2-4 Nisan tarihleri arasında Bükreş’teki “Halk Sarayı”nda başlayan NATO Zirvesi, örgütün 49 yıllık tarihindeki en geniş toplantı olma özelliği taşıdı. NATO üyesi 26 üye ülke ve üye olmayan 50’ ye yakın ülkenin katıldığı NATO zirvesinde doğuya doğru genişlemeye onay çıkmazken, Arnavutluk ve Hırvatistan’ın NATO’ya bir yıl içinde kabul edilmesi ve Afganistan’a askeri destek verilmesi, Avrupa’ya Füze kalkanı kurulması konularında ortak yaklaşım oluşurken, ABD ile başını Almanya , Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ABD tarafından önerilen NATO’nun “Doğu’ya genişleme” konusundaki önerisi şimdilik onay bulmadı . Böylece Avrupa’nın en büyükleri Rusya’nın karşı çıktığı NATO’nun doğuya genişleme önerisine şimdilik onay vermedi. Yunanistan’ın karşı çıkması nedeniyle Makedonya’nın NATO’ya üyeliği tartışma gündemine bile alınmadı.
Kuşku yok ki Zirvenin başlıca gündem maddeleri, ittifakın Rusya ile ilişkileri, avrupaya Füze kalkanı kurulması ve Afganistan'daki durum.
NATO'nun Rusya ile ilişkilerindeki düğüm noktası ise Ukrayna ve Gürcistan'ın üyelik başvuruları, frnasa ve almanaynın bu ülkelerin hazır olmadığı gerkeçeisyle NATO üyeliği Kabul edilmezken, Avrupaya ABD’nin Füze Kalkanı kurulmasında görüş birliğine varılırken Afaganistanıda işgalin sürüdürlemsi için NATO üyesi ülkeirn askeri güç gönderilemsinde ortaklaşıldı.
Bilindiği üzere Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush, NATO'nun askeri ittifakını yeniden canlandırmak ve NATO’yu dünya jandarmaıs haline getirmek istiyor. Bunun içinde Rusyanın ve Çinin önünü kesmek için NATO’nun doğuya doğru genişlemeisni istiyor. İlk adım olarak Gürcistan ve Ukraynayı NATO’ya katarak Rusaynın burnun dibine el uzatmak ve diyerek, Rusyayı şimdilik karşı almayacakalarını açıklıyordu.
Bu cümlede tarif edilen ülkelerin Ukrayna ve Gürcistan olduğu açık.
Merkel’in Ukrayna’nın üyeliğine karşı oluşunu “halk desteği” ile açıklaması elbette ilginç. Gerçekten de yapılan anketlere göre Ukrayna’da halkın sadece yüzde 26’sı NATO üyeliğinden yana. Ezici bir çoğunluk karşı çıkıyor. Bu durumda ülkede NATO üyeliği üzerinden iç çatışmanın yeniden alevlenmesi, Batı yanlılarının elde ettiği mevzileri kaybetmesi kuvvetle ihtimal...
Burada Ukrayna’da halkın tutumunu kendi politikasına dolgu malzemesi yapan Merkel’in, aynı durum kendi politikalarına karşı söz konusu olduğunda görmezlikten geldiğini belirtmemiz gerekiyor. Örneğin Alman halkının yüzde 82’si Afganistan’a gönderilen askerlerin geri çekilmesini istiyor. Ancak bayan Merkel bunu yıllardır duymazlıktan geliyor. Keza aynı şey iç politikada yapılan hak kısıtlamaları için de geçerli.
ABD, Rusya ve AB arasında tartışma konusu olan Ukrayna ve Gürcistan’ın Rusya’ya komşu olması nedeniyle, NATO’nun Rusya sınırına dayanarak bu ülkeyi tehdit etmeye başlaması büyük bir tehlike olarak kabul ediliyor. En azından Rusya, kendisini çevrelemeyi hedefleyen ABD’nin bu planının büyük bir tehlike arz ettiğinin bilincinde. Keza, söz konusu her iki ülke Rusya açısından stratejik öneme sahip. Özellikle Ukrayna’nın enerji koridoru, ekonomi ve silah sanayi açısından hayati önemi bulunuyor.
AB, her iki ülkede önce ABD’yle birlikte Batı yanlısı güçleri destekleyerek, Rusya yanlısı güçlerin devrilmesine tam destek verirken, bugün işlerin tersine döndüğünü fark etmiş bulunuyor. Bugün “yaşlı Avrupa”yı, NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan’ı da içine alarak “daha doğuya” genişlemesinin önüne takoz koymaya zorlayan tutumun arkasında, enerji bakımından giderek daha fazla Rusya’ya bağımlı hale gelmesinin önemli bir rol oynadığının altını çizmemiz gerekiyor.
Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun, doğalgaz ve petrol bakımından bu yüzyıl içerisinde Rusya’ya adeta mahkum olacağı biliniyor. Rusya’nın Batı Avrupa’ya giden doğalgaz vanalarını kapatması durumunda bölgenin soğuktan donacağını söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Kaldı ki, 2006’nın başında Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan “doğalgaz krizi” bunun ipuçlarını vermişti.
Özetle, Rusya ile ABD arasındaki çatışma koordinatları üzerinde bulunan Ukrayna ve Gürcistan’da taraflar arasında kıyasıya mücadele sürerken, Rusya hem kendi güvenliği hem de stratejik öneme sahip iki ülkeyi bütünüyle ABD’ye kaptırmamak için olanca gücüyle direneceğinin işaretlerini veriyor. Evet, Rusya’nın elinde iki ülkenin üyeliğini engelleyecek bir “veto hakkı” yoktur, ancak veto hakkından da önemli olan enerji kaynaklarına sahip ve bunu bir tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmiyor. Keza bu tehdit unsuruAvrupanın en büyük ükeleri üzerinde etkide bulundu ve ABD’nin doğuya genişleme planı şimdilik ileriye bırakılmış oldu.
İşte; Batı Avrupa ülkeleri bugün, yıllardır ABD ile Rusya arasında kurmaya çalıştığı dengeli ilişkide, ibreyi hangi tarafa çevirmenin gelecekte daha yararlı olacağının kararını bu oratmda vererk dengeyi kurmaya çalıştılar kendi emperyalist çıkalrı gereği. Bu bakımdan NATO Zirvesi’nden çıkacak sonuç ya da sonuçlar, günümüz dünyasında emperyalist kutuplar arasında sürmekte olan pazar paylaşımı kavgasında, safların geçmişe göre biraz daha belirginleşmesi konusunda büyük bir öneme sahip.
Bu zirvede Bush ve ekibi Doğu’ya genişlemede istediğini alamadı, ama hiç değilse füze savunma kalkanlarının Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulması konusunda destek aldı. Amerika Birleşik Devletleri sistem kapsamında bölgeye doğru hareket eden füzeleri havada vurmak üzere Polonya'ya 10 füze bataryası, Çek Cumhuriyeti'nde de bir radar sistemi konuşlandırmayı öngörüyor. Ama, Bush, bununla da kalmayacak; her iki ülkeye kurulacak sistemin Avrupa’yı korumaya yetmeyeceğini söyleyecek, ardından da Norveç ve Türkiye’ye de aynı sistemlerin kurulmasını talep edecek. En önemlisi de bunların maliyetinin Batı Avrupa tarafından üstlenilmesini dayatacak.
Zirvenin bir diğer önemli gündemi ise NATO şemsiyesi altında Afganistan’da sürdürülen işgale takviye gücün gönderilmesi idi. ABD Başkanı Bush, zirve öncesinde yaptığı açıklamalarda, bütün üye ülkelerden özellikle çatışmaların yoğun olduğu Güney Afganistan’a takviye güç göndermelerini istedi. Ancak, üye ülkelerin hiçbiri gönüllü bir şekilde Güney Afganistan’a asker göndermeye niyetli değil.
Bölgede Taliban ile ABD, İngiltere, Kanada gibi ülkelere ait güçler arasında süren çatışmalarda kayıpların sayısı artıyor. ABD bu yüzden bölgeye acil takviye güç gönderilmesini istiyor. Bush zirvede yaptığı konuşmada, Afganistan’da NATO olarak savaşı kaybetmeyi göze alamayacaklarını ifade ederek, “Ya asker göndermeliyiz ya da 11 Eylül benzeri saldırıları göze almalıyız” tehdidinde bulunmuştu. Ancak bu tehdide rağmen hiçbir ülke zirvede açık bir şekilde asker gönderme sözü vermedi.
Bir hafta önce Afganistan’a ek olarak bin asker göndereceğini ifade eden Fransa bile bu konuda geri adım atarak, sadece “yüzlerce” askeri Doğu Afganistan’a göndereceğini bildirdi. Fransa’nın en fazla 700-800 asker göndereceği dile getiriliyor. Almanya ise Güney Afganistan’a asker göndermeyeceğini açıklamıştı. Güney Afganistan’da ABD ve İngiltere ile birlikte Taliban’a karşı savaşan Kanada ise ek gücün gelmemesi durumunda askerlerini geri çekeceğini ilan etmişti.
NATO Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Bükreş’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Afganistan’a asker göndereceğini ancak askerlerin savaşa girmeyeceğini söyledi. Zirvede Afganistan’a askeri güç gönderilmesiyle ilgili detayların görüşüleceğini anlatan Gül, “Askerlerimiz muharip olmayacak. Yani orada savaşa giren olmayacak. Onun ötesinde Afganistan’a hem askeri hem sivil güçlü destek vermeye devam edeceğiz. Bu bizim çok önem verdiğimiz bir konu” dedi.
Bu durumda, NATO’nun Güney Afganistan’da büyük bir yenilgi ile karşı karşıya olduğu, Bükreş Zirvesi’nde de durumu değiştirmek için somut bir adım atılamadığı görüldü.
Zirvenin son gününde NATO-Rusya Buluşması gerçekleşti ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ABD2ye çattı ve NATO’nun burnunun dibine kadar genişlmeisne musade etmeyecekelrini ve füze kalkanı porjesinin , Rusya ile ABD arasındaki gerilimi derinleştiğine vurgu yaptı.
Yarım yüz yıllık geçmişe sahip emperyalist-militarist savaş aygıtı NATO ABD’nin önderliğinde dünya jandarmalığı için çalışıyor. Saflarına yeni üyeler kataraka genişlediği gibi aynı zamanda Doğu Avrupa ülkeline kapılarını aralayarak Rusyanın bu ülkeler üzerindeki etkisini tümüyle oratadan kaldırmayı amaçlıyor. Ama Rusyada boş durmuyor ve ABD’nin NATO’ya y dayanarak yayılmacı ve etrafını kuşatmacı çabalarını artırarak sürdürüyor. Buna karşı Rusya karşı atakla ABDnin önünü almaya çalışıyor. Önümüzdeki süreç ABd ile rusya arasında egemenlik mücadelesinin ve silahlanma yarışının artarak süreceğini gösteriyor.