DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
2008 İŞÇİ VE EMEKÇİLER İÇİN KAVGA YILI OLMALIDIR
Politika Haber
Geride bıraktığımız 2007 yılı gerek  Türkiye’de ve gerekse de dünyada emperyalistlerin ve işbirlikçi egemen sınıfların, işçi ve  emekçi sınıfların kazanılmış haklarına saldırılarını her bakımdan yoğunlaştırdıkları, işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını önemli ölçüde zorlaştırdıkları bir yıl olarak yaşandı.
2007’de işçiler esnek çalışmanın hemen her biçimi ile yüz yüze geldiler. Yedek işgücü/işsizler ordusu tehdidinden yararlanan patronlar, işçilerin işsiz kalma korkusunu kullanarak onların birçok haklarını gasp ettiler ve kayıt dışı çalışmayı, fazla çalışmayı dayattılar.
 Elbette, bu saldırı ve sömürüye  karşı örgütlü veya örgütsüz işçilerin tek tek işyerlerinde grev ve direnişleri de eksik olmadı. Bu grev ve direnişlerden örgütlü olanların önemli bir bölümü kazanımla sonuçlanırken, bir bölümü de hedeflenen sonucu alamadan sona erdi. Ancak hedefine ulaşamayan direnişler de dahil olmak üzere 2007’deki işçi direnişleri özellikle işçilerin direnmeden, birleşmeden ve örgütlenmeden kazanamayacaklarının öğrenilmesi bakımından önemli bir deneyimle sonuçlandı denilebilir.
Özellikle Telekom grevi ülke genelinde, en ücra köşeye bile yayılan ve kararlılıkla sürdürülen bir mücadele olması bakımından son yılların, hatta darbe sonrasının en dikkat çekici işçi hareketi olarak sınıf mücadelesi tarihinde yerini aldı. Yine THY’de hükümetin ve işverenin her türlü baskı ve karalamalarına rağmen emekçilerin grev oylamasında “evet” diyerek taleplerini kabul ettirmiş olmaları, birleşen işçilerin yenilmezliğinin önemli göstergelerinden biri olmuştur. PETKİM işçilerinin özelleştirmeye karşı kararlı tutumları özelleştirmecilerin hesaplarını ciddi biçimde bozdu.
Çeşitli işyerlerinde işçilerin işten atılmalara karşı sessiz kalmamaları, fabrika önlerinde direnişe geçmeleri ve direnen bu işçilere sınıf kardeşlerinin ve sınıftan yana tutum alan kesimleirn, 2007’de dikkat çekici düzeye yükseldi. Bu destek ve direnişler sonucunda Dimes’te olduğu gibi atılan işçilerin işlerine geri dönmeleri bakımından ilerlemeler sağlanabildi.
Esnek çalışma ve farklı istihdam biçimleri ile emekçileri bölüp parçalamayı, örgütsüzleştirmeyi ve birbirleriyle rekabete sürüklemeyi hedefleyen egemen sınıfın tüm baskılarına rağmen taşeron işçilerden 657 sayılı Yasa’nın 4/B ve 4/C maddelerine göre çalıştırılan kamu emekçilerine, geçici işçilere kadar tüm kesimlerde örgütlenme bilincinin gelişmesi, haklarını almak üzere iş bırakmalara varan direnişlerin örgütlenmesi de işçilerin üzerlerindeki ölü toprağından kurtulmakta olduklarını göstermektedir.
Bütün bu grev ve direnişler sürecinde işbirlikçi/uzlaşmacı/sosyal diyalogcu/sivil toplumcu burjuva sendikacılık anlayışı ile sınıf sendikacılığı  anlayışı karşı karşıya gelmiş ve işçi sınıfı mücadele kararlılığını açıkça ortaya koymuştur.
Önümüzdeki süreçte sınıfın önündeki engellerden biri ve belki de birincisi; sosyal diyalogculuk adı altında sınıf işbirlikçi sendikacılıktır. İşçiler bir yandan patronlara karşı mücadele ederken, öte yandan da sendikaların yönetimlerine yerleşmiş bu işbirlikçi sendikacılardan kurtulmak için mücadele etmek zorundadır. Bu sendikacı tipi, “kuzu postundaki kurt” misali işçi örgütlerini içeriden kuşatan “dost görünümündeki düşmanlar” olarak daha da zararlı olmaktadırlar.



Gerek ülkemizde, gerek dünyada artan emperyalist küresel saldırıları karşısında sınıf mücadelesinin de canlandığı ve mücadele eğiliminin yayıldığı 2007 yılını geride bırakırken, yılın son günlerinde Türk-İş’in de patron örgütleriyle birlikte hareket ederek günde 55 kuruşluk asgari ücret zammına muhalefet etmediğine , tersine
Destek olduğuna ve Türk-İş’in daha fazla AKP hükümeti ve  sermaye çizgisine çekildiğinde tanık olduk
 Öyle ki işbirlikçi sarı  sendika yöneticilerinin tutumları, yer yer işçilerin vazgeçilmez mücadele örgütleri olan sendikalara küsmelerine, güvensizlik duymalarına ve hatta istifalara  ve sendikalarda umut keserek uzaklaşmalarına neden  olmaktadır. Dahası, işçilerin bir bölümünde de bu sınıf işbirlikçi burjuva sendikal anlayışı, örgütlenme isteğini caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Sendikaların sınıf işbirlikçi sendika yöneticilerinden kurtarılması ve sınıfın çıkarlarını savunan mücadeleci bir çizgiye gelmesi halinde, sendikalaşma mücadelesinde önemli bir ivmelenmenin yakalanması hiç de zor olmayacaktır .
2008’de ülkemizde özellikle özelleştirmelerin sürdürülmek istenmesi, Kamu Personel Rejimi, SSGSS Yasası gibi saldırıların yanı sıra işçi ve emekçilerin mezhep, etnik köken, din vb. ayrıştırmalarla birbirlerine karşı kışkırtılmaları, askeri harcamalar ve operasyonların faturasının işçi ve emekçi halkın sırtına yüklenmesi gibi yeni vergi ve zam sağanağı gibi  saldırılarla karşı karşıyayız. Bu saldırıların boşa çıkarılmasının tek yolu ise işçilerin örgütlü mücadelesinin geliştirilmesinden geçmektedir..
bu bakımdan, 2008’in işçilerin, emekçilerin örgütlü ve birlikte mücadele ile hakları korudukları ve yeni hakları kazandıkları bir yıl olması için devrimci ve komünistler olarak sınıfın yardımına daha fazla koşmalıyız.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Politika Haber

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.13 Saniye