DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
NEPAL DEVRİMİ
Analiz Polemik

“Bir şey yapmak isteyen yolunu bulur,
bir şey yapmak istemeyen nedenini bulur.”[1]

Kimilerinin “IMF’yi niçin sosyalistler yönetiyor?”[2] “absürd” sorusuna “yanıt(lar)” aramakla iştigal ettiği yalan ve yanılgıların öne çık(artıl)dığı bir kesitte; Nepal’deki Halk Savaşı’ndan; “Devrimin önündeki engeller gerçek, fakat yenilebilir,”[3] kararlılığıyla haykıran Devrim’den söz etmek, başlı başına devrimci ve önemli bir iştir...
Nepal Devrimi’ni bir yandan suskunluk labirentlerinde unutuluşa mahkûm; bir yandan da kimi liberallerin, “Nepal’de Maocu Komünist Partisi’nin lideri Prachanda (Öfkeli Kişi) lakaplı Pushpa Kemal Dahal, uysal bir öğretmenken siyasete atıldıktan sonra zalim bir gerilla liderine dönüştüğü hayat hikâyesiyle ilgi çekiyor,”[4] teraneleriyle yalana ve dezenformasyona kurban edilmek istenmektedir...
Oysa tüm bunlara karşın Nepal yeniden başkaldırı kesitinde müthiş bir önem ve yol açıcı işlev üstlendi.
Nepal “Devrimler çağı bitti” gerici önermesinin pratik, eylemli yadsınmasıdır. Devrimlerin, tarihin ilerlemesinin motoru olduğunun canlı, reddedilemez bir örneğidir. Nepal Devrimi, dünyanın her yanında devrimcilere, komünistlere ilham vermekte, Güney Asya bölgesinde ise, silahlı isyan fikrini ve eylemini büyüten bir rol oynamaktadır.
Hindistan ile Çin arasında Himalaya dağının eteklerine kurulu Nepal’de 10 yıldan fazla süredir devam eden monarşi karşıtı halk savaşı, 2006-2007 yılında ortaya çıkan devrimci kriz koşulları içinde bir devrime evrildi.
Şurası çok açıktır ki, insan(lık)ın bir kez daha gündem maddesi olan başkaldırı ile radikal sosyalizmin uzun güneş tutulması sona eriyor. Devrimci Marksizm yeniden insanlığın önündeki temel sorunlara ışık tutacak kılavuz hâline gelme olanağına kavuşuyor.
Bir yılgınlık, vazgeçiş, kaçış dönemi ile “elveda çığırtkanlığı” nihayete eriyor...
Burjuva liberalizminin hâkim ideolojiye dönüştüğü neo-liberal aydınların, “sivil toplumcu”luğun, post-Marksizmin, post-modernizmin, post-Fordizmin, küreselleşme sevdalarının daha çok karaya oturmasıyla yeni bir dönem açılıyor yeniden...
Nepal Devrimi de bunun alâmetlerinden...

NEPAL’İN ÖNEMİ

Nepal Devrimi müthiş bir öneme sahip...
Çünkü bir başkaldırı ve sosyal kurtuluş paradigması olarak; emperyalist bağımlılık ve monarşik otokrasiden kurtuluşun XXI. yüzyıldaki ilk zaferini kazandıran 10 Nisan 2008 seçimiyle; dünyanın çatısı Nepal’de, emperyalist boyunduruk ve monarşinin alt edilişinin tarihi yazılıyor.
Demokratik cumhuriyet ile devrim mücadelesi güzergâhında kazanılan bu zafer; “teröre karşı savaş” kisvesiyle sürdürülen küresel ölçekli emperyalist devlet terörüne, yayılmacılık ve talancılığa karşı da elde edilmiş önemli bir kazanımdır.
Nepal deneyimi bir kez göstermiştir ki, sınırlı imkânlarla da olsa, halkın birleşmiş devrimci örgütlü gücünün aşamayacağı engel yoktur.
Nepal, bize, hepimize, tüm insan(lığ)a başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteren bir deneydir.
Bu deneyin bir diğer yanıysa önemli, Avrupa-merkezci modelin aşılmasıdır.
Belki de bunlardan ötürü Nepal deneyimine müthiş bir “sansür” uygulanmaktadır.
Onur Gülbudak’ın haklı ifadesiyle, “Yıllardır, ‘başka yol yok, dönün geri’ dizelerinden bilmem kaç şarkı türeten emperyalist medyanın, dünya devrimci hareketlerinin durağanlaştığı, savrulduğu bir dönemde, ayağa doğrulma gıcıklığında bulunan Nepal komünistlerine özel bir sansür uygulaması anlaşılabilir. Fakat, bırakalım ülkedeki liberal solu, daha radikal söylemlerle hareket eden solun dahi Nepal deneyimine uyguladığı sansür, dünyanın bir yerinde radikal yöntemlerle başarı elde edilmesi fikrinin ‘yorgun demokrat’ hisleri ürkütmesinden ileri geliyor olmalı...
Çin, Hindistan ve ABD sarmalında olan, bu yönüyle Ortadoğu ile benzerlik gösteren Nepal’de, seçimlerden NKP(M)’nin başarıyla çıkma ihtimali sadece Güney Asya solunu değil, dünya solunu da heyecanlandırmalı.
Doğrusuyla yanlışıyla sol adına dikkate değer şeyler oluyor Nepal’de. Damda da öyle hiç kedi falan gezinmiyor. Baldırı çıplaklar iktidar yolunda...”[5]
Özetle XXI. yüzyılın başındaki sosyal mücadelelerin yükselişinde en önemli örneklerinden biri olan Nepal, devrimci süreçler çok özgün bir örnek olarak sivriliyor...
Nepal’deki süreçte örgütlü öznenin iradesi belirleyici hâle gelirken; Nepal halkına XXI. yüzyılda açlığı ve sefaleti yaşatan koşulların ortadan kaldırılması hamlesi ileri adımlar atmaktadır.
Yani Nepal’in kırlarında ve şehirlerinde “baldırı çıplaklar”ın, hepimize yol gösteren devrimci isyanı tüm sarsıcılığıyla devam ederken; dünyanın çatısı sallanmaktadır.
Evet, evet dünyanın çatısı sallanıyor! Everest’in yükseklerinde kurulu düzen devrimci dönüşümlerle tanışıyor. Coğrafi konum olarak zirvesinde yer aldığı dünyanın, yoksulluk bahsinde de zirvelerinde yer alan Nepal’de kral tahtını kaybediyor, monarşi nihayete eriyor. Topraksız köylülerin, kast sistemi altında ezilen emekçi kadınların, milyonlarca “baldırı çıplağın” dipten gelen devinimi yüzlerce yıllık feodal toprak-kast-devlet hiyerarşisini çatlattı, çatlatıyor. Ezilenler kendi talepleriyle, kendi örgütlülükleriyle ayağa kalkmış durumda, çatı sallanıyor, yıkılacak...
Bu noktada Hindistanlı ünlü Marksist Randhir Singh’in, Soğuk Savaş sonrası devrimci hareketler içinde Nepal hareketinin yerine dair değerlendirmesinin altını özenle çizmeden geçmeyelim:
“Nepal’de Komünist Partisi (Maoist) liderliğindeki hareket (popüler ismiyle Halk Savaşı) hiç şüphe yok ki, bugünün dünyasında özgürlük ve demokrasi uğrunda yürütülen en önemli halk mücadelesidir...”[6]





TEMEL DEMİRER
NEPAL’DEN GÖZLEMLER

Nepal’de yaşanan devasa değişim ve dönüşümü önemli kılan, yüzlerce yıllık muhafazakârlığın, gericiliğin yerle yeksan edilerek, tarihin dışına itilmiş “baldırı çıplaklar”ın tarihin yaratıcı öznelerine dönüşmeleridir...
Bir an düşünün, bir zamanlar “Nepal deyince...” akla gelen açlık ve sömürüydü...
Nepal’de Halk Savaşı’nın başlamasından önce yapılan son nüfus sayımı olan 1991 sayımına göre, ülke nüfusu 18.492.097 kişiydi. Şimdiyse bu rakamın 27 milyona ulaştığı sanılmaktadır. 1991 sayımına göre, nüfusun yüzde 25’i değişik etnik/ulusal gruplardan oluşuyordu ve 27 milyonluk Nepal’de nüfusun yüzde 70’i yoksulluk sınırı altında yaşamaktaydı.[7] Veya Nepal’de nüfusun üçte biri, günde 1 dolardan azla geçiniyor.
Nepal, kimi kaynaklara göre dünyadaki en yoksul ülkeler sıralamasında dördüncü, Güney Asya’nın ise birinci sırasında yer alıyordu. Halkın yüzde 31’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ülkede doğan her bin bebekten 75’i ölüyordu. Okuma yazma oranı 15 yaş ve üzeri için toplam nüfusta yüzde 27 iken; bu oran kadınlarda yüzde 14’e kadar iniyordu. 10 milyonun üzerindeki işgücünün yüzde 81’i tarım sektöründe çalışırken, hizmet sektöründe yüzde 16, endüstride ise sadece yüzde 3 oranında kalıyordu.
