DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
KÜRT DÜŞMANLIĞI VE İNKARCILIK NEYİ ÇÖZDÜ
Kürdistan
TC devleti kurulduğundan bu yana 85.yıl geçti. Bu 85 yıl sürecinde Kürt düşmanlığında ve inkarcılıkta sınır tanınmadı.28 Kürt isyanı bastırıldı ama daha büyük 29. İsyanın önüne geçilemedi. Demek ki TC devletinin resmi inkarcı ve imhacı Kürt politikası 85 yıldan bu yana Kürt sorunun çözem de başarısız oldu ve çıkmazı daha da derinleştirdi. İpleri elinde tutan faşist MGK diktatörlüğü iflas etmiş ve Kürt direnişi karşısında işlemez hale gelmiş olan imha, inkar ve düşmanlıkta israr ederek, Kürt sorununu egemenliğini sürdürmede önemli bir dayanak haline getirdi. Irak’ın işgalinin ardında ortaya çıkan durumda ABD’nin de desteğiyle daha fazla olanak yakalayan Güneyli Kürtlerin bu durumu Kürt düşmanı TC devletini panik içine itti.Önce “panik içindeki” işbirlikçi TC devletinin trajedisine bakalım: “Kürtler, Musul ve Kerkük’e girerse Türkiye bunu savaş nedeni sayacaktır!” Peki, Kerkük ve Musul ABD-İngiliz işgal birliklerinin denetiminde kalırsa ne yaparsınız? Açıkça ilan etmiyorlar ama, cevaplarının, “ne yapalım biz ABD’nin sadık bendesiyiz, o ne derse onu yapmak, nasıl davranmamız gerektiğini söylerse öyle davranmak zorundayız” yaklaşımını bilmeyen yok. TC devleti ve hükümet sözcüleri, televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından “şimdilik Kuzey Irak’a PKK için girmeliyiz, zaten Amerikalılar ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyorlar” diyerek Bush ve savaş çetesinin politikalarına sadakatlerini hemen her gün yeniden ilan ediyorlar. Ve nitekim TC devletinin Güney Kürdistan’a yönelik işgal hareketini, ABD’nin baskısıyla kısa zamanda çekmesi de bu gerçeği gösteriyor.
Dahası Irak Kürtlerinin yaşadıkları Güney Kürdistan topraklarında ne yapıp nasıl davranacakları, Amerikan uşağı TC faşist gericiliğinin en önemli dış politika konusunu oluşturuyor. Korktukları, merkezi Irak yönetimi koşullarında da otonomi içinde, dil ve kültür alanında ulusal hak kullanımını önemli oranda gerçekleştiren Irak Kürtlerinin, sosyal-politik statülerini daha ileri bir düzeye yükseltmeleridir. Böylesi bir durumun, Türkiye Kuzey Kürdistanlı Kürtler için “cazibe konusu oluşturacağı” paniği ve paranoyası içindeler .
Kuşku yok ki bu “panik” bütünüyle dayanaksız değil! Bölge ülkelerinden herhangi birinde yaşayan Kürtlerin, bugünkü toplumsal konumlarında sağlayacakları her hangi bir değişimin, diğer ülkelerdeki Kürtlerin dikkatini çekmesinin nesnel ve öznel nedenleri var. Ama bundan çıkarılacak sonuç, Türkiye Kuzey Kürdistan Kürtlerine yönelik baskı, imha ve inkar politikasında ısrar ve Irak ya da başka bir ülkedeki Kürtlerin kendi ulusal talepleri yönünde daha ileri haklar kazanma girişimlerini savaş nedeni saymak olamaz. Bu faşist gerici ve inkarcı politikanın; bugüne dek devam eden ve aslında bölge ülkelerinin tümünde yaşayan tüm halkların işbirlikçi burjuvazi ve faşist gericiliğe karşı mücadelesini bastırmanın araçlarından biri olarak kullanılan, çözümsüzlükte ısrar olacağı açıktır.




Bugün Irak’taki duruma karşın, Türkiye Kuzey Kürdistanlı Kürtler içinde örgütlü bulunan hemen bütün politik parti ve grupların temsilcileri, eğer dil ve kültür alanı başta olmak üzere, ülkedeki çeşitli milliyetlerden emekçilerin, eşit ilişkiler temelinde ulusal haklarına sahip olmalarını sağlayıcı gelişmelere olanak tanınırsa, Türkiye Kuzey Kürdistanlı Kürtlerin kendi topraklarında ve başka ülkelerdeki gelişmelere öykünme gereksinmesi duymadan bir arada yaşamaktan yana olduklarını döne döne ilan ediyorlar. Türkçü şoven ve inkarcı kimi çevrelerin aksi yöndeki propagandasına karşın, bu bir "taktik", " takiye” vb. değildir. Bunun en önemli nedeni, nesnel toplumsal koşulların kendisidir. Türkiye Kuzey Kürdistanlı Kürtlerin yaşadıkları topraklar dahil, Türkiye’nin işbirlikçi tekelci kapitalist gelişme ve farklı ulus ve ulusal azınlıklardan emekçilerin ekonomik-sosyal yaşam koşulları bakımından daha ilerde olması, ulusal taleplerinin karşılanması durumunda Kürtlerin “başka bir ülke”deki durumu “cez bedici” bulmalarına gerek bırakmamaktadır.
Şunun altı bir kez daha çizilmelidir ki Kürt sorunu diye bir sorunun var olmaya devam etmesi ve çözümsüz bırakılmasının nedeni, Kürtlerin kendileri değil, sürdürülmekte olan faşist inkarcı ve imhacı resmi devlet politikasıdır. Kürtlerin istemlerine tam karşıdan şoven ve gerici tarzda verilen cevap, Kürtlerin kaderinin başta ABD ve AB olmak üzere emperyalizmin çıkarlarına alet olmaktan ibaret olduğu yönündedir. Bu; Kürtlerin, Türkler ve bölgenin diğer halklarıyla eşit haklara sahip gönüllü birliğini ve her türden gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadelesini hançerleyen bir görüştür. Bu MGK da ifadesini bulan ve generallerin sınırlarını belirlediği faşist-şovenist politika, denebilir ki böylesi bir sorunu durmadan ve sürekli üretmektedir.

Eğer “bölünme” paranoyasından kurtulunmak isteniyorsa, yapılacak ilk şey seksen yıldır sürdürülen inkar, imha ve baskı politikasından vazgeçme, Anayasa ve yasalardan ayrımcı-yasakçı, Türk şovenisti, inkarcı maddelerin tümüyle ortadan kaldırılması; gönüllü birliğin önündeki tüm engelleri pratikte ve anlayışta ortadan kaldırma ve ulusların tam hak eşitliği olmalıdır. Bu gerçekleşebilirse, emperyalistlerin “ etnik bölünmüşlük ” üzerinden dayatmalarda bulunması ve ikide bir şantaj-tehdit politikasıyla uşaklığı ayakta tutması olanağı da önemli oranda ortadan kalkacaktır. Ama Türk şovenizmi üzerinde TC devletini ayakta tutmaya ve ikide bir bölücülük sopasını sallayarak emekçileri zehirlemeye ve bilinç bulanıklığını yaymaya çalışan TC devletinin Kürt düşmanı inkarcı ve imhacı faşist poltikalar darbelenmeden Kürt sorununda olumlu gelişmelerden bahsetmek söz konusu olamaz.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye