DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
AKP’NİN EĞİTİM POLİKASI FAŞİST DİNCİ GERİCİ VE PARALI KARTERDEDİR
Gençlik Yıldızı
Bilindiği üzere eğitim, bir ülkede insana verilen temel bir değer olarak görülür . Temel bir insan hakkı olan eğitim için devletin olanaklarının son sınırını zorlayarak hizmet sunması ve eğitimin parasız olması gerekiyor. Nitelikli bir eğitimin insana nitelikli bir gelişim ve kişilik kazandırmasının yanında, toplumun gelişmesi ve olumsuzluklara karşı mücadele etmesi bakımından da önem taşır. Haliyle, eğitim sistemini kendi siyasal çıkarları doğrultusunda şekillendirme yerine, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda planlanması gerekir.
Neki burjuva kapitalist sisteminin hemen hepinde olduğu gibi Türkiye de de eğitim devlet ve hükümetleri, siyasal hedeflerini esas alarak yapılmakta ve yönlendirilmektedir. Haliyle hükümet geldiğinden bu yana AKP Hükümeti de zaten sorunlu olan ve faşist gerici karakter de olan eğitim sistemini daha da sorunlu hale getirdi. Bunu eğitimin paralı hale getirilmesi ve dincileştirilmesinde görmek mümkündür. Eğitim önemli atılımlar yaptığı yalanını pompalayan AKP hükümetinin eğitime ne kadar önem verdiğini, eğitime ayrılan bütçeden de anlamak zor değildir. 2009 mali yılı bütçesinde yine eğitimin ihtiyacı ve temel sorunları üzerinde değil, sadece masa üstü hesaplar yapılarak bu bütçe kurgulanmıştır. Bu bütçe için öngörülen rakamlar ile eğitim sisteminde yapısal hale gelen fiziki altyapı, öğretmen, idari ve akademik personel açıkları, araç-gereç eksiklikleri ve benzeri sorunların çözülmesi ve ihtiyaçların giderilmesi olanaklı gözükmemektedir.
Bu bütçeye rakamlar üzerinden bakıldığında, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi 2009 yılı gayrisafi milli hasılasının yüzde 2,8’ine tekabül etmektedir. Yani toplam bütçeden ayrılan 27 milyar 883 milyon YTL olarak belirtilmiştir. Bu bütçenin yüzde 66’sını oluşturan 18 milyar 488 milyon YTL’si sadece personel giderlerine ayrılmıştır. Mal ve hizmetler için ayrılan miktar ise sadece 2 milyar 867 milyon YTL, yani Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde 10,3’üdür. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinde harcamaların tamamına yakınının zorunlu harcamalardan oluştuğu görülüyor. Bu bütçeye bakarak önümüzdeki yıl eğitimin niteliğinin yükseltilmesini söylemek olanaklı değildir. Geçmiş yıllardan kalma sorunlar daha da katmerleşerek varlığını sürdürecektir. AKP “Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin payını 22,9 milyar YTL’den 27 milyar 883 milyona çıkardık” dese de esasında eğitim harcamalarının milli gelir payı içindeki oranı aşağılara çekilmiştir. Şöyle ki: Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin 2004 yılında milli gelire oranı –bu bütçenin– yüzde 3 iken 2009 bütçesinde bu oran aşağılara çekilerek yüzde 2,5 olmuştur.
Bu bütçe ile, bir yandan artan öğrenci sayısı, artan derslik araçları, eğitimin niteliğinin artırılması için gerekli hizmet ve donanım, ayrıca fiziki altyapı ve donanımın eksikliği, 140 bin dolayındaki öğretmen açığının giderilmesi nasıl sağlanacaktır? Mümkün olmadığına inanıyoruz.
Eğitimin niteliğinde bu dönemde daha da düşmüştür. Türkiye genelinde ilk ve ortaöğrenim olanaklarının incelenmesi üzerine yapılan bir araştırmada kırdan kente, batıdan doğuya gidildikçe bölgeler arasındaki uçurum ürkütücü boyutlarda ortaya çıkıyor. En gelişmiş ilçe Çankaya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eğitim açısından gelişmiş ilçelere rastlanmıyor. Ayrıca Ankara’da bile aralarında uçurum olabilecek okullar bulunuyor.



