.09.08). Pankart asarak bayram kutlamak (Radikal, 02.10.08). Mahkemede savunma yapmak (Taraf, 11.10.08). TBMM’ye davetiye yollamak (Taraf, 03.11.08). Bayram tebriki yollamak (Radikal, 23.11.08). Mezar taşı yazdırmak (Radikal, 23.11.08). Hatır sormak (Taraf, 07.12.08). Q, W, X harflerini kullanmak, hatta isminde varsa yurtdışından giriş yapmak (Radikal, 27.12.08). Su istemek (Sırrı Sakık) ve “Merhaba” demek (Nuri Yaman, İbrahim Binici) (Radikal, 13.01.09). TBMM’de Ahmet Türk’ün yaptığı ‘Kürtçe kışkırtması‘nı suç mu, değil mi diye tartışanların biraz da bu örneklerin altında yatan gerçeği düşünmelerinde yarar var. Elbette DTP’nin mecliste, devletin ve AKP’nin bu sahte Kürtçe açılımına karşı yaptığı bu hamle yalınızca “dil yasağının kaldırılması” ve “Öcalan'ın özgürlüğü” talepleriyle sınırlı kalmaması ve bu taleplerin Kürtlerin kendi kaderlerini özgürce tayin etme haklarının kayıtsız koşulsuz tanınmasıyla bütünleştirilmesi ve bu yoldan ilerlenmesi gerekiyor. Ancak bu yoldan Kürt ulusu ulusal özgürlüğünü elde edecektir.
|
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|
Эlgili Konular
 |
| Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil. |
|