2008 yılı geri kaldı ve gösterişçi kutlamalar, iyi dilek ve temennileri, palavra yüklü hasmane nutuklar altında 2009. yılına adım atıldı. Her yıl umudu tazelemek adına yeni yıl eskinin geride kaldığı yeninin kurulduğu yada eskinin atılıp yeninin giyildiği bir süreç dilimi olarak ele alınır ve buna göre temennilerde bulunur. Kuşku yok ki tüm olumsuzluklar adasında iyinin ve güzelin peşinde koşmak oldukça önem taşır. Ama iyilik dileklerinin ve umudun taze kılınması için süreci kazanacak bir devrimci irade ve örgütlülük içinde hareket etmek gerekiyor. Temennileri sıralamakla iş bitmiyor. Bu teminlerinin koparılıp alınması ve değişimin yaratılması için söylemlerden çıkılıp eyleme geçilmesi ve değişimin öncüsü olmak gerekiyor. Aksi halde müdahale edilmeden temennilerin kendiliğinden değişimin yolunu açması mümkün olmayacaktır. Bugüne kadar yaşanan gerçekler bunu binlerce kez doğrulamıştır.
Biliyoruz ki Tarih, toplumsal yaşam söz konusu olduğunda farklı üretim araçlarıyla ilişkiler zemininde gerçekleşen toplumsal konumlara ve bu konumları tarafından belirlenen çıkarlara sahip kesimler-sınıflar arasındaki uzlaşmaz sınıflar mücadelelerin gelişmeler zinciri şeklinde yaşana gelmiştir. Tarihin “yazılması”na sıra geldiğinde ise, onu yazanlar eğer egemenler ve temsilcileri olmuşlarsa, egemen olanın, üretim araçları mülkiyetine sahip olanların çıkarları temelinde, onların maceraları, fetihleri, çatışmaları, saldırıları, alışkanlık ve gelenekleri esas alınarak yazılmıştır. Sömürülüp baskı altında tutulan emekçi sınıflar ise kendi tarihlerini ancak kendi elleriyle, örgütlü eylem ve mücadeleleriyle ve sömürücü sınıflarla iktidar aygıtlarının baskılarını göğüsleyerek, onlara karşı mücadele ederek yazabilmişlerdir. Ezilen ve sömürülen sınıfların tarihi aynı zamanda onların mücadelelerinin deney ve tecrübesi; zayıflıkları ve üstünlüklerinin geleceklerini belirlemek için devralınıp devredilmesinin de “belgesi” olmuştur!
2009 eski yılın kapanık yeni bir yılın açılması anlamında yeni bir yıl olacaktır. Zamanın insan olmaksızın bir anlamı olamayacağını düşünürsek, bu ‘yeni yıl’ bir devamlılığın yeni olay ve gelişmelerle sonraki süreçlere doğru akması olarak da görülebilir. 2009’a girerken, genel olarak insan soyu için; özel olarak sömürülüp ezilen milyarlarca insan için “iyi ve daha mutlu günler-ayların gelmekte olduğunu” söyleyebilmek oldukça güç. 2008’den devralınanları hemen tüm medya kurumları sayıp döküyorlar. Her gazete, televizyon kanalı, yazar ve yorumcu, gelişmeleri, olgu ve olayları tarafı olduğu sınıf ve kesimlerin yaşamını ve yararını dikkate alarak yorumlamakla birlikte, giderek derinleşmekte ve etkisi artmakta olan ekonomik krizin yaşandığını ve bunun yol açacağı yıkım ve çöküntünün yeni yıl ortalarından itibaren çok daha ağırlaşmış olarak hissedileceğinde ortaklaşıyorlar!"
Yeni yılın bu ilk ayında, toplumların ve toplumumuzun gerçeklerinden söz edecek herkes ve her basın-yayım organı “kara haberlerin ağırlığı”nı okura, izleyiciye ve diğerlerine taşımak gibi bir olumsuzlukla karşı karşıya kalacaktır. Ne kadar saklamaya çalışırlarsa çalışsınlar sermaye borazanlığı yapanlar da İsrail’in Filistin halkına karşı giriştiği ve birçok burjuva politikacısının dahi “son altmış yılın en kanlı saldırılarından biri” olarak nitelediği Gazze katliamından söz etmek zorunda kalacaklardır. İnsanların ve ulusların özgürce, eşit ilişkiler temelinde ve baskı altında olmaksızın yaşama hakkının emperyalist büyük güçler ile işbirlikçi devlet ve hükümetler tarafından nasıl da ayaklar altına alındığının resmidir altmış yıl boşunca Filistin’de çizilen. ABD ve öteki Batılı büyük emperyalistlerin desteği ve korumasındaki Siyonist İsrail gericiliğin Filistin Arap halkına karşı sürdürdüğü işgal, imha ve yıkımın yeni hamleleriyle 2009’a girilmiştir. Saklanması, inkarı kolay olmayacaktır! Saklayamayacakları, saklamayı başaramayacakları kan dökücülükleri ve sömürgeci politikalarının kanlı “yafta”ları o denli büyük ve geniş ki, Irak’ta katledilmiş bir milyon kişinin, Afganistan’da yol açtıkları yıkım ve imhanın dökümü kendi haber bültenlerinden 2009’a akmaya devam etmektedir. Ortadoğu-Kafkasya-Balkanların patlama ve halkların boğazlaşması arenası haline getirilmesinin sorumluluğu altındadırlar.
2009’a girerken işsizliğin, açlığın ve yoksullaşmanın artmakta olduğunu, sermaye devlet ve hükümetlerinin sözcüleriyle kapitalist sistemin tüm öteki ideologları da artık inkar edemiyorlar. Dünya nüfusunun beşte biri açlık sınırında yaşıyor. 200 milyon işsiz. Dünyanın en zengin, en güçlü, en saldırgan ülkesi ABD’de 40 milyon barınacak bir mekandan yoksun, 31.5 milyon aç ve her gün yardım almaksızın yaşamını sürdüremez durumda. En gelişmiş emperyalist kapitalist ülkelerde işsizler ve yoksulların sayısı giderek artıyor. Krizin 20 milyon yeni işsiz doğuracağını emperyalist ülkelerin şefleriyle mali sermaye kurumlarının yöneticileri ilan ettiler. Kapitalist büyük tekeller birbirlerini ve küçükleri yutup kendileri büyümek üzere her araç ve yöntemi kullanırlarken en büyük saldırıya işçi sınıfı ve emekçi halk kesimleri hedef oluyorlar.
2009, Türkiye’de, işsizliğin, işten atmaların, açlığın, yoksulluğun derinleştiği bir yıl olarak başlamaktadır. Daha 2008 sonlarında 300 bin yeni işsizin ortaya çıktığı, ücret ve kamu emekçileri maaşlarının açlık sınırının altında kaldığı açıklandı. Kapanan küçük-ve orta büyüklükte işletme sayısı giderek artıyor. Siyasal-sendikal haklar, grev, siyasal ve genel grev, söz basın-yayın özgürlüğü önündeki engeller takviye edildi. Polis saldırganlığının arttığı, polis kurşunuyla ölenler çoğaldıkça “güvenlik kuvvetlerinin moralini bozacak davranışlardan uzak durma” politikasının istikrar kazandığı görülüyor. Kürtlerin kendi dilleriyle eğitim görmeleri ve Kürtçe’nin devlet işlerinde, kurumlarında tanınması hala yasak! Cezaevlerinde 100 bin kişi var. Ve fakat, 2009 Kürtlerin varlığı ve dilinin “kabulü” açısından “bir yeni hamle”ye sahne olarak başladı. Türk devleti ve hükümeti, yasalarında, Anayasa’sında, parlamentosunda, hukuk sisteminde hala kabul görmeyen ve çeşitli resmi tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak geçirilen Kürtçe’de televizyon yayını başlatırken, amacın Kürtlerin kendilerinin sesi olarak faaliyet sürdüren yayım organlarına “resmi alternatif yaratmak” olduğunu ve bu araçtan da yararlanarak Kürtleri sisteme kazanmak istediklerini gizlemiyorlar. Temel hedeflerinin bu tür adımları dayanak ederek Kürtlerin en azından bir kesimini yedeklemek ve siyasal ranta çevirmek olduğu açıktır. Ama ne olursa olsun, ısrarlı inkar, imha, asimilasyon ve neredeyse kesintisiz faşist saldırı ve baskı politikasının bu tür tavizlerle yarılmış olması da egemen inkarcılığın açmazlarının yeni bir göstergesidir ve toplumsal çelişki ve çatışmaların zorunlu sonuçları arasındadır. Gerici hedef ve niyete rağmen, ‘nereden nereye gelindiğini’ göstermesi açısından “yeni bir örnek”tir!
Burada kısaca değindiğimiz bu birkaç sorun ‘odaklı’ özet, emperyalist kapitalizmin dünyasının işçiler ve emekçiler için sömürü, baskı, açlık, yoksulluk, işsizlik, sosyal ve politik hak yoksunluğu demek olduğunu gösteriyor. Emperyalist kapitalizmin dünyası yeni çatışmalara, kriz bağlantılı yeni büyük yoksunluklar ve baskılara; saldırıların yoğunlaşmasına doğru yol alıyor. Bu dünyada, yeni yılların birbirini geride bırakmaları bu temel olguda gerçek bir değişimi getirmiyor. Değişim dünya işçilerinin, ezilen emekçi halkların örgütlü mücadelesine bağlı. Bu mücadele genişleyip güç kazandığı oranda haklar kazanılabilir ve konup ilerlenebilinir, ya da yaşamda iyileşme sağlanabiliyor.
Ancak emperyalist kapitalist sistem insanlık için bir cendere; bir kölelik zincirini ifade ediyor. Bu zincirin parçalanması kurtuluşun koşuludur ve bunu yapmaya işçi sınıfı ve emekçi kitleler muktedirdirler. Bu zincir er geç parçalanacaktır. Ama kendiliğinden değil işçi ve emekçilerin örgütlü gücüyle olacaktır. Bunun içindir ki 2009 ve sonrası bu doğrultuda yeni işçi ve halk mücadelelerine tanık olacağı bir yıl yapmak için ileri.!