Yine bir eğitim sendikasının yapmış olduğu araştırmalara göre okulların yüzde 81’inde öğretmen açığı, yüzde 78’inde fiziki mekan eksikliği, yüzde 84’ünde spor salonu bulunmuyor. Sınıfların yüzde 45’inde 36 ila 60 arası öğrenci oturuyor. Aynı araştırmaya göre okulların büyük bir kısmında elektrik, yakıt, su, temizlik ihtiyaçlarının parası öğrencilere ödetiliyor. Okulların sadece yüzde 54’ünde kadrolu hizmetli, temizlik personeli bulunduğu, bu işin, yani temizlik ve ısıtma, soba yakma işinin öğretmen ve öğrencilerin sırtında kaldığı görülüyor. Araştırmaya cevap veren öğretmenlerin yüzde 12’si tuvaleti bulunmayan okullarda görev yaptıklarını söylüyor. Okulların yüzde 36’sında tuvalet yok. Okulların yüzde 43’ünde hijyenik ortam yok, yüzde 14’ünde sular düzenli akmıyor. Suyu olan okulların yüzde 40’ında su deposu yok. Türkiye’de gerçek manzara bu iken, AKP Hükümetinin güllük gülistanlık tablolar sunarak insanları kandırmaya hakkı var mı?
Tabii bununla birlikte eğer bir ülkede eğitimin öznesi olan öğretmenler ve eğitim emekçilerinin yaşam koşulları onları ikinci bir iş yapmaya zorluyorsa, orada eğitimin niteliğinden söz edilemez. Bir başka eğitim sendikası tarafından yapılan araştırmada, Türkiye’deki her 100 eğitimciden 93’ünün borçla yaşadığı, kredi kartları borçları yüzünden kara listeye alınan eğitimcilerin sayısının da yüzde 120’ye ulaştığı belirtiliyor. Araştırma sonuçlarına göre 2008’de eğitimcilerin banka borcu bir önceki yıla oranla yüzde 77 artmış durumda. Hiç borcu olmayan eğitim çalışanlarının oranı ise sadece yüzde 7.
Yapılan bir başka araştırmaya göre eğitimcilerin yüzde 8’i intiharı düşünüyor, bunu dikkatlerinize sunarım.
Türkiye’de öğretmenlerin yoksulluk sınırı altında, memur ve hizmetlilerin açlık sınırı altında maaş aldıklarını araştırmalar göstermektedir. Türkiye’yle diğer OECD üyesi ülkelerde çalışan öğretmenlerin çalışma saatleri karşılaştırıldığında olayın bir başka boyutu daha ortaya çıkıyor. OECD tarafından hazırlanan Eğitim 2008 Raporu’na göre öğretmenler İskoçya’da yılda 1.365 saat, İspanya’da 1.425, Portekiz’de 1.440, Yunanistan’da 1.765, Türkiye’de ise 1.832 saat çalıştırılıyor. Bu rakamlar üzerinden OECD ortalamasına göre bir yılda 170 saat daha fazla çalışan öğretmenlerimiz, diğer OECD ülkelerinde çalışan öğretmenlere göre daha az maaş alıyor.
Geçim şartları nedeniyle öğretmenler asıl meslekleri dışında ikinci bir iş yapmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla bu durum eğitimin kalitesinin düşmesine neden oluyor.
Hala okullarda kadrolu, sözleşmeli, vekil, ücretli, usta öğretici olarak çalışan, aynı işi yapan beş ayrı grupta öğretmen var. Aynı yerde aynı işi yapan öğretmenlerin bu durumu Anayasa’nın eşitlik ilkesine açık bir aykırılık göstermesine rağmen, bu durumun düzeltilmesi yönünde bir çabanın varlığına rastlanmıyor.
200 bin işsiz öğretmen mevcut
Eğitimin daha da dincileştirilip gericileştirilmesi eğitimin sorunlarını daha da ağırlaştırıcı olmuştur. Kolu kanadı kırılmış göstermelik laik eğitim, AKP hükümeti döneminde daha da göstermelik hale getirilmiştir.

Yıllardır zorun din dersleri okutulmakta. Eğitim kitaplarında artan dinsel motifler ve öğretmenlerin öğrencileri dinsel yönlendirmeleri gün geçtikçe arttı. Milli Eğitim Bakanlığının okul öncesi eğitimi yaygınlaştırmak için ortaöğrenim okulları bünyesinde ana sınıfı açmak için çalışma başlattığını yazıyor “ Bu kapsamda on yedi imam hatip lisesi bünyesinde 305 minik anaokulu eğitimi görmeye başladı” diyor. Eğitim Sen’in gündemine aldığı bu konuyu kimse görmek istemiyor. Okullarda öğretmenler ve öğrencelere dinsel bakılar yapılmakta orta öğretimde mescitler açılarak dinin daha fazla eğitime sokulmasını sağlanmaktır, imam hatiplerin üniversitelere rahatça girmeleri sağlanmaktadır.
Zaten sorunlu olan ilk ve ortaöğrenim devamla yüksek öğrenime de yansımaktadır. Yükseköğrenim niteliğinin belirleyicisi ilk ve orta eğitimin niteliğidir. Bu kadar sorunlu bir alana, yükseköğrenime 2009 yılı için ayrılan rakamsal pay 8 milyar 772 milyon YTL’dir. Bu, milli gelirin yüzde 0,79’una denk gelmektedir. Bu oran ülkemizde yükseköğrenime ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir. Yükseköğrenim bütçesinin yarısını personel harcamaları oluşturmaktadır. Yıllara göre bakıldığında bu pay günümüze gelinceye kadar epeyce azalma göstermiştir. Yeni üniversitelerle birlikte öğrenci sayısının ve akademik personel ihtiyacının artışı ortadayken yükseköğrenim bütçesinin geçmiş yıllara göre oransal olarak daha az düzeyde pay alması yükseköğretim sisteminde var olan mevcut sorunların daha da büyüyerek devam edeceğinin habercisidir.
Yükseköğretime ayrılmış pay bu iken bir de üniversiteler üzerinde YÖK gibi bir kurumun olduğunu düşünün. Önce bir YÖK’ü tanıyalım. YÖK 12 Eylül cuntası tarafından üniversiteleri otoriter bir ideoloji ile yukarıdan aşağıya doğru örgütleyip hizaya getirmek amacıyla kurulmuş, cuntacıların hedeflerine ulaşması için kurduğu bir kurumdur. Bu sistemle rektörler ellerindeki sınırsız yetkilerle üniversitelerin mutlak hakimi oldular. Rektörler gücünü YÖK Başkanından, YÖK Başkanı da Cumhurbaşkanından alıyordu. Üniversiteler öğrenciler ve muhalif öğretim görevlileri için bir korku imparatorluğu gibi çalıştı. Kurumlar içinde ciddi kadrolaşmalar yaşandı. Öyle ki, süresi dolan erkek rektörün yerine eşleri atanabildi.
İlginçtir, muhalefette YÖK’e ateş püskürenler iktidara geldiklerinde YÖK’ün ateşli savunucuları haline geldiler. Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olunca sistem AKP’nin eline geçti, hemen akabinde YÖK’te iktidar değişikliği oldu. Anayasa’ya göre YÖK üçlü bir sacayağı üzerinde oturuyordu. Üyelerden üçte 1’ini Cumhurbaşkanı, üçte 1’ini Hükümet, üçte 1’ini de Üniversitelerarası Kurul belirliyordu. Amaç tek kutuplu bir YÖK yerine güç dengeleri oluşturmaktı ama güç dengeleri bir türlü oluşturulmuyordu. Şimdi gelinen noktada Çankaya, Hükümet ve Üniversitelerarası Kurul tek elde toplandı. YÖK kurulmuş olduğu cunta yıllarının karakterine kavuşturuldu yani AKP’nin karşı olduğu YÖK, taze kan buldu.
AKP hükümeti, YÖK’ü kendi ihtiyacına göre düzenledi ama faşist cuntanın YÖK’üne dokunmadı. Ülkede her yer bir diyen AKP hükümeti ÖSYM sınavlarında başarı sıralamasının en sonunda ki Kürt illerinin gelmesini görmezden geldiler. Kürt illerinde öğrencilerinin başarısızlıklarının temel nedeni: Ana dil eğitim yasağı ve devletin ve AKP hükümetin Kürdistana uygulamış oldukları bilinçli ayrımcı politikalardır. Her şeyden önce ana dilinde eğitim görmeyenler, kendi ana dilleriyle eğitim görenlerle aynı başarıyı sağlayamazlar. Kürt çocuklarının ve gençlerinin eğitimdeki başarısızlığı ana dillerinde eğitim görememelerinden kaynaklanır. Kürtçeye okul öncesi eğitimle başlayarak eğitim dili hakkının verilmesi uluslararası sözleşmelere imza atmış TC devletinin bir görevidir. Bölgeler arası dengesizlik öğrencilerin eğitim ve başarısızlığında ikinci temel faktör olarak rol oynar. Araştırmaların sonucu olarak verdiğimiz örneklerde Türkiye’nin batısından doğusuna doğru gidildikçe eğitime sunulmuş olanakların zayıfladığını görmüştük. Yine para piyasasına tahvil edilmiş eğitim sistemi, öğrencileri yarış atı haline getiren sınavlar yine bu başarısızlıkta önemli rol oynamıştır.
Öyle ki sınavlar için yeterli olmayan devlet okullarının eksikliği dershanelerle giderilmeye çalışılıyor, bu da herkesin sahip olduğu parası oranında eğitimden yararlanması anlamına geliyor.
AKP hükümeti ve onun başbakanı Erdoğan yanlan yanlış ve çarpıtılmış bilgilerle eğitimden sağlığa kadar yaşamın her alanıyla ilgili güllük gülistanlık bir tablo çiziyor. Ama eğitim tel tel dökülüyor ve her bakımdan eğitim daha da gericileştirilirken Kürtlere anadilde eğitim hakkı yok sayılarak tekçiliğe devam ediliyor.ama bununda çözüm olduğu yıllardan bu yana uygulanan faşist dinci gerici eğitim politikalarında görülüyor.


 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Gençlik Yıldızı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye