YENİ SAYI.54.OCAK .2008

KURTULUŞUMUZ DEVRİMDE DEVRİM OCAĞINI KÖRÜKLE
Devrim ile karşı devrim arasındaki mücadelenin derinleşerek sürdüğü bir yılı daha geride bıraktık. Kan ve irin üzerinde yükselen faşist diktatörlük, toplumu açlık, yoksulluk ve korku duvarı içine hapsedip, her bakımdan düşkünleştirerek, çürütmeye ve bu yolla kolay yoldan teslim alarak yönetmeye çalışıyor. Öyle bir Türkiye de yaşıyoruz ki, bir yandan varsıllık öte yandan yoksulluk derinleşerek sürüyor. Baskı, zulüm ve faşist terör sınır tanımıyor, yasaklar, işsizlik, açlık “Müreffeh Türkiye” yalanlarını parçalıyor. Faşist baskı, terör ve yasaklar üzerinde yükselen tutarak burjuva kapitalist sistem başta İstanbul olmak üzere bütün büyük şehirlerde ve bir çok kentte hırsızlık, kapkaç, yankesicilik, gasp, rüşvet, uyuşturucu, fuhuş, vurgun ve talanı tetikliyor. Yoksulluk derileştikçe, hırsızlık, gasp, yankesicilik artıyor... Suç oranları yükseliyor. Hapishaneler dolup taşıyor... Sokaklar güvensiz... İnsanlar evlerinde bile rahatça uyuyamıyor. Ortalık çek-senet mafyasında, fidyecilerden ve devlet adına hareket eden korku duvarını yükselten faşist çetelerden geçilmiyor. Elbette bütün bu olayların baş müsebbibi burjuva kapitalist sistemin kendisi olduğu gerçeği görmezden gelinerek, dikkatler başka yöne çekilmeye çalışılıyor. Çözüm, daha fazla polisiye önlem, daha baskı ve yasaklar da görülüyor. İşte müreffeh Türkiye’nin gerçek yüz; Asgari ücret net 435. YTL, Türk-İş verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ise 700 YTL. Yine “resmi makamlar”ın rakamlarına göre; işsizlerin sayısı 2.3 milyon idi. Yani Türkiye'de aralarında dört yıllık fakülte mezunlarının da bulunduğu milyonlarca insan işsiz ve sosyal güvencesiz. Gerçekte işsiz sayısının 10 milyona yaklaştığı biliniyor. Aynı kuruma göre; Türkiye'de her 100 kişiden 25.'i yoksulluk sınırı altında yaşıyor idi. Yani resmi olarak 16 milyon kişi yoksulluk sınırı altında can çekişiyor . Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 2006 yılında 1 milyon 312 bin kişinin tarımdan koptuğunu açıkladı. Son birkaç yılda kapanan küçük işletme sayısı bir milyonu aştı. Kürt halkı, faşist baskı ve terörün, işkence ve zulmün, bitmek bilmeyen operasyonların ve sınır ötesi operasyonların daha faşist şovenist kuşatmanın yanından açlık ve yoksulluğun en dip sınırlarında yaşıyor. Salt Diyarbakır da çalışabilir nüfusun %70'i işsiz ve Kürt emekçileri açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Ancak, vurgunun, talanın küçüğünü yapana “hırsız”, büyüğünü yapana ise “iş adamı” denilen her bakımdan çürümüş bir işbirlikçi kapitalist bir sistemde yaşıyoruz; Türkiye bir yandan yoksulluk sırlamasının en başında yer alırken öte yandan dünyanın en zenginleri listesinde 26 Türk patron var.Bu da TC devletinin nasıl bir vahşi kapitalist sistem içinde olduğunu gösteriyor. Türkiye'de sefalet artıyor . Ama aynı Türkiye de 100 zengininin toplam serveti 86 milyar doları buluyor. Türkiye' de talan ve yağma artıyor. Kesinlikle! 45 milyar dolarlık sermayeyi 14 aile kontrol ediyor. Türkiye'de suç oranı yükseliyor, gasp artıyor. Biliyoruz ki, yağmacı başı AKP hükümetinin açıklamalarına göre bütçe gelirlerindeki en büyük kalemi, emekçilerin vergilerinden alıyor. Yani, bütçe açığı ve borç faiz ödemeleri, kirli savaşa kaynak, işçiden, emekçiden, yoksul köylüden alınacak vergiler, yeni zamlarla karşılanıp, emekçilerden alınıp zenginlere verilecek.
Emperyalist sermayeye ve işbirlikçi tekelci iktidara hizmette kusur etmeyen AKP’nin bakanları ve yöneticilerine göre hırsızlık, kapkaç gibi suçların nedeni yoksulluk, açlık ve işsizlik değilmiş. Tek sebep, ahlaki zayıflıklarmış. Yani bunlara göre esas sorun dini bütünlükdeki eksiklikmiş. Bunun içinde daha çok dine sarılmak ve daha çok kuran kursları açmak gerekiyormuş. Özel güvenliklerle korunan, çoğu şehirden etrafı duvarlarla çevrilmiş sitelerde mutlu ve refah içinde yaşayan; yoksullara, emekçiye potansiyel suçlu ve iğrenecek insanlar gibi bakan burjuvazinin temsilcileri, başka ne diyebilirdi ki! Burjuva sistem tarafından hem kültürel, ahlaki, hem de fiili olarak örgütlenen lümpenleşme, kolay yoldan zengin olma düşüncesi yaygınlaştırılıyor; ama bu neden değil, sonuç. Kronikleşen işsizlik, artan yoksulluk, zoraki göçler, kapkaç, hırsızlık, gasp, yankesicilik de olmasaydı, bugün bu çürüme ve yozlaşmada olmazdı. Burjuvazi bir yandan işçi, emekçi ve Kürtleri faşist baskı ve zulüm altında tutarak, korku duvarını yükseltmeye çalışırken, öte yandan yeni faşist gerici yasalarla işçi ve emekçilerin kazanımlarını gasp etmeye çalışıyor. Havadan bulup tavadan yiyen bu asalak burjuva sınıfı bu nedenle avazı çıktığı kadar bağırıyor. Polisiye uygulamaların arttırılmasını istiyor. Burjuva politikacılar, durumu istismar ediyor. Ve çürümenin nedenlerini başka yerde aramaya çalışarak emekçileri aldatmaya çalışıyorlar. Ama nafile. Kapitalizm oldukça, birileri asalak yaşayıp, işçilerin emeklerini sömürdükçe kapkaç, hırsızlık, gasp, yankesicilik ve vurgun da olacaktır. O halde, topluma yoksulluk, sefalet, faşist baskı ve zulüm dayatarak, yozlaşma ve çürümenin nedeni olan burjuva kapitalist sistemi yere çalmak ve emekçilerin devrimci iktidarını kurmak için çeşitli milliyetlerden işçilerin, emekçilerin örgütlenip kendi kurtuluşları için mücadeleye atılmaları ve makus talihlerini değiştirmeleri için, devrimci ve komünistler olarak, 2008 yılında devrimci görevlerimize sıkıca sarılarak, enginleri fethetme ruhuyla ileriye atılmalıyız.
|
|
| |
Ortalama Puan: 5 Toplam Oy: 1

|
|
|