Coğrafi konumu itibariyle Himalaya sıradağlarının en yüksek tepelerinde deniz seviyesinden binlerce metre yukarıda (bazı yerlerde 8 bin metrenin üzerinde), Hindistan Çin ve Tibet arasında sıkışmış bir ülke olan Nepal’in yüzölçümü 140.797 km.2
Nepal’de 55 farklı etnik kökene mensup topluluk barınmakta ve toplam 48 farklı dil ve lehçe konuşuluyor. Nepal nüfusunun yüzde 86’sı Hindu dinine bağlı; Budistler nüfusun yüzde 8’i, Müslümanlar ise yüzde 4’ü oranında.
Kişi başına milli gelirin 200 doların altında olduğu Nepal’de, nüfusun yüzde 42’si yoksulluk sınırının altında yaşamını sürdürmektedir.
Nüfusun yüzde 88’i kırsal alanda yaşamaktadır ve yüzde 81’i tarımla uğraşmaktadır. Köylülerin yüzde 65’i toprağın ancak yüzde 10’una sahipken, yüzde 10’luk bir zengin köylü kesimi tüm toprakların yüzde 65’ini elinde tutmaktadır.
TOPLUMSAL MÜCADELE(LER) TARİHİ

XVIII. yüzyıl öncesinde çeşitli Hint prensliklerinin hüküm sürdüğü Nepal’de ilk devlet, Gurkalar önderliğinde 1769 yılında kuruldu. Gurkaların, XIX. yüzyılın başlarında İngilizlere yenik düşmesini takiben 1846’da Rana hanedanı kraliyeti ele geçirdi ve 1951’e kadar İngiliz emperyalizmine, paralı askerlik de dahil yakından bağlı bir hükümranlık dönemi sürdü.
Nepal’de monarşiye karşı ilk büyük çaplı mücadeleler 1940’li yılların sonlarında başladı. İktidardaki Rana hanedanına karşı sokaklara çıkan onbinlerce yoksul Nepalli, 1951’de Rana rejimini düşürdü. Hindistan’ın desteklediği, şimdiki Kral Gyanendra’nın da mensubu olduğu Şah ailesi iktidara gelerek meşruti monarşi ilan etti.
Bu mücadeleler içinde iki akım öne çıktı. Biri, 1947 yılında kurulan Nepal Kongre Partisi etrafında toplanan Hindistan yanlısı demokratik burjuva kesimdi. Diğeri, ana akımını 1949’da kurulan NKP’nin oluşturduğu, esasen yoksul köylülere dayanan devrimci ve komünist hareket idi. NKP, ilerleyen yıllar boyunca merkezinde Çin-SSCB ayrışması ile silahlı mücadele tartışmasının durduğu çeşitli nedenlerle sayısız bölünmeye uğradı. Ancak, nihayetinde tüm fraksiyonları revizyonist parlamenter partilere dönüştüler.
1959’da ilk parlamento seçimleri yapıldı. Nepal Kongre Partisi seçimleri kazandı. Nepal tarihinde ilk kez parlamenter bir hükümet kuruldu. Ancak hükümetin ömrü uzun sürmedi. 1960’da kral ve ordusunun hükümete darbe yapıp tüm siyasi faaliyetleri yasaklaması ile mutlakıyetçi monarşiye dönüş yaşandı. Bu darbe sonucu yürürlüğe sokulan 1962 Anayasası ile, “Panc-hayat” sistemi geliştirildi. Bu, tek partili, kralın kukla bir parlamento ve hükümet de dahil bütün yürütme ve yasama organlarının üzerinde yetki sahibi olduğu, biçimsel olarak meşruti monarşiye, aslen mutlakiyetçi monarşinin basit bir devamına denk düşen bir uygulama idi. 1972’de Kral Mahendra öldü. Yerini oğlu Birendra aldı.
1979’da halk hareketleri yeniden patlak verdi. Özellikle öğrenci gençliğin başını çektiği bu monarşi karşıtı hareket karşısında Kral Birendra, Panchayat sistemini Mayıs 1980’de referanduma götürdü. Referandumdan Panchayat uygulamasına devam kararı çıktı. Böylece bu sistem, halk hareketlerinin yeniden boy verdiği 1990’a kadar sürdü. 1990 yılı, Halk Hareketi-1 adı verilen; öğrencilerin, aydınların, yoksul köylülerin, Dalitlerin, orta sınıfların monarşi karşıtı büyük mücadelelerine tanıklık etti. 15 Ocak’ta Nepal Komünist Partisi kökenli çok sayıda sol parti, “Birleşik Halk Hareketi” adıyla bir blok oluşturdular ve Nepal Kongre Partisi ile ittifak hâlinde hareket ettiler. “Demokrasiyi Yeniden İnşa Hareketi” adıyla başlatılan, Nepal’ın belli başlı bütün kentlerinde grevler ve devasa gösterilerin yapıldığı hareket süresince 50 emekçi kraliyet güçlerinin kurşunlarıyla yaşamım yitirirken, yüzlerce emekçi tutuklandı. Ancak mücadele şiddetlenerek sürdü. Nisan ayında kral Birendra geri adım attı. Panchayat sistemi kaldırıldı. Siyasi partiler yasağı kalktı ve tüm politik tutsaklar serbest bırakıldı. Mutlak monarşiye ağır bir yenilgi tattıran bu büyük hareketin daha ileri sonuçlar doğuramamasının temel nedeni, Nepal burjuvazisinin geleneksel temsilcisi olan Nepal Kongre Partisi’nin ve Nepal Komünist Partisi-Birleşik Marksist Leninist’in (NKP-BML) izlediği kraliyetle uzlaşmacı çizgi ve kararlı bir devrimci önderliğin yokluğu idi.
Böylelikle Nepal halkı, Mayıs 1991’de yeniden seçim sandıklarına gitti. Nepal Kongre Partisi’nin çoğunluğu alarak hükümet oluşturduğu, NKP-BML, Birleşik Halk Cephesi ve kraliyet temsilcilerinden oluşan bir parlamento oluşturuldu.
Bu hükümet, 1994 yılında, Nepal Kongre Parti-si’nde yaşanan bölünmeye bağlı olarak dağıldı. 1994 yılında, Kongre Partisinin yenilgisiyle, NKP-BML’nin kralın kuklası bir azınlık hükümeti kurmasıyla sonuçlanan, Birleşik Halk Cephesi’nin ise boykot ettiği seçimler yaşandı.
Bu seçimler, Nepal emekçileri ve ezilenleri için çok önemli bir dönemeçti. Zira seçimler sürecinde Birleşik Halk Cephesi’nde yaşanan boykot tartışmaları ve ayrışmalar içinde Nepal Komünist Partisi (Maoist) şekillendi. 1995 yılında kurulan NKP(M), kısa süreli bir hazırlığın ardından 13 Şubat 1996’da Mao Zedung’un “Uzun süreli halk savaşı” çizgisinde silahlı mücadeleyi başlattı.
NKP(M), feodallere karşı kırsal bölgedeki tüm çelişkileri ele alarak, tüm ezilen kesimleri kendi önderliği altında birleştirmeyi başardı.
Halk savaşı (“Jana Youdha”) içinde üs alanlarının, kurtarılmış bölgelerin, örnek köylerin, yeni devletin unsurlarının yaratılması, buralarda ulusal, kast sistemine dayalı, cinsel ve bölgesel ayrımların ortadan kaldırılması, kitlelerin monarşinin olmadığı bir dünyayı kendi deneyimleriyle sınayarak inanmasını sağladı. Gerillanın askeri eylemleriyle, Kraliyet Ordusu’nun güçlerini darbelemesi sonucu doğan iktidar boşlukları, hızla yerel halk otoritelerince dolduruldu. Kurulan iktidar alanları genişletilmeye ve eldeki bölgeler istikrarlılaştırılmaya çalışıldı. Yerel alanlarda silahlı mücadeleyle iktidar alanları açılırken, merkezi düzeyde siyasi vuruşlarla monarşinin üstüne yüründü. Yerel düzeyde silahlı mücadele, başarılı biçimde merkezi siyasi hamlelere tabi kılındı.
Halk savaşının başlangıcından 2001’e dek NKP(M), askeri gücünü yüksek bir hızla büyüttü, kırsal alanlarda köylü ve ezilen kitleler ile geniş ve güçlü bağlar kurdu. Askeri güçlerini ve siyasi örgütlenmelerini merkezileştirdi, koordine ve planlı hareket kapasitesini yükseltti.
Halk savaşı, 2001 yılında Nepal politikasını belirleyen bir boyuta ulaştı. Ülkede, kırsal ve dağlık bölgelerde Maoist devrimcilerin önderliğinde Halk Meclisleri kuruldu. İkili iktidar durumu açığa çıktı. Kırsal bölgeler, yani ülkenin üçte biri Maoist devrimcilerin önderliğinde halkın elindeyken, başkent Katmandu, şehir merkezleri ve kentleri birbirine bağlayan anayollar Kraliyet güçlerinin elindeydi. Ara bölgelerde ise hegemonya savaşları sürüyordu.
NKP(M) kraliyet karşısında önemli bir güç hâline geldiği 2001 yılında, “Üs alanlarını güçlendirin ve genişletin! Yeni bir demokratik merkezi hükümet kurma hedefiyle ileri!” sloganı ile örgütlenmelerini merkezileştirme yönünde atılımlar gerçekleştirdi. Halk Kurtuluş Ordusu aynı yıl birinci kongresini gerçekleştirdi ve merkezi önderlik düzeyini güçlendirdi.
Partinin, Halk Kurtuluş Ordusu’nun, kitle örgütlerinin ve yerel alanlarda iktidar organları olarak kurulan Halk Komitelerinin oluşturduğu Birleşik Devrimci Cephe’nin Eylül 2001 tarihli ilk toplantısı ile Nepal Birleşik Devrimci Halk Meclisi kuruldu. Bu merkezi örgütlenmenin kuruluşu, Nepal’de ikili iktidar ve paralel hükümet durumunun açık bir ilanıydı.
2002’de HKO ülkenin üçte ikisini kontrolü altında tutuyordu. Ülkenin toplam 75 ilçesinin 73’ünde düzenli olarak iki askeri güç arasında çatışmalar gerçekleşiyordu. Bütün ülke iki ordu, iki devlet, iki ekonomi ve iki kültüre bölünmüştü.
Emperyalist güçlerden akan milyonlarca dolarlık para ve silah yardımına ve tüm ordu güçlerinin seferber olmasına rağmen NKP(M)’nin ilerleyişi karşısında monarşinin çabalarının sonuçsuz kalması, rejimin artık tümüyle çürümüş ve takatsiz kalmış olduğunu sergiledi. Bu durum, Kraliyet Hükümeti’ni 2003 yılında yeni bir ateşkes çağrısına zorladı. NKP(M)’nin, bir önceki ateşkesle aynı taleplerle yürüttüğü müzakerelerden bir sonuç çıkmadı. 19 Ağustos 2003’te Kraliyet Ordusu güçleri, barışçıl bir gösteriye katılan 21 silahsız işçiyi katledince, ateşkes bozuldu.
Savaş tüm hızıyla sürerken, 2005 yılında HKO artık ülkenin yüzde 80’ini denetleyecek güce ulaşmıştı.
Bu da Nepal monarşisi için “sonun başlangıcı”ydı...
Ardından çeşitli gel-gitler ile nihayet 22 Kasım 2006’da, Yedi Parti İttifakı (YPİ) hükümeti ile NKP(M) arasında Kapsamlı Barış Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın merkezinde, kralın tasfiyesi sorunu duruyordu. Kapsamlı Barış Anlaşması bu konuda şu hükmü içeriyordu: “Kralda, devlet idaresine dair herhangi bir yetki kalmayacaktır. Son Kral Birendra ile son Kraliçe Aishwarya ve aile üyelerine ait malvarlığı, Nepal hükümetinin kontrolüne alınacak ve bir fon aracılığıyla refah amacıyla kullanılacaktır. Kral Gyanendra’nın Kral yetkisiyle sahip olduğu mallar (çeşitli yerlerdeki saraylar, ormanlar ve koruma alanları, tarihi ve arkeolojik değeri olan miras gibi) ulusallaştırılacaktır. Kurucu Meclisin ilk toplantısında, basit oy çoğunluğu sistemiyle monarşi kurumunun kaderi tayin edilecektir”
Anlaşma, toprak reformu ve toplumsal yaşama ilişkin bir dizi reformu da konu edinirken, silahların ve orduların idaresi gibi kritik bir konuda da ilkesel çerçeveyi çiziyordu.
Ancak geçici hükümet içindeki bu hegemonya savaşı nedeniyle, Haziran 2007’de yapılması planlanan Kurucu Meclis seçimleri, önce 2007 Kasım ayına, daha sonra da süresiz olarak ertelendi.
Maoistlerin, iki temel anlaşmazlık konusu başta olmak üzere, çeşitli konularda tıkanma yaşanması üzerine 2007 Eylül ayında hükümetten çekilip, sokaklardaki kitle gücünü harekete geçirerek, YPİ’yi bir adım daha ileri atmaya zorladılar. Onbinler bir kez daha, demokratik devrimin kazanımlarını savunmak ve “Devrimi ileri itmek” üzere Katmandu sokaklarına döküldü. NKP(M)’nin lideri Prachanda ve partinin önderlerinden Bhattarai, direnişe devam sinyalleri veren açıklamalarda bulundular. Restleşmenin dozu yükseldi.
Sonuçta Maoistlerin demokratik devrimi sonuçlarına vardırma yolunda yürüttükleri mücadele, YPİ’nin uzlaşma ve oyalama taktiğine karşı başarılı oldu. Aralık ayında müzakerelerde uzlaşma sağlandı. 2007 yılı sona ererken, geçici parlamento, ülkenin ‘Federal Demokratik bir Cumhuriyet’ olmasını içeren bir önergeyi büyük oy çoğunluğu ile kabul etti, Kralın sıfatına son verdi. Seçimlere ilişkin uzlaşma sağlandı.[8]

SEÇİM SONRASINDAN KARELER
Nepal’de 10 Nisan 2008’de yapılan seçimleri Nepal Komünist Partisi (M) açık arayla kazandı. Seçim Komisyonu, monarşiden cumhuriyete geçiş için yeni anayasayı kaleme alacak kurucu mecliste Maocuların 217, Kongre partisinin ise 107 sandalye kazandığını duyurdu.
Maocuların lideri Prachanda, 239 yıldır ülkede hüküm süren monarşinin, en kısa zamanda, kurucu meclisin yapacağı ilk oturumda sona erdirileceğini söyledi. Böylece dünyadaki son Hindu monarşi ömrünü tamamlamış olacak.
Kurucu meclis, nispi ve çoğunluk sistemlerinin birlikte kullanıldığı karmaşık bir yöntemle belirlenecek ve 601 üyeden oluşacak. Çoğunluk sistemine göre seçilen 240 vekilden 120’si Maocu. Bunlar aynı zamanda nispi sistemle tahsis edilen 335 sandalyenin yüzde 30’unu temsil ediyor ki bu da 97 parlamentere denk geliyor. 26 vekil de geçiş hükümeti tarafından atanacak.
Bu durumda geçici hükümette yer alan Maocu liderlerden Hisila Yami de halkın ülkeyi yönetmek için kendilerini seçtiğini ifade ederken; monarşinin kaldırılması için yıllarca silahlı mücadele veren Maocular, Kral Gyanendra’ya iktidardan “şık bir biçimde çekilmesi” çağrısı yaptılar.
NKP (M)’nin iki numaralı ismi Baburam Bhattarai, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Kral için en iyi şey demokratik cumhuriyetin yolunu açmak için şık bir biçimde çekilmektir” dedi. Bhattarai, “Kurucu meclisin ilk oturumunda cumhuriyeti ilan edeceklerini ve kraldan sarayı terk etmesini isteyeceklerini” ifade etti.
Bu tabloya ilişkin olarak Praşant Jha, “Nepal’de, Maocuların seçim zaferi şaşırtıcı değil. Maocular, değişim isteyen dışlanmışların desteğini çekti... Bu seçimin sonrasında kimse Maocuların halka dayalı meşruiyetini sorgulayamaz,”[9] derken; The Guardian da ekliyor: “Kralın Maocu asilerce şok edici biçimde yenilgiye uğratıldığı Nepal seçimleri, istikrarsızlıktan ziyade yoksulların kaygılarını yansıtıyor.”[10]
Tüm bunlarla bağıntılı olarak Barış Adıbelli, “Nepal’de Maocuların seçim zaferi ABD’nin bölgedeki çıkarlarını sarsabilir,” saptamasını yaparken, bir gazete haberinde şunların altı çizilmektedir: Himalayalar’daki Nepal krallığında 240 yıllık monarşiyi gömecek yeni anayasayı yazacak kurucu meclis seçiminde eski Maocu gerillalar tarih yazdı. Ancak bu durum Washington ve Yeni Delhi’de alarm zilleri çaldırdı...
DEVRİM HAKKINDA
Prachanda’nın, “Devrimler birbirinin kopyası değildir,”[11] vurgusuyla betimlediği Nepal Devrimi, mutlaka özenle irdelenmesi gereken bir deneyimdir.
7 Ocak 2008 tarihli ve röportajında, NKP(M) Merkez Komite Üyesi Netrabikram’ın, “Sınıf ideolojimize, hedefimize ve ideallerimize bağlıyız,” dediği devrim, Merkez Komite Sekreterya Üyesi Netrabikram Chand ‘Biplab’ın saptamasıyla şu özelliğe sahiptir:
“Bizim partimiz ve devrimimiz bir tek Nepal’e ait değil. Dünya komünist partisi ve dünya devriminin de olmazsa olmaz bir parçası. Bu açıdan, devrimin başarısı ya da başarısızlığı tüm dünyayı etkiliyor.”
Gerçekten de dünya devrimci hareketinin önemli bir mevzisini teşkil eden Nepal Devrimi, sömürülen, ezilen milyonlarca Nepallinin enternasyonalist ölçekli toplumsal kurtuluş mücadelesidir...
Ulaşılan koordinatlarda Nepal’da ikili iktidar, “dengeyi halk lehine büken bir devrimci hareket”le biçimlendirilmektedir; ve seçim sonrasında ne olacağı da, seçim öncesindeki gibi doğrudan sınıf mücadelesinin ürünü olacaktır...
Çok öncelerden de Hisila Yami’nin altını çizdiği üzere, “Devlet iktidarı sorunu devrimin baş meselesidir.”[12] Ve bu meselenin çözümü devrimin geleceğinin de biçimlendiricisi olacaktır...
Bu konuda şimdiye dek NKP (M)’nin tutumu hep devrimci/ olumlu olagelmiştir.
Örneğin seçim öncesinde de “seçime” bağlanmayan NKP (M)’nin Maoist önderlerinden Bilgi ve İletişim Bakanı Mahara, katledilen Maoist kadroların misillemesinin yapılacağını belirtirken, Prachanda da batıdan doğuya büyük bir dalganın partinin yanında olduğunu, ancak komplolar sonucunda Maoistlerin yenilebileceğini vurgulayarak, “Halkımız yenilirse otomatik olarak isyan başlayacaktır,”[13] demekte bir an dahi duraksamamışlardır...
Bu kesinliğin tutarlılığıyladır ki NKP (M) Siyasi Büro Üyesi Dr. Baburam Bhattarai, “Seçimler devrimimizin bir parçasıydı.”[14] “Oyu ve mermileri devrimde birlikte kullandık.”[15] “Halk bütünlüklü bir değişim istiyor ve bu olacak,”[16] derken; NKP (M) önderi Prachanda da eklemektedir: “XX. yüzyılın derslerini çıkardık”![17]
O hâlde devrimci derslerin toplamı olarak Nepal Devrimi hakkında şunu diyebiliriz: XXI. yüzyıla taşınmış bir halk mücadelesi olarak Nepal köylülerinin mücadelesi de ezilenlerin ortak bilgi ve deneyim birikimi içinde değerlendirilmesi gereken ortak bir değeri temsil etmektedir.
HİMALAYALAR’DAKİ İSYANIN ANIMSATTIKLARI
Dünya değişiyor; daha da değişecek; çünkü onun değiştirilmesi için Himalayalar’daki gibi dövüşenler var hâlâ...
Dünya değiştirilebilir; dünya devrimlerle değiştirilecek...
Gündelik gazete sayfalarına bile yansıdığı üzere Nepal bunun bir verisi...
Nepal’in bundan böyle “bağımsız, bölünmez, laik ve federal bir cumhuriyet” olduğunu açıklayan meclis, krala ve monarşiye ait tüm ayrıcalıkların kaldırıldığını duyurdu.
Himalayaların gölgesindeki tek ve son Hindu devleti Nepal’de Maocu gerillaların 10 yıllık iç savaşın ardından 2006’da silah bırakıp siyasi sürece katılmasının bir semeresi olarak 239 yıllık krallık tarihe karışırken Asya’da yeni bir cumhuriyet doğdu.
Himalaya krallığı Nepal’de kraliyet tarihe gömüldü, Maocuların önderliğinde Asya’da bir federal cumhuriyet doğdu. 239 yıllık monarşi yerine cumhuriyet ilan eden meclis, krala sarayı terk etmesi için 15 gün süre verdi. Kraliyet ailesi kayıp
Kral ile kraliçe en son tapınakta görüldü. Maocular Katmandu’da bayram yapıyor.
Nepal’de, seçimlerde zafer kazanan Maocuların 220 sandalyeye sahip olduğu ve 27 Mayıs 2008’de yemin eden 601 üyeli kurucu meclisin 28 Mayıs 2008’de 239 yıllık monarşi rejimini resmen sona erdirerek cumhuriyeti ilan etti. Geçici hükümet, Kral Gyanendra’dan sarayı terk etmesini istedi. Barış ve Yeniden İnşa Bakanı Ram Chandra Poudel, “Kral derhâl sarayı terk etmelidir, aksi takdirde hükümet sarayı boşaltmak için güç kullanmak zorunda kalacaktır” dedi.
Nepal Başbakanı Girija Prasad Koirala, Nisan 2008’deki seçimleri kazanan NKP (M)’den yeni hükümeti kurmasını isterken; ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Orta ve Güney Asya’dan sorumlu yardımcısı Evan Feigenbaum’un ise, ABD’nin “terörist örgütler” listesinde yer alan Maocu liderlerle 27 Mayıs 2008’de görüştüğü bildirildi. Görüşmede ABD’nin Maocuların çoğunluğu oluşturacağı yeni Nepal yönetimiyle işbirliği yapmaya devam edeceği garantisini verdiği kaydedildi.
Ve NKP (M) lideri Prachanda da ekledi: “Bu Nepal halkının 1950’lerden beri verdiği mücadelenin sonuca ulaştığı tarihi bir gün...”
Nepal Devrimi XXI. yüzyılın başında umutlarımızı büyüten, emperyalizmin ideolojik, siyasi saldırılarını püskürten bir içeriğe sahip.
Nepal halkı emperyalizme karşı mücadelenin mümkün ve zaferin imkân dahilinde olduğunu herkes kanıtlamaktadır.
Nepal Devrimi yüz binlerin, milyonların kaderlerini kendi ellerine almak için ayağa nasıl kalktığını göstermektedir.
Nepal Devrimi stratejiyle taktik arasındaki uyumu, sınıf mücadelesinin nasıl bir taktik savaşımı hâline geldiğini bizlere öğretmektedir.
Nepal Devrimi silahlı mücadelenin belirleyiciliğini ve devrimin kesintisiz olması gerektiğini canlı bir deney olarak kanıtlamaktadır.
N O T L A R

[1] Arap Atasözü.
[2] Süleyman Yaşar, “IMF’yi Niçin Sosyalistler Yönetiyor?”, Taraf, 14 Nisan 2008, s.7.
[3] “Nepal’de Halk Savaşı’nın 12. Yıldönümü ve Akıbeti”, Devrimci Demokrasi, Yıl:6, No:130, 2-16 Nisan 2008, s.13.
[4] Pınar İlkiz, “Maocu Kemal Kral’a Karşı”, Taraf, 17 Nisan 2008, s.2.
[5] Onur Gülbudak, “Dünyanın Çatısında Tıkırtı Var”, Birgün Pazar, 13 Nisan 2008, s.3.
[6] Randhir Singh, “Foreword,” Baburam Bhattarai, Monarchy Vs. Democracy: The Epic Fight in Nepal, Yeni Delhi: Samkaleen Teesari Duniya, 2005, s.vii.
[7] “Nepal’de Maocuların Sürpriz Zaferi”, İşçi-Köylü, Yıl:1, No:16, 2-15 Mayıs 2008, s.3.
[8] “Dünyanın Çatısında Devrim İlerliyor”, Teori de Doğrultu, No:29, Şubat-Mart 2008, s.71-83.
[9] Praşant Jha, “Maocuların Zaferi Sürpriz Değil”, Open Democracy, 16 Nisan 2008.
[10] “Nepal Kralına Kırmızı Kart”, The Guardian, 16 Nisan 2008.
[11] Prachanda: Devrimler Birbirinin Kopyası Değildir”, Atılım, Yıl:4, No:2008 20 (209), 10 Mayıs 2008, s.9.
[12] Hisila Yami, “Dünyanın Çatısında Devrim: Nepal’de Halk İktidarı”, www.sendika.org, [Monthly Review dergisinin Kasım 2005 tarihli sayısından Ahmet Kırmızıgül tarafından sendika.org için çevirilmiştir.]
[13] “Nepal’de Seçimler...”, İşçi-Köylü, Yıl:1, No:14, 4-17 Nisan 2008, s.10.
[14] “Seçimler Devrimimizin Bir Parçasıydı”, İşçi-Köylü, Yıl:1, No:16, 2-15 Mayıs 2008, s.10.
[15] “Bhattarai: Oyu ve Mermileri Devrimde Birlikte Kullandık”, Özgür Gençlik, No:2008-5 (86), 10 Mayıs 2008, s.30.
[16] Baburam Bhattarai, “Halk Bütünlüklü Bir Değişim İstiyor ve Bu Olacak”, Devrimci Demokrasi, Yıl:6, No:133, 20-31 Mayıs 2008, s.13.
[17] Nepal Komünist Partisi (Maoist) Önderi Prachanda, Sosyalist Barikat, No:47, Ocak 2007.

     

      
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Analiz Polemik

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye